
Yüce Allah Kurban Bayramında kesilen kurbana (udhıyye), Kevser suresinin 2. ayetinde şöyle işaret buyurmuştur: "Şimdi sen rabbin için namaz kıl ve kurban kes!" Kevser suresinin dışında Kur'ân'da geçen kurban ile ilgili ayetler ise hacda kesilen kurbanlarla ilgilidir. Tüm ibadetlerde olduğu gibi Kurban ibadetinde de "başkası ne der" değil de "Allah emrediyor, istiyor" veya "O'nun rızasını elde etmek için" yerine getirilmelidir. "Filanlar, komşu-akrabalar kesiyor benim onlardan neyim eksik" veya "çocuklar üzülmesin, gönülleri hoş olsun, eve et girsin" diye Kurban kesilmez; kesilmemelidir! Enes ibn Malik; "Hz. Peygamber, boynuzlu alaca iki kurban kesti. Kurbanlarını bizzat kendi eli ile boğazladı, boğazlarken besmele çekti ve tekbir getirdi, ayaklarını boynuzlarının üzerine koydu" (Müslim, Edâhî, 17; II, 1556; Tirmizî, Edâhî, 2; IV, 84) demiştir. Hadîs-i şerîflerde Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "İmkânı olduğu halde kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın." (Ebû Dâvûd, Salât, 239) "Ben, kurban gününü bayram yapmakla emrolundum. Allah onu bu ümmet için bayram kılmıştır. Kurban kesiniz. Zira o babanız İbrâhîm'in sünnetidir." (Tirmizî, Adâhî, 1) Rabbimiz, peygamber efendimizin örnekliğinde Kurban ibadetini bizden isterken bu ibadette de onun rızasını gözetmemizi isteyerek şöyle buyurur: "Onların etleri ve kanları asla Allah'a ulaşmaz. Fakat O'na sizin takvanız (Allah'a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah'ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele." (Hac 22/37) Dolayısıyla Kurbanda öncelikle dikkat edilmesi geren bir husus da onunla Allah'a yakın olma, O'nun rızasına nail olmaktır. Allah'a yakınlık kurmak önemli olduğu için, "daha ucuzdur, sıkıntıya girmemiş oluruz" gibi kurbana yakışmayan niyetlere tevessül etmemeli. Eğer niyet "benim ihtiyacım yok ihtiyacı olan yere gitsin" ise… "De ki: 'Benim namazım, (her türlü) ibadetim, hayatım ve ölümüm, hepsi âlemlerin rabbi olan Allah içindir.'" (En'âm Suresi 162) Hz. Âişe'den rivayet edildiğine göre, Allah Resûlü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Âdemoğlu kurban günü Allah katında kurban kesmekten daha güzel bir amel işlemez. Kurban, kıyamet günü boynuzları, kılları ve tırnaklarıyla (sevap olarak) gelir. Kurban, henüz kanı yere düşmeden, Allah tarafından kabul edilir. Bu sebeple kurban kesme konusunda gönlünüz hoş olsun, (bu iş size zor gelmesin)." (Tirmizî, Edâhî, 1) Bugün Zilhicce ayının dördüncü günü.
Kaynak: Yeni Akit
21 Mayıs 2026 03:26
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Güçlü Türkiye'yi İstemeyenler Kimler?
Trump'ın üç cümlesinden biri şöyle: "İran asla nükleer silaha sahip olamaz" " İran'ın nükleer silaha sahip olmasını istemeyiz" … Türkiye de dâhil! Başkalarının güçlü olmaları onlara tehdittir. Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!" diyen bir millet olduğumuzu bildiklerinden Türkiye'nin peşini, kökünü kazıyıncaya kadar düşman kesilenler bırakmayacaklar. Gerekirse dün Osmanlı'nın içine soktukları İngiliz ajanları Lawrence'ler gibi bugün de yabancı ve yerli ajanları sokarak ve fonlayarak güçlü Türkiye'nin ayakları üzerine kalkmasına engel olacaklar. Nitekim bu oyunların icrasını sıkça görmekteyiz. Kıskançlıklarının esiri olanlar Güçlü Türkiye istemiyor! Menfaatlerinin sekteye uğramasını istemeyen menfaatperestler Güçlü Türkiye istemiyor! Egolarına yenik düşenler, istedikleri makamlara gelemeyenler Güçlü Türkiye istemiyor! Çeşitli örgütler adı altında (siyasi, dinî, etnik vs. ne kadar çıkar amaçlı yapı veya ona dönüşen varsa) saltanat kurup sürdürmek isteyenlerdeGüçlü Türkiye istemiyor! Mesela; şuan güçlü Türkiye'nin lokomotifi konumunda olan Tayyip Erdoğan ve Partisini engel gören herkes Güçlü Türkiye istemiyor ve engel olmaktadır! Çünkü Erdoğan ve partisi ezberleri bozuyor. Erdoğan ve ekibi uyumuyor ve uyutmuyor. Oyuna gelmiyor; oyun kuruyor ve her daim oynanan kirli oyunları bozuyor. Maşa olmayı kabullenmiyor, birilerinin başkalarını maşa olarak kullanmasına da karşı duruyor. "Dünya beşten büyüktür" haykırışını dilinden düşürmemesi bundandır. Halka hizmeti Hakka hizmet biliyor. Bunun için dün de bugün de ayağına gidilmeyecek görünen kim varsa ayağına kadar gidiliyor. "Bir olacağız. Hep birlikte Türkiye olacağız!" haykırışını usanmadan tekrarlaması bundandır. "İç kalemizi tahkim etmek, ayrılığı gayrılığı ortadan kaldırmak, ayrılığa gayrılığa gidecek yolların önünü kapatmak.." yolundaki mücadelesi bunun içindir. "Biz kararlıyız. "Bir olacağız. İri olacağız. Diri olacağız. Hep birlikte Türkiye olacağız!" haykırışını usanmadan tekrarlaması bundandır. "Biz kararlıyız. 'Terörsüz Türkiye' hedefini istemeyenleri sevindirmeyeceğiz, buna fırsat vermeyeceğiz. Bütün engelleri vakar içinde aşarak 'Terörsüz Türkiye' hedefine mutlaka ulaşacağız." kararlığı ve inancı bunu gerektiriyor.
04 Haziran 2026 02:15

Kurban; Sevdiğini En Sevdiğine Adamaktır
İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi. (Sâffât 37/102) Ve nihayet İbrahim, İsmail'i güzelce giydirdi, hoş kokular sürdü ve Kurban etmek üzere yola çıktılar. Örneği yoktu, daha önce yapılmamış bir şeydi en sevdiği biricik oğlunu kurban etmek. Ama İbrahim'di o ve söz vermişti. Bir oğlu olursa onu Allah'a kurban edecekti. Ve bugün Allah ona hatırlatmıştı, o verilen sözün sadakat günüydü. Gerek eşi Hacer gerek kurban olmaya aday İsmail ve gerekse yıllarca evlad hasretiyle tutuşan baba İbrahim, şeytanın vesveseleriyle caydırılmak istendi. Bugün hacıların şeytan taşlamasına vacip olarak kalan işi yaptılar; insan kılığında gelen şeytanı taşladılar. Bu ilahi emre baba, anne ve oğulları sadakat gösterdi. Bu teslimiyete karşılık da Allah'ın melekleriyle gönderdiği büyük bir koçu kurban ettiler. Bugün vacib olarak kestiğimiz Kurban oradan kalma bir ibadet. Neşeyle kutladığımız Kurban Bayramı da... Siz Allah'a sadakat gösterirseniz, Onun emrine ram olursanız O da size yardımıyla, lütfu ihsanıyla koşar. Onun nimetleriyle bayram sevincini yaşarsınız. Dünya hayatına karşı ahirette cennet de bunun gibi… "Ey iman edenler! Her ne harcarsanız Allah onu bilir." (Âl-i İmrân 3/92) buyuruluyor ama. Netice olarak çekinmeden Allah rızasına nail olmaya bakmalı. İçimizdeki doyumsuz nefsi, yoldan çıkartmaya çalışan şeytanı ezip geçerek ve tüm engel putları kırarak, kestiğimiz Kurbanlarımızla Allah'a sadakatimizi, teslimiyetimizi gösterelim. Rabbim tüm ibadetlerimizde olduğu gibi kurban ibadetimizde de İbrahim'ce samimiyet ve teslimiyeti gösterebilen kullarından eylesin. Lütfettiği bayramı bu duygularla, ağız tadıyla yaşamayı tüm ümmete ihsan eylesin. Kimseye gücünün yetmeyeceği yükümlülükler yüklemsin. Yüklediği sorumluluklarının da hakkını eda edebilenlerden kılması dileğiyle… Mübarek Kurban Bayramınızı tebrik ediyorum. "Ebû Bekr-i Şiblî hazretlerinin, Hicaz'a gitmek için yolu Bağdat'tan geçer. "Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır." (Muhammed 47/7) Ramazan orucunun mahiyetini anlamadan akabindeki bayrama şeker bayramı deyip geçilemeyeceği gibi Kurbanı da Haccı da; Baba İbrahim, anne Hacer ve salih evlad İsmail idrak edilmeden anlaşılamaz. "Kimin dini, iyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hakka yönelen İbrahim'in dinine tabi olan kimsenin dininden daha güzeldir? Allah, İbrahim'i dost edindi." (Nisâ 4/125) "Koç mu kessek, eti daha fazla gelir hisseye mi girsek yoksa yurt dışında daha ucuz vekâlet mi versek... Kurban etinin ne kadarını dağıtsak, ihtiyacımız var hepsini kendimize bir yıl boyunca yemek için saklasak mı?" diyoruz?!
28 Mayıs 2026 01:56

Engel Olanlar, Engel Tanımayanlar
"Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır" (Hucurât 49/13) buyrulur. "Kendisine o âmâ geldi diye yüzünü ekşitti ve öteye döndü. Ne bilirsin, belki de o arınacak yahut öğüt alacak…" (Abese, 80/1-11). Bir savaş sırasında "Ya Rasûlullah ben Allah yolunda savaşarak şehit olup cennete gidersem bu ayağım cennette düzelir mi?" diye soran aksak Amr bin Cemûh'u (r.a.) "düzelir" buyurarak sevindirmiş, şehadetinden sonra da "Amr'ın şu anda diğer ayağı da düzelmiş olarak cennette yürürken görüyorum" buyurmuştur. Engel olma saplantısındaki: "inkâr edenler mallarını (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcarlar…" (Enfâl 8/36) Yanı sıra engel tanımayanlar ise doğru yoldan ayrılmamak için canlarını dahi vermekten çekinmezler. Evet, Engelliler Haftası farkındalık oluştursun diye, engel tanımayan "Özel İnsanlar"dan birkaç örnek sunalım. Halk nazarında bilinmeyen, farklı bakışla engel olunan bu "Özel İnsanlar" çok hassas ve farklı meziyetlere, hikmetini bilemediğimiz özel ilâhî taltiflere mazhardırlar. 1990'larda Gaziantep'te ders halkalarında ahraz (konuşma ve işitme engelli) 20'li yaşlardaki Yunus'u tanıdım. Engelliler okulundan eğitim almış. Bize de ısrarla "beyaz güzeldir, kirlendi mi yıkar giyersin" derdi. Bağcılar/Güneşli Tevhid Kur'an Kursu (Asımın Nesli Vakfı) kurucusu merhum Hüseyin Aksoy Hoca vesilesiyle 1999'da Akit Gazetesi'yle tanıştım. 1973 Almanya doğumlu. Alman Spor Federasyonu'nda sekreterlik yapmış, malulen emekli olduktan sonra 2004'te ev ortamında başlattığı çocuk eğitimi ve yardımlaşma etkinlikleri sayesinde 2007'de Güldeste Dayanışma Derneği'ni kurmuş. 2011'de, kendi hayatını kaleme aldığı "Engel Duvarı" kitabı ardından "Bizim Çocuklarımız" adlı kitabı yayınlanmış. (Gülseren Gümüş'ü youtube'ta Ramazan Kayan Hocadan dinlemeyi tavsiye derim.) Bunlar gibi nice engel tanımayan özel gereksinimli "Özel İnsanlar" bize çok şey katmalı.
14 Mayıs 2026 02:48

Dinden Uzaklaşan Topluma Yama Dayanmaz!
Yıllar önce bir dostum, büyüğüm; "Yeni nesil yabancıların film ve dizilerini izliyor, gittikçe de bunu normal görüp hayatlarına yansıtıyor…" demişti. Kur'an'da sıkça kendisinin daha iyi bildiğini, kullarının ise bilmediğini açıklayan, "Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara 2/216)buyuran Rabbimiz bu konuda da bizleri uyarmaktadır: "Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez." (Mâide 5/51) Allah'ın sevgili peygamberi (s.a.s.) de: "Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz/onların inançları ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takib edeceksiniz." buyurarak ümmetini uyarmış. (Sahâbeleri): "Ya Resûlellah! (İzlerini takib edeceğimiz bu topluluklar) Yahûdiler ve Hristiyanlar mı olacak?" diye sorduklarında; "Ya başka kimler olacaktı?" cevabını vermişti. (Buhari, Müslim) Merhum M. Asım Köksal, "Peygamberler Tarihi" adlı eserinde Hz. Âdem ve çocuklarını anlatır, kardeşi Habil'i öldüren Kabil'in Âkibeti'ne de yer verir. Âdem Aleyhisselâm, katil olmuş oğlu Kabil'e: "Git! Artık, sen, hiç bir zaman korkudan uzak kalmayacak, gördüğün hiç bir kimseden degüvenlikte ve selâmette olmayacaksın!" der. Hatta Kabil gibi neslinden de birbirlerini (baba-oğul) çekinmeden öldürenler türer. Allah'tan, peygamberden, Kur'an ve İslam'dan uzak kalınan bir toplumda boşluğu şeytanın aldatmaları ve türlü sapkınlıklar doldurur. Ayetin ifadesiyle: "İnsanlardan Allah'ı bırakıp da O'na ortak koşanlar vardır. Onları, Allah'ı severcesine severler." (Bakara 2/165) buyrulduğu gibi din imandan uzaklaşanlar, Allah Kur'an'dan bihaber yaşayanlar da yılana sarılan gibi değerlerinin dışında ne bulurlarsa sarılırlar. "… Bilesiniz ki gönüller ancak Allah'ı zikrederek huzura kavuşur." (Ra'd 13/28) Dinden uzaklaşan topluma yama dayanmaz!
07 Mayıs 2026 02:51

"Trt 1 Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması" Model Olmalı!
Türkiye'de İlk Kez TRT1'de düzenlen, Türk televizyonculuk tarihinde bir ilk olan "Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması" Ramazan boyunca gönüllere taht kurdu. Geldiğimiz 2026 Ramazan ile 10. sezonunu tamamlayan program, adeta ülkemiz ve de dünya çapında Kur'an'ın gönüllere sirayet etmesine dair bir okul oldu. Bu seneki Kur'an Sofrasının da telafisini yeni bitirdim. Evet, bu sadece "Kur'an-ı Güzel Okuma Yarışması" olmayıp çok ötesinde, 7'den 70'e gönüllere nüfuz eden bir köprüdür. "Kur'an'ı Güzel Okuma" deyip geçmemeli! Jüri hocalarımızdan Osman Egin hocamız, aşır sonrası verdiği mesajlarından birinde "Kur'an'a sarılanlar, Kur'an'a saldıranlar" var diyor. Bir keresinde de peygamberimiz Abdullah'ı Namazda Nisa Suresini okuduğunu görünce, "İste! Ne istersen sana verilecek!" buyurmuştu." Sonra arkadaşları "Ne istedin?" dediklerinde şöyle dua ettiğini söylemişti. "Allâh'ım! Onu o seviyede beceremeyen, fakat halis bir niyet ile okumaya çalışan, okurken de kem küm edip dili dolaşan ve Kur'ân'ı okumak ona zor geldiği halde okuyan insana da iki sevap vardır." (Buharî, Müslim) Kur'an hafızları da bu minval üzere, nerede olurlarsa olsunlar, hangi meslekle hemhal olurlarsa olsunlar Kur'an aşığı olmuşlarsa bu ruh üzere bal arısı gibi hem yaptığı baldan kendileri rızıklanır hem de şifa dağıtırlar! Bu sebeple tekrar ediyorum. Yaşadığımız son acı olaylardan sonra da bu program emsal teşkil etmeli. Yeni versiyonlarıyla senenin tümüne dair benzerleri hemen yapılmalı. Gerekirse yaşlılar arasında, gençler arasında, çocuklar arasında, meslektaşlar arasında farklı olabilir. Ama mutlaka yapılmalı! Manaya odaklı mesajlar da aynı şekilde devam etmeli. Programa öncülük yapan, katkıda bulunan, emeği geçen başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere herkesten Allah razı olsun. Yarışmaya katılanlar arasında öyle unutulmaz simalar var ki anlatmakla bitmez! Dicle Üniversitesi hocası Rıfat Albay, bu programla büyüyen Ş.Urfalı Eyüp Ensar Kılıç, Sanayide çalışan ve imamlık özlemiyle yanan K.Maraşlı Bekir Büyükkurt, gencecik Hafız Mustafa Öztürk, Almanya'dan Mühendis Bünyamin Akdağ, Anne babasına baktığı için teklif edilen görevi kabul etmeyen Trabzonlu Muhammed Saka.. Ve daha nicelerinin çok anlamlı hayat hikayeleriyle dolu "Eşsiz!" bir program. "TRT 1 Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması" model olmalı! Bu geçirdiğimiz Ramazan ile 10. Sezonunu Kadir Gecesiyle finalle taçlandıran programı takip edemeyenler çok şey kaybettiler. Allah'tan kayıtları internette var, isteyen için telafisi yine de mümkün. Kısa bir hatırlatmayla tarihçesine bakalım. Türkiye'de ve dünyada birçok İLKLER gibi 2017 Ramazan'ında da Türkiye'nin resmi televizyonu TRT 1'de bir ilk gerçekleşti. Türkiye'de İlk Kez TRT1'de düzenlen, Türk televizyonculuk tarihinde bir ilk olan "Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması" Ramazan boyunca gönüllere taht kurdu. Geldiğimiz 2026 Ramazan ile 10. sezonunu tamamlayan program, adeta ülkemiz ve de dünya çapında Kur'an'ın gönüllere sirayet etmesine dair bir okul oldu. Başladığı günden bugüne her ramazan alışageldiğimiz Kur'an Sofrası yine hanelerimize, gönüllerimize misafir oldu. Bendeniz o saatte takip edemediğim ve kaçırdığım bu programı sonra telafi etmeden rahat edemem. Bu seneki Kur'an Sofrasının da telafisini yeni bitirdim. Bu kazanımları paylaşmadan duramadım ve bugün, bu köşelere sığmasa da, önemine binaen konumuza taşıdım. Demek ki istendiğinde, öncülük yapan olduğunda, elini ve gövdesini, Hakka ve halka hizmet için, taşın altına koyan olduğunda yapılanlar da hep İLKLER diye anılacak! Kimi Hakka ve halka hizmeti önceler, ölümsüzleşir kimi de ENE'ye veya dünyalık istiflemeye odaklanır; eğlenir, eğlendirir, kendisiyle beraber başkalarını da boşluğa ve hiçliğe sürükler. Evet, bu sadece "Kur'an-ı Güzel Okuma Yarışması" olmayıp çok ötesinde, 7'den 70'e gönüllere nüfuz eden bir köprüdür. Zira takip edildiğinde görülecektir, nice Kur'an sevdalısı bu program vesilesiyle Kur'an talebesi oldu. Nicesi Kur'an bülbülü, Kıraat İlimleri üstadı ve nicesi de Kur'an aşığı oldu. Hanelerimize ve gönüllerimize misafir olan bu sofrada yok yok. Bu Kur'an Sofrası'nda Asr-ı Saadet'ten Ecdadımız Osmanlı'ya, oradan bugüne Kur'an ve sünnetle örülmüş nice örnek hayatlar var! Birbirinden değerli Üstadlarımızın rehberliğinde bir o kadar değerli, sadece Kur'an Kurslarından, İmam hatip okullarından değil, her meslekten her yaştan her renkten ve dünyanın her bir ucundan gelen seçkin Kur'an bülbülü kâriler var bu güzel programda. "Kur'an'ı Güzel Okuma" deyip geçmemeli! Özveriyle hazırlanan bu atmosferin her karesi birbirinden farklı güzellikte anılarla dolu. Bu programın çok değerli jüri hocalarımızın her biri kendileri, verdikleri birbirinden farklı anlam dolu her bir mesajlarıyla ayrı bir güzel. Konuk olan hafızlarımızın her biri hayat anılarıyla, duruşlarıyla, kıraatlarıyla bir o kadar harika üstü. Bu bakımdan kanaatim: "TRT 1 Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması" bunun gibi başka nice güzel etkinliklere MODEL olması gerekir! Jüri hocalarımızdan Osman Egin hocamız, aşır sonrası verdiği mesajlarından birinde "Kur'an'a sarılanlar, Kur'an'a saldıranlar" var diyor. Kur'an'a sarılanlar, harf harf, ayet ayet, sure sure Allah'a sarılır, Allah'a sarılmanın tadını yaşarlar. Peygamberin izinde, eşsiz önderliğinde huzuru yakalarlar. Bal yapan arı misali hep şifa dağıtırlar. Kur'an'ın vakarını üzerlerinden eksik etmezler. Sahabeden İbni Mes'ûd gibi Kur'an'la mesrur olurlar. Kur'an'ın kendisine nazil olduğu Resûlallah (s.a.s.) ondan Kur'an okumasını istediğinde okuduğuyla peygamberi gözyaşına boğarlar. Bir keresinde de peygamberimiz Abdullah'ı Namazda Nisa Suresini okuduğunu görünce, "İste! "Allâh'ım! Sen'den zayıflayıp yok olmayan bir îman, tükenmeyen bir nîmet ve Huld Cenneti'nin en yüksek mertebesinde Nebiyy-i Ekrem'in Hazret-i Muhammed Mustafâ (s.a.s.) Efendimiz'le birlikte olmayı istiyorum!" (Ahmed, Hâkim) Bu sebeple olsa gerek efendimiz bir keresinde şöyle buyuracaktı: "Kur'ân-ı Kerim'i maharetle okuyan bir insan, Kirâmen Kâtibin melekleri seviyesinde olur. Onu o seviyede beceremeyen, fakat halis bir niyet ile okumaya çalışan, okurken de kem küm edip dili dolaşan ve Kur'ân'ı okumak ona zor geldiği halde okuyan insana da iki sevap vardır." (Buharî, Müslim) Kur'an hafızları da bu minval üzere, nerede olurlarsa olsunlar, hangi meslekle hemhal olurlarsa olsunlar Kur'an aşığı olmuşlarsa bu ruh üzere bal arısı gibi hem yaptığı baldan kendileri rızıklanır hem de şifa dağıtırlar!
30 Nisan 2026 02:50


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Teşhisi Koyduk; Gereğini De Yapacağız!
Türkiye olarak hepimizi derinden sarsan Urfa ve Maraş'taki her iki olayda da düştüğümüz acı durumu daha net anlamış olduk. Toplumumuzun en hassas ve dinamiklerinden olan ailenin karşı karşıya kaldığı darboğazı da bu acı olaylarla daha yakından fark ettik. Ülke olarak son olaylarda ortaya koyduğumuz teşhis: 1- Toplum olarak bizler ve neslimiz maneviyattan hızla uzaklaştı. 2- Aile kavramı yok sayıldı. 3- Bir nimet olarak görüp, doğru zamanda doğru ve gereken yerde kullanacağımız teknolojinin esiri olduk. 4- Aidiyet mefhumu kayboldu. Hayat merkezimize; neyin doğru, yanlış olduğuna Rabbimiz Allah'ın ve örnek gösterilen Peygamberimizin ölçü alınmasına önem vermeliyiz. Devlet ve millet olarak, uygarlık diye gösterilen Batının bütünüyle iflas ettiğini anlamış olmalıyız. Gerek batı gerek doğu kuşağında devlet ve halkıyla ayakta kalmış, gelecek vadeden potansiyele sahip yine biz ve Türkiye var! Birbirimize sahip çıkmalıyız. Devlet erkanı halkına ve değerlerine, halk olarak bizler de devletimize, devlet büyüklerimize, sorumluluklarının bilincinde hareket eden Devlet Başkanımıza ve bakanlarının her birine sahip çıkmayı bilmeliyiz. Terörde, ülke içinde ve dışında baş ettik. "Ey iman edenler! Siz kendi sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez..." (Mâide5/105) Teşhisi koyduk; gereğini de yapacağız!
23 Nisan 2026 06:42


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Hâlâ Sosyal Medya, İnternet Kısıtlanamaz Diyen Var Mı?
Şanlıurfa'daki fail 9. sınıf öğrencisi, Kahramanmaraş'daki ise 8. sınıf öğrencisi. Döndük dolaştık yine "sınırsız internet ve sosyal medya" nın toplum, aile ve çocuklar üzerinde ne kadar tesirli bir tehdit değil, bir fail olduğuna şahit olduk. Evet, iyi/kötü "bir işe sebep olan işleyen gibidir" ilkesi gereği tehdit olmaktan çıkıp bir fail ve katil haline gelen sınırsız sosyal medya artık suç unsuru kabul edilmeli. 15 yaş altı sosyal medya yasağı teklifinin komisyonda kabul edildiği ve yürürlüğe girmesinin beklendiği bu günlerde bu yasanın ne kadar ehemmiyetli ve geç kalınmış olduğunu daha net anlamış olduk. Bu yasak ne zaman yürürlüğe girecek bilemiyoruz ancak; benim ülkem için, toplumum, aile ve gelecek nesillerim için tehdit olmaktan çıkıp birer fail ve katil olan ne varsa gereğinin derhal yerine getirilmesi gerekmektedir. En bildiğimiz şey; "Haz, hız ve hırs" dürtülerinin tavan yapıldığı bir ekranla karşı karşıya kaldıkları. Körpe çocuklarımız saatlerini tüketirken ve hayattan koparken birileri daha da ceplerini doldurmaya devam ediyor. "Sen neden izletiyorsun? İzletme!" diyeceksiniz. Şimdi yıllardır yap-bozlarla bu güne kadar taşıdığımız eğitim sistemimizde yeni Milli Eğitim Bakanımız bir şeyler yapmaya çalışıyor, maarif modeliyle bazı ilklere imza atıyor, her doğruya karşı çıkanlar karşısına dikiliyor. "Laiklik, cumhuriyet elden gidiyor" yaygarası koparıyor. Diyanet Başkanlığı bir şeyler yapmaya çalışıyor, 4-6 yaş arası dini eğitim den yani örf ve adetlerimiz olan Allah ve Peygamber inancı ve sevgisinden, bu bilgileri sağlayan İslam'dan, Kur'an'dan bahsediyor... Böyle bir toplum yetiştirmeden, Allah ve Peygamber sevgisinin her şeyin önüne geçtiği bir değer, okullardan başlayarak nesillerimize miras bırakılmadan hiç bir başarı elde edemeyiz!
16 Nisan 2026 02:02

Her Şey Aslına Çeker
Yaşanılan ahir zamanda ve teknoloji çağında karşılaşılan olaylar ve dünyanın gidişatında an be an değişmeler yaşanırken değişmeyen gerçekler de var maalesef. Mesela birçok canlı gibi insan tabiatları da değişmiyor bir türlü. Aslan en asil hayvandır. Atalarımız, "Katranı kaynatsan olur mu şeker?" diye özetlemiş bunu. Mesela tarihleri soykırım ve ihanetle geçen Yahudiler için sürekli "antisemitizm" ön planda tutulur. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçmişte yüzlerine söylediği "Öldürmeye gelince, siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz" hâli, kıyamet başlarına kopsa da bunların tabiatıdır, vazgeçmezler. Onların da varlık sebepleri buna bağlı. Her ülkeyle, her milletle hiç olmazsa "kazan-kazan temelinde" hareket ederler. Misal, bu ülkenin sınırlarını adaletle, iyilik ve barışla yedi cihana genişleterek, çağ açıp çağ kapatan şanlı ecdadımızın varlığının izleri bugün hâlâ dünyanın farklı coğrafyalarında tarihe meydan okurken; siyonistlere, vahşi batıya benzemek adına bu izleri silmek için canhıraş çalışanlar da olmuş. "İşbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır…" (Bakara 2/205) Böyleleri, eline imkân geçti mi amiyane deyimle ceplerini doldurmaya, köşeyi dönmeye, halka tepeden bakmaya, vatandaşın malına, ırzına göz dikmeye bakarlar. Hz. Peygamber (s.a.s): "İnsanlar gümüş ve altın madenlerine benzerler. Câhiliye devrinde hayırlı olanlar, İslâm'da da hayırlı olanlardır. Yeter ki, İslâm'ı iyi kavrasınlar…" buyurmuştur. (Buhârî, Müslim) Cumhurbaşkanı Erdoğan tüm ailesiyle, ekibiyle ülkede ve dünyada iyilik tohumları ekmeye ecdadın yolunda adım adım ilerlemektedir. Bakanları, ekibi de keza bu şuurla hareket etmekte. "Her şey aslına dönecektir. Aslı aslına nesli nesline", tekrar elhamdülillah.
09 Nisan 2026 03:06

Herkes Yaptığının Neticesine Katlanacak
Ancak önemli olan gerekçe sunmak değil; dini, insani, vicdani ve haklı bir gerekçe olmasıdır. "Ama onların da bir inancı var" denilecek. Var da inancın da geçerli olması gerekir. Yaratıcının doğru kabul ettiğini doğru, yanlış saydığını yanlış sayar. Doğru ölçü budur! "İblis (de), 'Ben ondan (Âdem'den) daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın' dedi." (Sâd 38/76) Alın size bir gerekçe! "Neden senin Kurbanın kabul oldu benimkisi reddolundu?" dedi. "Kurbanı kabul edilmeyen (Kabil), 'Andolsun seni mutlaka öldüreceğim' demişti. Öteki (Habil), 'Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder' demişti. 'Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım (demişti).'" (Mâide 5/27, 28) Her iki ölçü de orta da. Ancak onlar Allah'ın koyduğu ölçüyü çiğnediler, peygamberlerini katlettiler. "Neden bize haksızlık ediliyor" demeye başladılar. Trolleri de, bizim mahalleden koptuğunun farkında olmayan muhipleri de "Bu haksızlık değil mi. Adalet nerede? demeye başladı. Kamu malının çarçur edilmesine, sermayelerine sermaye katmalarına, başkalarını görevlerinden etmeyi görmezden geldiler ama epsteinvari rezaletleri savunmaktan çekinmediler hâlâ da bunu sürdürüyorlar. Gerek içeridekiler gerek dışarıdaki savunucuları, neden bu sadece belli bir kesime yapılıyor? Herkesin özel hayatı kendisine diyorlar… Bu ne utanmazlık, arsızlık? İnsanın vicdanı köreldiğinde, boğazına kadar çirkefe bulaştığında ve tutarlı ölçüden uzaklaştığında ne dediğini de neyi savunduğunu da şaşırır. "Utanmadıktan sonra dilediğini yap" denir ancak bunlara. Ancak herkes yaptığının neticesine de katlanacak! Onu da görmek istiyoruz. Herkesin bir gerekçesi vardır denilir. Yalancının, hırsızın ve katilin de mutlaka öne süreceği bir gerekçesi olur. Doğrudur. Ancak önemli olan gerekçe sunmak değil; dini, insani, vicdani ve haklı bir gerekçe olmasıdır. Daha da önemlisi sunulan gerekçeden sonra sonuca huzur içinde katlanabilme ve bunun erdemlilik kazandırmasıdır. Tabii ki burada yine sahih inanç devreye girer. İnancı devre dışı bırakırsanız yalancının, hırsızın ve dahi katil ve canilerin de gerekçelerine itibar etmeniz gerekir. "Ama onların da bir inancı var" denilecek. Var da inancın da geçerli olması gerekir. Sıhhatini kaybetmiş, mecrasından saptırılmış, şeytani ve nefsani arzularla kirletilmiş düşünce ancak batıl bir inançtır. Sıhhatli bir inanç; kusursuzca yaratılan bu kâinatın eşsiz bir yaratıcısının olduğunu kabul eder. Yaratıcının doğru kabul ettiğini doğru, yanlış saydığını yanlış sayar. Doğru ölçü budur! Tek yaratıcıyı kabul eden kayıtsız şartsız O'nun koyduğu ölçüleri de kabul eder. Haliyle bu ölçünün dışına çıkmak gerekçesi ne olursa olsun kabul görmez. "İblis (de), 'Ben ondan (Âdem'den) daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın' dedi." (Sâd 38/76) Alın size bir gerekçe! Kardeşi Habil'i öldüren Kabil de bir gerekçe sundu. "Neden senin Kurbanın kabul oldu benimkisi reddolundu?" dedi. "Kurbanı kabul edilmeyen (Kabil), 'Andolsun seni mutlaka öldüreceğim' demişti. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım (demişti).'" (Mâide 5/27, 28) Her iki ölçü de orta da. Biri aciz ve haksızlığa, isyana sevk eden nefsinin isteğini ölçü alıyor. Diğeri inandığı rabbinin razı olacağı ölçüye uyuyor ve neticesine rıza gösteriyor. Sahih inanca göre insan yeryüzünün halifesi, yeryüzünü imar ve ıslahı ile memurdur. Dünya hayatı geçici bir sınav yeridir. Dünyada yaşamak da ölmek de bu sınavı vermek içindir. Bu bilinci kaybetmeden rabbiyle irtibatlı hareket eden doğru yoldadır. Doğru olanın yolu da mücadelesi de hatta hayatının her safhası yücedir. Rabbi Allah ile irtibatı koparan da geçmişi ne olursa olsun değersizdir. Doğru yola tekrar dönmedikçe yolu sapkınlıktır, cehennem uçurumudur. Soykırımcı katil Netanyahu ve aynı düşüncedeki siyonistler ne diyor? Biz seçilmiş milletiz. Bizim dışımızdaki tüm insanlık bizim hizmetkârımızdır. Hatta hiçbir değer ifade etmiyor. Kanlarının akıtılması ve öldürülmeleri gerekiyor… Yurtlarının istilası, onların sürülmesi gerekiyor diyorlar. Kadınların, bebeklerin, yaşlıların dahi hiçbir önemi yok, hepsi teröristtir onların ve yaşamamaları gerekir. Evet, Allah Teâlâ yeryüzünü imar etmek için, haksızlığa son vermek için onları seçti. İçlerinden nice peygamber de gönderdi. Ancak onlar Allah'ın koyduğu ölçüyü çiğnediler, peygamberlerini katlettiler. Son peygamberin gelmesini dört gözle beklemekteyken, Hz. Muhammed (s.a.s.) onlardan değil de Kureyş'ten seçilince, kitaplarında vasıfları yazıldığı halde reddettiler, Onunla da savaştılar, öldürmeye yeltendiler, müşriklerle ittifak kurdular. Geçmişteki Yahudiler gibi şimdi soykırımcı Netanyahu pisliği ve taifesi de aynı yola tevessül etti. İti köpeği olan Trump ve batılı liderler de peşinden sürüklenmekteler. Oysa ne dini, insani ne de vicdani hiçbir haklı sebepleri yok. Bunu halkları da dillendiriyor. Aynı şekilde, geçmişleri bu ülkede İslam'la mücadeleyle geçmiş olanlar da onların bugün yolundan adım adım ilerleyenler de geçerli bir ölçü üzere değiller. Geçerli bir ölçüleri olmadıkları için de her melaneti meşru görmekteler. Geçmişte nice mazlumu darağaçlarında sallandıran zihniyet, bu ülkede her fırsatta darbelere teşebbüs etmekten çekinmedi. Bu insanlara her türlü zulmü reva gördüler. Eğitim haklarını, kamu hizmetlerinden yararlanma haklarını gasbettiler. Ecdadımızın kanlarıyla alınan bu topraklara babalarının mirası gibi çöreklendiler, başkasına hak tanımadılar. Yıllar sonra tekrar ellerine fırsat geçince ne kadar hadsizlik varsa bulaştılar; har vurup harman savurdular. Ne zaman ki epstein rezaletleri gibi pisliklerle al aşağı edildiler veryansın ettiler. "Neden bize haksızlık ediliyor" demeye başladılar. Trolleri de, bizim mahalleden koptuğunun farkında olmayan muhipleri de "Bu haksızlık değil mi.
02 Nisan 2026 02:38

Ben De Müslümanım Demek Yeterli Mi?
Azılı ateistler hariç kime rabbi veya dini sorulsa; "Rabbimiz Allah'tır, biz Allah'a inanıyor ve Ona tapıyoruz" derler. Aynı şekilde herkes "elhamdülillah müslümanım" ikrarında bulunur; hiç kimse müslümanlık dışı bir kimlikle anılmak ve bilinmek istemez. Müslüman kimliğini sahiplenenlere: "Peki, Allah'a tapmak nedir, nasıl Allah'a tapıyorsunuz, müslümanlığın gerekliliği nelerdir?" denilse tutarlı bir cevap alınamaz. "Şayet o inkârcılara, 'Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı yasalarına boyun eğdiren kimdir?' diye soracak olsan, hiç tereddütsüz 'Allah'tır' derler. O halde haktan nasıl yüz çevirirler?" (Ankebût 29/61) buyrulur. O'nu bırakıp da başka dostlar edinenler, 'Biz onlara sadece, bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz' diyorlar..." (Zümer 39/2,3) Evet, Allah'a göre Rab edinmek; bütün hayata Allah'ın müdahil olduğunu, olması gerektiğini kabul etmek ve bunun dışında kalan her türlü hayatı ve inancı reddetmektir. Müslüman olduğunu kabul etmek; Allah'a ve Resûlü'ne itaat etmek, onların koyduğu hayat biçimini hayata taşımaktır. Allah'a inanmak, tapmak ve Müslümanım demek; Allah ve Resûlü'nün koyduğu helal ve haramlara tereddütsüz riayet etmektir. Başka hiç bir şeyi Allah'a ortak koşmamak, Allah'ın ve peygamberinin önüne geçirmemektir. Müslümanım demenin gereği; kulluğu Allah'a has kılmaktır. Namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak, hacca gitmek ana esasları olmak kaydıyla son nefese kadar bütün hayatı Allah'ın rızası doğrultusunda geçirmektir. Allah'a tapmak ve Müslüman kimliğine sahip olmak; hayatın her safhasında Kur'an ve Sünnet çerçevesinde bir hayatı benimsemek ve yaşanılır kılmaktır. Hz. Peygamber (s.a.s): "Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah'ın Kitabı ve Peygamberinin sünnetidir." (Muvatta', Kader) buyurur. -İnancına ve kulluğuna şirk bulaştırmaz. -Kulluğu belli bir güne ve vakte, mevsime indirmez. Cumadan cumaya, bayramdan bayrama, ramazandan ramazana müslüman olduğunu hatırlayıp geri kalan hayatta "gayri müslim" gibi yaşamaz. -Hayasızlığın her türlüsünden uzak durur, içki-kumar, yalan dolanı hayatında barındırmaz. -Emanete riayet eder, her yerde her zaman güvenilirdir. -Allah'ı, Resûlü ve müslümanları dost edinir; asla başkasını dost ve sırdaş edinmez, onlara meyletmez, sevgi göstermez. -Korku ve ümid arası yaşar. Ne yaptığı ibadetlere tamamen güvenir, ne de Allah'ın rahmetinden ümidini keser. -Allah'ın ve Resûlü'nün gazabını celbedecek davranışlardan uzak durur. -Allah ve Resûlü'nün hakkını gözetmeyen, Onlara saygı göstermeyenlerden uzak durur. -Allah ve Resûlü'nün harici helal-haram koymayı, ona rıza göstermeyi "rab edinme" bilir. "(Yahudiler) Allah'ı bırakıp, hahamlarını; (hıristiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i rab edindiler. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır." (Tevbe 9/31) Hıristiyan iken Müslüman olan Adî b. Hâtim'e Resûlullah (s.a.s.) bu ayeti okuduğunda Adî, "Yâ Resûlellah!
26 Mart 2026 04:56

Değerlendirebilene Ne Mutlu!
Üç ay önce, "mübarek üç aylar" geldi geliyor diyorduk. Rabbimiz, "yarın haberim yoktu, bilseydim şöyle şöyle yapardım..." demeyelim diye Peygamber gönderdi, Kitap gönderdi. "Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir. Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar." (Bakara 2/2,3) Ve: "...Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir." (Haşr 59/7) "Kim Rasûlü'ne itaat ederse Allâh'a itaat etmiş olur." (Nisâ 4/80) buyurdu. (Bakara 2/185, Kadr 98/1,5) Resûlullah efendimiz (s.a.s.); "Her kim inanarak ve (sevabını Allah"tan) umarak Kadir gecesini ibadetle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır. Her kim Ramazan orucunu inanarak ve (mükâfatını Allah"tan) umarak tutarsa geçmiş günahları bağışlanır." (Buhârî, Savm) buyurdu. Buna rağmen İsrailoğulları gibi kimi; "İşittik ve isyan ettik!" dedi. Kimi de; "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır." (Bakara 2/93,285) deyip Rabbine teslim oldu. Evet, "İşittik ve itaat ettik" diyenlerden olabildiysek ne mutlu bize. Bir tarafta ramazanın coşku ve heyecanıyla "işittik ve itaat ettik" bilinciyle onurlu ve duygulu insanlar. Diğer tarafta "işittik ve isyan ettik ve de isyan ediyoruz" havasıyla kaba, saygısız, şımarık ve zerre kadar duygudan nasipsiz bir kesim. Yeme içmesinden, sigarasının dumanını üfürmekten zerre kadar hayası olmayan... "De ki: 'Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu!' Doğrusu ancak akıl iz'an sahipleri bunu anlar. (Zümer 39/9) Kör ile gören, karanlıklar ile aydınlık, (serinletici) gölge ile (kavurucu) sıcak ve diriler ile ölüler bir olamaz. (Fâtır 35/19) Bir tarafta nasipliler diğer tarafta nasipsizler zumresi. Bu sadece bu dünya ile de ibaret kalmayacak. "Cehennemliklerle cennetlikler bir olmaz.
19 Mart 2026 04:18

Vahşi Batı Yüzünü Tekrar Gösterdi, Gelecek Yine İslam'da
Talebe, -Batının fikirlerini öğrenip ona göre onlarla mücadele etmek için". Hoca, -Kur'an ve sünneti, İslam'ı bilirsen geri kalan zaten onların batıl düşünceleridir." İslam'dan önce her yerde sınırsız haksızlıklar, vahşetler sergileniyordu. Hz. Muhammed'e (s.a.s.) gönderdiği Kur'an'la mevcut hayatın ve yaşantının batıl ve cahiliye hayatı olduğunu ilan etti. İslam'ın doğduğu Arap yarımadasında; Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Araba üstünlüğünün olmadığını haykırdı. En yüce değerin İslam olduğunu, İslam'ın üstünde değer olmadığını bildirdi. İslam'la tanışmadan önce değerli olanların İslam'a girdiğinde de değerlerini koruyacağını duyurdu ve uyguladı. Adaletiyle inkârcılar bir bir İslam'a teslim oldu. Kısa zamanda İslam bütün dünyaya yayıldı. İslam'la tanışan toplumlar asırlarca ayakta kalan yeni ve güçlü medeniyetlere imza attılar; çağ kapatıp çağ açtılar. Tüm bu vahşetleri, gözyaşlarını, onursuz hayatı durduracak, insanlığa rahat yüzü gösterecek, huzur ve refah vadedecek olan dün olduğu gibi yine İslam güneşidir. Şu an hâlihazırda görünen o ki bunu yapacak ve başaracak olan da; dün sahip çıktığı İslam sayesinde çağ kapatıp çağ açan, yüzyıllarca şanlı medeniyetlere imza atan Türkiye, bütün renkleriyle Tür Devleti olduğu gibi yine bu coğrafyadır, bu millettir, Türkiye'dir. Gelecek yine İslam'da ve İslam'a sahip çıkmada. Ne mutlu İslam'la şereflenenlere, İslam'a sahip çıkanlara!
12 Mart 2026 02:29