×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Genelde Gençlere, Özelde Öğrencilere Açık Mektup… (3)

Ağır ekonomik kırılganlık yaşayan, diploma sahibi olmanın ekonomik güvence anlamına gelmediğini anlayan! Sadece İstanbul'da 18-29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 58'inin aileleriyle yaşadığını ve kendilerine "ev genci" denildiğini bilen! Gelen iletilerden birinde üniversiteli bir genç diyor ki; "Büyük umutlarla, hazırlıklarla, özel dersler alarak, dershanelere giderek, ailemin maddi yükünü artırarak kazandığım üniversitemde aradığımı bulamadım, mezun olup iş bulamadım, sadece ekonomik baskı altında değilim, yönümü, güven duygumu ve inancımı da yitirdim. Bize yeniden inanabileceğimiz bir geleceği kim sunacak, ben ve arkadaşlarım o arayış içindeyiz. Sesimize ses olun!" Hedef belli, bahaneler belirsiz, amaç sabitken gel de örneklere sığınma… Her adımın ve cesaretli atılımların ardında bir çift mavi gözün ışığı vardır. 12 milyonu bulan genç sayımız nüfusun yüzde 15'ini oluşturuyorsa! Bunların arasında çalışan varsa, okuyan varsa, hem çalışıp hem okuyan varsa ve eğitim sadece diploma, kazanç kapısı, garantili iş kapısı değilse! Ne diyor bir bilge: "Asıl yazarlık nerede bir acı varsa, diğer yazarlarla birlikte yüreğin aynı anda sızlamasıdır." Ne diyor İngiliz Binbaşı Salter: "Büyük Atatürk'le göz göze gelip de etkilenmeyecek insan var mıdır, bilemiyorum." Önemli not: Yüreğiniz sızlasa da duvardaki fotoğraflarına bakın, yetinmeyin göz göze gelmeye çalışın, etkilendiğinizi ve rahatladığınızı göreceksiniz. Not: Bundan sonraki yazımın başlığı "eğitim ordusu" olacak…

Köşe Yazarı

Kaynak: Gerçek Gündem

28 Mayıs 2026 06:22

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Görülmesi Gerekeni Görünmez Kılan Pano Ve Afişler…

Artık adına ister OHAL deyin, ister seferberlik deyin, ister alarm, dışarı çıkma yasağı, sorunlu ev izni ya da zirve deyin. Ya da harcanan milyarlarca liraya bakıp "NATO da NATO'ymuş ha!" deyin, size kalmış! 1993-2026 aradan 33 yıl geçmiş! Alevler, dumanlar, hesaplı kitaplı adımlar aramızdan 35 canı acımasızca koparmış. Öncelikle ve özellikle unutmayalım ki: 2 Temmuz Sivas Katliamı bir öfke patlaması değildi; örgütlü, hesaplı, kitaplı, destekli bir linçti; düşünen, üreten, yazan, okuyan, aydınlığa, birbirimizin yaşam hakkına sahip çıkan kişilere yönelik, ülkemizin kültürel belleğine yönelik, aydınları, ozanları hedef alan bir provaydı. 33 yıl sonra 35 can hâlâ içimizde, belleğimizde, anılarımızda yaşıyor, yaşatılıyor. Özel not: 2 Temmuz katliamını geç yazdığım için üzgünüm.

06 Temmuz 2026 06:10

Köşe Yazarı

Tam Da Unutulmayan Kurum Ve Anılara Sığınma Zamanı…

Satır başlarıyla gidersek! Köklü bir geçmişin adı olan, çağdaşlığın ve aydınlığın kaleleri sayılan, ülkemizin aydınlanmasına gönül veren, emek veren ve Cumhuriyete kol kanat geren o vazife kuşağını eğiten bu kurumlara gelenler genelde yoksul ailelerin çocuklarıydı. Olmazların olura, değmezlerin değere dönüştürülüp içinin boşaltıldığı bugünlerde; gel de UNESCO tarafından geri kalmış ülkelere "Çağdaş Kalkınma Modeli" olarak önerilmiş, ansiklopedilere de "Türk Buluşu Kurumlar" diye geçmiş bu kurumları, köylüyü uygarlık kavramının içine yerleştiren ve büyük bir emek destanı olan, ulusal başkaldırımızın bir manifestosu sayılan bu kurumları anma, hatırlama… 96 yaşındaki Köy Enstitülü öğretmenini ziyaret eden 89 yaşındaki öğrencisi… "Annem Suat Helvacıoğlu artık çok yaşlı, hastanede palyatif bakım bölümünde yatıyor. Bugün benim de gözlerimi yaşartan bir olay oldu. Annemin Kepirtepe Köy Enstitüsü'nden bir öğrencisi ziyarete geldi. Öğrenci Naci Dağan 89 yaşında, yürüme zorluğu çekiyor. Buna rağmen nereden duyduysa duymuş, aramış taramış, ta Beykoz'dan Tuzla'ya gelmiş. Tesadüfen bana rastladı da anneme ulaşabildi. 'Öğretmenim' diyerek uzun uzun ellerinden öptü. Annemin onu tanıdığını sanmıyorum ama Kepir'den bir öğrencisinin geldiğini duyunca zorlayarak gözlerini açtı, 'Eksik olma,' diyebildi. Naci Abi ('Bey' denmesine kızıyor), 'Onlar bizim gibi yoksul köy çocuklarını aldılar, adam ettiler. Suat Hanım bizim cumhuriyetimizdi' dedi. Bu mecrada özel olayları paylaşmayı pek sevmem. Ama bunu Cumhuriyetin ne olduğunu, neden yeni bir Cumhuriyet kurmamız gerektiğini genç kuşaklara anımsatmak için paylaştım. Teşekkürler Naci Abi." Teşekkür ve minnet notu: Kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde; karda kışta, yağmurda çamurda, tipide boranda, kapanan yolda, akmayan suda okuyan, eğitilen, eğiten, hizmet veren tüm eğitim çınarlarımıza Suat Hocamın ve Naci Abi'nin şahsında selam olsun…

02 Temmuz 2026 06:13

Köşe Yazarı

Evdeki Hesap Çarşıya, Çarşıdaki Hesap Cüzdana Uymuyor...

Açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verenler, yoksulluk, işsizlik, sığınmacılar, kadın ve çocuk cinayetleri, öğrencilerin barınma, beslenme sorunları, aldıkları burs yemeğe bile yetmeyen gençler, özel okul ve yurtların sık sık değişen aylık ücretleri, üniversiteliler için yurtların az, kiraların çok olduğu bir ülke. 4 milyon ruhsatlı silaha karşılık, her 3 kişiden birinin belinde silah varsa! Denizli'de 15 yaşındaki çocuk düğünde havaya ateş açarak 11 kişiyi yaralıyorsa! Tarlaları ve yeşil alanları betona boğduğumuz için zehirlenen gıda, kirlenen hava, kirletilen su yüzünden tarım can çekişiyorsa! Yetkili zevat okul ve hastane değil, hapishane açmakla övünürken! Ülkemizde yılın ilk 4 ayında iflaslar yüzde 68 artmışken! Emekliler, "Koronadan ölmedik, açlıktan öleceğiz!" diye yakınırken! Somali'ye 10 yılda 1 milyar 63 milyon dolar yollayarak şanımızı yürüttüğümüz için gurur duymalıyız! Darboğazdan geçiyoruz, enflasyon ortada, gıdadan barınmaya, ulaşımdan eğitime, sağlıktan soyyalleşmeye zorlanan yurttaş çaresizlik içinde kartlara yükleniyor, kartlar kabarıyor, üretim yok, ithalat çok, çarşı pazar el yakıyor, yurttaşın cebi boş, nisan ayı itibariyle İŞKUR'a kayıtlı işsiz sayısı 2.5 milyonu aşmış, iş aramaktan vazgeçenlerin sayısı milyonlara ulaşmış… CB demiş ki: "Sessiz devrimlerimizle Türkiye'ye çağ atlattık. 103 yıllık Cumhuriyetin en başarılı kadrosu olduk. Adımızı tarihe şanla şerefle nakşettirdik. Artık küresel siyasetin oyun kurucusuyuz." ABD Başkanı Trump da demiş ki: "Nato zirvesine onun için geliyorum. O çok güçlü bir lider!" Sözün özü: Emekten, eğitimden, işsizlikten, gençlerden başlayıp toplumsal sorunlara uzanan ve yazının özüne hakim olan bunca gerçeklerden sonra; çerçeveletilecek değerde ki bu sözler için tahminimi yazmıyor, onu okurlarımın hayal gücüne havale ediyorum…

29 Haziran 2026 06:36

Köşe Yazarı

Dil Susar, Gözler Ve Beden Konuşur…

Farklı ve güncel konulara girdiğim anda bizim mahalleden yergi, eleştiri ve sitem yağmuru yağmaya başlıyor: "Bizi unuttun mu, yazılacak sorunumuz kalmadı mı, kadın konusu denilince akla gelenlerdendiniz ne oldu, hayırdır vb.?" Haklılar, haklısınız, o halde yine ve yeniden bizim mahalledeyiz. Örneğin; Onur, Kudret, Yiğit, Şeref, Güçlü, Arif, Hakan, Zarif, Hüküm, Aslan, Pars, Mert, gibi iddialı isimler neden hep erkeklere verilir. Bu arada bitmeyen çilesine rağmen dramatik öykülerin, iç hesaplaşmaların baş kahramanları olan, her şeye rağmen kalmayı ve yanmayı seçen, "Birine bir ömür verdim, döndüm ki ömrüm bitmiş. Çünkü isyanlar, talepler, çağrılar havada asılı kaldıkça biten ömür oluyormuş!" diyen, "Dil susar vücut konuşur, evlat olgunlaştıkça acılaşan bir meyvedir ve bu turnikeden geçmeyen yoktur!" diyen, "Çocukların öldüğü, bombaların patladığı, ülkelerin tehdit edildiği, insanların katledildiği, sahte zafer naralarının atıldığı süreçten geçince, bazı şeyleri bilmeye ve öğrenmeye hiç niyetim yok, çünkü tarihin neler yazacağını görmeyeceğim!" diyenler arttıkça gel de yazma… Sık sık, konferans ve toplantılarda sorulan sorulardandır: "Bunca yıla neler sığdırdınız?" Evet masamın üstünde 16 kitap binlerce yazı-makale, sayısını unuttuğum yurt içi, yurt dışı konuşmalar var, ama gerisinde bir ömür var, inat, sabır, özveri var, uykusuz geceler, okuyarak, dinleyerek, not alarak, gezerek, konuşarak, geçen yıllar var ve maalesef bu emeği ölçecek kantar yok! Özetin özeti: İdeolojik billurlaşma ve berraklaşmadan uzaklaşanlara karşı sorularımız, eleştirilerimiz, saptamalarımız her daim haklı ve saklıdır. Noktayı İranlı Şems-i Tebrizi koysun: "Herkese'iyi insan' deyip açarsan gönül pencereni, kimi camını indirir, kimi çerçeveni." Y.N: Kime demiş, niye demiş, ne zaman demiş biz bilemeyiz.

25 Haziran 2026 06:17

Köşe Yazarı

Görünmezi Görünür Kılan Uykusuz Geçirilen Geceler Mi?

Yine yazmanın kuralları vardır, işin öncesi ve sonrası vardır. Ülkemizdeki 74 binin üzerindeki okul sayısına, 18 milyonu bulan öğrenci sayısına, 1 milyon 200 bine yaklaşan öğretmen sayısına bakalım. 400'ü bulan özel okullarda okuyan 1.5 milyonu aşkın öğrencinin eğitim masraflarını, yemek, kırtasiye, giyim, servis ücretlerini karşılamak için sosyal yaşamından, tatilinden, temel ihtiyaçlarından fedakarlık yapan ailelere bakalım. Sonra dönüp hem velilerin, hem öğretmenlerin mutsuz olduğu günümüze bakalım, artan özel okul ücretlerine, yerinde sayan, hatta gerileyen öğretmen maaşlarına bakalım. Akademik itibara bakalım, mezunların istihdamına bakalım, üniversitelerimizin dünya genelindeki yerine bakalım. Dünya genelinde ilk 500'e ancak 279. sırada girebilen İTÜ'ye bakarken! 15 yıldan beri dünya birincisi olan ABD'deki MIT'e bakalım. CB demiş ki: "Şu anda uluslararası diplomasinin kalbinin attığı yer Türkiye'dir. 2026 yılı zirveler yılı oluyor!" "Biz geldiğimizde öğrenci bursu aylık 45 TL idi, biz 4 bin TL yaptık." Sağlık Bakanı demiş ki: "Sağlık sistemimiz dünyada örnek alınıyor." Yetkili ağızlardan çıkan sözlerle içimiz açıldı! (Ancak bir hatırlatma notumuz var: Geldiklerinde çeyrek altın 35 TL idi, bugün 10.804 TL.)

22 Haziran 2026 07:05

Köşe Yazarı

Çevreye Bakınca Gördüklerimiz…

Çevrede, olup biten duygusal, tarihsel, siyasal, toplumsal, kültürel karmaşaya tanıklık edince; süreci izleyen, gelişmelerin gittiği yönü, gideceği yeri takip eden, herkes gibi ve herkes kadar konulara ilgi duysa da konu ve sorun bolluğundan kararsız kalıyor. Onların ve geride bıraktıklarının ruh hallerini düşünüp başka şeyler yazmak, başka konulara dalmak da insana ağır geliyor doğrusu… Hal böyle iken; duraklarda bekleşenlerden toplu ulaşıma binenlere, salonlardan sınıflara, pazar yerlerinden marketlere insanların gözünde özlediğimiz ışığı görmeyeli ne çok oldu. Ülkenin dört bir yanında korku iklimi hakim gibi. Cesaret göstergeleri, bilinç sıçramaları, çağa ayak uydurma çabaları yok sayılırken! Ne diyor Falih Rıfkı Atay: "Biz sadece vatanı değil, mezarları, geçmişi, namusu savunuyoruz." Ülkemizin değerli toprakları şirketlere tahsis edilirken, yeşil yerini çimentoya bırakıp, güzelim havamız santrallerle kirletilirken!

18 Haziran 2026 06:10

Köşe Yazarı

Siyah Beyaz Hayatları Renklendirmenin Yolu Nedir?

Pirinci Amerika ve Rusya'dan! Kuru fasulyeyi Meksika, Hindistan ve Arjantin'den! Nohutu Meksika ve Hindistan'dan! 3 milyon çocuğun evlerine ekmek götürmek için ter döktüğü görmezden gelindikçe! 13 yılda 862 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği unutuldukça! 4 milyon öğrencinin örgün eğitimin dışında olduğu yok sayıldıkça! Politik sığlık, hukuk dışı ve halkın kalan son umut ve inanç kırıntılarına indirilen darbeler, görülen ve görülecek olan artçı dalgaların habercisi iken! Olup bitenlerin ve olacakların ekonomik sonuçları ortada iken! Özetle demem o ki: Bireysel, ekonomik, insani özgürlüklerin sıralandığı Dünya İnsan Hakları Özgürlük Endeksi'nde 165 ülke içinde 145. sırada yer almamız! Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde 142 ülke içinde 117. sırada olmamız! AİHM hak ihlali başvurularında 47 ülke içinde birinciliği kimselere kaptırmamamız!

15 Haziran 2026 06:58

Köşe Yazarı

Yerinde Soruların Ve Haklı Yakınmaların Bende Cevabı Yok! Sizde?

Kafalardaki soru işaretlerine yanıt bulunamıyor. Siyaset bireysel mücadele yerine koltuk sevdası için yapılarak halkın sorunlarıyla mücadele önemsenmiyor. Ne diyor CB: "Büyümemiz 23 yıldır kesintisiz sürüyor." Ne diyor TÜİK: "2026 verilerine göre ekonomimiz yüzde 2.5 oranında büyümüş." Ne diyor ENAG: "Enflasyon yüzde 54.62 artış göstermiş." Ne diyor uzmanlar: "Savaştaki ülkelerden daha yüksek bir enflasyon var." Böylece yüksek tepelerden yapılan açıklamalara göre uçmanın, şahlanmanın hakkını vererek yüksek gelirli ülkeler ligine çıkmışız. Yani son 24 yıldır kesintisiz büyüyoruz. Bu soruların yanıtı yok. Adalet Bakanı 140 yeni mahkeme kurulacak diye iftihar ediyorsa! Masa ve kasayı ele geçirmek her şeye yetiyorsa! Suç, ceza, dosya, delil, hüküm, şafak baskınları, itirafçı, mutlak butlan, siyasi iniş çıkış ve 180 derece dönüşler arasında gidip geldiğimiz bu günlerde içinde önemli dersler barındıran, toplumun hafızasında derin izler bırakan sorulardan bazıları şunlardır: "Siyaset yapılır mı, siyaset satılır mı?", "Seçim savaş mıdır, yarış mıdır?" Bu ve benzeri sorulara acilen ve ümitsiz bir şekilde yanıt ararken bizdeki örneklere bakılırsa ortaya çıkan sonuç şu olur: Bazı durumları azınlığın memnuniyeti değil, çoğunluğun mecburiyeti belirler.

11 Haziran 2026 06:23

Köşe Yazarı

Hedef Belli, Bahaneler Belirsiz, Şiddet Sabit…

3 bölümlük öğrenci, 2 bölümlük öğretmen dizi yazılarıma gelen ileti, katkı, yorum ve önerilerden bir kitap yazsam yeridir! Başlığın kimi çağrıştırdığını, başlıkla kimlerin kastedildiğini, böylece kime gönderme yapıldığını bilen bilir, bilmezden gelene de şöyle açıklamaya çalışalım; şubat ayında 34, mart ayında 31 kadın öldürüldü, 33 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Yüzde 77'sinin hangi bahanelerle öldürüldüğü saptanamadı, yüzde 69'u evlerinde ölü bulundu, yüzde 62'si ateşli silahlarla hayattan koparıldı. Nisan ayında 26 kadın öldürüldü, 23 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Mayıs ayında 14 kadın öldürüldü. 10 emekliden 9'unun çalışmak zorunda olduğunu, bunun bir tercih değil, zorunluluk olduğunu, gidişatı bazılarının memnuniyetinin değil, çoğunluğun mecburiyetinini belirlediğini, sosyal dışlanmanın giderek arttığını, hayatın çok pahalı olduğunu, bayramların tatsız geçtiğini, alım gücünün giderek düştüğünü, evden çıkmanın pahalıya mal olduğunu, kira yükünün arttığını, sağlığa erişimin zorluklarını, pazar ve marketlerde eli boş, cebi boş dolaştıklarının bilinmesini, duyulmasını ve dikkate alınmasını istiyor. Paul Aster, "Hikayeler onları anlatabilecek insanların başına gelir" diyor.

08 Haziran 2026 06:06

Köşe Yazarı

Eğitimcilerle Dertleşme… (2)

Başöğretmen Ankara'da toplanan 1. Maarif Kongresi'nin açılışında öğretmenlere hitaben diyor ki: "Eğitim milli, sabırlı ve metanetli olmalıdır. Eğitim bir milleti hür ve köle yapar, milletimizin temiz karakteri yetenek ile doludur, bunu işleyecek olan sizlersiniz!" Örneğin eğitimli işsizler ordusu, ev gençleri ordusu, diplomalı işsizler ordusu, umutsuzlar ordusu, şiddet gören, öldürülen, okutulmayan kadınlar ordusu gibi ordular yetiştirmişiz! Hatırlatma notu: Ne diyor el dokuması torbasıyla, yamalı urbasıyla ülkeyi kurtaran Mehmetçik: "Siperin arkasında vatan vardı, dayanacaktık." Ne diyor okulu kapanan öğretmen: "Sınıfımı elimden almayın, çocuklar olmadan, dersliğim olmadan yapamam! Teşekkür notu: Her kademedeki eğitimcilerden gelen övgü dolu, yüreklendirici, "devam" dedirten iletilere ağız ve gönül dolusu teşekkürler… Son söz: Yapılacak şey aşılmaz ve aşınmaz Atatürk'ün sözlerini esas alarak, eğitimin mimarlarına ve öznelerine kıymamaktır.

04 Haziran 2026 07:51

Köşe Yazarı

Eğitimcilerle Dertleşme… (1)

3 bölümlük "öğrenciler" başlıklı yazım üzerine, eğitimcilerden gelen yoğun talep üzerine "öğretmen" yazısı yazmayı ev ödevi saydığımdan ilgisiz kalamadım, kalamazdım. Vaize Merve Sefa Erbaş Likoğlu tarafından Fen Lisesi'nde sadece kadın velilere yönelik olarak düzenlenen ergenlerle anlaşma söyleşisinde bu uygulamanın "babalar çocukların sorunlarıyla ilgilenmez" anlamına mı geldiğini gözlerimi açarak sorgularken, ancak şaşırmayarak ama çok üzülerek yanıt aramaya çalıştım. Beşincisi; yer yer esprilerle, yer yer isim verip öne çıkararak, yer yer yaptıkları ödevleri överek, yer yer yazdıklarını hatırlatıp duygulanarak, geç kalanlara, "Hoş geldin!" diyerek, izinsiz çıkanlara soru sormayarak, güncel sorunları atlamayarak, gençlerin her konuda bilgi ve fikir sahibi olmasını sınırlı ders saatlerine beden dili, samimiyet, yalın ifadeler, esprili göndermeler ve ulaşılmaz bir hoşgörüyle sığdıran hocaları düşündüm… Yedincisi; tanıyan, duyan herkesin, "En çok sevdiğimiz hocamızdır!" sözü boşuna söylenmediği, daha doğrusu herkes için hiç söylenmediği için, bu sözleri hak eden ve sözün içini firesiz ve ödünsüz tam anlamıyla dolduranları düşündüm… Sonra da her zaman olduğu gibi, "Eğitimin öznesi öğretmendir! diyen başöğretmenin sözlerini düşündüm… Cepheden bile öğretmen toplantılarına katılan başöğretmenin, "Toplumun düşmanı cehalet, cehaletin düşmanı öğretmenlerdir" şeklindeki göz açan ve açtıran sözlerini düşündüm… Kişiliğimizin ve kimliğimizin mimarı Büyük Atatürk'ün, "Ülkeyi hedeflerine ve gerçek mutluluğa kavuşturmak için iki orduya ihtiyaç vardır. Ölen ve öldüren birinci orduya niçin ölüp, neden öldürdüğünü anlatan ikinci bir ordunun mensuplarısınız" gibi insanın ayaklarını yerden kesen ve sorumluluğunu hatırlatan sözlerini düşündüm… Not: Yazının devamını perşembe günü okuyacaksınız… Son söz: "Siyaset yapılır mı, siyaset satılır mı?" sorusuna yanıt aradığımız bu karmaşada 'Bu konunun sırası mı?' diye soran okurlarıma yanıtım şudur: İlkesizliğin, utanmazlığın, kendini bilmezliğin, hadsizliğin, ulus iradesini yok saymanın tavan yaptığı günümüzde rahat nefes alabileceğimiz bir ülke ve dünya hayalimi korumak istedim...

01 Haziran 2026 06:18

Köşe Yazarı

Genelde Gençlere, Özelde Öğrencilere Açık Mektup…(2)

24 yılda tam 26 kez baştan sona değiştirilen eğitim müfredatının nelere mal olduğunu, müfredat değişince ders kitaplarının yeniden basıldığını, son 10 ay içinde ders kitabı değişikliği için 269 milyon lira harcandığını, politik savurganlığın sonuçlarını- nedenlerini, bunca siyasi değişimle OECD ülkeleri arasında Kolombiya'nın bile gerisine düşüp sondan birinci olduğumuzu unutmayın. Bu oranla 38 OECD üyesi ülke içinde sonuncu olduğumuzu da aklınızdan hiç çıkarmayın. (Bunları bilirsiniz ama tekrar etmek de yarar var) Yine TÜİK verilerine göre; Türkiye'de 15-24 yaş arası genç nüfus 12.7 milyona ulaşmışken! Yalnızca yüzde 40.3'ü istihdamda yer alırken! Bu gençlerin yüzde 51'ini erkekler, yüzde 48.8'ini kadınlar oluşturuyorken! Ve de kadının ülkemizde uzun süredir adının olmadığını, kadın istihdamında 38 OECD ülkesi ortalaması yüzde 67 iken bizde bu oranın bizde yüzde 24 olduğunu, üniversite mezunu kadınların ancak yüzde 59'unun iş bulabildiğini de bir köşeye not etmeyi ihmal etmeyin. Bu bölümün son örneği olarak; Ülkemizde 128 tıp fakültesi bulunduğunu, 130 bin öğrencinin eğitim aldığını, yılda 15-20 bin mezun verdiğini, ancak son yıllarda uzaktan eğitimin yaygınlaşması karşısında laboratuvara girmeden, kadavra görmeden, vaka takibi yapmadan uzaktan nasıl doktor olunacağını sorgulayın… Hindistan'ın kurucusu Gandi diyor ki; "Size önce gülerler, sizi sonra umursamazlar, size daha sonra savaş açarlar, en sonunda siz kazanırsınız." Gandi'den ve Hanibal'den yola çıkarsak! Özetin özeti: Sevgili Gençler unutmayın!

25 Mayıs 2026 06:20

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha