×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Kalpteki Şüphe İmanı Giderir Mi? -1

"İmanda şüphe ise yakîn ifade eder, Cenâb-ı Hak korusun imanın çıkıp gider. " Îmanda -adı üzerinde- "şüphe", nasıl "yakîn" olur. Nurları hazmetmiş kişiler dışında "şüphe"den ârî kaç kişi gösterebiliriz?" - … "Acaba öldükten sonra hesap günü olacak mı?" diye kalbinden bir tereddüt geçirse ve bu hususta şekke düşse, o anda iman gider. Bunu, imanın diğer rükünlerine de tatbik edebiliriz. - Ağabey, yorumunuza katılmıyorum. Nurlarda karşılığını bulamadım. "Şek ile yakîn zâil olmaz." Mecelle hükmüdür. Şeytanın işi zaten şüphe atmaktır. Ta ki kişi, "Eyvah imanım gitti." diyerek huzurdan kaçsın. Vesvese bahsini mütâlaalı bir okusak iyi olacak. Zikrettiğim "Şek ile yakîn zâil olmaz." hükmü üzerine muhatabım: -Şek ile yakîn zâil olmaz. "Kesin olarak bilinen bir şey, şüphe ile yok sayılamaz." Herhangi bir şeyin veya bir işin sübûtu yakînen bilindikten sonra aksine delil olmadıkça o şeyin sübûtu ile hükmolunur. Sonradan ortaya çıkan şüphenin bir tesiri olmaz. Nitekim âyet-i kerîmede "...Zan, gerçek nâmına bir şey ifâde etmez..." (Yûnus, 36) buyrulmuştur… Bu káide, ibadet, muâmelât ve cezâ hukuku olmak üzere bütün hükümlerde geçerlidir… Ve verdiği bazı misallerden sonra nihâî kanaatini ifade etmişti: -Bu kısım fıkıh için geçerlidir. Bir kimse abdest aldıktan sonra abdestini bozup bozmadığı konusunda şüpheye düşerse abdestli sayılır… Yâni "Şek ile yakîn zâil olmaz." Mecelle hükmü, "ibadet, muâmelât ve cezâ hukuku" gibi hususlarda geçerlidir. Kalpteki şüphe, yakîn-i îmanîyi zâil ediyordu. Bu hususta Nurlardan İkinci Lem'a Birinci Nükte'den şu iktibası nakletmişti şâirimiz: "Bir şüphe vücud-u İlâhiyeye dair kalbe gelse kat'î bir delil gibi ona yapışmaya meyleder büyük bir helâket kapısı ona açılır..." Satıra itiraz edecek hâlimiz yok. Böyle durumlarda hareket tarzımızı Üstadımız Muhakemat'ta gösteriyor: "… Şimdi bu hadîs üç kaziyeyi mutazammındır: Bu kelâm peygamberin kelâmıdır. Bu kaziye ise, tevatürün -eğer olsa- neticesidir. Zira her evin bir kapısı var. Ve her kilidin bir anahtarı vardır..."

Köşe Yazarı

Kaynak: Yeni Asya

10 Temmuz 2026 00:50

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Kalpteki Şüphe İmanı Giderir Mi?-4

Müzâkereli derste "Şek ile imanın zâil olmayacağı" anlaşılmıştı. Cevaben, Sorularla Risale-i Nur sitesinden kopyaladığı yazıyı gönderdi: "Âcizâne ben buradaki izaha göre meseleyi değerlendirmiştim; müzakere sonuçlarını gönderdiğin için Allah razı olsun." Sitede hakikaten "Acaba öldükten sonra hesap günü olacak mı?" diye kalbinden bir tereddüt geçiren ve bu hususta şekke düşen kişinin o anda imanı gider." şeklindeki saçma misaller, Nurlardaki bir metnin açıklaması(!) sadedinde serd ediliyordu. O siteye bir yazı göndermek vacip olmuştu. "Risale-i Nur'a göre böyle" iddiasıyla, itikada ve Nurlara bu kadar mugáyir bir misal verilebilir mi? Ve minel garâib! Mezkür sitede Kavram Açıklamaları başlığıyla "Şek" ve "Şüphe" ne demektir? sorusunun işlendiği yazıda: "Acaba öldükten sonra hesap günü olacak mı?" diye kalbinden bir tereddüt geçirse ve bu hususta şekke düşse, o anda iman gider. Bunu imanın diğer rükünlerine de tatbik edebiliriz, deniyor ve soruluyordu: "Hayır, maalesef çok hatalı bir misal vererek çok tehlikeli bir kapı açtınız ve insanları şeytan vesveselerinin kucağına oturttunuz: "Meselâ; 'Acaba öldükten sonra hesap günü olacak mı?' diye kalbinden bir tereddüt geçirse ve bu hususta şekke düşse, o anda iman gider. Bunu imanın diğer rükünlerine de tatbik edebiliriz." Böyle açıkça hatalı bir misalden sonra "Yalnız bu gibi tereddüt ifade eden şek ve şüpheler kalpte değil de, akıl ve hayal âleminde olursa, imana bir zarar vermez." demenizin hiçbir kıymet-i harbiyesi kalmıyor. Bunun yerine Kastamonu Lâhikası'ndaki "Kalbin ve hayalin âyinelerinde rızasız, ihtiyarsız gelen pis ve çirkin ve küfrî hâtıralar zarar vermezler. Çünkü ilm-i usulde tasavvur-u küfür, küfür değil; ve tahayyül-ü şetm, şetm olmaz. Hasene ise, nuranî olduğundan, tasavvur ve tahayyülü dahi hasenedir." gibi ifadeleri koyunuz ki vesveseli insanların yüreğine su serpilsin." -Değerli Kardeşimiz; cevabımızı gözden geçirdik, bildiriminiz için teşekkür eder, hayırlı günler dileriz. Düzeltilmiş(!) şekli şöyleydi: Meselâ; "Acaba öldükten sonra hesap günü olacak mı?" diye aklını kullanarak ölçüp biçerek kalbinden bir tereddüt geçirse ve bu hususta şekke düşse, o anda iman tehlikeye girer. Bunu imanın diğer rükünlerine de tatbik edebiliriz. "Güzel kardeşim, gene olmamış. "Şüphe / vesvese" ile iman hiçbir şekilde zâil olmaz. Cevap geldi: "İlgili misali kaldırdık, Allah razı olsun…" Elhamdülillâh!

14 Temmuz 2026 00:20

Köşe Yazarı

Kalpteki Şüphe İmanı Giderir Mi?-3

Program 9:00-10:00 arası kahvaltıyla başlar. 10:00-11:00 arası, erken iştirak edemeyecek kardeşlere ilk müzâkereli derse yetişebilme fırsatı vermek için şahsî okumaya ayrılır. 15 dakikalık aradan sonra 90 dakikalık müzâkereli ders başlar. Öğle namazına hazırlık ve namaz molası, sonra ikinci müzâkereli ders, 15 dakikalık ara, tekrar müzâkereli ders, ikindi namazı hazırlığı, namazdan sonra tekrar müzâkereli ders… Şâir ağabeyimin, şiirinde ifade ettiği "kalbî şüphenin, yakîn-i îmanîye halel verdiği" hususunu ilk müzâkerede teklif ettim. -İlâhiyatçı bir şâirimiz, şiirinde "İmanda şüphe ise yakîn ifade eder / Cenâb-ı Hak korusun imanın çıkıp gider." diye yazmıştı. Bunu imanın diğer rükünlerine de tatbik edebiliriz." İlahiyatçı bir ağabeyimizin böyle düşünmesi, konunun ehemmiyetini ortaya çıkardığı için bu teklifi yaptım. Kendisine 14 Mayıs'ta en son şu mesajı çekmiştim: "Düzce'de her ayın 3. pazarı yaptığımız müzâkereli okuma programımız için bir konu çıkmış oldu. Fî emânillah!" Bir akademisyen kardeşimiz sordu: -Yakında değil kardeşim, ırakta. Gerekçelerin izahından sonraki oylamada teklifimiz kabul gördü, "Vesvese Bahsi" başta olmak üzere alakalı bahisler müzâkere edildi, mevzu neticeye bağlandı.

13 Temmuz 2026 00:17

Köşe Yazarı

Kalpteki Şüphe İmanı Giderir Mi? -2

2. Âyet veya hadiste murad edilen mânâ haktır. İlk iki hususta itiraz yoksa, âyet veya hadis inkâr edilmiyor ve kastedilen murad kabul ediliyorsa, "Ben başka bir mânâ çıkarıyorum." demek, kişiyi küfre sokmaz. Siyasal İslâmcılar Erbakan önderliğinde siyasete atıldıklarında ağızlarından düşürmedikleri âyet şuydu: "Kimler Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezlerse, onlar kâfirlerin, zalimlerin, fâsıkların ta kendileridir." Maide 44'ü muhâliflerine silah olarak kullananlara, Nur talebelerinin tavrı ne olmuştu: Âyet haktır. Kastamonu Lâhikası'nda:"Kalbin ve hayalin âyinelerinde rızasız, ihtiyarsız gelen pis ve çirkin ve küfrî hâtıralar zarar vermezler. Çünkü ilm-i usulde tasavvur-u küfür, küfür değil; ve tahayyül-ü şetm, şetm olmaz. Hasene ise, nuranî olduğundan, tasavvur ve tahayyülü dahi hasenedir." denmekte. "… Hem ehl-i imanın desâis-i şeytâniyeye kapılmaları, imansızlıktan ve imanın zaîfliğinden olmadığını, … anladım." (13. Lema) diyen Üstadımızın, "küfür" mevzuuna bakışı şöyledir: "[İzâfe edilen küfür] Sıfatın[ın] delâletinde şek var, imanın vücudunda da yakîn [kesin bilgi] var. Şek ise yakînin hükmünü izâle etmez. Tekfire çabuk cür'et edenler düşünsünler!" (ESDE, s. 340.) Demek ki "Şek ile yakîn zâil olmaz hükmü, 'ibadet, muâmelât ve cezâ hukuku' gibi hususlarda geçerlidir, kalpteki şüpheyle ilgili değildir." düşüncesi, hakikate, satırlara uygun düşmüyor. Değerli ağabeyime son mesaj olarak şunu göndermiştim: "Düzce'de her ayın 3. pazarı yaptığımız müzâkereli okuma programımız için bir konu çıkmış oldu bu vesileyle. En az 20 civarındaki kardeşlerle bu hususu önümüzdeki pazar, Nurlar'dan iyi bir müzakere edelim inşâallah. Fakir hatalı isem, bir hatâdan kurtulmuş olacağım için, kazançlı çıkarım. Fî emânillah!"

11 Temmuz 2026 00:20

Köşe Yazarı

Kelime Mezarlığı -3

P. Safa'ya göre "dil", "lisan"ın yerini tutmaz. "Dil" hayvanları ve tabiatı da içine alacak şekilde daha şümullüdür; "lisan" ise insanlara mahsustur. Gazi'nin, İsveç Kralını karşılarken yaptığı konuşmasından bir parça: "Avrupa'nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar; baysal utkusu."(03/10/1934) Başyazar dahi yazı yazamaz duruma gelince "Çıkmaza girdik!" diyen Gazi, bir U dönüşüyle (Güneş Dil Teorisi) uydurukçadan çark etmiştir: Bu teoriye göre dünya üzerindeki ilk millet Türklerdir. Bu göçler esnasında Amazon nehrini gören Türkler "amma uzun" demişler, nehrin adı "Amazon"; Niagara şelalesini gören atalarımız ise "Ne yaygara" dediklerinden şelâlenin ismi Niagara olmuş. "Bütün uluslar Türklerden, dillerin kâffesi de Türkçeden türemiştir." diyen Gazi, bu hususta eserler yazmaları için çeşitli zevâta vazifeler verir. "Yabancı" denilerek dilden atılmış kelimeler, şimdi Gazi'nin emriyle öz malımız oluvermiş ve "O kelimeleri diğer uluslar nasıl ve hangi şekilde bizden almışlardır?" sorusunun bilimsel(!) izahları için akla ziyan eserler yazılmıştır. "İntihabdaki ihtiyar sizindir." "Lisan" kelimesini Araplar, Türkçe "dil"den almışlardır. Sonra da bu "lis" sözüne Farsça çokluk eki "-an" ekleyerek LİS-AN yapmışlar.

02 Temmuz 2026 00:21

Köşe Yazarı

Kelime Mezarlığı (2)

Hekimler, bu sebeple "normal doğum" yapılması, bebeğin doğum ânında fıtrî sıvıları emmesi gerektiğini söylemekteler. (TDK1935) Prof. Timurtaş Hoca, "Gramer kaidelerine uygun, mânâca yanlış olmayan yeni bir kelime, uydurma bir kelime değildir. Uydurma kelime, yanlış eklerle yapılan; ses, şekil veya mânâca noksan olan kelimelerdir." der ve devam eder: "Eklerin yanlış kullanılması (fiil köküne getirilmesi gerekenlerin isim köküne getirilmesi veya aksi), mânâ ve fonksiyonlarının değiştirilmesi, başka dillerden alınması, başka dillerdekine benzetilerek yapılması gibi durumlar dışında doğrudan doğruya uydurulan ekler de görülmektedir." Meselâ Fâzıl Hüsnü Dağlarca'ya ait şu mısrâlar: Şiirdeki "-rı" eki (utan-rı, yan-rı, inan-rı) uydurma eklerdendir. Yeni Asya KÖPRÜ dergisinin 169.sayısında yer alan bir yazının başlığını fotoğraflayan bir kardeşimiz, fakire whatsApp'tan serzenişte bulunuyor: Düzce şahs-ı mânevîsinin yıllar süren müzâkereli okumaları neticesi vücut bulmuş 4 imzalı bu yazının başlığı: "Yeni Bir Düzen Arayışı: Risâle-i Nur'dan Bir Yönetişim Modeli" İmza sahipleri içinde edebiyatçı ben olduğum için sanırım, fakirden hesap soruyor. "… Kardeşim, yazı; kıymetli ve orijinal. Düzceli kardeşlerimizin 5-6 senedir ESDE başta olmak üzere Nurların satır aralarında müşterek zihin terleri dökme neticesi şekil bulmuş bir yazıdır. Mevcut cehd, hâlâ devam etmekte. Muhtevâ hakkında değerli fikirlerinizi bekleriz. Uydurukça dediğiniz şey, sanıyorum "yönetişim" lafzıdır. Bu kelime yerine tavsiye edeceğiniz bir kavram varsa, onu da bildiriniz. Kelime klasik tâbirle "uydurukça" değildir. Yani zaten ecdadın kullanageldiği bir kelimeyi ademe mahküm etmek maksadıyla eskisinin yerine ikáme için uydurulan bir "terim" değildir. Dikkat ederseniz "terim" dedim.

01 Temmuz 2026 00:39

Köşe Yazarı

On Yedinci Sözdeki Mahmud Kim? (3)

Gazneli ile Ayaz arasındaki muhabbet, Mevlânâ'nın Şems'e duyduğu aşk gibidir. Üstad, -zihinler bulanmasın diye- "Âşık olduğu Ayaz adlı has adamından ayrılan Sultan Gazneli Mahmud gibi, sevgililerinden ayrılan âşıkların…" şeklinde bir açıklama cihetine gitmemiş. İyi de Fârisî mısrada açıkça "Ayâzî" denmiş. Gazneli Mahmud – Ayaz arasındaki muhabbet, klasik edebiyatımızda çokça işlenmiş. Fakir, Osman Körükçü kardeşimin, "Mısradaki Mahmut, hangi Mahmut acaba?" sualini araştırırken lutf-ı İlâhî bir intikal ile Ayaz'ı farkedince "Hangi Mahmud?" olduğunu anlayabilmiştim. Hülâsa Üstadımız, Gazneli-Ayâz kıssasını hatırlatacak bir tercümeyi tercih etmemiş, Fârisî mısrâyı, Ayaz'dan geçtik Sultan Mahmud'un bile hangi Mahmud olduğunu perdeleyecek şekilde açıklamış: "Yani Sultan Mahmud gibi mahbubundan ayrılmış bütün âşıkların başlarında, hüznâlûd mahbubların nağmesinin tarzını işittiriyorlar." *** Av peşinde koşarken adamlarından uzaklaşan Gazneli Mahmud bir kaç Türkmen evi gördü. Evlerden birine yaklaştı, su istedi. Gazneli, Ayaz'ın ferâsetini çok beğendi.

20 Haziran 2026 01:01

Köşe Yazarı

On Yedinci Sözdeki Mahmud Kim? -2

II. Mahmud, amcası III. Selim'in gazelindeki şu beyti tahmis etmiş ve bu tahmîs çok meşhur olmuştur. *** 6 Aralık 1980 tarihli yazısında İhsan Atasoy'a Üstadın telmihte bulunduğu kişinin II. Mahmud olduğunu düşündüren en mühim mısralar Sultan'ın şu şiiridir: Atasoy, Üstadın Farisî mısrâındaki "Ber SER-i Mahmud…" yâni "Mahmud'un BAŞı üstünde…" ifadesinin, II. Mahmud'un "Sevdâ-yı muhabbet esiyor şimdi SERimde" mısrâına mutabık olduğu kanaatiyle hüküm vermiş olmalı. Oysa sadece II.Muhmud değil, Divan Edebiyatı şairlerinin ekserisi, "serlerindeki sevda"nın ıstıraplarını terennüm etmişlerdir. Ben "ayazî" lafzını (Farsçam 1968'deki 1 öğretim yılı dersle sınırlı olduğundan) sıradan bir kelime sanmıştım. "Ber seri Mahmud hâ nağmehâ-yı hüzn-engîz ayâzî" şeklindeki Farsça mısrânın açıklaması şöyle verilmişti: "Yani Sultan Mahmud gibi mahbûbundan ayrılmış bütün âşıkların başlarında, hüznâlûd mahbubların nağmesinin tarzını işittiriyorlar." Ayâzî, bir özel ismi ifade ediyordu. Zekâsı, sadâkati, Sultan Mahmud"a bağlılığı ile bir çok hikâyeye konu olmuştur.

19 Haziran 2026 00:48

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

On Yedinci Sözdeki Mahmud Kim? -1

Bir kardeşimizin: "Sultan Mahmudların ma'lum ve ma'rûf bir aşk/meşk hikâyesi var mı aceb?" diye sorması üzerine yaptığım bu çalışma Risâle-i Nurdaki Farisî bir beytin şerhi mesâbesindedir. Türkçe olarak da "Yani Sultan Mahmud gibi mahbubundan ayrılmış bütün âşıkların başlarında, hüznâlûd mahbubların nağmesinin tarzını işittiriyorlar." şeklinde açıklama yapılmış. Benim bildiğim Osmanlı Sultanları I. ve II. Mahmudlar vardı, bir de Afganistan coğrafyasında 32 yıl hüküm süren Gazneli Mahmud. Araştırmalarımın ilk neticeleri beni Sultan II. Mahmud'a sevk etti. Yeni Nesildeki (Yeni Asya 1980 ihtilâlinde kapatılınca Yeni Nesil adıyla çıkmıştı) yazısında İhsan Atasoy, bu konuyu işlemiş ve Nurlarda sözü edilen Sultan Mahmud'un II. Mahmud olduğunu ifade etmiş. *** Sultan II. Mahmud'un bâzı hususiyetleri şöyle özetlenebilir: Sultan II. Mahmud (1808-1839) Küçük yaşta yetim kalan II. Mahmud'u, amcası III. Selim yetiştirmiş. Hz. Muhammed'e Na't yazan 12 Şâir Sultanlarımızdan birinin, Sultan II. Mahmud olduğunu da ifade edelim.

18 Haziran 2026 00:13

Köşe Yazarı

Sandalye Gıcırtıcıları

Süleyman Nazif, genci yakasından silkeleyecek fırsatı bulmuştur, lâfı yapıştırır: Ah Süleyman Nazif! * "NATO'nun Libya'da ne işi var!" çıkışından üç hafta sonra "NATO, Libyalılar için Libya'da olmalı." çarkı; * Yıllarca "firavun, diktatör, katil" denilip "Asla bir araya gelmem." resti çekilen Sisi'yle "kardeşim" diye kucaklaşma; * "Gazeteci değil, terörist; asla iâde edilmeyecek!" resti çekilen Alman vatandaşı Deniz Yücel'in, Merkel'in bir telefonuyla tahliye edilip derhal Almanya'ya iâdesi… *Kaşıkçı cinayeti dosyaları istendiğinde "Verelim de yok edin. Bu millet enayi değil. Hesap sormasını bilir…" diye efelenip sonra dosyayı Suudi Arabistan adlî birimlerine devretme... Düşürülen Rus uçağı için "özür dilenmeyecek" denilsin; sonra özür ziyaretine gidilsin. Yetmezmiş gibi milyarlar verilerek alınan S-400'ler de hangara kilitlensin... Dün "oturmam" de, bugün aynı masaya otur.

11 Haziran 2026 00:31

Köşe Yazarı

Şapka Deyip Geçmeyin (59)

"Şapka Deyip Geçmeyin" başlığı altında işlediğimiz, "hizmet içi eğitim" mahiyetindeki yazılarımız, hitâma ermek üzere. Falih Rıfkı, Çankaya'da: "…Kuvayı Milliye kalpaklıydı. Ordusu¬nun İzmir'e girdiğinin haftasında bütün iç sokaklar, Anadolu'ya geçen Rumların başlarından attıkları şapkalarla kaldırım gibi döşeliyken, halkın Anadolu'dan gelen kalpağa selâm verdiğini görmüştüm…" der. Sadece Bursa Mebusu Sakallı Nurettin Paşa'nın itiraz ettiği kayıtlara geçen 671 sayılı Şapka İktisası kanunu 25/11/1925'te mer'iyete girmiş, Türk halkının millî(!) serpuşu şapka olmuştur. (Bu bombalamanın 1925 yılına ait İtalyan Corriere della Sera gazetesindeki haberin fotografı Kadir Çandarlıoğlu'nca neşredilmişti.) Falih Rıfkı, boşuna dememiş: "Bu, başlık değil baş davasıydı." Biz şapkanın imlâsına dönelim. -1'de (28/5/2024) şapkanın nerelerde kullanılıp nerelerde kullanılmaması gerektiğini işlemiş ve serinin diğer yazılarında da bu meseleye zaman zaman temas etmiş, "Anlatım Bozuklukları"nı işlediğimiz çoğu yazıların sonunda da "Şapka Sehviyle Hitam" diyerek şapkasız yazımın yol açtığı pürüzlere dikkat çekmiştik. 2025'te yayımlanan 70'e yakın yazısında kendi cümleleri içinde şapkalı-şapkasız bir tek "gayet" kelimesi yoktu. Mayıs ayındaki yazılarından birinde bir "gayet" çıktı karşıma ama o da Mektubat'tan kes/yapıştır iktibastı ve şapkasız şekilde doğru yazılmıştı.

15 Aralık 2025 00:46

Köşe Yazarı

Siyasî Tövbe

CMK md.58–5726 SK. md.3 ile yürürlüğe giren "gizli tanık" uygulamaları, Sayın Erdoğan'ın "Allah'ın bir lütfu" diye nitelediği 15 Temmuz darbe senaryosundan beri ilgili mahkemelerde aslî bir uygulama olarak tatbik edilmekte. Bu durum; "Yalnız söze bakıp durma" ikazıyla tavsiye edilen "Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş" kıstaslarına "Ne zaman söylemiş, nerede söylemiş?" kriterlerini de ilâveyi lüzumlu kılmıştır. "Suç örgütü lideri" olarak 704 yıl hapsi istenen "işadamı" gizli tanık, 45 kez "duydum", 50 kere "düşünüyorum", 104 defa "olabilir" diyerek hiçbir delil ve görüntü kaydı, bilgi ve belge koyamadan, tek bir şahit gösteremeden yaptığı ithamlarla paçasını kurtarıp tutuklanmıyor ve havuz medyasının gülü olarak beyanatlar vererek diyet ödüyor fakat suç isnat ettiği sanık başkanlar, ceza üst sınırı 2.5 yılı geçmese dahi onun temelsiz isnatlarıyla tutuklu yargılanıyorlar. Hani eskiden camilerde hocalar cemaate tövbe ettirirken söyletirlerdi: "Tövbe yâ Rabbî, bilüp ettiklerime, bilmeyüp ettiklerime…" Sandıktan ümidi kesen iktidar, rakip belediye başkanlarını soruşturma tehdidiyle AKP'ye katılmaya, değilse siyaset tövbesi yaptırmaya azimli görünüyor: "Muhalif siyasete tövbeler olsun ey AKP.

09 Kasım 2025 01:10

Köşe Yazarı

Mantık Hatâları (2)

Şapka Deyip Geçmeyin-58 - Anlatım Bozuklukları-39 * "Müslümanlar, Fatihlerin ve Yavuzların torunları olarak kendine gelmeli." Tamam, kimi filmlerde Osmanlı sultanlarını ömürleri haremde geçmiş insanlar olarak gösterme gayretine şahit oluyoruz ama, bütün Müslümanların, Fatih ve Yavuzların sulbünden geldiğini sanmak da fazla mübalağa! * "Yaramazlıklarıyla öğretmenin gözüne giriverdi." Göze batmak iyi bir şey değildir; usulca süzülüvereceksin böyle gözden içeri. * "Türkiye'nin 1071 Malazgirt'in fethinden beri demokrasi, siyasî, ekonomik, askerî, vd. alanlardaki ilerleyişi Batı istikametlidir." 1950'lere kadar cemalini göremediğimiz demokrasi, meğerse Malazgirt ile tev'em imiş de haberimiz yok. Onu geçtik de "demokratik" yerine "demokrasi" kullanılınca "demokrasi alanlardaki ilerleyiş" gibi bir tamlama yanlışı da araya sokuşturulmuş oldu. * "Buram buram kokar / Kalbimin kıpırtıları." "Duyular arası aktarma" diye bir şey vardır gerçi. Daha "Kalbimin kıpırtıları"nı bir duyu alanına sokamamışken bir de "buram buram" kokutunca?.. * "Ben seni ellerin olsun diye mi sevdim?" *** Sıra geldi şapka sehvine: "Bazı Nur Talebeleri memleketin değişik yerlerinde dinî, millî, içtimaî, HAMASÎ konuşmalar yaparak milleti tenvir hareketine hız verdiler." "Hareketü'l Mukavemetü'l İslâmiye/İslâmî Mukávemet Hareketi" denilen teşkilatın kısa adıdır HAMAS.

01 Kasım 2025 00:35

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha