
İnsan bu, bir iz bırakarak göçüp gidiyor dünyadan. "Hoş bir seda bırakarak gitmek" her insanın arzusu. Bediüzzaman'ın, "Zaman cemaat zamanıdır" sözü belki de bunu kastediyor. Asr Suresi 3. ayette geçen, "iman edip salih amel işleyen ve birbirlerine doğruyu, adaleti, Allah'ın emirlerini (hakkı) ve sabrı öğütleyen/tavsiye eden topluluk" ifadesi, insan hayatının şekillendiği aile ve sosyal çevreye dikkatleri çekmektedir. Bediüzzaman'ın kâinata değişmem dediği Zübeyir Gündüzalp, insan ilişkilerinde şöyle bir bakış açısını salık verir; "A benim güzel dostum! Çok kere olduğu gibi bugün yine çok tenkitler ettin. Kusurlar, hatalar saydın. Acaba gıyabında tenkitler yaptığın, gıybetini ettiğin Allah'ın kullarının o yaşa kadar olan iyiliklerinden, hayra hizmetlerinden, güzel huylarından, zararsız hallerinden ne kadarını yâd ettin, kaç tanesini saydın? Münekkit ve kusur sayıcılardan olma. Korkarım ki, zulümkâr olursun. Çok tenkitçilerin, gıybetçilerin, herkesin kusurlu işlerini sayanların meclislerine yanaşma. Bu kötü ahlâk sana da bulaşır. Hem çabuk bulaşır." der. İmam-ı Şâfî Hazretleri, "İnsanların, darıldıktan sonra birbirlerinin ayıplarını ve sırlarını söylemesi, münafıklık alametidir" diyerek, ehl-i imanı dikkat etmeye davet eder. Hakkı ve sabrı tavsiye eden ve şefkatle size bir zarar gelmesin diye muhafızlık eden bir şahs-ı manevî içinde olmak ne güzeldir. * Bu vesileyle, ardında nurlu hatıralarla hoş bir seda bırakarak giden ve ömrünü Yeni Asya sevdasıyla tamamlayan İzmir'in saff-ı evvel Nur talebelerinden Hasan Şen Ağabeyimize rahmetler ve ailesi ve camiamıza başsağlığı diliyorum.
Kaynak: Yeni Asya
05 Mayıs 2026 00:40
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Yurt Dışı Gezilerinde Nelere Dikkat Etmeli?
Yaz aylarında Türkiye'den Avrupa'ya gezi amaçlı seyahat için ciddi bir ilgi var. Bir taraftan aile turları, bir taraftan öğrenci turları derken yaz dönemlerinde Avrupa ülkelerinde, şehirlerde Türkiye'den gelen yoğun topluluklarla karşılaşıyorsunuz. Biz de geçtiğimiz hafta bir haftalık, oldukça verimli bir İtalya aile turuna katıldık. Seyahatimiz kültürel bir gezi mi, eğitim amaçlı mı; ferdi mi gurup gezisi mi belirlenmelidir. Böyle ortamlarda çatışmalar başlar ki gezi sıkıcı, rahatsız edici hale gelir. Ama aynı inançta, aynı hassasiyette insanlarla yapacağınız seyahat daha zevkli ve eğlenceli olacaktır. Mesela muhafazakâr bir aile iseniz bu durumu net olarak ilgili firmaya iletmek gerekir. Onun için Avrupa'yı gezi amaçlı düşünüyorsak yaz dışındaki mevsimleri tercih etmek daha faydalı olacaktır. Hasılı, gezi programları deyip geçmeyin, çalıştığınız kadar netice almanız, bu alanda da İlâhî bir kaidedir.
12 Temmuz 2026 01:07

Durun! Durun!
İnsan neden sürekli zamandan şikayet eder ki. "Geçiyor", "geçmiyor" diye dert yanarken insan, zaman bildiğini okuyor. Aslında zaman çok hızlı geçiyor değil, zaman yaşayan kişinin hızına ayak uyduruyor. Kimseye yaranamıyor zaman. Yetişemiyorum zamanın hızına diyen de. Kimi de yolculara seslenmiş, "Dur yolcu!" diye. Hayat çok hızlı. Sen ne dersen de zaman bildiğini okuyor insana. İnsanın yapamadığı, yakalayamadığı, yetişemediği şey üzerinden hep zaman suçlu ilan edilmiş. "O senin mektup yazdığın kişi yok gayri." demiş ve devam etmiş konuşmaya: "Sen, şimdi bambaşka birileriyle muhatapsın. Yeni bir mektup yazsan da, eskiyecek o yazar yazmaz elinde. O saf, temiz duygularınla mektup yazdığın kişiyi bir türlü bulamayacaksın. Bu duyguların bu haliyle ona ulaşmayacak. Ne sen onu anlayabileceksin gerçek yüzüyle, ne de senin o yazdıkların onu tanımlayacak. Sen de o kelimelerin sahibi değilsin şimdi. O kişi gitti. Ne o zaman aynı zaman, ne sen o sen, ne de o duygular o tazelikte. Her şey an be an değişmekte. Durun! Seccadede ne kadar geçiyor vaktin? Ne yaptın namaz vaktinde? Kimleydin? Neler hallettin dünyaya dair? Hey gidi dünya hey! En son hangi camide kıldın sabah namazını? Ne uğrunda döktün en son ki göz yaşlarını? Saçlarına ak mı düşmüş ne? Yapma, o zaman bir daha dur! dur!.. Olmadı gel bir daha git seccadenle kabeye. Sarıl ona. Tut elinden hiç bırakma. Bir daha inan Yüce Allah'a. Bir daha tanış alemlere rahmet peygamberle. Haydi, gitme, dur. Dur ve düşün. Vakıa şu ki, ne durun ve ne yavaşlayın. Devran devam ediyor, hayat gidiyor. Bari sen de katıl duranlar kervanına. Haydi dur. Bu, "duranların hareketi" olsun.
05 Temmuz 2026 00:43


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Camilerimiz Üzerine Birkaç Not
Camiler bizim 'Allah'ın evi' diye nitelendirdiğimiz, ibadethanelerimizdir. Caminin Allah ile kul arasında sağlıklı bir mekan olması, cami fonksiyonu açısından çok önem taşır. Camiler her milletten, her ırktan, her yaştan insanların gönül rahatlığı ile gelip ibadetlerini yapabildikleri Allah'ın evleridir. Bir de Cuma günleri camilerde hutbeden sürekli para yardımı için anons yapılması, çocuk eğitimlerine ve hayır işlerine diye genişçe çerçevesi çizilen bu para toplama hali artık terk edilmelidir. Diyanet teşkilatının bu konuya özen göstermesi ve camilerin Müslümanların gönül rahatlığı ile gelip, çayını yudumlayarak kütüphanesinden kitap alıp okudukları ve eğitim, sosyal ve kültürel pek çok ihtiyaçlarını karşıladıkları birer merkez olmasına çalışılmalıdır. 'Allah'ın evi' olan camilerimiz, günlük tartışmaların odağından çıkarılmalı ve bu mekanlar eğitim amaçlı birer merkez haline getirilmelidir.
28 Haziran 2026 01:24

Güçlü Bir Sınav Motivasyonu; Acizliğini Hissetmektir
Kul çalışır, neticeyi Allah yaratır. Acizliğini hissetmek bir motivasyon vesilesidir. Acizlik duygusu onda yardım alma, daha çok araştırma, yüce kudrete sığınma gibi maddî ve manevî kazanımları beraberinde getirir. Çoğu zaman, "Sen başarırsın, yaparsın" gibi ifadelerle şişirilmiş benlikler kişiyi ayağı yere basmayan çabalara ve neticede hayal kırıklıklarına taşır. Böyle süreçte cümleler genelde "yaparım", "alırım", "elde ederim", "başarırım" gibi "ben" merkezlidir. Burası kişinin acizliğini hissetme noktasıdır. Böyle olunca da Allah o kişi ne kadar üstün yeteneklere sahip olsa da acizlik hususiyetini hissedemediği için, başkasının daha az kabiliyetle elde ettiği neticelere o ulaşamamaktadır. Kul acizliğini hissederek bir şeylere başladığında, bu acizliğini hissetme onda daha güçlü bir motivasyon meydana getirir. Hasılı, herhangi bir iş karşısında kişinin acizliğini hissederek o işe başlaması, onun daha güçlü bir motivasyon kazanmasına vesile olabilir. Yani başarı, netice, güzel şeyler Allah'tandır. Kul, sadece çalışma kanununa riayet ederek, neticeyi Allah'tan ister. Evet, neticeyi yaratan Allah'tır.
21 Haziran 2026 00:48

Can Erzincan Ve Eskimeyen Dostluklar
Erzincan'a yaptığımız ziyaret; hizmet, kardeşlik, maneviyat ve dostluklarla unutulmaz hatıralara dönüştü. Hizmet yormaz insanı, hücrelere can verir. Böyle yolculuklar yormuyor insanı. Ağrı, Kars, Erzurum illerinin de katıldığı bir bölge daveti üzerine Erzincan Yeni Asya temsilciliğinde bir derse iştirak ettik. Eşim ve kızımın iştirak ettiği kadınlar programının oldukça verimli geçtiği ile ilgili heyecanlı konuşmaları beni de mutlu etti. Belli ki önceden planlanan Risale-i Nur programları pek çok hayırlara vesile oluyor. Biz de böyle bir heyecanla çalıştık Erzincan programımıza ve çıktık yollara. Seyyit Muhammed Kattalî Hazretleri'nin türbesinde dualar ettik. Çok özel bir hatıra da, navigasyonun azizliği ile girmiş olduğumuz bir ara yolda ilerlerken karşılaştığımız Peygamberimizin (asm) 5. Torunu Seyyit Muhammed Kattalî Hazretleri'nin türbesi oldu. Buralara ihtiyacımıza binaen sevk edildiğimizi anladık ve dualar ettik. Uzunca bir yolculuktan sonra ikindi vakti Erzincan'a ulaşıyoruz. Seminer sonrası son kitabımız olan "Her Şeye Yeniden Başlamak" ve diğer kitaplarımızı öncelikle gençlerimize imzaladık ve onlarla sohbetler ettik. Özellikle Erzincan Yeni Asya ile özdeşleşmiş olan Erol beyin, derse girmeden kurduğu tanıtım cümlelerinde, "Genciniz varsa veya gençlerle birlikte çalışıyorsanız, bu kitabı okumalısınız." ifadeleri, kitabımızın hedefine ulaştığını gösteriyordu. Erzincan oldukça güzel bir şehir. Maneviyatı da bir o kadar yüksek. Ertesi gün dostlarımızla Erzincan'ı biraz daha yakından tanıdık. Şunu anladık ki, Erzincan öyle bir iki gün ile tanıdım denilecek bir şehir değil. Erzincan'ı tertemiz bulduk. Bir de şehir planlaması oldukça güzel olmuş. Birlikte şehir gezine katıldığımız Kars'tan mimar Recep Kan kardeşimizin, "Hocam biz mimarlar için yeninden yapmak eskiyi düzeltmekten daha kolaydır." ifadesi de bu gerçeğe dikkat çekiyordu. Hani "hüsn-ü zan adem-i itimat" sözü var ya, "insanlar hakkında güzel düşün, ama tedbiri de elden bırakma" misali, oldukça güzel ve ölçülü bir tutum görüyorsunuz. Gezi günümüzde önce Terzi Baba türbesini ve hemen yanındaki Nur talebesi Refet Kavukçu ve eşinin mezarlarını ziyaret ettik, dualar ettik. Biz de bu vesileyle Terzi Baba türbesinde dualar ettik. Hatta görüştüğümüz görevli, "Efendim misafirden ücret mi alınır?" diye, samimice duygularını paylaşıyor. Yavuz Abiyi evinde ziyaret ettik ve kıymetli damatlarıyla da tanıştık. Gaye Hocam ve eşi Can Hoca ile oldukça güzel ve nitelikli sohbetler ettik. Daha da güzeli, "Hocam bizim temelimizde Can Kardeş var, biz o dergi ile büyüdük. Sohbet ortamları bizim hayatımızın mayası olmuştur" sözleri karşısında daha bir mutlu olduk ve sohbeti koyulaştırdık. Ayrıca o kütüphaneye bir de "Her Şeye Yeniden Başlamak" kitabımızdan imzaladık. Büşra Hanım bize çok güzel bir Erzincan tanıtımı yaptı. Doğrusu Büşra Hanımın Erzincan'la ilgili cümleleri dikkat çekici idi. "Erzincan, can Erzincan'dır. Neden? Çünkü Erzincan ağır depremlerle acıyı bizzat yaşamış bir şehirdir. Acının, yokluğun, acziyetin ne demek olduğunu bu şehir insanı bilir. Erzincan insanı, candır. Çünkü şehir depremle yerle bir olmuş, yeniden kurulmuş ve el ele, gönül gönüle bu insanlar bir can olmuşlardır. Acıyı, kederi, sevinci hayatında bizzat yaşamış olan insan bu duyguların ne anlama geldiğini daha iyi bilir." Bu ve benzeri cümleleri dinlemek ayrı bir güzeldi. "Hayat, hatıradır" sloganımız burada da kendini gösterdi. Erzincan programımız bizi Erzincan'la, dostlarımızla tanıştırdı. Türbelerinde dualar ettik, dualar aldık. Program vesilesiyle kadın erkek bütün Erzincan Yeni Asya okuyucularına çok teşekkür ediyoruz.
18 Haziran 2026 07:03

"Kelimeler" İçeriden Haber Verir
Biz eğitimciler için "başlamak" ve "bitirmek" kavramları önemlidir. Geçenlerde birisi, "Hocam birinci sınıfta idik, siz bize, kitap okumanın ve sınıfta söz hakkı almanın önemini anlatırken, 'Dirseğinizin altına koyduğunuz kitap kadar parmağınız yukarı kalkar' demiştiniz, ben bu cümleyi hiç unutmadım" diyor. Yine geçenlerde şimdilerde bir kurumda müdür olan sevgili öğrencim, "Hocam, sizinle ne zaman karşılaşsak, kopya teşebbüsüm aklıma gelir ve hep için için bir mahcubiyet yaşarım." diyor. Evet, "Hayat, hatıradır." Olumlu olumsuz bütün yaşananlarla "biz" oluruz. Doğrusu Türk Dili Dersinin misyonu öğrencinin kendini sözlü ve yazılı olarak doğru ifade etmesine yardımcı olmaktır. 2026'nın son dersinde de "dönem değerlendirmesi" anlamında benzer bir uygulama yaptık. Sınıfa dağıttığımız kağıtlara "başlamak ve bitirmek"le ilgili küçük bir kompozisyon yazın, dedik. "Hocam ben kitap okumayı severim ama yazı yazamam, çok da denedim olmuyor." diyen gencimiz, "Kendini hiç kısıtlama, aklına gelen cümleleri dök kağıda",-saçmalama hakkını kullan-, deyip motive edince, kendisinin de şaşırdığı orijinal cümlelere kavuştuk.
14 Haziran 2026 01:10

İyileştiren Ve Hasta Eden Kelimeler
Samimiyet taşıyan, enerjisi yüksek kelimeler sarf edende ve muhatapta yüksek tesir meydana getirir. Oysa samimi olmayan, içeriğine inanmadığınız sahteci kelimeler taşıyanı da sarf edileni de hasta eder. Bu ikisinin birbirinden uzaklaşması insanı hasta eder. Belki cevaplardan biri, insanın ruhlar âleminde Rabbine verdiği, "Evet, Sen bizim Rabbimizsin." cümlesinin gereğini yapmamasıdır. Yani insan hem "Sen bizim Rabbimizsin" diyor, hem de "O'nun emir ve yasaklarına karşı sağlıklı bir kulluk sergilemiyor. Bu çelişki insanı hasta ediyor. Rabbine verdiği sözde durmayan insan, O'nun yarattığı mahlukata karşı neden dursun ki! İnsan için öncelikli imtihan budur. Bir başka veçhe ise, insanların sizi, samimi kelime, tavır ve tutumlarınızla kabul etmekte zorlanmasıdır. Yani sizi olduğunuz gibi kabul etmeyen insanlar, sizi gerçek olmayan kelimelerinizle, sahteci tavır ve tutumlarınızla tanımayı tercih ediyor. Böylece sahte sözcükler, içi boş davranışlar tezgahlarda çokça görünmeye başlıyor. Haliyle kelimelerde, davranışlarda sahtecilik günlük hayatın bir parçası haline geliyor. Böylece kişi, içeriğine inanmadığı, beğenmediği, sevmediği kelimeleri "mış" gibi yaparak yaşamaya başlıyor. Oysa düşünün inanmadığınız kelimelerden oluşan bir cümle kuruyorsunuz ve bu cümleleriniz muhatabınızı geçici memnun ediyor gibi gözüküyor ama size bu cümlelerin bir faydası olmuyor. Bu zıt durum taşıyana da hayatı azaba çeviriyor. Hasta kelimeler yeni muhataplarına hastalık taşıyor. Böyle insanlar hangi şartlarda olursa olsun mutlu değildir. Bu kelimelerin kendisine ulaştığı kişi sahteci bir gülücük maskesi takıyor, sahteci bir iki memnuniyet kelimesi kuruyor ve böylece bir hasta ilişki meydana geliyor. Bu kelimelerle kurulan ilişki iki tarafı da hasta ediyor. Bu sahteci dünyanın aile bireyleri, akrabalar, kardeşler, dostlar arasında veya komşular, alış-veriş ortamları ve günlük hayatın akışında olduğunu düşündüğünüzde hayat denen zaman ve ilişkiler ağı sıkıcı, rahatsız edici bir hale geliyor. Görüşüyorsunuz, teselli bulmuyorsunuz, konuşuyorsunuz rahatlamıyorsunuz. Her konuşma daha da ağır bir yük oluyor. Oysa insan, kalplere hükmeden Rabbinin rızası peşinde olsa, sair mahlukatla ve insanlarla ilişkilerini de bu zaviyede değerlendirse o takdirde, "O (Allah) razı olsa bütün dünya küsse ehemmiyet yok" yaklaşımıyla, "O razı olduktan ve kabul ettikten sonra sizler istemek talebinde olmadığınız halde, O halkları da razı eder." hükmü ile aslında insan hem bu hastalıklı halden kurtulur hem de ilişkiler muhataplara iyi gelen bir hale kavuşur.
07 Haziran 2026 00:44

Güzel Düşüncenin Sokağa İndiği Şehir: Denizli
Cemaat ruhu, kardeşlik ve ihlas sırrı görünür hale gelir. GEZİ: Denizli intibaları [email protected] Denizli temsilciliğimizden davet gelince, eşimle birlikte heyecanlanmıştık. Tabiî ki, "şerefü'l-mekan bil-mekin" gereği, mekanın şerefi orada yaşayan insanlardadır. Biz de bu heyecan dolu duygularla Şanlıurfa'dan ta Denizli'ye upuzun bir yolculuğa çıkıyorduk. Zaten Risale-i Nur'un en güzel hususiyeti de bu memlekete ve dünyanın farklı farklı ülkelerine binlerce, yüz binlerce güzel ahlâklı, iyi yürekli insanlar yetiştirmesi idi. Bizim Denizli'yi sebeb-i ziyaretimiz, Risale-i Nur okuma programı idi. Denizli Yeni Asya okuyucularıyla hanımlar okuma programı ve erkekler okuma programı olarak iki ayrı düzenleme yapıldı. Umumî dersimize katılan okuyucularımızla "Risale-i Nur'da tesanüd" konusunu okuduk. Hizmetin ancak tesanüdle yapılabileceğini, tesanüdün Allah'ın (cc) rahmetini celbedeceğini, omuz omuza verip kenetlenmenin birleri binler yaparak büyük bir kuvvet meydana getireceğini; buna karşılık tesanüdü bozmanın ise binlerce kişinin hukukunu çiğneyip büyük veballere sebep olacağını Risale-i Nur'un dersleri bir bir anlatıyordu. Günün en verimli saatinde ibadetin, zikrin, tefekkürün devrede olması insanın yaratılış amacına oldukça uygun bir hayat hali idi. Ertesi gün sabah namazı sonrası yine temsilcimizle Denizli şehir merkezinde bulunan İlbadı mezarlığına giderek, Nurun şehitlerinden, kabir levhasında yer alan Risale-i Nur'un bayraktarı unvanıyla Hafız Ali ağabey ile Hasan Feyzi ağabeyleri ziyaret ettik ve dualarda bulunduk. Denizli insanları mutlu idi. Denizli kebabı hakikaten daha önce başka bir yerde tecrübe etmediğimiz bir lezzet adımı idi. Bediüzzaman Hazretlerinin neden "müfritane irtibat" dediğini şimdi daha iyi anlıyorduk. Ayrıca yeni kitabımız olan 'Her Şeye Yeniden Başlamak'la Denizli'de karşılaştık. Taze kitabımız Şanlıurfa'ya gelmeden Denizli'ye ulaşmıştı. Binler şükür, binler Elhamdülillah.
02 Haziran 2026 09:55

Düşmanınız Sizi Ne Kadar Tanıyabilir?
Bediüzzaman konu ile ilgili, "Dikkat ediniz, gözünüzle görseniz dahi perdeyi yırtmayınız. Fenalığına karşı iyilikle mukabele ediniz." der ve sinsi planlara karşı, "medar-ı niza bir mesele varsa, meşveret ediniz." 3 diyerek çözüme işaret eder. Bugünlerdeki günlük okumamda yine münafıkların ilginç bir planıyla karşılaştım: "Bu gizli din düşmanları ve münafıklar çoktandır anladılar ki, Nur Talebelerinin kefenleri boyunlarındadır. Onları Risale-i Nur'dan ve Üstadlarından ayırmak kabil değildir. Bunun için, şeytanî planlarını, desiselerini değiştirdiler. 'Bir zayıf damarlarından veya safiyetlerinden istifade ederiz' fikriyle, aldatmak yolunu tuttular. O münafıklar veya o münafıkların adamları veya adamlarına aldanmış olanlar, dost suretine girerek, bazen de talebe şekline girerek derler ve dedirtirler ki: '… şu malumatı elde edersen, Risale-i Nur'a daha iyi hizmet edersin.' gibi birtakım kandırışlarla, sırf o Nur Talebesinin Nurlarla olan meşguliyet ve hizmetini yavaş yavaş azaltmakla ve başka şeylere nazarını çevirip, nihayet Risale-i Nur'a çalışmaya vakit bırakmamak gibi tuzaklara düşürmeye çalışıyorlar. Veyahut da maaş, servet, mevki, şöhret gibi şeylerle aldatmaya veya korkutmakla hizmetten vazgeçirmeye gayret ediyorlar." Bediüzzaman, Nur Talebelerinin böyle sinsi tuzaklara düşmemesi için çareler ifade etmektedir: "Risale-i Nur, dikkatle okuyan kimseye öyle bir fikrî, ruhî, kalbî intibah ve uyanıklık veriyor ki, bütün böyle aldatmalar, bizi Risale-i Nur'a şiddetle sevk ve teşvik ve o dessas münafıkların maksatlarının tam aksine olarak bir tesir ve bir netice hasıl ediyor." 4 Benim burada asıl dikkatimi çeken, münafıklar veya o münafıkların adamları veya adamlarına aldanmış olanlar ifadesi ile "dost suretine girerek, bazen de talebe şekline girerek" ifadeleri oldu. 1- Emirdağ Lâhikası, 304. Mektup, s. 685. 2- Kastamonu Lâhikası, s. 336. 3- Age., s. 336. 4- Tarihçe-i Hayat, s. 1058
31 Mayıs 2026 00:37


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Siz Bana Mı Selam Verdiniz?
Belediyeye ait bir restorana ailece yemek için geldik. Şöyle kenarda genç bir özel güvenlik elemanı duruyor. Bir daha, "Beyefendi selamün aleyküm." dedim. Şöyle başını kaldırdı ve selamın muhatabının kendisi olduğunu fark edince, gözlerini iyice açmış bir şekilde, "Aleyküm selam efendim, aleyküm selam, kusura bakmayın, fark etmemişim." dedi. Ben de, "Problem değil, sadece selamın boşta kalmamasına sevindim." dedim. Biraz konuşunca fakülte mezunu olduğunu, işini de sevdiğini söyledi. Derken o esnada arabaya doğru yürüyüp, kendisine son yayınlanan "Her Şeye Yeniden Başlamak" isimli kitabımızı imzaladım. Daha da ilginç olanı, ilgili güvenlik elemanı arkadaşımızın sonraki cümleleriydi, "Sevgili hocam, ben burada rızkımı kazanıyorum. Şerefimizle işimizi yapıyoruz. Ben yıllardır bu mekânda çalışıyorum. Onlarca, yüzlerce insanla tam da burada karşılaşırız. Bana hep lavabo nerede diye sorarlar? Kendi ihtiyaçlarına dönük bilgi isterler. Benim işim onlara cevap vermek değil aslında ama ben yine de nazikçe cevap veriyorum. Fakat ilk kez siz bana selam verdiniz ve benimle konuştunuz. Bu beni mutlu etti. Hatta bizim bazı yöneticilerimiz de aynıdır. "Sen ha varsın ha yoksun" duygusu yaşatıyorlar insana. Bu beni çok üzüyor. Size bunun için de teşekkür ediyorum." dedi. Tuvalet görevlisi aslında ne kadar önemli bir iş yapıyordur.
24 Mayıs 2026 01:06

Ömrün Kalan Kısmı
Bir hedefe yolculuk yaparken insan genelde kalan kısma bakar. "Ne zaman ulaşacağız mahal-i maksudumuza?" diye. Yol boyu insan bir kendine geliş süreci yaşar. Her yol bir yere götürür insanı. Güzel duygularla geçen yol zamanları ne güzeldir. Yolculuğu anlamlandıran mavi gökyüzünde beyaz bulutlar ne güzeldir. Yolu ve yolculuğu güzel kılan, yol hatıralarıdır. Yolculukta değişir insan. Yolculuk olgunlaştırır insanı. Düşünmeyi keşfeder insan. Yoksa oturduğu yerde de büyürdü insan. Evet, öyle derler değil mi; "İnsan yolculukta tanınır." Yol, döker sırları ortaya. Yolcu, yolculukla gelir kendine. Azaba çevirmek de mümkün geçen zamanı, yüz güldüren bir yolculuk yapmak da mümkün. Belki de bu mola, son durak öncesi "yeniden bir başlama" molasıdır.
18 Mayıs 2026 00:51

Bugün Hangi Duygu Beslenirse Yarını O Belirler
İnsanın zaman zaman karşılaştığı duygu durumu genel bir durumdan haber vermez. İnsan an be an, olumlu olumsuz duygu dalgalanmaları yaşar. Meselâ bir iyilik veya kötülüğün kendi içinde farklı tonları vardır. Güzel niyetle, yüksek hamiyetle, O'nun rızası düşünülerek yapılan bir iyiliğin yüksek bir tesiri vardır. Diğer taraftan gün içinde olumlu duygularla, okumalarla, olumlu hal ve durumlarla şekillenen kişi sonraki günlerde olumlu duygular taşımaya ve yaşamaya meyil kazanmış olur. Onun o namazının arkasında aldığı dualar, pekişmiş olan inancı ve yaptığı iyilikler gibi onlarca faktör vardır. Duyguların güçlü kökleri vardır. Bir genç inanarak namaz kılıyor, oruç tutuyorsa, bu ibadetlerin arkasında güçlü kökler vardır. Hasılı, her yaşanan olumlu veya olumsuz hadisenin bir hikayesi vardır.
10 Mayıs 2026 00:43