
Bir mektubunda Hulusî Yahyagil gördüğü rüyanın tabirini yaparken; "Hiç-ender hiç olduğunu hatırla. Senin mini mini hayat tekneni, dağlar gibi dalgaları bulunan, kısacık ömrünün denizinde aldanarak boğdurma. Ve hayat-ı ebediyeni söndürmek isteyen, en büyük ve en yakın olan nefsinin hilesinden kurtulmaya çalış."1 yorumunda bulunur. Üstad Bediüzzaman "Ve keza önümüzde idam sehpaları kurulmuştur. Eğer iman, îkanla Kur'ân'ın irşadını dinlersen, o sehpa ağaçlarından sefine-i Nuh gibi sahil-i selâmete, yani âlem-i âhirete ulaştırıcı bir sefine yapılacaktır."3 der. Bediüzzaman Münacaat Risalesi'nde "Kur'ân-ı Hakîm'inin dersiyle ve Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın talimiyle anladım"4 tabirini defaatle kullanır. Muallim Galib'in Risale-i Nur hakkında dalalet tufanının dalgalarına siper olup "Sahil-i selâmete çıkaran Nuh'un (as) gemisi gibidir sözün" mealindeki "Mevc-i tufan-ı dalaletten siper, Keştî-i Nuh-u selâmettir sözün" beyiti bir hakikati ifade etmektedir. 5 Milaslı Halil İbrahim de bu ifadeleri tasdik ediyor: "Bahr-i dalalet mevcleri arasında, sefine-i Nuh (as) necat verir; her kim dâhil olsa tufan-ı maâsiden halâs bulur."6 Bediüzzaman ise "Evet Risale-i Nur, Sefine-i Nuh gibi Anadolu'yu Cebel-i Cûdi hükmüne getirip küre-i arzın yangınından ve tufanından kurtulmasına sebeptir"7 diyor. Sonunda "mini mini hayat tekneleri"nin alabora olmasına bir dalga yetti. "Keştî-i Nuh-u Selamet"(*) elimizin altında.
Kaynak: Yeni Asya
31 Mart 2026 00:41
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Don Korkusuz(!)
Topluluktan birisi diğerine lafın gelişi "Allah'tan kork!" dedi. Cevap, "İnanmıyorum ki. Neden korkayım?" oldu. Konuşmaya şahit olan kişi "Gerçekten inanmayınca korkulmaz mı?" diye düşündü. Şekli belirsiz garip bir gülümsemeyle "Don Korkusuz(!)" diye söylendi. Yılan bulunan bir yerde "Yılana inanmıyorum." diyen, yılan korkusundan emin olur muydu? "Saçma." dedi. Tabiri caizse "İnanmıyorum ki. Neden korkayım?" repliği nefsin kendini aldatma kamuflajıydı. Zihninde "Don Korkusuz(!)" olarak şekillenen "Bay Korkusuz" üzerinden düşünceleri devam etti. "Don" kelimesi İspanyolcada efendi, bey anlamında kullanılmaktaydı. "Nitekim onlardan birine ölüm gelip çattığında, 'Rabbim! Beni dünyaya geri gönder ki, boşa geçirdiğim ömrümde iyi işler yapayım' der. Hayır! Onun söylediği bu söz boş bir laftan ibarettir."1 ayetinde belirtildiği gibi, dünyaya dönüp iyi bir kul olmak için yalvaracak, ancak bu istekleri reddedilecekti. "Evet! Bu Don Korkusuzların(!) sözleri boş bir laftan ibaretti. Allah bizleri onların boş laflarına ve vaadlerine muhatap Sançho Panza yapmasın. Böyle cahiller için Shakespeare ne güzel demiş: Düşüncesiz kelimeler asla gidemez Cennet'e… Bilgiden kanatlar tak uçmak için Cennete." Böylelere söylenecek tek söz: Ey Don Korkusuz(!) "Senin o ömr-ü bâkîden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!"2 olacaktır. 1- Mü'minûn Suresi: 99-100. 2- Mesnevî-i Nuriye, s. 145.
13 Temmuz 2026 00:26

Nizam-ı Âlemin Müşâhidi Olmak
"Her bir şey, nizam-ı âlemi teşkil eden düsturlara ve muvazene-i mevcudatı idame eden kanunlara tatbik-i hareket etmekle o Alîm-i Kadîr'e şehadet eder."1 Böylece nizam-ı âlemle bütünleşir. Evet "Belki geniş ve müzahemetsiz bir âlem lâzımdır. Tâ insan hakkıyla sünbüllensin ve ahval ve kemalâtına nizam vermekle, nizam-ı âleme hemdest-i vifak olabilsin."2 İnsanın ahval ve kemâlatına nizam vermesi ise; "Ben cinleri ve insanları yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım."3 ayetine bakar. Çünkü "İnsan, ipi boğazına sarılıp istediği yerde otlamak için başıboş bırakılmamıştır. Belki bütün amellerinin suretleri alınıp yazılır ve bütün fiillerinin neticeleri muhasebe için zapt edilir."4 Öyleyse şu nizam-ı âlemin kemâli, muhasebenin yapılacağı ebedî hayatla mümkün olacaktır. "Nübüvvet beşerde zaruriyedir. Karıncayı emîrsiz, arıları ya'subsuz (beysiz) bırakmayan kudret-i ezeliye elbette beşeri de bırakmaz şeriatsız, nebisiz. Sırr-ı nizam-ı âlem, böyle ister elbette."6 Demek bütün hikmetlerin merkezi olan âlemin nizamı insanın keyfine bağlanmamıştır. Evet "Delil-i Sâni' olan nizam-ı âlemin esası olan hikmetullahın şahidi ise istihsan-ı akliye…"dir. 2013, s. 310. 2013, s. 186, 187. 2013, s. 129. 5- Age., s. 844. 6- Age., s. 1142. 2013, s. 114.
05 Temmuz 2026 00:35

Ezber Bozan Ezber
Risale-i Nur'da ezber bozan tabirlerden birisi "hürriyet-i şer'iyenin sünnetini ezber ettirmek"tir. Her türlü zorbalığa, hak ve hürriyet tanımamazlığa karşı "İsterim ki Meşrutiyet ve hürriyet-i şer'iyenin sünnetini onlara ezber ettireyim." demiştir. Geliniz Hutbe-i Şamiye'deki şu ifadelere bakalım: "Hürriyet-i şer'iyenin esasları olan; müstebitlere dalkavukluk etmemek ve bîçarelere tahakküm ve tekebbür etmemektir." "İmandan gelen hürriyet-i şer'iye, iki esası emreder: Yani iman bunu iktiza ediyor ki; tahakküm ve istibdad ile başkasını tezlil etmemek, zillete düşürmemek; ve zalimlere tezellül etmemek."3 Bediüzzaman hayatı boyunca Peygamberimizin (asm) sünnetine uymadaki titizliğini içtimaî hayattaki hürriyet-i şer'iyenin şu sünnetine ittibaında da uygulamıştır. Birinci Şua'nın İkinci Ayeti'nde, Şura Suresi'nin 15. "Emredildiğin gibi dosdoğru ol!" ayetinin remzî işaretinden bahsederken, makam-ı cifrîsinin 1309 ederek (Milâdî 1892, 1893 yıllarıdır) "...o tarihte umum muhatapları içinde birisine hususan Kur'ân hesabına iltifat edip istikametle…" emretmesinin5 hürriyet-i şer'iyeyi zihninde taşımaya başladığı tarihlere tevafuk etmesi dikkat çekicidir. 7 İnanıyoruz ki; Bediüzzaman'ın istediği "hürriyet-i şer'iyenin şu ezber bozan sünneti" ezber edilerek hayat tarzına dönüştürüldüğünde insan olmanın gerçek mahiyeti ve değeri anlaşılacaktır.
31 Mayıs 2026 00:32

Asra Hükmeden Diplomalar
Bediüzzaman İstanbul'da, II. Meşrutiyetin öncesinde ve sonrasında doğu vilayetlerindeki eğitim öğretim ile hürriyet ve meşrutiyet hakkında yaptığı neşriyat ve faaliyetlerinden dolayı hapse varan baskılara maruz kalmıştır. Sonrasında İngiliz dessaslığına alet olan İttihatçıların padişahı tahttan indirme planları 31 Mart Hadisesi olarak adlandırılan tarihî olaya sebebiyet vermiştir. 1908 ve 1909 yıllarında meydana gelen hadiselerin tarihî arka planına girmeyeceğiz. Bahis konumuz Bediüzzaman'ın bu iki hadiseyi iki musibet okulu olarak nitelendirmesi ve bu okullardan "İki Mekteb-i Musibetin Şehdetnamesi" olarak adlandırdığı birer diploma aldığını belirtmesidir. Bediüzzaman daha sonraki hayatında da bir çok musibete maruz kalmıştır. Nitekim Afyon Hapsinde talebelerine yazdığı bir mektupta "Meşakkat derecesinde sevabın ziyadeleşmesi cihetinde, bu şiddetli hale şükretmeliyiz. Vazifemiz olan hizmet-i imaniyeyi ihlâsla yapmaya çalışmalı, vazife-i İlâhiye olan muvaffakiyet ve hayırlı neticeleri vermek cihetine karışmamalıyız. "Hayrü'l-umur-u ahmezühâ (işlerin en hayırlısı zorlu olanıdır)" deyip bu çilehanedeki sıkıntılara sabır içinde şükretmeliyiz. Amelimizin makbuliyetine bir alâmet ve kudsî mücahedemizin imtihanında tam bir şehadetname almamıza bir emaredir bilmeliyiz." demektedir. 4 Anlaşılan odur ki; iman hizmeti, bir icra platformu olan içtimaî hürriyeti gerektirmektedir. Bu uğurda maruz kalınan sıkıntılar birer uzmanlık belgesidir.
11 Mayıs 2026 00:33

"Hürriyet"in Esareti
Hürriyet ve esaret. Aslında sosyal bir varlık olan insanların refahı yönünden bir sosyal işletim sistemi ve bir kurallar bütünü olması gereken "hürriyet" bencilleştirilmiştir. Böylece insan ruhu; "Esaret-i hayvanî, İstibdad-ı şeytanî; hürriyet nam verilmiş"1 sözünde ifadesini bulan hayvanî esaretin, şeytanî zorbalığın kölesi haline evrilen sözde hürriyetle, fıtrî ihtiyacı olan cennetasâ dosdoğru yoldan saptırılmıştır. Şimdilerde buna "özgürlük" deniliyor. "Nasılsınız?" diye. "Çok iyiyim." diyor. "Ben özgür bir bireyim. Neden iyi olmayayım ki? Özgürlüğümü sonuna kadar yaşarım. Kimse bana karışamaz. Hiç kimseden emir de almıyorum. İstediğim gibi hareket ediyorum. Dogmalarla benim işim olmuyor. Ben doğru bildiğimi yaparım. Nasslar ise beni hiç bağlamaz. Bana aklım yeter vs. " Diyorum ki "Herkes senin gibi düşünür ve kendi doğrularının serbestiyetinde kural tanımamazlıkla hareket ederse ne olacak?" "Hayat bir mücadeledir. Herkes kendi mücadelesinde hürdür. Beni hiç alakadar etmez" diyor. Allah göklere ve yere "İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin!" Onlar da: "Gönüllü olarak geldik." dediler. 2 İslâm'ın fezasında "Kur'ân-ı câmiin nusus ve vücuhundan ve işarat ve rumuzundan çıkan şeriat-ı kübra-yı İslâmiyenin kemal-i intizamı…"3 (İlâhî kurallar bütünü olan Kur'ân'ın kesin, açık İlâhî tarzdaki işaretlerinden ve sırlı remizlerinden çıkan İslâm'ın o büyük şeriatının insanın fıtratına uygun en mükemmel intizamı) ile belirlenen hürriyetin tadını çıkarmaktan mahrum olanlara çok yazık olmaktadır. O ilâhî feza böyle bir anarşiyi kabul etmez ve o fezadaki cehennemî ateş küreleri "özgürlük" adına yörüngesinden sapan böyle anarşistler içindir.
29 Nisan 2026 00:59

Tevbe Estağfirullah
O tezgahın ürünleri için "yer bir döşek gök bir tavan yapılarak, gökten su, yerden ürünler çıkartılarak"1 muhteşem fezada harika bir şekilde gezdirilmektedir. Allah'ın Meleklere yeryüzünün halifesi olarak yaratacağı insan için "Sizin bilmeyeceğinizi herhalde ben bilirim." 2 buyurmasında elbette bir hikmet vardı. Tevbe edenler için bir müjde olarak, Allah "Doğrusu ben tevbeleri çokça kabul eden ve rahmeti bol olanım" 3 buyurmaktadır. Allah insanlara tevbe fırsatı vermiştir. "Şayet Allah insanları yapıp ettikleri yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerin üstünde tek bir canlı bırakmazdı; fakat onlara belirlenmiş bir vadeye kadar mühlet veriyor. Vadeleri dolduğunda ise (herkes anlayacaktır ki) Allah kullarını hakkıyla görüp bilmektedir"4 buyurmaktadır. Evet Allah "Ey mü'minler! Hepiniz Allah'a tevbe ediniz ki, kurtulabilesiniz"5 diye ikaz ediyor. Peygamberimiz de (asm): "Günahından tevbe eden günah işlememiş kimse gibidir" 6 diyor. "Estağfirullah. el azim el kerîm ellezi la ilahe illa hû. El hayye'l-kayyüm ve etûbü ileyh: Hayy, Kayyüm ve Yüce olan Allah'tan mağfiret dilerim ve O'na tevbe ederim. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur." Amin!
13 Nisan 2026 00:54

Meâlden'mail'ler
Bu başlığı Yeni Asya Neşriyatın yeni neşrettiği 'Risale-i Nur Açıklamalı Kur'ân-ı Kerîm ve Türkçe Meali' için kullandım. Zaman zaman "Bir Kur'ân mealini de şahsî okumalarıma dahil etsem ve külliyatı her devrettiğimde birkez de meal okumuş olurum." diye düşünmekteydim. Ancak bu okuma Risale-i Nur'dan kopuk olacaktı. Risale-i Nurlar ile ilk muhatap olduğumdan beri söylene gelen "Risale-i Nur'un her hakikati aslında bir Kur'ân ayetine dayanmaktadır." söylemi şimdi zihnimde daha iyi yerleşmişti. "Kur'ân nedir ve tarifi nasıldır?" diye başlayan Risale-i Nur'un Kur'ân tarifi ile girişi süslenmektedir. Kâinattan, Kur'ân'a, Kur'ân'dan Risale-i Nur'a ve ondan insanlığa bir nur halesi olarak intikal eden manalar için diyebiliriz ki: "Şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi…" diye ifade edilen Kur'ân'ın şu mealinden Risale-i Nur "mail"leri aklımıza ve kalbimize postalanmış birer nurlu mektuptur. Şimdi Üstad Bediüzzaman'ın "Her bir meselede yüzlerce ayet imdadıma yetişiyordu…" sözünü daha iyi anlıyorum. Kur'ân'ımızın manevî mu'cizesi olarak asrımızı ve gelecek asrı aydınlatacak Resaili'n-Nur var.
14 Mart 2026 00:45

Yakışıklı Kütükler
Bediüzzaman münafıklar hakkında Kur'ân'ın "Ale'l-ekser münafıklar, ehl-i kitaptan oldukları için şeytânî bir zekâ sahipleri olup daha hilekâr, desiseci olurlar." (İşâratü'l-İ'caz) diyerek bu ayetlerle onlar hakkında sözü uzatmanın yerinde olduğunu belirtir. Ayette "Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir" diye vasfedilirler. (Münafikun Suresi: 4) Bu yakışıklı ve gösterişli münafıklar Hz. Peygamber'in (asm) meclisine gelip, duvara dayanıp ve süslü kelimelerle konuşurlarmış. (Bakara Suresi: 205-207) Ehl-i kitaptan ve bahusus Yahudî asıllı olan münafıklar yeryüzünde fitne ve fesat çıkararak insanlara, mahsüllere ve zürriyetlere zarar vermeyi kendilerince bir nevi ibadet sayarak sinsice, bilerek ve kasten yapmaktadırlar. Diğer yandan ayette "zürriyetler" diye belirtilen nesilleri fantezilerle süsledikleri hal, hareket ve organizasyonlarla; bilhassa şu zamanda bilhassa medya ve neşriyat yoluyla inançlarına saldırarak süslü oyunlar, programlar ve felsefî sözleriyle bu yakışıklı kütükler nesilleri Cehenneme sürükleyerek zarar vermekteler. Ahirzamanın şu süslü sözlü ve yakışıklı(!) kütüklerinden Allah tüm insanlığı, hususan Müslümanları ve bahusus zürriyetlerimizi korusun.
08 Mart 2026 00:11

İnsaniyetin Ayarları
Bu cihazatı ona vereni tanıyıp, inanıp itaat etmesi de insaniyet-i kübra makamına ulaştırmaktadır. Peygamberler İlâhî vazifelendirme ile, madde itibariyle hayvaniyetten sayılan insanın bu özelliklerinin işletilmesiyle insaniyete terakki ayarlarını yapmaktadırlar. Bunu yaparken de kendilerine tevdi edilen kitaplar ve sahifeler ile sistemleştirilmiş olan -tabiri caizse- insaniyet vasfına uygun olan inanma, ebediyet ve insanca yaşama butonlarını kullanmaktadırlar. Peygamberler ilk etapta zamanın şartlarına göre bunu ders vermişlerdir. Üçüncü ayar butonu ise insanın yaratılış icabı medenî olup insanca yaşama meylidir. Bu ayar da peygamberler vasıtasıyla yapılmıştır. Evet: "Nev-i beşerin en nuranî ve en mükemmeli olan umum peygamberler aleyhimüsselâm bi'l-icma beraber "lâ ilâhe illâ hû" deyip zikrediyorlar ve parlak ve musaddak olan hadsiz mu'cizatlarının kuvvetiyle, tevhidi iddia ediyorlar ve beşeri, hayvaniyet mertebesinden melekiyet derecesine çıkarmak için onları iman-ı billaha davet ile ders veriyorlar." (Yedinci Şua; Ayetü'l Kübra; Yedinci Mertebe)
17 Aralık 2025 00:36

Mariana Çukuru'ndan Şems-i Beyzaya
Zulmettir, yani karanlıktır. Nur, Kur'ân'da ekseriyetle tekil olarak zikredilirken karanlık "zulümât-karanlıklar" şeklinde çoğul olarak zikredilmiştir. En dipte ışık tamamen yok olmaktadır. Mutlak küfür olan ateizm gibi. Dünyanın en derin yeri olan Mariana Çukuru gibi hiçbir ışık tayfının yetişemediği zifirî ve çaresiz bir karanlıktır. Şüpheli küfür (küfr-ü meşkûk), o derinliklerdeki bir ya da birkaç tayfı eksik karanlığa benzer. O halde, teşbihte hata olmasın; Mariana Çukuru gibi küfr-ü mutlak başta olmak üzere o çukurlara düşenleri ancak çok dayanıklı, küfrün karanlıklarını delebilecek ve küfür çukurunun basıncına dayanabilecek bir denizaltı ile kurtarmak mümkün olacaktır. Kur'ân'ın ziyasıyla nurlanmıştır.
05 Kasım 2025 00:43