×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

İnternetin Yeniçağında İnsan Sesini Aramak

Derinlemesine Analiz, Teyitli Haber! Son dönemde dijital dünyayı sarsan "Ölü İnternet Teorisi", tam da bu noktanın can damarına basıyor. Hatta bu teoriye göre internet, 2010'ların sonundan itibaren bildiğimiz anlamda insan etkileşiminin olduğu bir yer olmaktan çıktığı bile söylendi. Aslına bakacak olursak, bugün dijital ağlarda dönen trafiğin, üretilen içeriklerin ve yapılan yorumların büyük bölümü artık insanlar tarafından değil; botlar, yazılımlar ve algoritmalar tarafından üretilebiliyor. Evet, yapaylığın değil, samimiyetin ve gerçek insan sesinin kazandığı bir gelecek dileğiyle...

Köşe Yazarı

Kaynak: Tgrt

30 Haziran 2026 22:03

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Şirketleri Rakipleri Değil, Suskunluk Batırır

Aradan geçen bunca yılın sonunda fark ettim ki şirketler de insanlar gibi... Kimse "Bu yatırım yanlış." demiyor. "Biraz daha izleyelim." deniliyor. Kimse "Buraya gömdüğümüz para geri dönmeyecek." diyemiyor. Onun yerine, "Beklentimizin altında kaldı." ifadesi tercih ediliyor. Oysa çoğu zaman öyle olmuyor. Etrafını sadece "Her şey yolunda." diyen insanlarla dolduran bir lider, uçuruma yürüdüğünü fark edemez. Bana göre iş dünyasının en büyük maliyeti yanlış yatırım değildir. "İyi de efendim ciromuz artıyor!" E artabilir. "Yeni şubeler açıyoruz." Açabilirsiniz. Fakat insanlar birbirine gerçeği söylemekten çekiniyor, korkuyorsa büyüyen şirket değil elbette o duvara astığınız tabelanızdır.

03 Temmuz 2026 09:45

Köşe Yazarı

Ölçünün Bittiği Yer

Sanıyorum bu insan hafızasının bir veri merkezi gibi çalışmamasıyla ilgili. Görüyorum ki tarihte hiçbir nesil bu kadar çok veri üretmemiş, bu kadar ayrıntılı izlenmemiştir diye düşünüyorum... Herkes daha fazla veri istiyor; daha fazla analiz, daha fazla rapor, daha fazla tahmin... Gözlemlediğim bu gerçek, insanı ister istemez şu soruyla baş başa bırakıyor: "Ölçebildiğimiz şeyleri gerçekten anlayabiliyor muyuz?" Yüzyılımızın meşhur fizikçilerinden Richard Feynman'a da ilginç bir soru sorulmuş. Demişler ki: "İnsanlığın bütün bilgisi yok olsa ve gelecek kuşaklara yalnızca tek bir cümle bırakma hakkımız bulunsa, siz neyi bırakırdınız?" Feynman son derece sade bir dille: "Maddenin birbirini belli bir mesafeden çeken, yaklaştıklarında ise iten atomlardan oluştuğu gerçeğini söylerdim" diyor. Hatta bu sayede hayatımızı kolaylaştıran makineler yapıyor, devasa veri okyanuslarını inşa ediyoruz. Günümüz bilim insanları basit bir hücrenin içindeki atomların etkileşimini, orada gerçekleşen saniyenin milyarda biri kadar çok kısa süren bir madde alışverişini dünyanın en güçlü bilgisayarlarıyla hesaplamaya çalışıyorlar. Oysa bilgi ile hikmet aynı şey değildir. Bütün bu bilimsel sınırları, algoritmaların çaresizliğini ve atomların o akılalmaz matematiğini tam da bu yüzden önünüze seriyorum. Her gün dijital dönüşümün, yapay zekanın ve veri dünyasının yönetim koltuğunda oturan biri olarak biliyorum ki; insanlığın önündeki asıl soru artık daha fazla ölçmek değildir. Çünkü ölçüyoruz; tarihte hiç olmadığı kadar ölçüyoruz.

15 Haziran 2026 12:28

Köşe Yazarı

Etten Kemikten Öte Bir Şeyler Var

Bir dönem insanı sadece bir kas gücüne indirgemişlerdi! Yani insanı tamamen hesaplanabilir bir varlık olarak tarif etmeye çalışıyorlar. İnsanın çözülebilir bir varlık olduğu düşüncesi hiçbir zaman değişmedi. Dünyaca ünlü İngiliz matematikçi Roger Penrose, yıllar önce bu iddiaya "Gödel Teoremi"nden hareket ederek karşı çıkmıştı. Yani insan, bir sistemin doğrusunu ya da yanlışını dışarıdan bir gözle değerlendirebiliyordu. Bu yüzden öğrenmek dediğimiz şey sadece en doğru hamleyi bulup uygulamak değildir! İnsan burada bambaşka bir şey yapıyor. İnsan o ortama uyum sağlamak için milyonlarca yıl fiziksel bir değişimin yaşanmasını bekleme yerine, hemen aletler yapıyor, teknolojiyi üretiyor ve içinde bulunduğu çevreyi kendisine uygun hale getiriyor. Demek ki insan sadece dış dünyaya tepki veren bir canlı değil, dünyayı kendi idrakiyle yeniden yorumlayan bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. Eğer insan zihni sadece beyin dokusundan ibaret bir şey olsaydı, eğitim dediğimiz süreç bu kadar zor olamazdı. Öreğin, bir kalbin biyolojik olarak nasıl çalıştığını bilmek başka bir şey, o kalbin memleket sevdasıyla çarptığını anlamak, bilmek bambaşka bir şey. İnsan sadece yaptığı işlerden ibaret değildir. İnsan beyni bir makine gibi çalışabilse de kesinlikle bir makine gibi yaşayamaz.

29 Mayıs 2026 10:40

Köşe Yazarı

Kendini Ölçmek Kendini Bilmeye Yetmez

Yani, kaç adım attığını, gece kaç saat uyuduğunu, kalp ritminin gün içindeki dalgalanmalarını büyük bir sadakatle takip ediyor insanlar. Bizler ekran başında dünyayı sayılara indirgemeye çalışırken, hayatın asıl ağırlığı o sayılabilir alanların çok uzağında ezip unufak ediyor bizleri... İnsanı eskiden başka teraziler tartardı. Şimdi o duyguların yerini buz gibi tablolar, sezgilerin yerini mekanik bildirimler ve grafikler aldı maalesef. Ancak insanı anlama ihtimalleri her geçen gün yok oluyor. Zira bir insanı kendisi yapan şey, o ölçülemeyen, sayılara gelmeyen ve raporlanamayan taraflarında saklı olduğunu düşünenlerdenim. Bugün bize "hayatınızı kolaylaştırıyor" diye sunulan o konforlu teknolojiler, fark ettirmeden bizi kendi rızamızla teslim olduğumuz bir kölelik düzenine sürüklüyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok; bugün bankaların önümüze koyduğu o kredi skorları, yarın bileğimizdeki saatler üzerinden birer "yaşam skoruna" dönüşecek. Görüyorsunuz ki bu çağda rakamlarla ilişkimiz her geçen gün artıyor, grafikler bir yükselip bir düşüyor. Bütün bunları, her sabah ekranların, algoritmaların ve dijital dönüşümün tam kalbinde mesaiye başlayan, hayatını verileri yönetmeye adamış bir adam olarak yazıyorum size. Kırsal kalkınmadan savunma sanayine kadar her yerde "bağımsızlığı" konuşurken, kendi hayatlarımızda teknolojinin bizi sınıflandırmasına seyirci kalamayız. Çünkü her şeyi ölçebildiğimiz gün göksümüze madalya takılıp rütbemiz yükselmiyor. Bence hakiki başarı, bizi birer kredi skoruna, birer sigorta poliçesi riskine indirgemeye çalışan bu sisteme karşı ölçülemeyen insan ruhunu canlı tutabilenler tadacaktır.

25 Mayıs 2026 13:18

Köşe Yazarı

Gelecek, Nilüfer Sultan'ın Çeyizinde Bizleri Bekliyormuş

Gözlerimizi ekranlara dikip dünyayı kurtaracak o "büyük dijital devrimi" beklerken, asıl istikbalin ayaklarımızın altındaki toprakta bizi beklediğini kabul etmemiz ve ona sahip çıkmamız lazım. Geçtiğimiz hafta sonu Bursa'da Nilüfer Sultan'ın çeyiz diye bıraktığı o 330 bin dönümlük TİGEM arazisinde adımlarken "şu toprakların dili olsa da bizim yerimize o konuşsa" diyesim geldi. İki günlük ziyaret sırasında Tigem Genel Müdürü Dr. Hasan Gezginç bize hem Tigem'i hem de Karacabey'de yer alan Tigem tesislerinde tarım ve hayvancılık alanında neler yaptıkları anlatarak bizleri gerçekten etkiledi. Tarım ve Orman Bakanı Sayın İbrahim Yumaklı ile mülakatımızda konuştuğumuz rakamlar, projeler, bütçeler bir yana; benim gördüğüm gerçek şuydu: Türkiye artık savunma sanayindeki o meşhur "yerlilik" iradesini toprağa indirmiş durumda. Bakan Yumaklı'nın "Yapay et Türkiye'ye giremez. Bakanlığımızın bu konuda herhangi bir çalışması da bulunmamaktadır" çıkışını sadece bir yasaklama gibi görmeyin. Bakanlığın "planlı üretim" ve "su merkezli tarım" hamleleri, kırk yıldır konuşulan ama hayata geçirilmesi bugüne nasip olan önemli adımlardır. Bakan Bey bu konuda oldukça net: "Tüm desteklerimizde gençlerimize ve kadınlarımıza öncelik tanıyoruz. Kırsal Kalkınma Yatırımları kapsamında 2026 yılı için 10 milyar liralık bütçe ayırdık." sözü bu realiteyi açıklamaya yetiyor. Öte taraftan burada sadece geleneksel yöntemleri korumaya değil, bugünü yarına bağlayacak olan köprülerin kurulmaya çalışılması; "nasırlı eller"in değil, "akıllı sistemler"in konuşuluyor oluşu ise takdire şayan bir durumdur. Sayın Bakan'ın yapay zekayı tarıma entegre etme vizyonu, gıda güvenilirliğini "kırmızı çizgi" olarak belirlemesi, bizi küresel krizlere karşı sarsılmaz bir kale haline getirmiş durumda.

16 Mayıs 2026 09:19

Köşe Yazarı

Şehir Artık Yüzümüzü Hatırlıyor

Hatta sadece İstanbul'da değil, Türkiye'nin neredeyse her köşesinde bizleri izleyen bir çift "cam göz"ümüz var artık. İnsan çoğu vakit hayatın akışında bunları fark etmiyor belki ama şehrin bizleri uzun zamandır harf harf kaydettiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Sesimiz bile sadece bir nefes değil artık; akciğerlerin gücü ve gırtlağın yapısıyla oluşan o kendine has frekanslar, tıpkı bir motif gibi görünür hale getiriliyor. Öte taraftan, insanoğlunun en sanatlı organlarından biri olan ellerimiz; içindeki 19 kemik ve eklem yapısıyla kişiye özel bir şifre barındırıyor bünyesinde. Zira insanın doğasında unutulmak, hiçbir sisteme iz bırakmadan sessizce geçip gitmek ve sadece "kendi" olma arzusu da var. Dünya ise her şeyin kayıtlı olduğu o "mutlak hafızaya" doğru doludizgin koşuyor. Derdim, her şeyin bu kadar kolay "okunabildiği" bir dünyada, insanın kendi derinliğini nasıl kaybedeceğini göstermek. Kimliğimizi sistemlere birer barkod gibi teslim ederken, aslında bizi "biz" yapan o biricik mahremiyetimizi de satılığa çıkarıyoruz. Galiba yakın gelecekte en kıymetli hazinemiz sadece kim olduğumuz değil; bu kadar izlenebilir bir dünyada, o cam gözlerin giremediği o "insan kalma" kabiliyetimizi nasıl koruyabildiğimiz olacak.

08 Mayıs 2026 10:51

Köşe Yazarı

Kendi Pazarını Kurutan Dünyaya Mı Uyanıyoruz?

Son günlerde iş dünyasının hangi alanına baksam aynı cümleyi duyuyorum: "Daha az kişiyle, çok daha büyük işler yapacağız." Yani herkes yapay zekanın maliyetleri nasıl aşağı çekeceğini, operasyonel yükü nasıl sıfırlayacağından bahsediyor. Siz üretimi ne kadar hatasız hale getirirseniz getirin, o ürünün karşısına geçip onu arzulayacak, onun için bütçe ayıracak insanı sistemden el çektirmeye çalıştığınızda kendi kuyunuzu da kazmaya başlıyorsunuz demektir bence. Bu şirketlerin maliyetleri düşürme uğruna insanı sadece bir "gider kalemi" olarak görmeye başladığında, esasen kendi pazarını da kendi geleceğini de yok ediyor, kurutuyor demektir. Çünkü insan, sadece bir "tüketim kalemi" değil, bir anlamın da arayıcısıdır. İnsanı merkezin dışına ittiğiniz her sistem, bir süre sonra sadece kendi etrafında dönen ve kimseye temas etmeyen saçma sapan bir yapıya dönüşecektir. Teknolojiyi yakalamak, yapay zekayı iş süreçlerimize dahil etmek bir zorunluluk gibi görünse de bunu sadece "insan eksiltmek" üzerine kurgulanan her vizyon, bindiği dalı kestiğinin farkında olmalı diye düşünüyorum.

02 Mayıs 2026 09:08

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Hafızayı Ekrana Emanet Etmek

Ama o fotoğraf karelerinin içinden geçerken hissettiğim şey o anı hatırlama değil de sanki bir "kayıt yorgunluğu" gibiydi. Yani o anları gerçekten yaşamamışız da sırf anı olsun diye kaydedip izliyormuşuz gibi hissettim. Çünkü hatırlamak zahmetli bir iştir. İçinde özlem vardır, eksiklik vardır, acı vardır, gözlem vardır... Aslında konu haberle ilgili de değildi. Belki de bu yüzden genç bir okur, saniyeler içinde tükettiği yüzlerce içeriğin içinden hiçbirini hatırlamadan gününü tamamlayabiliyor. Dijital Varlıklar tarafında bugün sadece içerik üretmenin yeterli olmadığını çok net görüyoruz. Öyle düşünmesek "kaç kişi gördü?" sorusundan çok "kim gerçekten hatırladı" sorusunun da peşinden koşmayız. Zira biliyoruz ki insan hafızası teknik bir veri yığını değil, emanet bir bilinçtir. Türkiye Gazetesi'nin yıllara yayılan o devasa birikimini dijital dünyaya taşırken de, yeni platformlarımızda bir şeyler üretirken de okuyucularımıza, bir veri yığını değil muhteşem bir miras bırakıyoruz. Daha az kaydedip, daha çok yaşamayı önemsemek gerektiğine inanıyorum.

24 Nisan 2026 08:54

Köşe Yazarı

Gençler Neden Artık Haber Okumuyor?

Bizim kuşak için haber; gazete bayisinden alınan gazete veya akşam ana haber saati demekti. Şimdi haber bir "durak" değil, durmaksızın akan bir "sel" haline geldi. Bir gencin önüne uzun bir metin koyduğunuzda, onun derdi metnin uzunluğu değil; o satırların arasındaki "sahicilik" sınavı gibi geliyor bana. Evet, bu mesleğe hayatını koyan büyüklerimiz yıllarca "doğru haber" yapmanın yeterli olacağına inandı. Elbette doğru haber her kurum için namustur, vazgeçilmezdir; ancak medya şirketiysen bu tek başına yetmiyor. Çünkü genç okur sadece "ne oldu?" diye sormuyor ki! "Bu anlattığın benim hayatımda neyi değiştiriyor?" diye de bakıyor. Biz hâlâ o yukarıdan konuşan, mesafeli ve kusursuz ama buz gibi soğuk haber diliyle devam edersek mesafeyi açarız. Hâlbuki genç kuşak bir kusursuzluk aramıyor, gerçeklik arıyor. Zira orada insan var, orada bir yaşanmışlık var...

11 Nisan 2026 09:00

Köşe Yazarı

Mülkiyetin Yeni Kalesini Kod Mu Yoksa Kalem Mi Yazacak?

Şimdi sizlere "eski" ile "yeni"nin arasındaki farkları anlatıp bir kavga çıkaracak değilim. Eskiyi savunup, "Bir zamanlar elimizde gazete kağıdı olurdu, boyası parmaklarımıza bulaşırdı ve o lekeyi her şeye rağmen severdik" diye nostaljiye sığınan bir metin de yazmayacağım. Bugün dünyada dev medya yapıları, içeriğin tek başına bir "kale" inşa etmeye yetmediğini çoktan idrak etti. Bunu günümüzde geç fark edenler hâlâ var ama biz yaşayarak gördük ki kendi sistemini kurmayan bir medya, başkasının düzeninde bir "kiracı" gibi kalakalıyor. Bakın, dünya bu yolu çoktan açtı. Ya da Jeff Bezos'un Washington Post'u satın aldıktan sonra yaptığı ilk işe bakın: Gazeteyi bir teknoloji şirketine dönüştürdü. Yapılan araştırmalar, kendi teknolojisini üreten medya gruplarının, okur sadakatini %40 daha fazla koruduğunu gösteriyor. Türkiye Gazetesi, TGRT Haber, Türkiye Today gibi markalarımız için kendi kitlesini tanıyan ve datasını yöneten markalar olarak çalışıyoruz. Yazılım bu yüzden hayati. Bu sistemlerin tam merkezine de değeri hiçbir dünyalıkla ölçülemeyecek "insan"ı oturtuyoruz. Başkasının sisteminde "misafir" olup iyi görünmektense, kendi sistemimizde "ev sahibi" olup güçlü olmayı seçtik.

27 Mart 2026 09:38

Köşe Yazarı

Nefesin Mülkiyeti Ve Emanet

Geçtiğimiz gün arkadaşlarla çokça önemsediğim "dikey sinema" üzerine mini bir toplantı yapmıştık. Gerçekten insan beyni muhteşem bir şey. Ve o an hangi çağrışımla yola çıkarak yirmi sene önce okunmuş bir makaleyi muhayilleden süzüp gözlerimin önünde adeta bir film şeridi gibi akmasını sağlayabiliyor bilemiyorum inanın. Bu arada o hikâyedeki hasta olan kızın ismi yanlış hatırlamıyorsam Emma idi. Sonra, adına "Sistik fibrosis" denilen bu hastalığın sebep olduğu tıkanıklığı kökten bitirecek, yeni bir gen teknolojisiyle üretilen enzimle hastalığın yok edildiğini de hatırladım. İnanmayacaksınız ama o gün anladığım şeyle şimdi gözlerimin önünden geçen yirmi sene önceki halimi bile gözlerimin önünden geçerken gördüm. O gün, bu devasa teknoloji çarkının, bir çocuğun göğüs kafesindeki o daralmayı çözdüğü an büyük bir kıymet kazandığını anlamış ve bunu tam olarak idrak etmiştim… Bizler dijital dünyada bilginin namusunu titizlikle nasıl savunuyorsak, bu biyolojik devrimde de insanın fıtratını korumak zorunda olduğumuzu adım gibi biliyorum. Hatta "dikey sinema" alanında bile durum bu. Biz, dijital üreticiler olarak bu sürecin bir köşesinde durmuyoruz!

20 Mart 2026 10:49

Köşe Yazarı

Mutfak Bizim, Sofra Kimin?

Zira bu sistem, kapının ardındaki odanın içinden kendine göre seçtiği birkaç bilgiyi vitrine koyup "ben senin için bunu uygun gördüm" ya da "görebileceğin şeyin hepsi bu" diyor. İlk bakışta "e daha iyi değil mi?", "büyük bir hız ve kolaylık" diye düşünebilirsiniz ama bu süratin bedelinin, verilen o bilginin haysiyeti olduğunu düşünmezsiniz. Bugün arama motorları artık bize yol göstermekle yetinmiyor; bizim harcımızla, bizim emeğimizle kendi binalarını inşa ediyorlar. Ve biz Dijital Varlıklar olarak, bu yeni düzende sadece veri sağlayan kurumlar olarak bulunmak istemiyoruz. Bakın, elimizin altındaki tüm makineler bizim verdiğimiz bilgiyi biriktirir, ancak o bilginin neye tekabül ettiğini de ancak o çileyi çeken insan anlatabilir. Bugün coğrafyamızın enerji yolları için verilen o büyük mücadele neyse, dijital evrende bilginin akış yolları için verilen mücadele de bizim için o dur. Onlar sıradan her bilgiyi her yerden bulabilirler. Hatta bunu hızla çoğalta da bilirler ama o bilginin ardındaki hikâyeyi, sorumluluğu ve vicdanı bizden başka kimse bilemez.

14 Mart 2026 10:36

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha