
İbn-i Teymiye ve Selefîler, "Vaktinde kılınmayan namazları kazâ etmek gerekmez, tevbe etmek yeterli olur" diyorlar. (Mecmûl-Fetâvâ, c. 12, s. 106.) İbn-i Teymiye'nin sözü dinde senet değildir. Bu konuda, Sevgili Peygamberimizin birkaç hadîs-i şerîfinin meâllerini arz edelim: "Uyuyarak veya unutarak bir namazı kılamayan, hâtırlayınca kılsın." [Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî] "Bir namazı vaktinde kılmayı unutan, hâtırlayınca kılsın. Unutulan namazın bundan başka keffâreti yoktur." [Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî] "Farzı unutan, imâmla daha sonraki bir namazı kılarken hâtırlasa, o namazını imâmla kılmaya devâm etsin; namazdan sonra, unuttuğunu kazâ etsin. Sonra imâmla kıldığını da iâde etsin." [Taberânî, Hatîb] "Farz namaz borcu olanın nâfile kılması, doğumu yaklaşmışken, çocuğunu düşüren hâmileye benzer. Artık bu kadına, hâmile de denmez, ana da denilmez. Bu kimse de böyle olup, farz namazlarını ödemedikçe, Allahü teâlâ, onun nâfile namazlarını kabûl etmez." [Zahire-i Fıkh, Fütûhul-gayb, m. 48] Fıkıh kitaplarının birkaçından da bazı nakiller yapalım: 1- Farz namazı, özürsüz vaktinden sonra kılmak, büyük günâhtır. (ed-Dürrül-muhtâr) 2- Unutarak veya kasten kazâya kalan namazı kazâ etmek farzdır. (Fetâvâ-yı Hindiyye) 3- Özürlü veya özürsüz kazâya kalan farz namazları, hemen kazâ etmek farzdır. (Mezâhib-i Erbaa) 4- Özürlü ve özürsüz olarak namazı terk edenin, bunun farzını kazâ etmesi şarttır.
Kaynak: Türkiye
28 Nisan 2026 02:15
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Asr-ı Saadetten Bu Yana Gelip Geçen Müceddidler
Geçen haftaki 2. makâlemizde, Yeni İstiklâl Gazetesi'ne (Sayı: 270, 12 Ekim 1966) "Müceddid" lere dâir sorulan bir suâlin cevâbından bir kısmını, sizlere arz etmiştik. " İmâm-ı Rabbânî hazretleri, "Mektûbât" ının, I. Cilt, 256. mektûbunda buyuruyor ki: "Resûlüllahın (sallallahu aleyhi ve sellem) izinde giderek yükselenler, Peygamberlik makâmının kemâlâtını tamâmlayınca, bunlardan bazılarına imâmet makâmını verirler; bazısında o kemâl hâsıl olursa da, bu makâmı vermezler. Bu makâm, "kutb-i irşâd" makâmıdır. Aşağı derecede bulunan bu iki makâm, yukarıdaki iki makâmın gölgesi gibidir." Muhyiddîn-i İbn-i Arabî'ye göre (kuddise sirruh), "Gavs", "Kutb-i Medâr" demektir. İmâm-ı Rabbânî'ye göre (kuddise sirruh), "Gavs", "Kutb-i Medâr"dan başkadır; ona yardım eder. Kutb-i Medâr, bazı işlerde ondan yardım bekler. Makâm sâhibi olanlar, o makâmın kemâllerini bilirler. Makâm sâhibi olmayanlar bilmezler, [o mevzûda] ilim sâhibi değildirler. Âlimler helâli, harâmı bildirirler. Bu bilgileri kalplere yerleştirenler, mürşid-i kâmillerdir. Âlimlerden öğrenilen îmân bilgileri, mürşid-i kâmilin sohbeti sayesinde vicdânîleşirler. İbâdetler kolay ve lezzetli olur. b) Yine "Mir'âtü'l-Haremeyn" in "Cezîretü'l-Arab" kısmında deniliyor ki; " Allahü teâlânın dînini kuvvetlendiren müceddidlerin 1.si, Resûlüllahın Halîfesi olan Abdullah Ebû Bekr-i Sıddîk bin Osmân Ebî Kuhâfe (radıyallahü anhümâ) hazretleridir. 80 senesinde tevellüd, 150 senesinde vefât etti. 298 senesinde vefât etti. 448 senesinde Îrân'da tevellüd, 561'de Bağdâd'da vefât etti.
15 Haziran 2026 02:24

Mürşid-i Kâmil Ve Müceddid...
"Her yüz sene başında, bir müceddid [gelip] geçmiştir. O yüz sene içinde, Allahü teâlâdan ümmetlere gelen feyizler, hep o zamânın müceddidi vâsıtası ile gelir." Dünkü makâlemizde, ["Her yüz yılda bir müceddid gelir, dîni kuvvetlendirir" [Buhârî] " Her yüz senede bir müceddid zâhir olur (ortaya çıkar). Ümmetimin işlerini yeniler " [Ebû Dâvûd] hadîs-i şerîflerini naklettikten sonra; her asırda (yüzyılda, 100 senede) bir, dîni kuvvetlendiren, bid'atleri yok eden müceddid zâtlar gelir. (Yeni İstiklâl Gazetesi, Sayı: 270, 12 Ekim 1966) Yeni İstiklâl'in 262. sayısında "Nasıl Müslümân İstiyoruz?" adlı makâlenizin alt kısmındaki notta; "mürşid-i kâmil", "müceddid" gibi kelimeler geçiyor. Gelmeyecekse neden?.." "a) Eyyûb Sabrî Pâşâ, "Mir'âtü'l-Haremeyn" kitâbının "Cezîretü'l-Arab" kısmında buyuruyor ki: "Resûlüllahın (sallallahu aleyhi ve sellem) vefâtından bu zamana kadar, yüzlerle İslâm düşmânı türedi. Dîn-i İslâm'ı yıkmaya çalıştılar. Kitaplar yazarak Ehl-i Sünnet'i [Müslümânları] aldatmaya, şerîatı [İslâmiyyeti] bozmaya kalkıştılar. Allahü teâlâ, müminlerin îmânlarının bozulmaması için, her asırda birer müceddid halk buyurdu. Şerîatı [dîn-i İslâmı, İslâmiyyeti] kuvvetlendiren bu müceddidler, Allahü teâlânın velîleridirler." İmâm-ı Rabbânî (kaddesallahü sırrehü'l-akdes), "Mektûbât" ında (II. cilt, 4. mektup) ve Muhammed Ma'sûm-ı Fârûkî hazretleri (Mektûbât-ı Ma'sûmiye, II. cilt, 2. mektûbunda) buyuruyorlar ki: "Her yüz sene başında, bir müceddid [gelip] geçmiştir. O yüz sene içinde, Allahü teâlâdan ümmetlere gelen feyizler, hep o zamânın müceddidi vâsıtası ile gelir. O zamânda bulunan kutuplar ve evliyânın her çeşidi, ondan feyz alırlar." İmâm-ı Rabbânî hazretleri, yine "Mektubat "ının I. cildinin 221. mektûbunda buyurmuştur ki: "Mürşid-i kâmil, mürîde, Allahü teâlânın yolunu gösteren zâttır. Hem şerîatı [dîn-i İslâmı, İslâmiyyeti] öğretir, hem de yol gösterir. Onun tasarrufu olmadıkça tâlip ilerleyemez." 224. mektupta da buyuruyor ki: "Mürşid-i kâmil; ahvâl ve makâmların her birini bilen ve müşâhedeleri, keşifleri, tecellîleri, ilhâmları ve rüyâ ta'bîrlerini tanıyan zât-ı âlîdir." [Bugün, bir mukaddime yapmış olduk; inşâallah, muhtelif asırların müceddidlerini, sizlere, öbür haftaki 2 makâlemizde arz edelim.] Prof. Dr. Ramazan Ayvallı'nın önceki yazıları...
09 Haziran 2026 02:34

'Müceddid' Ne Demektir?
Mukaddes kitâbımız Kur'ân-ı kerîmden sonra en doğru, en fazîletli, en üstün, en kıymetli kitâb olan Sahîh-i Buhârî'de zikredilen bir hadîs-i şerîfte buyurulmuştur ki: "Her yüz yılda bir müceddid gelir, dîni kuvvetlendirir." [Buhârî] Sünen-i Ebî Dâvûd'da zikredilen bir hadîs-i şerîfte ise; " Her yüz senede bir müceddid zâhir olur (ortaya çıkar). Ümmetimin işlerini yeniler " buyurulmuştur. Her asırda (yüzyılda, 100 senede) bir, dîni kuvvetlendiren, bid'atleri yok eden müceddid zâtlar gelir. Bin (1.000) senede bir gelen müceddidler de vardır. "Bu müceddidler; câhiller ve dîn düşmânları tarafından, Müslümânlar arasına sokulmuş olan hurâfeleri, bid'atleri, yanlış inançları temizleyip, kendilerinden bir şey ilâve etmeden, dîni eski hâline getiren âlimlerdir. Meselâ, sultânlar içinde Ömer bin Abdülazîz; dîn bilgilerinde İmâm-ı Şâfiî; tasavvufta şeyh Ma'rûf-i Kerhî; esrâr bilgilerinde İmâm-ı Gazâlî; feyz vermekte ve hârikalar, kerâmetler göstermekte, seyyid Abdülkâdir-i Geylânî; hadîs ilminde İmâm-ı Süyûtî; tarîkat, hakîkat ve akâid bilgilerinin inceliklerini açıklamakta ve kalplere akıtmakta İmâm-ı Rabbânî müceddid idiler. Hepsi, İslâmiyet'in yayılmasına, kuvvetlenmesine hizmet etmişlerdir." (Seyyid Abdullah-i Dehlevî, Mekâtîb-i şerîfe) Dünyâda elbette evliyâ bulunur. Din kitaplarında "birler", "üçler", "yediler", "kırklar", "beş yüzler" gibi adlandırılan "Evliyâ" vardır.
08 Haziran 2026 02:22

Küs Ve Dargın Durmanın Mesuliyeti
Erkek olsun, kadın olsun maddî menfaate dayanan işler için birbirlerine darılmaları, yâni onu terk etmesi, aradaki bağlılığı kesmesi hiç uygun değildir. İnanan bir insan, örnek kimsedir. Güçlük olmaması için, üç gün müsâade edilmiştir. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), dargınlıkla ilgili olarak buyurdular ki: "Sana darılana git, barış. Zulüm yapanı affet. Kötülük yapana iyilik et!" Diğer hadîs-i şerîflerde de buyuruldu ki: "Bir müminin, din kardeşiyle, üç günden çok dargın durması câiz değildir. Üç gün geçtikten sonra, onunla karşılaşırsa, ona selam verip hatırını sormalıdır. O kimse selamını alırsa, birlikte, sevâba ortak olurlar. Selâmını almazsa günâha girer. Selâm veren de küs durma mes'ûliyetinden kurtulmuş olur." [Ebû Dâvûd] "İki kişi, birbirine dargın olarak ölürlerse, Cehennemi görmeden Cennete giremezler. Cennete girseler de, birbiriyle karşılaşamazlar." [İbn-i Hibbân] "Dîn kardeşiyle bir yıl dargın duran, onu öldürmüş gibi günâha girer." [Beyhekî] "İnsanların amelleri, pazartesi ve perşembe günleri, Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da, kendisine şirk koşmayan herkesi affeder. Ancak bu mağfiretten, birbirine kin tutan iki kişi istifâde edemezler. Cenâb-ı Hak, (O iki kişi barışıncaya kadar amellerini getirmeyin) buyurur." [İmâm Mâlik] "Birbirinizle münâsebeti kesmeyiniz! Birbirinize arka çevirmeyiniz! Birbirinize kin ve düşmânlık beslemeyiniz! Birbirinizi kıskanmayınız! Ey Allah'ın kulları! Kardeş olunuz! Bir Müslümânın, diğer kardeşine darılarak 3 günden çok uzaklaşması helâl değildir." [Buhârî] "Birbirine dargın iki kimseden, hangisi önce selâm verirse, günâhları affolur. Verilen selâmı öteki almazsa, bu selâmı melekler alırlar. Selâmı almayan kimseye de, şeytân, sevinerek iltifâtta bulunur." [İbn-i Ebî Şeybe] "Müslümân kardeşine, üç günden fazla dargın duran kimse, ölünce Cehenneme gider." [Nesâî] [Cehennemde günâhı kadar cezâ çektikten sonra çıkar. ] Erkek olsun, kadın olsun, dünyâ işleri için, müminin mümine darılması, onu terk edip uzaklaşması, aradaki bağlılığı, ilgiyi kesmesi câiz değildir.
01 Haziran 2026 02:24

Kurbân İbâdeti Hakkında
"Kurbân", " davar [koyun, anası gibi gösterişli 6 aylık kuzu ve keçi], sığır [inek, dana, öküz, boğa, manda] veya deveyi, Kurbân Bayramının ilk üç gününde [Şâfiî mezhebinde 4. günde de kesmek câizdir], kurbân niyeti ile kesmek" demektir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: "Sevâp umarak kurbân kesen, Cehennemden korunur." [Taberânî] İki hadîs-i şerîfte de: "Hasîslerin [cimrilerin] en kötüsü, (kesmesi vâcib olduğu hâlde) kurbân kesmeyendir", "Hâli vakti yerinde olup da kurbân kesmeyen, namaz kıldığımız yere gelmesin" [Hâkim] buyurulmuştur. Meselâ Bakara 196; Mâide 2, 95, 97 ve Fetih 25'te hacda kesilen kurbânlar; Mâide sûresinin 27. âyetinde, Âdem aleyhisselâmın 2 oğlunun kestikleri kurbân, 103. âyetinde ise adak kurbânı; Hac suresinin 36-37. âyetlerinde umûmî olarak kurbân ibâdeti; Sâffât suresinin 102-107. âyetlerinde de Hazret-i İbrâhîm (aleyhisselâm)'ın kestiği kurbân zikrolunmuştur. Hadîs-i şerîflerde buyurulmuştur ki: "Kurbân bayramında yapılan amellerden, Allahü teâlâ katında, kurbân kesmekten daha kıymetlisi yoktur. Daha kanı yere düşmeden, Allahü teâlâ, onu muhâfaza eder. Onunla nefsinizi tezkiye edin, onu seve seve kesin." [Tirmizî] "Kurbânlarınızı gönül hoşluğu ile kesin! Çünkü hiçbir Müslümân yoktur ki, kurbânını kıbleye döndürüp kessin de, bunun kanı, boynuzu, yünü, her şeyi kıyâmette kendi mîzânına konan sevâbı olmasın." [Deylemî] "Kurbânın postunun her kılına ve her parçasına bir sevâp vardır." [Hâkim] "Yâ Fâtıma, kurbânının yanına git! Kesilirken orada bulun! Yere akacak ilk kan damlası ile, geçmiş günâhların affedilir." [İbn-i Hibbân] "Kurbânın derisindeki her tüy sayısınca size sevâp vardır. Kanının her damlası kadar mükâfât vardır. O sizin mîzânınıza konacaktır. Müjdeler olsun." [İbn-i Mâce] Kurbân hayvânını fakîrlere veya hayır ve yardım cemiyetlerine diri olarak sadaka vermek kurbân olmaz.
26 Mayıs 2026 02:11

Zilhiccede Yapılacak İbâdetler...
18 Mayıs 2026 Pazartesi günü idrâk ettiğimiz Zil-hicce ayı, hem "Harâm aylar" ın (Muharrem-i harâm, Recebül-ferd, Zil-ka'de ve Zil-hicce) sonuncusu (4.sü), hem "Hac ayları" nın (Şevvâl-i Şerîf, Zil-ka'de ve Zil-hicce) sonuncusu (3.sü), hem de "Hicrî-kamerî sene" nin son ayıdır (12.sidir). Bu mübârek ayda, İslâmın 5. şartı, hem bedenî, hem de mâlî bir ibâdet olan "Hac ibâdeti", gerekli şartları taşıyanlara vâcip olan "Kurbân ibâdeti" ve âkıl ve bâliğ erkeklere vâcip olan "Kurbân Bayramı namazı" gibi mühim ibâdetler vardır. "Ka'be-i Muazzama" yı ziyâretle ilgili iki temel ibâdet vardır: Bunlardan biri "Hac", diğeri ise "Umre (Ömre)" dir. Hanefî mezhebine göre, gücü yeten Müslümânlara, ömürlerinde bir def'a olmak üzere, "Hac" farz, "Umre (Ömre)" ise sünnet-i müekkede(kuvvetli sünnet)'dir. Fakat Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde ise, şartlarını taşıyanlara umre de, hac gibi, ömürde bir kerre farz dır.] Bilindiği üzere İslâmın 5. şartı olan "Hac" ibâdeti, hem bedenî, hem de mâlî bir ibâdettir. Hac, ancak, " Hac Ayları " adı verilen belli zaman içerisinde yapılabilir. "Umre (Ömre)" nin belli bir zamanı olmayıp, bu ibâdet, Arefe günü sabâhından, Kurbân Bayramının dördüncü günü akşam vaktine kadar olan beş gün müstesnâ olmak üzere, hac aylarında da, hac ayları dışında da, bütün yıl boyunca, her zaman yapılabilir.
25 Mayıs 2026 02:32

Müslümânlara Yardımın Önemi
"Eğer bir Müslümân, diğer Müslümânlara eli ile (yani bedeniyle] ve malı ile yardım edemiyorsa, o takdîrde hiç olmazsa duâ ederek yardım etmelidir..." Yiyecek, giyecek ve başka ihtiyâçları konusunda Müslümânlara yardım, hem dînî bir vazîfe, hem de çok sevâptır. Zîrâ hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: "Bir Müslümânın sıkıntı ve kederini gidereni veya bir mazlûma yardım edeni, Allahü teâlâ affeder." [Buhârî] "Bir dîn kardeşinin ihtiyâcını gideren, sanki ömür boyu Allah'a hizmet etmiş gibi sevâp kazanır." [Buhârî] "Kim bir mü'mini, bir münâfığın eziyetinden korursa, Allahü teâlâ da onu, Cehennem âteşinden korur." [Ebû Dâvûd] "Allah indinde, en kıymetli amel, mü'mini sevindirmek, sıkıntısını gidermek, borcunu ödemek veya karnını doyurmaktır." [Taberânî] "Dîn kardeşini müdâfaa eden Müslümânı Allahü teâlâ, Cehennem ateşinden korur." [Taberânî] "Dîn kardeşinin aleyhinde konuşulurken, onu müdâfaaya gücü yeterken, bunu yapmayanı, Allahü teâlâ, dünyâ ve âhirette zelîl eder." [İbn-i Ebi'd-dünyâ] Bu hadîs-i şerîfleri, günümüz şartlarındaki bütün Müslümânlar için de dikkatli bir şekilde düşünmelidir. 1, m. 47] "Bugün İslâmiyet'e yardım için az bir şey vermek, binlerce altın vermiş gibi kıymetlidir. Hangi tâlihli kimseye, bu büyük ni'met ihsân edilirse, ona müjdeler olsun! Dînin yayılmasına hizmet eden, cihâd sevâbına kavuşur. Hele bu zamanda, Müslümânlara yardım etmek daha güzel, daha sevâptır.) [c. I, m. 193] Yine İmâm-ı Rabbânî'nin (rahmetullahi aleyh), zamânının sultânına yazdığı bir mektûbu da şöyledir: "Kahramân askerlerinize yardım ve zafer ihsân etmesi için, Allahü teâlâya duâ ediyorum. III, m. 47] Bunun için dünyâdaki bütün Müslümânlara duâ etmelidir!
19 Mayıs 2026 02:11

Fitne Ve Fesat Çıkarmak Harâmdır
Allahü teâlâ, fitnenin kötülüğünü Kur'ân-ı Kerîm'de meâlen şöyle beyân buyurmaktadır: "Fitne, adam öldürmekten daha beterdir." (Bakara sûresi, 191) Enfâl sûresinde de meâlen şöyle buyurulmuştur: "Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sâdece zulmedenlere erişmekle kalmaz, (umûma sirâyet ve hepsini perişân eder). Biliniz ki, Allah'ın azâbı şiddetlidir." (Enfâl, 25) " Fitne"; "ayrılık, karışıklık, kargaşa, insanı hak ve hakîkatten saptıracak şey"; diğer bir ifâde ile "insanları ayrılığa, belâya düşürmek, Müslümânlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günâha sokmak, insanları isyâna kışkırtmak" demektir. "Fesâd" da, "Bozukluk, karışıklık, fitne, anarşi" ma'nâlarında kullanılan bir terimdir. Allahü teâlâ, Mâide sûresinin 33. âyet-i kerîmesinde fesâd çıkaranların mes'ûliyetlerini ve cezâlarını beyân buyurmuştur. Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki: "Fitne çıkarmayınız! Söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile olan fitne gibidir. Zâlimlere, fâcirlere, milleti çekiştirmekten, yalan ve iftirâ söylemekten hâsıl olan fitne, kılıç ile yapılan fitneden daha zararlıdır." "Fitne zamanında, Müslümânlara ve onların reîslerine tâbi olunuz. Hakk yolda olan yoksa, fitneciler, isyâncılar arasına karışmayınız! Ölünceye kadar fitneye katılmayınız." Kardeşçe yaşamaları îcâb eden Müslümânları, çeşitli sebeplerle, hîle ve desîselerle biribirlerine düşürüp, kânûnlara ve nizâmlara karşı isyâna teşvîk edenler, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerde belirtilen fitne çıkarma vebâlini yüklenmiş olurlar. Bilerek veya bilmeyerek fitne çıkmasına sebep olanlar, insanlar arasında bölücülüğe, sıkıntıya, kânûnlara karşı saygısızlığa ve en önemlisi dînî emirleri yerine getirmeyerek inançların zayıflamasına veya yanlış tatbîk edilmesine sebep olanlar için Peygamber Efendimiz (aleyhisselâm) "Fitne uykudadır, onu uyandırana Allah lanet etsin" buyurmuştur.
18 Mayıs 2026 02:24

Müslümân Müslümânın Kardeşidir
Resûlullah (aleyhis-selâm), hadîs-i şerîflerinde buyurmuştur ki: "Îmân etmedikçe Cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de kâmil mü'min olamazsınız…" "Müslümân Müslümânın kardeşidir; ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, onu düşmâna teslîm etmez…" "Mü'min, mü'min için bir binânın birbirini destekleyen tuğlaları gibidir." "Müminler, birbirlerine karşı muhabbet, acıma ve merhamette, bir vücûd gibidirler. Vücûdun bir yeri râhatsız olunca, bütün vücûd, râhatsız, uykusuz kalıp onun tedâvîsi ile meşgûl olduğu gibi, Müslümânlar da birbirlerine yardıma koşmalıdırlar." [Buhârî] "Birbirinizle münâsebeti kesmeyiniz! Birbirinize arka çevirmeyiniz! Birbirinize kin ve düşmânlık beslemeyiniz! Birbirinizi kıskanmayınız! Ey Allah'ın kulları kardeş olunuz! Bir Müslümânın diğer kardeşine darılarak 3 günden çok uzaklaşması, helâl değildir." [Buhârî] "Müslümânla alâkayı kesmek, onun kanını dökmek gibidir." [Ebû Nuaym] Bütün Müslümânlar bir âilenin fertleri, hattâ tek bir vücûdun uzuvları/organları gibidirler. Bir hadîs-i şerîfte buyurulmuştur ki: "Müslümânların dertleri ile ilgilenmeyen, onlardan değildir." [Hâkim] Îmânsızları sevmek, onların i'tikâdlarını beğenmek, insanı ebedî Cehenneme sürükler. 1400 yıldır dünyâda müslümânlarla gayr-i müslimlerin aynı ülkelerde berâber yaşadıkları da olmuştur. Zâten yüzlerine karşı "siz kâfirsiniz" diye hakâret etmek, günâh olur. Cihâd, İslâm devletinin, insanların İslâm dînini işitmelerine, Müslümân olmalarına mâni olan zâlim diktatörlerin ordularıyla savaşması demektir. Böylelikle fethedilen yerlerdeki gayr-i müslimlerden bir kısmı, İslâmiyet'in adâletini, güzelliğini, Müslümânların örnek hayâtlarını görerek Müslümân oldular.
12 Mayıs 2026 02:09

"Ancak Müminler Kardeştirler"
"Evrensel dîn kardeşliği" ismi altında, gayr-i müslimlere "kardeşlerimiz" demek doğru değildir. Allahü teâlâ, Kur'ân-ı kerîminde (Hucurât sûresi, 10. âyette) "Ancak mü'minler kardeştirler" buyurmuştur. Kâinâttaki bütün insanlar 2 kısımdır: Müminler, kâfirler (Münâfıklar, kâfirlere dâhildirler, çünkü zâhiren Müslümân görünseler de kalpleri kâfirdir.) Bir hadîs-i şerîfte, "İbâdetin efdali, Müslümânı Müslümân olduğu için sevmek, kâfiri kâfir olduğu için sevmemektir" buyuruldu. Allahü teâlânın düşmânlarını, meselâ Ebû Cehil'i sevenin, "Allah'ı da seviyorum" demesi yalan olur. Meselâ Hıristiyânlar, Peygamber Efendimizi sevmedikleri için, "Allah'ı ve Hazret-i Îsâ'yı seviyoruz" deseler de, faydası olmaz. O kimseye, "Herkes sevdiği ile berâber olacaktır. Sen de, âhirette sevdiğinle berâber olacaksın" buyurdu. (Buhârî) Âlimler, "Kişi sevdiği ile berâber olur" hadîs-i şerîfini şöyle açıklıyorlar: Bir kimse, sâlih bir mü'mini sever, onun gibi i'tikâda sâhip olup onun gibi amel işlemeye gayret eder, Allah dostlarını dost, Allah düşmânlarını da düşmân bilirse, âhirette sevdiği kimse ile birlikte Cennette olur. "Kişi sevdiği ile birlikte olur" demek, sevdiği kimsenin derecesine kavuşur demek değildir.
11 Mayıs 2026 02:25

Zulüm Ve Şiddetin Kötülüğü
O bakımdan Türk, Kürt, Arap, Çerkes, Gürcü, Arnavut, Boşnak ve sâir bütün vatandaşlarımız, güzel ülkemizin 1. sınıf vatandaşlarıdırlar; hiçbirisi ötekileştirilemez. Yunus Emre'nin "Yaratılmışı severim Yaratandan ötürü" prensibi çok mühimdir. *** "İslâm kardeşliği" denince ilk akla gelenler, "Hucurât" sûre-i celîlesinin 10. âyet-i kerîmesi ["Ancak mü'minler kardeştirler"] ile bu konudaki pekçok hadîs-i şerîf ve "Hicret" ten sonra Sevgili Peygamberimizin Medîne-i münevvere'de akdettiği, o güne kadar bir eşi-benzeri bulunmayan, dillere destân mesâbesinde olan "Muâhât (Kardeşlik) Akdi" dir. Mâlikî âlimlerden İmâm-ı Kurtubî (rahmetullahi aleyh), Hucurât sûresinin, "Ancak mü'minler kardeştirler" meâlindeki onuncu âyet-i kerîmesinin tefsîrinde, bunun "Müslümânlar kardeştirler" anlamında olduğunu bildiriyor. Bakara sûresinin, "ancak Müslümânlar olarak cân verin (ölün)" meâlindeki 132. âyet-i kerîmesinin de, "Mü'minler olarak cân verin" demek olduğunu bildiriyor. Bu âyet-i kerîmelerde, "Mü'min" ile "Müslümân" kelimeleri müterâdiftirler, yanî aynı ma'nâda kullanılmışlardır.
05 Mayıs 2026 02:25

Birlik Ve Berâberliğin Önemi
5 vakit namaz, Cuma namazı, Hac ibâdeti, Bayram namazları ve günleri, birlik-berâberlik ve kardeşlik duygularının pekiştirildiği günlerdir. Zâten mukaddes dînimiz İslâmiyet, "silm" kökünden gelmektedir; o da "barış" demektir. Bütün Peygamberler, emir ve yasaklarında hep 5 şeyin korunmasını gözetmişlerdir: 1- Dînin, 2- Aklın, 3- Nefsin [canın], 4- Neslin [ırzın, nâmûsun] ve 5- Malın korunması. Şuarâ sûresinde, Peygamberler (5 Peygamber: Hazret-i Nûh, Hazret-i Hûd, Hazret-i Sâlih, Hazret-i Lût, Hazret-i Şuayb)'den her biri, kavimlerine: "Ben, sizden, bir ücret istemiyorum; benim ecrim ancak Allahü teâlâ tarafından verilecektir" demişlerdir. İslâmiyet 2 madde hâlinde özetlenmiştir: "Et-Ta'zîmü li-emrillah ve'ş-Şefekatü li-halkıllah." Yanî "Allahü teâlânın emirlerine tazîmde bulunmak, mahlûkâta da şefkat etmek." Medeniyet de: "ta'mîrul-bilâd ve terfîhü'l-ıbâd" şeklinde ta'rîf ediliyor. Bunun manâsı da, "beldeleri imâr etme, kulları refâha kavuşturma" demektir. Bütün bu anlatılanlara baktığımızda, cemiyetlerde arzûlanan, toplumlarda istenen şeyin, "Barış" ve "Huzûr" olduğunu görüyoruz.
04 Mayıs 2026 02:15