×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Kerem Alkin

Uyumlu Türkiye'den sıklet merkezi Türkiye'ye Türkiye için 'Uyumlu Türkiye' olma rolü geri dönmeksizin tarihin tozlu raflarına gönderilmiştir. Türkiye, Atlantik'ten Asya-Pasifik'e uzanan geniş jeopolitik kuşakta bir 'Sıklet Merkezi' konumuna yükselmiştir. Soğuk Savaş yıllarında ve 1990'larda Washington'ın ve önde gelen Avrupa başkentlerinin Türkiye'den beklentisi belliydi; Atlantik cephesinde belirlenen rotaya uyum sağlayan, kendi önceliklerini müttefiklerinin stratejik tercihleriyle örtüştüren bir 'Türkiye'. Kendi bölgesi ve kıtalar arası güvenlik alanı üreten bir Türkiye. Oysa, artık karşılarında ise 'Sıklet Merkezi Türkiye' var. Ve, bu arayışla, Washington'ın dili değişiyor; 'hasım" refleksinden 'hısım' stratejisine geçiliyor. Çünkü, ABD'nin bugün Türkiye'nin Karadeniz'deki denge kurucu rolüne, Kafkasya'daki erişimine, Suriye ve Irak'taki kapasitesine, Körfez'deki ilişkilerine, Afrika'daki itibarına, Orta Asya'daki etkisine ihtiyacı var. 21. Yüzyıl'ın Türkiye'si artık bir 'kanat ülkesi' değildir; bir 'cephe ülkesi' hiç değildir. Washington, bu yeni Türkiye'nin stratejik değerini hızla keşfetmeli sürdürecek.

Kerem Alkin

Kaynak: Sabah

10 Temmuz 2026 07:10

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Kerem Alkin

Kerem Alkin

NATO 1.0, 1949'dan Soğuk Savaş'ın sonuna uzanan klasik kolektif savunma ittifakıydı. NATO 2.0, 1990'lardan itibaren Balkanlar'dan Afganistan'a kriz yönetimi, alan dışı operasyonlar ve terörle mücadele dönemini temsil etti. Şimdi, Yeni Soğuk Savaş dönemi NATO 3.0'ı zorunlu kılmakta. 'NATO 3.0' asla sadece askeri bir ittifak olamaz. Yakın geçmişte, Türkiye'nin savunma sanayisine koydukları siyasi engel ve ambargoların, ittifakın küresel iddiası adına gerçekleşmesi zorunlu yüzde 5 hedefiyle bütünüyle çeliştiğini; Türkiye'nin sürdürülebilir, güçlü üretim kapasitesi ne ihtiyaç duyduklarını içselleştirmek zorundalar. NATO 3.0, kendi içinde kayıkçı kavgasına ve kör döğüşe sürüklenen bir yapı olamaz. Türkiye NATO'nun kanadı değil, 21. Yüzyıl'da 'stratejik menteşesi' dir. Karadeniz ile Akdeniz'i, Balkanlar ile Kafkasya'yı, Avrupa ile Orta Doğu'yu, Hazar havzası ile Doğu Akdeniz'i, Atlantik sistemi ile Türk dünyasını birbirine bağlayan bir stratejik menteşe. Çünkü NATO 3.0'ın caydırıcılığı yalnız karargahlarda değil, yeni nesil fabrikalarda da kurulacak.

08 Temmuz 2026 07:26

Kerem Alkin

Kerem Alkin

Üstelik, NATO'nun sürüklendiği bu 'kör döğüş' kendiliğinden ortaya çıkmamış iken. İttifak içindeki kimi ülkeler, siyasi çevreler ve stratejik odaklar, ABD ile AB arasındaki fay hatlarını derinleştiren, Türkiye ile bazı müttefikleri karşı karşıya getiren, NATO'nun enerjisini kendi içine tüketmesine yol açan gerilimlere bilerek, isteyerek çanak tutuyor. ABD ile AB arasında savunma harcamalarından ticarete, stratejik özerklikten Ukrayna'ya uzanan restleşme; 'ABD'nin güvenlik şemsiyesi devam edecek mi?' tartışmaları; bazı çevrelerin GKRY'ni NATO mimarisine dahil etme çırpınışları ve Yunanistan'ın Türkiye'yi hedef alan hasmane silahlanma çizgisi, ittifakı giderek kendi içine kapatıyor. Oysa tam tersine, Rusya ve Çin gibi stratejik rakipler karşısında daha güçlü dayanışma ya, daha fazla eşgüdüm e ve daha geniş bir güvenlik aklına ihtiyaç var. Artık tehdit sadece tank, füze ve savaş uçağı değil. İkinci büyük kör nokta, Çin-Rusya yakınlaşması. NATO içindeki her kavga, Washington ile Avrupa arasındaki her güven bunalımı bu eksenin hareket alanını geniş letiyor. Karadeniz'deki kriz Akdeniz'i, Kızıldeniz'deki saldırı Avrupa sanayisini, Hint Okyanusu'ndaki gerilim Atlantik ekonomisini etkiliyor. Daha da vahimi, Türkiye ile Yunanistan arasındaki fay hatlarını derinleştiren, GKRY üzerinden yeni gerilim alanları üreten her art niyetli girişim, NATO'nun güneydoğu kanadını ciddi manada zayıflatıyor; kırılganlaştırıyor. Bu nedenle NATO'nun geleceğini belirleyecek soru 'İttifak var olacak mı?' gibi saçma bir soru değil, çünkü zaten var olacak; esas 'NATO, kendisini bir 'kör döğüş'e iten hesapları ve gaflet içindeki üyeleri görüp, kendi iç kavgasından başını kaldırabilecek ve yaklaşmakta olan yeni tehdit çağını zamanında okuyabilecek mi?' sorusudur.

06 Temmuz 2026 07:13

Kerem Alkin

Kerem Alkin

1. Yüzyıl'da büyük devletler, yalnızca askeri güçleriyle değil; inşa edebildikleri Küresel Nüfuz Mimarisi ile de etkili olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Türkiye, Osmanlı'dan günümüze uzanan geniş tarihsel hafızası yla, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü, kararlı ve vizyoner liderliğinde, son 150 yılda ilk kez bu ölçüde derin, çok boyutlu ve kurumsal bir stratejiyle kendi Küresel Nüfuz Mimarisi'ni inşa etme sürecinde tarihi bir mesafe kat etmektedir. Türkiye, son çeyrek asırda Balkanlardan Kafkasya'ya, Afrika'dan Körfez ve Orta Doğu'ya, Orta Asya'dan Güneydoğu Asya'ya ve Latin Amerika'ya uzanan geniş bir coğrafyada diplomatik, ekonomik, askeri, kültürel ve insani etki alanı oluşturan merkez ülke konumuna yükselmiştir. Türkiye, son 25 yılda büyükelçilikler, konsolosluklar, çok taraflı platformlar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın uhdesindeki lider diplomasisi üzerinden dış politika ufkunu kıtalar arası boyuta taşımıştır. Bugün Balkanlarda, Orta Asya'da, Arap dünyasında, Afrika'da ve Latin Amerika'da Türkiye'ye yönelik ilginin artması, Türkiye'nin kalkınma deneyiminin, savunma başarısının, liderlik iddiasının ve medeniyet hafızası nın küresel dolaşıma girmesinin sonucudur. Son 25 yılda azimle, inançla kurulan bu mimariyi, Türkiye Yüzyılı'nın kalıcı devlet kapasitesi ne dönüştürmekteyiz. Türkiye için bu ölçüde ses getiren, uluslararası itibar kazandıran bir Küresel Nüfuz Mimarisi nin inşasına büyük bir kararlıkla liderlik eden Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın güçlü vizyonunun, 2028-2033 döneminde Ülkemizi yeni küresel düzende ne düzeyde bir ' oyun ve denge kurucu ülke' konumuna taşıdığına hep birlikte şahit olacağız.

03 Temmuz 2026 07:09

Kerem Alkin

Kerem Alkin

Piyasalar "riskten kaçış/büyümeye dönüş" arasına sıkıştı Küresel piyasalar son günlerde aynı anda iki zıt hikayeyi fiyatlamaya çalışıyor. Bir tarafta İran merkezli jeopolitik gerilim, Hürmüz hattındaki kırılganlık, ABD-İran temaslarının belirsizliği ve enerji arz güvenliği endişesi. Altın cephesinde de benzer bir sıkışma gözlenmekte. Altının ons fiyatında, 3 bin 800 dolar a doğru kalıcı bir çekilmenin olup olmayacağı için bir haftalık günlük kapanışları, ETF girişlerinde hızlanma olup olmadığını ve başta Çin Merkez Bankası olmak üzere, önde gelen merkez bankası alımlarının güçlü bir şekilde devam edip etmediğini görmek gerekiyor. Aksi halde, 4 bin dolar seviyesi yeni bir destek noktası değil, 3 bin 800 dolar ile 4 bin 200 dolar arasında geniş bir dalgalanma bandının psikolojik merkezi haline dönüşebilir. Yani piyasalar iki dünya arasında sıkışmış durumda: Birinci dünya, savaş riskinin büyüdüğü, enerji arzının kırıldığı, altının yükseldiği ve sermayenin güvenli limanlara kaçtığı dünya.

01 Temmuz 2026 07:27

Kerem Alkin

Kerem Alkin

23 Haziran 2016'da Birleşik Krallık halkı sandığa giderken, belki de yalnızca Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılmayı oyladığını düşünüyordu. Ne de olsa, İngiliz halkı 1960'ların sonları ve 1970'lerin hemen başlarında, bilhassa Fransa Devlet Başkanı De Gaulle'ün çıkardığı zorluklar nedeniyle, kapıda bekletilmelerini unutmamışlardı. Ancak, referandumunun ardından geçen 10 yılda, bugün görüyoruz ki Brexit sadece bir üyelikten çıkış kararı değil(miş), İngiltere'nin siyasi, ekonomik ve jeopolitik kimliğini yeniden şekillendiren tarihi bir kırılma noktası ymış. Chatham House, UK in a Changing Europe, Centre for European Reform ve European Council on Foreign Relations'ın gibi düşünce kuruluşlarının değerlendirmelerindeki şu ortak vurgu dikkat çekiyor; Brexit artık yalnızca ekonomik maliyetlerle değil, devlet kapasitesi, uluslararası etkinlik ve stratejik yönelim üzerinden de tartışılıyor. Kamuoyu araştırmaları, Brexit'in ülkeye beklenen faydaları sağlamadığı kanaatinin giderek güçlendiğini gösteriyor. Ancak, AB de artık 2016'nın AB'si değil. Brexit'in en ağır etkisinin Avrupa'dan çok İngiltere üzerinde hissedildiği bir gerçek. Belki de Brexit'in ikinci on yılı, İngiltere'nin Avrupa Birliği'ne geri dönmesini değil; Avrupa'nın güvenlik, ticaret ve teknoloji mimarisinde kendisine yeni ve gerçekçi bir yer aramasının tartışılacağı bir dönem olacak. Brexit'in onuncu yılı da bize tam olarak bunu gösteriyor.

29 Haziran 2026 07:22

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Kerem Alkin

Kerem Alkin

Ancak, ' iki siyah kuğu' Kovid-19 ve Ukrayna Savaşı, tedarik zinciri krizleri, enerji şokları ve Çin'in yükselişi Washington'u Amerikan ekonomisinin geleceğine dair yeni bir muhase be ye zorlamış durumda. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in son konuşması, bu soruya Trump yönetiminin cevabının hayli net olduğunu gösteriyor: "İhtiyaç duyduğu ürünleri kendisi üretemeyen bir ulus gerçekten güvende değildir. Kritik girdiler için düşmanlarına bağımlı olan bir ulus gerçekten egemen değildir. Ve ekonomisini tüketime indirgeyen bir ulus gerçekte refah ekonomisi değildir." Bu cümleler yalnızca ekonomik bir değerlendirme değil, aynı zamanda yeni Amerikan Stratejisi nin de manifestosu niteliğinde. Trump ve ekibi, 2. Dünya Savaşı sonrası, küresel düzeni şekillendirecek ölçüde hakimiyeti ve gücü olan ABD'nin geri gelmemesi halinde, yeniden inşa edilecek küresel düzende, bu defa ABD'nin sözünün daha zayıf kalacağının farkındalar. Asıl hedef, Amerikan ekonomisine adeta yeni bir format atmak. Unutmayalım, Başkan Trump'ın göreve başladığı ilk dönemde etrafını sarmış katıksız Türkiye düşmanları bertaraf olunca, normalleşme süreci ne giren ilişkiler, 2019 Eylül'ünde Dolmabahçe'de o zaman ki Ticaret Bakanı Ross ile yürütülen, karşılıklı ticaret hacmini 100 milyar dolar a çıkarma kararlılığı ile yeni bir aşamaya geçmişti. Başkan Trump'ın ikinci başkanlık döneminde, iki ülke arasında ticaret hacmini 100 milyar dolar a çıkaracak adımlar yeniden hızlanmış durumda. Türkiye'nin bu süreci doğru okuması, ekonomik diplomasi ye hız vermesi ve üretim kapasitesini stratejik ortaklıklarla desteklemesi, önümüzdeki on yılda iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri 100 milyar doların dahi üstüne taşıyacak yeni bir sayfanın açılmasını sağlayacaktır.

26 Haziran 2026 07:22

Kerem Alkin

Kerem Alkin

Doğu Akdeniz artık yalnızca enerji kaynaklarının paylaşıldığı bir coğrafya değildir. Bugün Kıbrıs, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik derinliği dir. 'Mavi Vatan Vizyonu' nun denizlerdeki en kritik dayanaklarından birisi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) varlığıdır. KKTC yalnızca Türk halkının egemenlik iradesi ni temsil eden bir devlet değil; Türkiye'nin deniz yetki alanlarının korunmasında, Doğu Akdeniz'deki caydırıcılığında ve enerji diplomasisinde vazgeçilmez bir stratejik ortak tır. Bu nedenle Türkiye'nin önündeki hedef, sadece KKTC'nin daha fazla ülke tarafından tanınmasını sağlamak değildir. Ekonomik ve stratejik ağırlığı artan bir Kuzey Kıbrıs'ın uluslararası görünürlüğü de doğal olarak güçlenecektir. 'Mavi Vatan Vizyonu'nu, Libya ile deniz yetki alanı iş birliğini, Mısır ile normalleşmenin ötesine geçen stratejik işbirliği adımlarını, Suriye ve Lübnan ile birlikte geliştirecek yeni enerji diplomasisi ne dayalı bölgesel kalkınma mimarisi ni ve KKTC'nin derinleştirilecek uluslararası konumunu aynı stratejik bütünün parçaları olarak harmonize ediyor. 2030-2040 döneminde Doğu Akdeniz'in hidrokarbon üretimi, LNG altyapısı, elektrik ve veri iletim hatları, yeni deniz ticaret güzergahları ve lojistik koridorlarıyla bölgesel ve küresel ekonomiye 2 ila 4 trilyon dolar lık kümülatif katma değer üretme potansiyeli bulunuyor. Türkiye'nin en büyük avantajı, Kıbrıs'ı yalnızca korunacak bir toprak parçası olarak değil, 'Türkiye Yüzyılı Vizyonu' nun Doğu Akdeniz'deki stratejik derinliği olarak gören bu bütüncül vizyondur.

24 Haziran 2026 07:27

Kerem Alkin

Kerem Alkin

Türkiye'nin gıda enflasyonu sorunu artık yalnızca fiyat artışlarıyla açıklanabilecek bir mesele konumunda değil. Dünya genelinde yıllık gıda enflasyonu ortalama yüzde 7,6, OECD ülkelerinde ise yüzde 4 seviyesinde seyrederken, Türkiye'de yüzde 34,5'e ulaşmış olması düşündürücü. Başka bir ifadeyle Türkiye, dünya ortalamasının yaklaşık dört katı, OECD ortalamasının ise sekiz katı bir gıda enflasyonuyla, savaşın ortasındaki İran'la aynı gıda enflasyonuyla karşı karşıya. Buna karşılık, 2025 yılında 36,4 milyar dolar lık tarım ve gıda ihracatı gerçekleştirilmiş olması, üretim değerinin neredeyse yarısının dünya pazarlarına yöneldiğini gösteriyor. Üretim kadar; piyasa şeffaflığı, güçlü rekabet denetimi, etkin stok yönetimi, modern lojistik, soğuk zincir, güçlü ve etkin çalışan üretici kooperatifleri ve gıda israfını azaltan yapısal reformlar da belirleyici konumda. Üretici ile tüketici arasındaki fiyat zinciri yeterince şeffaf değil. Bir başka yapısal sorun ise gıda israfı. Türkiye'de kişi başına yılda yaklaşık 93 kilogram gıda çöpe gidiyor. Komünist ülkelerin 1970'lerde, 80'lerde yaşadığı sorunları, biz 21. Yüzyıl'da yaşıyoruz. 2030'a giderken Türkiye'nin hedefi yalnızca tarımsal üretimi 110 milyar dolar ın üzerine çıkarmak olmamalı. Asıl hedef, bu üretimi 88 milyon vatandaşın sofrasına makul fiyatlarla ulaştırabilecek, aynı zamanda ihracat başarısını sürdürebilecek güçlü bir gıda piyasası mimarisi kurmak olmalı.

22 Haziran 2026 07:36

Kerem Alkin

Kerem Alkin

ABD Merkez Bankası'nın (FED) yeni Başkanı Kevin Warsh'un ilk Açık Piyasa Komitesi toplantısı sonrasında verdiği mesajlar, yalnızca para politikasına ilişkin yeni bir dönemin değil, küresel finans mimarisi nde muhtemel bir zihniyet değişimi nin de habercisi niteliğinde. Warsh'un tek cümlesi aslında her şeyi özetliyor; " Beş yıldır enflasyon hedefine ulaşamadık. Bunu düzelteceğiz." Bu ifade, FED'in son beş yıllık performansına yönelik örtülü bir özeleştiri olduğu kadar, yeni dönemin de manifestosu. Mesaj açık; FED'in itibarı, Wall Street'in günlük beklentilerinden daha değerlidir. Yatırım kuruluşlarının raporları ve uluslararası medya yorumları, Warsh dönemini " daha şahin", "daha disiplinli" ve " ile tişim yerine sonuç odaklı" bir merkez bankacılığı anlayışının başlangıcı olarak yorumluyor. Aslında dikkat edilmesi gereken nokta da politika faizinden çok, Başkan Warsh'ın FED'in rolünü yeni den tanımlamak istiyor olması. Bu alışkanlık, zamanla "FED her koşulda piyasayı korur" anlayışını iyice yerleştirmişti. Bu değişim, 2008 küresel krizinden sonra giderek güçlenen "likiditeyle her sorunu çözebiliriz" anlayışının artık sorgulanacağın gösteriyor.

19 Haziran 2026 07:14

Kerem Alkin

Kerem Alkin

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan 2026- 2030 Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı, Türkiye'nin dijital dönüşüm yolculuğunda yeni ve iddialı bir dönemin kapısını aralıyor. İki yıl içinde 5 milyon vatandaşın yapay zeka okuryazarlığına ulaşması, 10 bin ileri düzey uzman yetiştirilmesi, kamu yatırımlarından yapay zekaya en az yüzde 2 pay ayrılması ve veri merkezi kapasitesinin 1 GW seviyesine çıkarılması yönündeki hedefler, Türkiye'nin bu alandaki kararlılığını açık ve net ortaya koymakta. Bugün ABD, Çin, Güney Kore, Japonya ve Singapur'un ulaştığı seviyenin arkasında sadece yazılım mühendisleri değil; güçlü veri merkezleri, uzun vadeli finansman modelleri, kamu destekleri, enerji altyapıları ve küresel yatırım ağları bulunmakta. Veri merkezleri ve yapay zeka altyapıları uzun vadeli yatırımlar. Türkiye'nin üniversiteler, araştırma merkezleri ve girişimler tarafından kullanılabilecek Milli Yapay Zeka Bulut Altyapısı ve yüksek performanslı hesaplama ağı oluşturması gerekmekte. Yapay zeka destekleri önemli bir adım. Bununla birlikte, bilhassa her organize sanayi bölgesinde Yapay Zeka Dönüşüm Merkezleri kurulması, üretimden ihracata kadar tüm süreçlerde yapay zeka uygulamalarının kullanımını teşvik edecektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürüyen 'Türkiye Yüzyılı Vizyonu', hedefimizin yalnızca yapay zekayı kullanan bir ülke olmak değil; veri merkezleri, enerji altyapısı, finansman modelleri, yerli algoritmalar ve nitelikli insan kaynağıyla yapay zeka çağının kurucu aktörlerinden biri si haline gelmeyi önceliklendirmekte. Bu nedenle, 2026-2030 Yapay Zeka Eylem Planı Türkiye Yüzyılı'nın en önemli kalkınma hamlelerin den birisidir.

17 Haziran 2026 07:21

Kerem Alkin

Kerem Alkin

Tüketici için 'Kontrol Politikaları' devrede Piyasa ekonomisi denildiğinde akla çoğu zaman devletin ekonomiden tamamen çekildiği, fiyatların yalnızca arz ve talep tarafından belirlendiği bir düzen gelir. Oysa iktisat literatürü bize çok farklı bir gerçeği hatırlatır; serbest piyasa ekonomisinin varlığı ile rekabetçi piyasa nın korunması aynı şey değildir. Çünkü serbest piyasanın en büyük düşmanı devlet değildir. Eğer piyasa mekanizması herhangi bir nedenle bu amacı gerçekleştirmekte zorlanıyorsa, kamu otoritesinin devreye girmesi kaçınılmaz hale gelir. Bugün yaşanan süreç, iktisat literatürünün uzun yıllardır vurguladığı temel ilkenin bir yansımasıdır: Piyasa ekonomisi kuralsızlık değildir. Bu nedenle 'tüketici için kontrol politikaları devrede' ifadesi, piyasa ekonomisinden uzaklaşmayı değil; tam tersine, piyasa ekonomisinin sağlıklı işlemesini güvence altına alma iradesini ifade etmektedir. Zira güçlü ekonomi, yalnızca güçlü şirketlerle değil, aynı zamanda doğru zamanda alınan tedbirlerle korunmuş tüketici ve adil rekabet düzeni yle mümkündür.

15 Haziran 2026 07:11

Kerem Alkin

Kerem Alkin

Ekonomi çevrelerinde "Karanlık Senaryo" radarda Bu senaryo çerçevesinde, küresel büyümenin 2025'deki yüzde 3,4 seviyesinden 2026'da yüzde 2,8'e doğru geri çekilmesi; bununla birlikte, 2027 yılında yeniden yüzde 3,1'e yükselmesi öngörülüyor. Aynı dönemde G20 ülkelerinde enflasyonun da yüzde 3,4'ten yüzde 4 seviyesine çıkacağı tahmin edilirken, dünyanın önde gelen merkez bankalarının faiz oranlarını büyük ölçüde mevcut seviyelerinde koruyacakları öngörülmekte. Söz konusu uzun süreli kriz senaryosunda, küresel büyümenin 2026'da yüzde 2,1'e, 2027'de ise yüzde 1,8'e kadar geri çekilmesi bekleniyor. OECD hesaplamalarına göre söz konusu senaryoda küresel enflasyon 2026'da 0,4 puan, 2027'de ise 1,3 puan daha yüksek gerçekleşebilir. Küresel şirketlerin üst düzey yöneticilerinin en ciddi endişe başlıkları incelendiğinde, siber risklerin yalnızca bir çeyrek içerisinde yüzde 56'dan yüzde 65'e yükselmiş olması, dijital altyapıların ne kadar kırılgan hale geldiğinin en somut göstergesi. Enerji arz güvenliğine ilişkin kaygıların üç ay gibi kısa bir sürede yüzde 19'dan yüzde 34'e çıkması, tedarik zinciri risklerinin ise yüzde 25'ten yüzde 36' ya yükselmesi, finansal risklerin ise yüzde 49-50 bandında seyretmesi, sermayenin artık yalnızca yüksek getiri arayışında olmadığını gösteriyor.

12 Haziran 2026 07:31

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha