
Râbia-i Adviyye hazretlerine misâfirler gelmişti. Fakat evde iki ekmek vardı. 752 (H. 135) yılında Kudüs civârında vefât etti... Fakir bir ailenin dördüncü kızı olduğu için "Râbia" ismi verilmiştir. Fakat sadece iki ekmeği vardı. Daha onlar bir şey söylemeden, kapı aralığından evdeki iki ekmeği de onlara verdi. Gelenler; - Efendimiz bu ekmekleri, Râbia-i Adviyye'ye hediye olarak gönderdi, dediler. Olanlara bir mânâ veremeyen evdeki misâfirler nihayet dayanamayıp sordular: Hazret-i Râbia şöyle cevap verdi: - Biliyorum, siz bana yemek yemek için gelmiştiniz. Bu sırada kapıya gelenlere mevcut iki ekmeği vererek, Allahü teâlâdan misâfirlere yetecek kadar ekmek vermesini istedim. İki ekmek yerine yirmi ekmek vereceğini biliyordum. Bu hâli gören misâfirler, hazret-i Râbia'nın Allahü teâlânın sevgili kulu olduğunu yakînen bir daha görmüş oldular. *** Râbia-i Adviyye hazretlerine "Bu yüksek derecelere ne ile kavuştun?" dediklerinde; "Beni ilgilendirmeyen her şeyi terk ve ebedî olanın yani Allahü teâlânın dostluğunu istemekle" buyurdu.
Kaynak: Türkiye
26 Haziran 2026 02:10
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Kitap Okumak Ve Sohbet Hakkında...
Günümüzde "söyleşi" diyorlar. Söyleşi, "konuşarak vakit geçirmek" demektir; ama dinimizde, sohbetin tarifi başkadır. Büyük İslâm âlimi Hüseyin Hilmi Işık (kuddîse sirrûh) bu hususta buyuruyor ki: Birkaç Müslümânın Allah rızâsı için oturup da sohbet ettikleri yere, gökteki melekler imrenirler... "Sohbet"i, Türkçede yanlış anlıyoruz. Hâlbuki sohbet, "beraber olmak" demektir. Şah-ı Nakşibend Muhammed Behaeddin-i Buhari hazretleri buyuruyor ki: "Bizim sükûtumuzdan istifâde edemeyen kimse, konuşmamızdan hiç istifâde edemez." Sohbet iki şekilde olur. Buna "râbıta" denir. Elhamdülillah biz, o büyüklerin kendilerine kavuştuğumuz gibi kitaplarına da kavuştuk. "El mükâtebe, nısf-ı mükâleme..." Yani bir saat kitap okumak yarım saat sohbet etmek gibidir... Ubeydullah-ı Ahrâr hazretleri, "Duâların kabul olduğu ânı yakalarsam Sohbet-i sâlihîn isterim" demiş. Yani "Allahü teâlânın sevdiği kulu ile beraber bulunmayı isterim" buyurmuş. Bu cevap üzerine Ebü'l-Hasan-ı Şâzilî hazretleri buyurdu ki: -Çok garip!
11 Temmuz 2026 02:22

Hanedanı Kurtaran Kadın: Cevri Kalfa
Şehzâde Mahmud, o sırada Osmanlının tek erkek evladıydı. Şayet öldürülseydi Hanedan 18. asrın başında bitmiş olacaktı! Harem dâiresini basan 20 kadar zorba, tekrar tahta çıkarılacağı anlaşılan III. Selim Hân'ı şehit etti... Sonra da Şehzâde Mahmud'un peşine düştüler!.. *** Ertesi gün, genç şehzâde, "İkinci Mahmûd Han" olarak Osmanlı tahtına oturdu... *** Bu arada, Sultan II. Mahmud Hân, hayatını kurtaran kahraman kadın Cevri Kalfa'yı, Hazinedar Ustalığı (vezir rütbesine eşit) görevine getirdi. Aynı araziden çıkan kaynak suyunu "Cevri Kalfa Suyu" adıyla Üsküdar'a getirtti; İcadiye'de bir çeşme yaptırarak, hayrına oradan akıttı. Vefat ettiği yıl, Padişah yine onun adına, Sultanahmet'te Divanyolu başında, "Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi" adıyla bir mektep, yanına bir de çeşme inşa ettirdi.
10 Temmuz 2026 02:07

Denizler Hâkimi Barbaros Hayreddin Paşa
Hızır Reis'e, Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından, "dine hayrı dokunan" manasına gelen "Hayreddin" ismi verildi. Bugün, büyük Osmanlı Kapdan-ı deryası (amirali) Barbaros Hayreddin Paşa'nın vefat yıl dönümüdür. (4 Temmuz 1546) Barbaros Hayreddin Paşa 1466'da bir rivayette de 1483 yılında doğdu. Sultan Selim Han da bu teklifi memuniyetle kabul etmekle kalmadı, ona "Beylerbeyi" payesini verdi. 1533 senesinde Kanuni Sultan Süleyman tarafından İstanbul'a çağrılan Hayreddin Paşa, yerine evlatlığı Hasan Ağayı bırakarak mükemmel bir donanma ile İstanbul'a doğru yola çıktı. Barbaros Hayreddin Paşa, bu büyük deniz kuvvetini, 27 Eylül 1538'de Preveze önlerinde 122 kadırga ile karşıladı. Netice, büyük denizcimizin dediği gibi olmuştu: Yeter imiş ana bir şâhin-i bâz." *** Osmanlı Devletinde 12 sene Kaptan-ı deryalık hizmetinde bulunan Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul'da vefat etti.
04 Temmuz 2026 02:22

Şefkatli Ve Merhametli Sultan Mehmed Reşad Han
Uzun şehzadelik devrinin çoğunu okumakla geçiren Mehmed Reşad Han, maiyetine karşı çok şefkatli; halim selim bir şahsiyetti. Bugün; Osmanlı padişahlarının otuz beşincisi ve İslam halifelerinin yüzüncüsü olan Mehmed Reşad Han'ın vefat yıl dönümüdür... Çocukluğundan itibaren hususi olarak iyi bir tahsil ve terbiye ile büyüyen Mehmed Reşad Han, yüksek din ve fen bilgilerini okudu. *** 1890 senesinde İngilizlerin yardımıyla kurulan ve Padişah aleyhtarı Türk, Rum, Ermeni, Arnavut ve Yahudilerle Bulgar, Sırp ve Yunan çeteleri tarafından desteklenen İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1909 yılında Sultan Abdülhamid Han'ı tahttan indirdi ve yerine kardeşi Mehmed Reşad Han'ı geçirdi... Sultan Reşad, ihtiyar, sessizdi. Mehmed Reşad Han, Meşrutiyet Anayasası çerçevesinde devleti idare etmek istedi. Bu sebeple Sultan Reşad Han'ın saltanat devri, İttihatçıların keyfî ve mesuliyetsiz icraatları neticesinde büyük hadiselerle geçti... *** Sultan Mehmed Reşad, memleketin içinde bulunduğu durumun ızdırabı içerisinde 3 Temmuz 1918 senesinde vefat etti.
03 Temmuz 2026 02:30

"Ilim Gönlü Diri Tutar, İlimsiz İbâdet Olmaz"
"Yâ Alî! Bir kimsenin üzerinden, ulemâ meclisinde oturmadan kırk gün geçse, onun gönlü (kalbi) kararır. Büyük günâh işler." Hazreti Alî'den "kerremallahü vecheh" şöyle rivâyet edilmiştir: Resûlullah "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" beni huzûr-u şerîflerine çağırdı. Buyurdular ki: -Yâ Alî! Allahü teâlâ hazretleri seni kıyâmet gününde fakîh ve âlim olarak diriltir. Yalnız kalınca Allahü teâlâ ve tekaddes hazretlerini unutur. Her kim Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin nimetlerine şükrederse, belâlarına sabrederse, günâhlarına istigfâr ederse, hangi kapıdan isterse Cennete girer. Çok oruç tutmak. Allahü teâlâ ve tekaddes hazretleri bu günlerde oruç tutanların yüzlerini beyâz eder. Allahü tebâreke ve teâlâ bir kimseye bir sâlihâ ve mutî'a hanım verip, onun gönlünü hoş tutması ve imâm ile namaz kılması ve komşuları kendinden râzı olması, Allahü teâlânın ona ikrâmındandır. Sefere veya cenge giderken Sûre-i Yasîni oku. On kerre innâ enzelnâ [Kadr] sûresini oku, Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri düşmanların şerrinden emîn eder...
27 Haziran 2026 02:21

İyi İnsanlarla Beraber Olmanın Önemi...
Mesela, "bir kötülük yaparsam, şu kadar sadaka vereceğim veya oruç tutacağım, gece namazları kılacağım" diye yemin edilebilir. Bunun üzerine, şu ibretli hâdiseyi anlattı: Bir gün, bir akrep, bir ırmağın kenarında dolaşıyordu. Birdenbire bir kurbağa akrebin yanına gelip; -Burada ne yapıyorsun? dedi. Akrep; -Ben ırmağın öte yanına geçmek için bir çâre arıyorum. Kurbağa; -Ne yapıyorsun? diye sordu. Akrep; -Hünerimi gösteriyorum. Bunun üzerine, kurbağa hemen suya daldı. Akrep de boğulup gitti!..
20 Haziran 2026 02:08

Tevekkül Edenin Rızık Endişesi Olmaz...
Şakik-i Belhi hazretleri zamanında bir sene kıtlık olur. (Bir işe başladığın zaman, Allahü teâlâya tevekkül et, Ona güven!) âyet-i kerimesi, tevekkül ile beraber azmederek çalışmak gerektiğini gösteriyor. (Al-i imran 159) Tevekkül, herhangi bir işin, dinen, örfen sebeplerine yapışarak gayret gösterip, neticeye ihlasla teslim olmaktır. Kur'ân-ı kerîmde buyuruldu ki: (Bir kimse Allahü teâlâya tevekkül ederse, Allahü teâlâ ona kâfidir.) Hadîs-i şerîfte de şöyle buyuruldu: (Eğer Allahü teâlâya hakkıyla tevekkül etseydiniz, sabah aç kalkıp, akşam tok dönen kuşlar gibi sizi de rızıklandırırdı.) Hazreti Lokman Hakîm oğluna buyurdu ki: "Ey oğul! Dünya derin deniz gibidir. Çok insanlar onda boğulmuştur. Takva gemin, iman yükün, tevekkül hâlin, sâlih amel azığın olsun. Kurtulursan Allahü teâlânın rahmetiyle, boğulursan günahın sebebiyledir." Âlimlerden birine "Hep ibâdetle meşgul oluyorsun, ne yiyip ne içiyorsun?" dediler. Yâni "Değirmeni yapan suyunu gönderir" demek istedi. Çünkü rızıkları Allahü teâlânın gönderdiğine inancı tamdı. *** Şakik-i Belhi hazretleri, bir kıtlık senesinde, herkesin kara kara düşündüğü bir ortamda, zengin bir adamın kölesinin neşeden oynadığını gördü.
19 Haziran 2026 02:19

Kibir, Geçimsizlik Ve Sıkıntıların Kaynağıdır
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah için affedenin şerefi artar, tevazu eden de yücelir.) [Müslim] (Kişi kibirlenince, iki melek, "Ya Rabbi bunu alçalt!" derler. Tevazu ederse, "Ya Rabbi bunu yükselt!" derler.) [Beyheki] *** Gassanîler, Suriye'de hüküm süren bir Hristiyan Arap Hanedanlığı idi. Cebele ibni Eyhem, Gassânî meliklerinin sonuncusudur. Müslüman oldu ve Hicretin birinci senesinde Medine'ye geldi. Onu da beraber götürdü. Hazret-i Ömer Cebele'yi çağırdı. Bunun üzerine Cebele, Hazret-i Ömer'den düşünmek için izin aldı ve o gece adamlarıyla beraber Medine'den kaçtı...
13 Haziran 2026 02:30

Cellatları Şaşkına Döndüren Hadise!
Zamanın hükümdarı vezirine der ki: "İmam-ı Cafer'i buraya getir! Onu öldürmek istiyorum!" Vezir, hükümdarı ikna edemez ve gidip getirir... Cafer-i Sadık hazretleri, Silsile-i aliyye büyüklerinin dördüncüsüdür. O, aynı zamanda Ehl-i beytten olup, "Oniki İmam"ın da altıncısıdır... "Kimyanın babası" kabul edilen Cabir de, onun talebesidir. İmam-ı a'zam, onun huzurunda kavuştuğu yüksek mertebeleri anlatmak için; "O iki sene olmasaydı, Numan helak olmuştu" buyurdu. Bu âlimlerden iman bilgilerini anlatanlara "Mütekellimin", ibadetlerin nasıl olacağını bildirenlere, "Fukaha", kalb ile yapılacak ve sakınılacak şeyleri öğreten ilme "Tasavvuf" ve bu ilmin âlimlerine de "Mutasavvifin" denildi. İmam-ı Cafer hazretleri buyurdu ki: "Sadaka vererek rızkınızı çoğaltınız. Zekât vererek mallarınızı koruyunuz. Tasarrufa riayet eden sıkıntı çekmez. Tedbirli, düzenli yaşamak, geçimin yarısıdır. İnsanlarla iyi geçinmek, aklın yarısıdır. Musibet zamanında dizini döven, sevabından mahrum olur." *** Zamanın hükümdarı bir gece vezirine dedi ki: -Hemen git, İmam-ı Cafer'i buraya getir! Bir müddet sonra, İmam-ı Cafer-i Sadık hazretleri içeri girdi. Sanki bana "Onu incitirsen seni parçalarım" diyordu.
12 Haziran 2026 02:20

"Sultân-ül-ârifîn" Bâyezîd-i Bistâm
"Ey Bâyezîd! Sultân-ül-Enbiyâ'ya olan muhabbetin ve edebe riâyetin sebebiyle, biz de senin edebini ve mertebeni yükseltiyoruz..." Bayezid-i Bistami hazretleri, Silsile-i aliyyenin beşincisidir. "Ârifler Sultanı" diye meşhurdur. Bir gün okuduğu bir âyet-i kerimenin (Lokman suresi: 14) tesiri ile eve döndü. *** Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerine "Bu yüksek makamlara nasıl kavuştunuz?" diye sordular. Cevâbında şöyle anlattı: "Bir gece herkesin uyuduğu bir sırada, Bistâm'dan çıktım. Ay her tarafı aydınlatıyordu. Aniden karşımda çok heybetli bir makam gördüm. Onsekiz bin âlem O'nun heybeti yanında bir zerre gibi kalıyordu. Aklım başımdan gitti. Beni fevkalâde bir hâl kapladı. O hâlde iken (Yâ Rabbi, bu kadar büyük, bu kadar güzel bir dergâh acaba niçin böyle boş?) dedim. Bir nida geldi ki: (Bu dergâhın boşluğu, kimse gelmediği için değil, belki gelenlerin lâyık olmadığı ve uygunsuzluğu sebebiyle gelenleri bizim kabul etmeyişimizdendir...) Bir an, 'herkesin bu huzura kavuşması için şefâatçi olayım' diye kalbime geldi. Fakat, bu şefâat makamının Sultân-ül-Enbiyâ Muhammed aleyhisselama mahsus olduğunu hatırlayıp, benim öyle düşünmemin, bu şefâat makamına karşı edebe riâyetsizlik olacağını anlayıp, o düşüncemden vazgeçtim. Bir ses duydum ki; (Ey Bâyezîd, Sultân-ül-Enbiyâ'ya olan muhabbetin ve edebe riâyetin sebebiyle, biz de senin edebini ve mertebeni yükseltiyoruz. Kıyâmete kadar 'Sultân-ül-ârifîn' diye anılırsın) buyuruyordu." *** Bu mübarek zat buyurdu ki: "Allahü teâlâyı an, dilini, başka işlerle uğraşmaktan koru.
06 Haziran 2026 02:27

Bir Ruh Mütehassısı Kasım Bin Muhammed
Silsile-i aliyye'nin üçüncüsü olan Kasım bin Muhammed hazretleri, kendilerine "Fukaha-i seb'a" adı verilen yedi büyük âlimden biridir... Tabiin'in büyüklerinden olan Kasım bin Muhammed hazretleri, Medine'de yetişen ve kendilerine "Fukaha-i seb'a" adı verilen yedi büyük âlimden biridir. Silsile-i aliyye büyüklerinin dördüncüsü olan imam-ı Cafer-i Sadık hazretleri de, Kasım bin Muhammed'in sohbetinden feyiz aldı... Mübarek babası, Hazret-i Ebu Bekir'in oğludur. Başta halası olmak üzere; Ebu Hüreyre, ibni Abbas ve ibni Ömer gibi meşhur sahabilerden hadis-i şerif rivayetinde bulundu. O da Resulullahtan aldığı bu feyizleri, Selman-ı Farisi'nin kalbine akıttı. Ömer bin Abdülaziz; "Eğer birini yerime halife seçmem gerekseydi, Kasım'ı seçerdim" buyurmuştur. Kendisi şöyle anlatır: "Bir gün halam Hazret-i Âişe'nin yanına vardım. Ona; 'Anacığım [halacığım], beni Peygamber Efendimizin kabr-i şerifine götürür müsünüz!" dedim... Bunun üzerine halam bana Hücre-i Saadeti açtı... Hazret-i Sıddık'ın başı, Fahr-i kâinat hazretlerinin mübarek sırtı hizasında, Hazret-i Ömer'in başı da Resulullah Efendimizin ayağı hizasındaydı..." *** Hazret-i Ebu Bekir'in torunu olan bu mübarek zat, 725 senesinde vefat etti.
05 Haziran 2026 02:31

Huzurlu Bir Hayat İçin İyi Bir Evlilik Gerekir...
Selmân-ı Fârîsî hazretleri: "Peygamber aleyhisselam bana şöyle buyurmuştu: Sen ehlinle, Allahü tealanın emirlerini yerine getirmek üzere evlen!" Selmân-ı Fârîsî (radıyallahü anh) hazretleri "Eshab-ı Soffa" denilen ve Peygamber aleyhisselâmın bizatihi kendilerine ilim öğrettiği ve Peygamber aleyhisselamdan hazarda ve seferde bir an ayrılmayan kimselerdendi... Bu tefekkürü yaparken Peygamber Efendimizin; "Bir saat tefekkür bin sene ibâdetten hayırlıdır" buyurduklarını hatırlardı... Diline de; " Ey lisânım, sen de Allahü teâlânın zikrine başla!" derdi... Selmân-ı Fârîsî hazretleri, Kınde kabilesinden bir hanım ile evlenmişti. Eve girdiği zaman bir hayli eşya gördü ve; " Bunlar kimin içindir?" diye sordu. Onlara şöyle dedi: - Peygamber aleyhisselam bana bunu tavsiye etmedi ve şöyle buyurdu: "Evinde nikâhlı zevcenden başka kimseyi bulundurma! Eğer bulundurursan onlar kadınların çok yaptıkları şeyleri [yalan-dedikodu] yaparlar!" Sonra hizmetçiyi de gönderdi... Bunun üzerine şöyle dedi: "Peygamber aleyhisselam bana şöyle buyurmuştu: Sen ehlinle, Allahü tealanın emirlerini yerine getirmek üzere evlen!" Bundan sonra hanımıyla birlikte namaz kıldılar.
30 Mayıs 2026 02:30