×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Her Sabah Bir Melâike Çağırıyor

Rivayet-i hadiste vardır ki, her sabah bir melâike çağırıyor: "Lidû lil-mevti ve'bnû lil-harâbi." Yani, "Ölmek için tevellüd edip dünyaya gelirsiniz; harap olmak için binalar yapıyorsunuz" diyor. Evet, binler sene yaşamış o ihtiyar kalenin başındaki menzillerin harap olması ve onun altındaki şehrin sekiz sene zarfında sekiz yüz sene kadar ihtiyarlanması ve kale altındaki gayet hayattar ve mecma-ı ahbap olan medresemin vefatı, umum Osmanlı Devletinde bütün medreselerin vefatını gösteren cenazesinin manevî azametine işareten, koca Van Kalesinin yekpare taşı ona bir mezar taşı olmuş. Âdeta o medresedeki, sekiz sene evvel benimle beraber bulunan merhum talebelerim, kabirlerinde benimle beraber ağlıyorlar. Ve onları ağlıyor gibi gördüm. Dedim: "Madem dünyada böyle tahammül edilmez, sabırşiken, mukavemetsûz, yandırıcı firkatler var; elbette mevt, hayata racihtir. Hayatın bu ağır vaziyeti çekilir dertlerden değildir." O vakit cihât-ı sitte denilen altı cihete nazar gezdirdim, karanlıklı gördüm. Ruhum ise düşman vaziyetini alan hadsiz belâlara karşı bir nokta-i istinad ararken; ve ruhta ebede kadar uzanan hadsiz arzuları tatmin edecek bir nokta-i istimdad taharrî ederken; ve o hadsiz firak ve iftiraktan ve tahrip ve vefattan gelen hüzün ve gama karşı teselli beklerken, birden, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın ["Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih eder. Onun kudreti her şeye galiptir ve hikmeti her şeyi kuşatır. • Göklerin ve yerin mülkü Onundur. Dirilten de Odur, öldüren de. O her şeye hakkıyla kadirdir. (Hadid Suresi: 1-2)"] ayetinin hakikati tecellî etti. Lem'alar, 26. Lem'a, 13. Rica, s. 379 cihât-ı sitte: altı taraf (sağ, sol, ön, arka, alt, üst).

Risale-i Nur'dan

Kaynak: Yeni Asya

06 Temmuz 2026 00:40

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Risale-i Nur'dan

"Dünya Gaddardır, Mekkârdır, Fenadır; Aldanmayınız"

Vâesefâ, gurbetin en dehşetlisini vatanımda gördüm. On İkinci Ricada bahsi geçen Abdurrahman gibi ruhumla pek alâkadar yüzer talebelerimi, dostlarımı kabirde ve o ahbapların yerlerini harabezar gördüm. O hazin levha karşısında tam manasını gördüm. Fıkra budur: [...] Yani, "Eğer dostlardan müfarakat olmasaydı, ölüm ruhlarımıza yol bulamazdı ki gelsin, alsın." Demek en ziyade insanı öldüren, ahbaptan müfarakattir. Bunun en firkatli levhasını da ben gözümle gördüm. O vakit, gözümün önünde harabezara dönmüş yerlerin, gayet mamur ve şenlikli ve neşeli ve sürurlu bir surette bulunduğu zaman, yirmi seneye yakın, en tatlı bir hayatta, tedris ile, kıymettar talebelerimle geçirdiğim hayatımın o şirin safahatı, birer birer, sinema levhaları gibi canlanıp görünerek, sonra vefat edip gider tarzında hayali gözümün önünde epey zaman devam etti. Hem insan nasıl cismiyle, hanesiyle alâkadardır; öyle de kasabasıyla, memleketiyle, belki dünyasıyla alâkadar olduğunu kendim de gördüm. Lem'alar, 26. Lem'a, 13. Rica bilbedahe: açıktan, aşikâr olarak.

05 Temmuz 2026 00:40

Risale-i Nur'dan

Van Kalesi'nin Başında Bir Medrese-i Nuriye Çiçeği

Şu tarafa dönüyorum; müstakbeldeki insanlarla konuşacağım: Ey yüzden tâ üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş, sakitâne benim sözümü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile beni temaşa eden Said, Hamza, Ömer, Osman, Yusuf, Ahmed, v.s. Size hitap ediyorum. Yâni, İhtiyar Risalesinin On Üçüncü Ricasında beyan ettiği gibi, Medresetüzzehra'nın mekteb-i ibtidaîsi ve Van'ın yekpare taşı olan kalesinin altında bulunan Horhor Medresemin vefat etmesi ve Anadolu'da bütün medreselerin kapatılmasıyla vefat etmelerine işaret ederek, umumunun bir mezar-ı ekberi hükmünde olmasına bir alâmet olarak, o azametli mezara azametli Van Kalesi mezartaşı olmuş. "Ey yüz sene sonra gelenler! Şu kalenin başında bir Medrese-i Nuriye çiçeğini yapınız. Cismen dirilmemiş, fakat ruhen bâkî ve geniş bir heyette yaşayan Medresetüzzehra'yı cismanî bir surette bina ediniz" demektir. Zaten Eski Said ekser hayatı o medresenin hayaliyle gitmiş ve o matbu risalenin 147'nci sahifeden tâ 157'nci sahifeye kadar Medresetüzzehra'nın tesisine ve faydalarına dair ehemmiyetli hakikatleri yazmış. Bir fâl-i hayırdır ki, yirmi beş senelik dehşetli ve medreseleri öldüren istibdadın kırılmasıyla, Maarif Vekili Tevfik, Van'da Şark Üniversitesi namında Medresetüzzehra'yı inşâ etmesine karar vermesi ve ümidin haricinde Reis Celâl dahi mühim meseleler içinde Tevfik'in fikrine iştirak etmesi, Eski Said'in kırk sene evvelki sözü ve ricası doğru çıkacağını gösteriyor.

04 Temmuz 2026 00:59

Risale-i Nur'dan

Risale-i Nur, Bu Zamanın Müthiş Yaralarına Tam Bir İlâçtır

Ulema-i ilm-i kelâmın ve usûlü'd-din allâmelerinin ve Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaatin dâhî muhakkiklerinin İslâmî akîdelere dair çok tetkik ve muhakematla ve âyât ve hadisleri muvazene ile kabul ettikleri usûlü'd-din düsturları, şimdiki Risale-i Nur'un meşrebini muhafazaya emrediyor, kuvvet veriyor. Hakikat-i ihlâs tam muhafaza edildiği için her nevi ehl-i İslâm içine giriyor. İmam-ı Ali Kerremallahü Veche'nin şahsına ve hayatına ve adalet-i hakikî üzerine giden siyasetine ilişmek, darbe vurmak başkadır. Ehl-i iman ortasında nasıl böyle vukuat olabilir diye hayret veriyor. Halbuki Yezid ve Velid gibi habis herifler müstesna, ötekilerin kısm-ı a'zamı, İmam-ı Ali'nin (ra) harika kemâlâtına ve kerametlerine ve verasetine ilişmek değil, belki yalnız hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye ait idaresine darbe vurmaya çalışmışlar, hata etmişler. Emirdağ Lahikası, 153. Mektup, s. 246-247

03 Temmuz 2026 00:53

Risale-i Nur'dan

Ehl-i Beyt, Valiler Yerine Evliyalara Kumandan Oldu

Bin üç yüz seneden beri âlem-i İslâm'ı ağlatan ve bütün ehl-i hakikate "Eyvahlar! Yazıklar olsun!" dediren âlem-i İslâm'ın en dehşetli büyük yarasını deşmek, düşünmek, benim hususi meşrebimde tahammülüm fevkinde elem veriyor. Hususan yirmi beş seneden beri ihlâs ile hakikî hizmet-i imaniye, beni her nevi siyasetten çektiği ve yirmi beş sene zarfında bir gazeteyi okutturmadığı gibi; yirmi sene bu işkenceli esaretimde hayat-ı siyasiyeye bakmamak için hükûmete müdafaat-ı hapsiyeden başka müracaat etmeyen ve vazife-i imaniyeye noksan gelmemek ve ihlâs kırılmamak ve siyasete bulaşmamak için on sene bu dehşetli Harb-i Umûmî'ye bakmayan, baktırmayan bir hâlet-i ruhiyeyi taşımaya mecburiyetim varken, şimdi dehşetli ejderhalar hakaik-ı imaniye cephesinde ehl-i imana gözümüz önünde saldırmalarından ve çokları ısırmalarından, ehl-i imanı kurtarmak mecburiyeti Kur'ân'ın emriyle varken, bu zamanı bırakıp, eski zamana gidip, Ehl-i Beyt'e gelen dehşetli zulümleri temaşa etmek, daha ziyade ruhumu ezer ve kuvve-i maneviyeyi kırıp ruhuma azap azap üstüne gelmektir. Zalim siyasetin gaddarane bir düsturu olan "Cemaat için ferd feda edilir" diye çok zalimâne pek çok vukuatı, ehvenü'ş-şer diye bir nevi adalet-i izafiye namında hâkimiyetine bir maslahat göstermişler. Emirdağ Lahikası, 153. Mektup, s. 244-245

02 Temmuz 2026 02:38

Risale-i Nur'dan

"Fitne Kapılarını Kapatmak Şeriatın Güzelliklerindendir"

[...] Sahabelerin bir kısmı, o harplerde, adalet-i izafiye ve nisbiye ve ruhsat-ı şer'iyeyi düşünüp tâbi olarak, Hazret-i Ali'nin (ra) takip ettiği adalet-i hakikiye ve azîmet-i şer'iye ile beraber zâhidâne, müstağniyâne, muktesidâne mesleğini terk edip, muhalif tarafa bu içtihad neticesinde girdiklerini, hatta İmam-ı Ali'nin (ra) kardeşi Ukayl ve "Habrü'l-Ümme" ünvanını alan Abdullah ibni Abbas dahi bir vakit muhalif tarafında bulunduklarından, hakikî Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat, ["Fitne kapılarını kapatmak Şeriatın güzelliklerindendir."] bir düstur-u esasiye-i şer'iyeye binaen ["Allah ellerimizi o kanlı hadiselere bulaştırmadı; o halde biz de o hadiselerden bahsedip dilimizi bulaştırmayalım."] diyerek, o fitnelerin kapısını açmak, bahsetmek caiz görmüyorlar. Çünkü itiraza müstahak birkaç tane varsa, tarafgirlik damarıyla büyük Sahabelere, hatta muhalif tarafında bulunan Âl-i Beyt'in bir kısmına ve Talha ve Zübeyir (ra) gibi Aşere-i Mübeşşereden büyük zatlara itiraza başlar, zem ve adavet meyli uyanır diye, Ehl-i Sünnet o kapıyı kapamak taraftarıdır. Hatta Ehl-i Sünnetin ve ilm-i kelâmın azîm imamlarından meşhur Sa'deddin-i Taftazânî, Yezid ve Velid hakkında tel'in ve tadlîle cevaz vermesine mukabil, Seyyid Şerif Cürcanî gibi Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaatin allâmeleri demişler: "Gerçi Yezid ve Velid, zalim ve gaddar ve facirdirler; fakat sekeratta imansız gittikleri gaybîdir. Ve kat'î bir derecede bilinmediği için o şahısların nass-ı kat'î ve delil-i kat'î bulunmadığı vakit, imanla gitmesi ihtimali ve tevbe etmek ihtimali olduğundan, öyle hususi şahsa lânet edilmez. Belki ['Allah'ın lâneti zalimler ve münafıkların üzerine olsun.'] gibi umûmî bir ünvan ile lânet caiz olabilir. Yoksa zararlı, lüzumsuzdur" diye Sa'deddin-i Taftazânî'ye mukabele etmişler. Mektup, s. 241-242 adalet-i izafiye ve nisbiye: yere, şartlara göre değişebilen göreceli adalet.

01 Temmuz 2026 00:45

Risale-i Nur'dan

Âl-i Beyt'in Muhabbeti, Risale-i Nur'da Ve Mesleğimizde Bir Esastır

Peşin olarak size bunu beyan ediyorum ki, Risale-i Nur'un üstadı ve Risale-i Nur'a Celcelûtiye kasidesinde rumuzlu işaretiyle pek çok alâkadarlık gösteren ve benim hakaik-ı imaniyede hususi üstadım, İmam-ı Ali'dir (ra). Ve ["De ki: Vazifem karşılığında sizden bir ücret istemiyorum; sizden istediğim, ancak akrabaya sevgi ve Ehl-i Beyt'ime muhabbettir." (Şûrâ Suresi: 23)] ayetinin nassıyla, Âl-i Beyt'in muhabbeti, Risale-i Nur'da ve mesleğimizde bir esastır ve Vehhabîlik damarı, hiçbir cihette Nur'un hakikî şakirdlerinde olmamak lâzım geliyor. Çünkü Vak'a-i Cemel'de Aşere-i Mübeşşereden Zübeyir ve Talha ve Aişe-i Sıddıka (ra) bulunmasıyla Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat, o harbi, "İçtihad neticesi" deyip, "Hazret-i Ali (ra) haklı, öteki taraf haksız; fakat içtihad neticesi olduğu cihetle affedilir." Hem Vehhabîlik damarı, hem müfrit Râfızîlerin mezhepleri İslâmiyete zarar vermesin diye, Sıffîn Harbindeki bâğîlerden de bahis açmayı zararlı görüyorlar. Haccac-ı Zalim, Yezid ve Velid gibi heriflere ilm-i kelâmın büyük allâmesi olan Sa'deddin-i Taftazânî, "Yezide lânet caizdir" demiş; fakat "Lânet vacibdir" dememiş. "Hayırdır ve sevabı vardır" dememiş. Emirdağ Lâhikası, 151. Mektup, s. 238-239 Âl-i Beyt: Peygamber Efendimizin (asm) ailesi ve onun neslinden gelenler. muhabbet-i Âl-i Beyt: Âl-i Beyt sevgisi, Peygamberimizin ailesi ve neslinden gelenlere gösterilen sevgi.

29 Haziran 2026 00:32

Risale-i Nur'dan

Saltanat-ı Dünyeviye Aldatıcıdır

Eğer denilse: "Neden hilâfet-i İslâmiye Âl-i Beyt-i Nebevîde takarrur etmedi? Halbuki en ziyade lâyık ve müstahak onlardı." Elcevap: Saltanat-ı dünyeviye aldatıcıdır. Âl-i Beyt ise, hakaik-ı İslâmiyeyi ve ahkâm-ı Kur'âniyeyi muhafazaya memur idiler. Eğer denilse: "Mübarek İslâmiyet ve nurânî Asr-ı Saadetin başına gelen o dehşetli kanlı fitnenin hikmeti ve vech-i rahmeti nedir? Çünkü onlar kahra lâyık değil idiler." Elcevap: Nasıl ki baharda dehşetli yağmurlu bir fırtına, her taife-i nebatatın, tohumların, ağaçların istidadlarını tahrik eder, inkişaf ettirir; her biri kendine mahsus çiçek açar, fıtrî birer vazife başına geçer. "İslâmiyet tehlikededir, yangın var!" diye her taifeyi korkuttu, İslâmiyet'in hıfzına koşturdu. Bir kısmı hadislerin muhafazasına, bir kısmı Şeriatın muhafazasına, bir kısmı hakaik-ı imaniyenin muhafazasına, bir kısmı Kur'ân'ın muhafazasına çalıştı ve hakeza, her bir taife bir hizmete girdi.

28 Haziran 2026 01:22

Risale-i Nur'dan

"Neden Hz. Ali (Ra) Zamanında İslâm Çok Keşmekeşe Mazhar Oldu?"

Şu makamda bir mühim sual vardır ki denilir ki: "Hazret-i Ali, o derece hilâfete liyakati olduğu ve Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma karabeti ve harikulâde cesaret ve ilmi ile beraber, neden hilâfette takaddüm ettirilmedi? Ve neden onun hilâfeti zamanında İslâm çok keşmekeşe mazhar oldu?" Elcevap: Âl-i Beytten bir kutb-u a'zam demiş ki: "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hazret-i Ali'nin (ra) hilâfetini arzu etmiş; fakat gâibden ona bildirilmiş ki murad-ı İlâhî başkadır. O da, arzusunu bırakıp, murad-ı İlâhîye tâbi olmuş." Murad-ı İlâhînin hikmetlerinden birisi şu olmak gerektir ki: Vefat-ı Nebevîden sonra, en ziyade ittifak ve ittihada gelmeye muhtaç olan Sahabeler, eğer Hazret-i Ali başa geçseydi, Hazret-i Ali'nin hilâfeti zamanında zuhura gelen hâdisatın şehadetiyle ve Hazret-i Ali'nin mümâşatsız, pervasız, zahidâne, kahramanâne, müstağniyâne tavrı ve şöhretgir-i âlem şecaati itibarıyla, çok zatlarda ve kabilelerde rekabet damarını harekete getirip tefrikaya sebep olmak kaviyyen muhtemeldi. Hem Hazret-i Ali'nin hilâfetinin teehhür etmesinin bir sırrı da şudur ki: Gayet muhtelif akvamın birbirine karışmasıyla, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın haber verdiği gibi sonra inkişaf eden yetmiş üç fırka efkârının esaslarını taşıyan o akvam içinde, fitneengiz hâdisatın zuhuru zamanında Hazret-i Ali gibi harikulâde bir cesaret ve feraset sahibi, Hâşimî ve Âl-i Beyt gibi kuvvetli, hürmetli bir kuvvet lâzım idi ki dayanabilsin. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın haber verdiği gibi, "Ben Kur'ân'ın tenzili için harp ettim; sen de tevili için harp edeceksin." Hem eğer Hazret-i Ali (ra) olmasaydı, dünya saltanatı, mülûk-i Emeviyeyi bütün bütün yoldan çıkarmak muhtemeldi. Eğer karşılarında Âl-i Beytin gayet kuvvetli velâyet ve diyanet ve kemâlâtı olmasaydı, Abbasîlerin ve Emevîlerin âhirlerindeki gibi, bütün bütün çığırdan çıkmak kaviyyen muhtemeldi. Mektubat, On Dokuzuncu Mektub, s. 121 akvam: kavimler, milletler.

27 Haziran 2026 00:53

Risale-i Nur'dan

"Âl-i Beytim, Benden Sonra Belâya Maruz Kalacak"

- İkincisi: Nakl-i sahih ile, Hazret-i Ali'ye (ra) demiş: ["Sen ahitlerinden dönenler, haktan sapanlar ve hak dinden ayrılanlarla savaşacaksın."] Hem Vak'a-i Cemel, hem Vak'a-i Sıffin, hem Vak'a-i Havariç hâdiselerini haber vermiş. - Hem Hazret-i Ali'ye, "senin sakalını senin başının kanıyla ıslattıracak bir adamı" ihbar etmiş. - Hem Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ümmü Se­leme'nin, daha diğerlerin rivayet-i sahihiyle haber vermiş ki "Hazret-i Hüseyin, Taff, yani Kerbelâ'da katledilecektir." Elli sene sonra, aynı vak'a-i ciğersuz vukua gelip o ihbar-ı gaybîyi tasdik etmiş. - Hem mükerreren ihbar etmiş ki: "Benim Âl-i Beytim, benden sonra 'yelkavne katlen ve teşrîden', yani katle ve belâya ve nefye maruz kalacaklar." Ve bir derece izah etmiş, aynen öyle çıkmıştır. Mektubat, On Dokuzuncu Mektub, s. 120 cedd-i emced: en şerefli ced, dede, Peygamber Efendimiz (asm).

26 Haziran 2026 00:30

Risale-i Nur'dan

Kader Ve Hikmet Noktasından Kerbelâ Faciası

"O mübarek zatların başına gelen o feci gaddarâne muamelenin hikmeti nedir?" diyorsunuz. Elcevap: Sâbıkan beyan ettiğimiz gibi, Hazret-i Hüseyin'in muarızları olan Emevîler saltanatında, merhametsiz gadre sebebiyet verecek üç esas vardı: Birisi: Merhametsiz siyasetin bir düsturu olan "Hükûmetin selâmeti ve asayişin devamı için eşhas feda edilir." İkincisi: Onların saltanatı, unsuriyet ve milliyete istinad ettiği için milliyetin gaddarâne bir düsturu olan "Milletin selâmeti için her şey feda edilir." Üçüncüsü: Emevîlerin Hâşimîlere karşı an'anesindeki rekabet damarı, Yezid gibi bazılarda bulunduğu için şefkatsiz bir gadre kabiliyet göstermişti. Dördüncü bir sebep de, Hazret-i Hüseyin'in taraftarlarında bulunuyordu ki Emevîlerin, Arap milliyetini esas tutup sair milletlerin efradına "memalik" tabir ederek köle nazarıyla bakmaları ve gurur-u milliyelerini kırmaları yüzünden milel-i sâire Hazret-i Hüseyin'in cemaatine intikamkârâne ve müşevveş bir niyetle iltihak ettiklerinden, Emevîlerin asabiyet-i milliyelerine fazla dokunmuş, gayet gaddarâne ve merhametsizcesine meşhur faciaya sebebiyet vermişlerdir. Eğer o nefer şehid olduktan sonra ona sorulabilse, "Az bir şey ile pek çok şeyler kazandım" diyecektir. Mektubat, s. 69 aktab: kutublar, büyük velîlerden zamanın en büyük mürşidi olan kimseler.

25 Haziran 2026 01:08

Risale-i Nur'dan

Hz. Hasan Ve Hüseyin'in Emevîlere Karşı Mücadeleleri

Eğer tam muvaffakıyet-i siyasiye ve tamam saltanat olsaydı, "Şah-ı Velâyet" ünvan-ı manidarını bihakkın kazanamayacaktı. Amma Hazret-i İmam-ı Ali'nin Vak'a-i Sıffin'de Hazret-i Muaviye'nin taraftarlarıyla muharebesi ise, hilâfet ve saltanatın muharebesidir. Hazret-i Muaviye ve taraftarları ise, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeyi saltanat siyasetleriyle takviye etmek için, azimeti bırakıp, ruhsatı iltizam ettiler, siyaset âleminde kendilerini mecbur zannedip ruhsatı tercih ettiler, hataya düştüler. Yani Emevîler, devlet-i İslâmiyeyi Arap milliyeti üzerine istinad ettirip, rabıta-i İslâmiyet'i rabıta-i milliyetten geri bıraktıklarından, iki cihetle zarar verdiler. ["İslâm, Cahiliyetten kalma ırkçılık ve kabileciliği ortadan kaldırmıştır."; "Müslüman olduktan sonra, Habeşli bir köle ile Kureyşli bir efendi arasında hiçbir fark yoktur."] ferman-ı kat'îsiyle, rabıta-i dîniye yerine rabıta-i milliye ikame edilmez; edilse adalet edilmez, hakkaniyet gider. Elcevap: Hazret-i Hüseyin'in yakın taraftarları değil, fakat cemaatine iltihak eden sair milletlerde, yaralanmış gurur-u milliyeleri cihetiyle, Arap milletine karşı bir fikr-i intikam bulunması, Hazret-i Hüseyin ve taraftarlarının sâfî ve parlak mesleklerine halel verip, mağlûbiyetlerine sebep olmuş. Mektubat, s. 68 azimet: kulların, Allah tarafından kendilerine yüklenen görevlere tam bir kararlılıkla uymaları.

24 Haziran 2026 00:04

Risale-i Nur'dan

Hz. Ali (Ra) Zamanında Başlayan Muharebelerin Mahiyeti

Elcevap: Cemel Vak'ası denilen Hazret-i Ali ile Hazret-i Talha ve Hazret-i Zübeyir ve Aişe-i Sıddıka (radıyallahü teâlâ aleyhim ecmain) arasında olan muharebe, adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin mücadelesidir. Muarızları ise, Şeyheyn zamanındaki saffet-i İslâmiye adalet-i mahzaya müsait idi; fakat mürur-u zamanla İslâmiyet'leri zayıf muhtelif akvam hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye girdikleri için, adalet-i mahzanın tatbikatı çok müşkül olduğundan, "ehven-i şerri ihtiyar" denilen adalet-i nisbiye esası üzerine içtihad ettiler. Bizde gayet meşhur ve sözü hüccet bir zat-ı muhakkik, Kürtçe demiş ki: [...] Yani "Sahabelerin muharebesinde kıyl ü kàl etme. Çünkü hem kàtil ve hem maktül, ikisi de ehl-i Cennettirler." Adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin izahı şudur ki: ["Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde fesad çıkarmamış birisini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir." (Mâide Suresi: 32)] Ayetin mana-i işarîsiyle, bir masumun hakkı, bütün halk için dahi iptal edilmez. "Ehven-i şer" diye, bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmaya çalışır. Fakat adalet-i mahza kàbil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez; gidilse, zulümdür. Mukabilleri ve muarızları ise, "Kàbil-i tatbik değil, çok müşkülâtı var" diye, adalet-i izafiye üzerine içtihad etmişler. Mektubat, s. 66-68 adalet-i nisbiye: nisbî adalet, tam ve eksiksiz adaletin (adalet-i mahza) uygulanması mümkün olmadığında ehven-i şerrin (daha az kötünün) tercih edildiği ruhsat-ı şer'iye dahilindeki adalet.

23 Haziran 2026 00:49

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha