
Dün Klinik Psikolog Gökhan Ergür'ün, "Halden Anlamak" kitabından bahsetmiş, yazıyı başlıktaki soruyla bitirmiştik. Zatım; yaşı, tecrübesi, çevresi, sosyal faaliyetleri, dernek ve vakıf tecrübeleriyle birlikte 40 yılı yakın yazı, araştırma ve danışmanlıklarıyla, yıllardır sadece psikologlardan değil, sosyologlardan da sıkıldı. Elbet bilmediğimiz, görmediğimiz, tanımadığımız, iyi psikolog ve sosyologlar vardır ama bunların da millete dair dermanlarını kimse görmemekte ve bilmemektedir. Mesela sosyal medya fenomenleri denilen garip tipler var. Siyasetteki rezaletleri görüyoruz.
Kaynak: Yeni Akit
09 Haziran 2026 02:34
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Chp Nihayet Devlet İle Tanışıyor
CHP, Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte parti adında kurulmuş siyasi teşekkül olsa da çok partili sisteme geçiş tarihi olan 21 Temmuz 1946 yılına kadar hiçbir muhalefetle karşılaşmamış örgüt olarak, milletin kurduğu devleti kendi tekellerinde kullanmışlardır. Özellikle 1940 ila 1950 arası, milletimizin burnundan fitil fitil getirtilmiş en azaplı yıllardır. Bu sebeple CHP zihniyetlilere göre devlet kendileri, milletimiz de hizmetçileridir. 14 Mayıs 1950'de, Demokrat Partinin iktidarıyla başlayan ve 3 Kasım 2002 yılında, Ak Parti iktidarına kadar iş başına gelen tüm partiler, bunların ve vesayetçilerin baskısı altında kalmıştır. Darbeler, kalkışmalar, krizler, kaoslar, kargaşa, anarşi gibi memleketin ve milletin birliğine halel gelen her olayın arkasında bu zihniyet görülmüştür ve görülmektedir. Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın Türkiye'nin direksiyonuna geçtiği günden bugüne gelen hükümetlere baktığımızda da her kötülüğün arkasında aynı zihniyet vardır. Belediyelerin kasalarının boşaltılmayacağını, boşaltıcılara ve sahip çıkanlara; millet adına, devlet adına hesap sorulduğunu ve sorulacağını yaşamaktadırlar. Milletin sırtından da devletin sırtından da inme vakitleri gelmiştir.
12 Haziran 2026 02:43

Şiirle Savunulan Vatan Adakale (2)
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması nın 3. maddesi gereğince Osmanlı Devleti'nin Adakale'yi boşaltması öngörülse de bu hüküm, adanın kime bırakılacağına karar verilemediği için yerine getirilemez. Ada, Macarlar tarafından 1 Ağustos 1914'te bir bildiriyle işgal edilse de I. Dünya Savaşı sonuna kadar her şeye rağmen ada, fiilen Osmanlı hâkimiyetinde kal ır. 4 Haziran 1920 tarihinde imzalanan Trianon Antlaşmasıyla adanın Romanya'ya verilmesi kararlaştırılır fakat Türkiye tarafından kabul edilmez. 24 Temmuz 1923'te Türkiye Devleti fiilen elinde bulunduramadığı Adakale'yi, yalnızca alt komisyon tutanaklarında Romanya'ya bırakır. 1967'te başlayıp, 1972'de Avrupa'nın ikinci büyük hidroelektrik santralinin açılması ve barajdaki sular ın yükselmesiyle Adakale, asırlık hatıralar ıyla sulara gark olur. Yine seyyahlara göre 1960'ların sonlarına kadar adada yaklaşık 1.000 Türk ün yaşadığı belirtilmektedir. Bir not daha: II. Meşrutiyet'in ilanından (1908) sonra, Adakale halkı İstanbul'a temsilci göndererek Meclis-i Meb'usan'da temsil edilme hakkı kazanır ancak Birinci Dünya Savaşı sonrasında durum değişir.
11 Haziran 2026 04:36

Şiirle Savunulan Vatan Adakale (1)
Avrupa'da, Osmanlı Devleti adına mihenk noktası olan Adakale için denilir ki; "Belgrad yolunun kapısı, Tuna Nehri'nin kilidiydi". Adakale üzerine çeşitli araştırmalar mevcut. Bir kısmını Prof. Dr. Necip Fazıl Duru'dan özetleyerek nakledelim: * " Şemseddin Samî'nin Vidin sancağında Fethü'l-İslam civarında metin bir kal'adır" şeklinde bahsettiği Adakale, Tuna nehrinin Macar ovalarından çıktıktan sonra Transilvanya Alpleri ile Balkan dağlarını bağlayan Banat dağları arasında açtığı meşhur Demirkapı Boğazı nın 4 km gerisinde bulunan 160.000 m²lik bir alana sahip Orsova şehrinin tam karşısında bir adadır. "Adakale, Avrupa tarihi boyunca Tuna bölgesinde hâkimiyet kurmak için girişilen savaşların her cephesinde bir kilit noktası olmuştur. Asırlar boyunca Osmanlı hâkimiyetinde kalan Adakale; fiziki, idari, iktisadi, sosyal ve kültürel yapısı ve Osmanlı Devleti'nin Doğu Avrupa'da ve Tuna güzergâhında kurduğu hâkimiyetin anlaşılması bakımından önem arz etmektedir. 1521 yılında Belgrad'ın fethinden sonra Feth-i İslam (Fethü'l-İslâm, Kladova) ve Orsova kaleleriyle birlikte, Adakale'nin tamamen Osmanlı kontrolü altına girdiği kabul edilmektedir. Adada bulunan ve Türklere ait olan bazı mezar taşları, 17. yüzyılın sonlarından günümüze kadar gelmiştir ve adadaki Türk varlığını desteklemektedir. * Adakale'nin bir kısım tarihi böyle. İlginç bir tarihi boyutu daha var. Nasip olursa onu da yarına anlatalım inşaallah. Yazının başlığı Ordu Üniversitesi Öğretim Üyesi Necip Fazıl Duru'ya ait! Duru, Balkanlarda kaybedilen son toprak parçası veya son vatan parçası Adakale'yi, enine boyuna araştırarak, tarihe bir not düşmüş. Avrupa'da, Osmanlı Devleti adına mihenk noktası olan Adakale için denilir ki; "Belgrad yolunun kapısı, Tuna Nehri'nin kilidiydi". Osmanlı ve Avusturya arasında sık sık el değiştiren bu ada, bir türlü hezimet mi hizmet mi olduğu anlaşılmayan yahut anlatılmak istenmeyen Lozan Antlaşmasıyla, Romanya'ya bırakılmıştır. Tuna'nın nazlı adası, 1967 yılında başlayan Demirkapı Barajı nın inşasıyla, sular altında kalarak tarihe veda etmiştir. Bizim geleneğimizde veda bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Her ne kadar Adakale sular altında kaldıysa da tarihi yazılmaya devam ediyor. Adakale üzerine çeşitli araştırmalar mevcut. Romanya'da olduğum sırada Bükreş'te de araştırma yapma imkânı bulmuştum. Adakale'nin ilginç bir hikâyesi var. Bir kısmını Prof. Dr. Necip Fazıl Duru'dan özetleyerek nakledelim: * " Şemseddin Samî'nin Vidin sancağında Fethü'l-İslam civarında metin bir kal'adır" şeklinde bahsettiği Adakale, Tuna nehrinin Macar ovalarından çıktıktan sonra Transilvanya Alpleri ile Balkan dağlarını bağlayan Banat dağları arasında açtığı meşhur Demirkapı Boğazı nın 4 km gerisinde bulunan 160.000 m²lik bir alana sahip Orsova şehrinin tam karşısında bir adadır. 1500 m uzunluğunda, 500 m genişliğinde olan ada, ancak 2 hektar yüz ölçüm üne sahiptir. Ada'nın uzunluğu 1800 metredir. Deniz seviyesinden 48 m yükseklikte olup orta parmak gibi düz ve dar bir alan üzerinde kurulan Adakale, Avusturya Macaristan İmparatorluğu, Romanya ve Sırbistan Krallıklarının düğüm noktasında bir konuma sahiptir. Dört caddeden ibaret kasaba, İstanbul'daki herhangi bir şey kadar bütünüyle Türk'tür; hakikaten bütün imparatorluğun küçük bir misalidir. I. Mahmud'un ifadesiyle: Erdel ve Macar memleketinin kilidi ve Belgrad ve Tamışvar'ın (Bükreş'e bağlı bir ilçe) anahtarı olan Adakale, Tuna'ya kıyısı bulunan devletler için büyük önem arz eder. "Adakale, Avrupa tarihi boyunca Tuna bölgesinde hâkimiyet kurmak için girişilen savaşların her cephesinde bir kilit noktası olmuştur.
10 Haziran 2026 02:56

Halden Anlamak
Zatım, psikologların insan hallerinden anladığına zor inananlardandır. Gökhan Ergür ile ruberu tanışmadım, konuşmadım, terapi koltuğuna da oturmadım. "Anlarsa uzağım yakınımdır, anlamazsa yakınım uzağımdır" Gökhan Ergür'ün "Halden Anlamak" kitabını okurken, bu söz zihnimde dolaşıp durdu. Hem de kendi muhakemeyi aklıyla. Neyse lafı uzatmayalım ve kitaptan; "Bizi Psikologların Elinden Kim Kurtaracak" başlıklı yazıdan alıntı yapalım: …………….. Haftanın 6 günü var gücüyle çalışan, eve yorgun ve mutsuz dönen, akşamları cep telefonuyla ya da ucuz dizilerle kendini uyuşturan insanın ötekine uzanacak, derman olacak gücü ve kuvveti kalmadı. Bu soruya yine yazardan cevap verelim: "İnsanın içine düştüğü bu çukuru tanımlayacak ve bununla ilgili profesyonel biçimde çözüm üretecek bilim dalı elbette psikolojidir. Fakat hangi psikoloji? Evet, bu soru önemli. Aklımızı duygularımızı kiraya verip, sonra da ev sahibi kiracı kavgası yapmamak için sorunun cevabını yarına yine kitaptan vererek, iyiliğe yol vermiş olalım. Eser hakkında: Muhit Kitap; Bu hafta tanıtmaya çalışacağımız eserin ismi "Halden Anlamak". Muhit Yayınlarından çıkan kitabın yazarı, Klinik Psikolog Gökhan Ergür. Zatım, psikologların insan hallerinden anladığına zor inananlardandır. Çünkü semt pazarı gibi öyle çok psikolog var ki, insanların vicdanlarına değil, cüzdanlarına bakarak hareket ediyorlar. Gökhan Ergür ile ruberu tanışmadım, konuşmadım, terapi koltuğuna da oturmadım. Sadece eserlerini okudum ve okumaya devam ediyorum. Yazdıklarından dolayı kendisine inanmakta ve halden anlayan birisi olduğu kanaatindeyim. Halden anlamak dünyanın hem çok zor hem çok kolay işidir. Bu hali, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hz.lerinin hocası Siirt/Tillo'de medfun, İsmail Fakirullah Hz.leri şöyle izah eder. "Anlarsa uzağım yakınımdır, anlamazsa yakınım uzağımdır" Gökhan Ergür'ün "Halden Anlamak" kitabını okurken, bu söz zihnimde dolaşıp durdu. Halden anlamak gittikçe güçleşmekte! Bu zorluğu insanoğlu kendi kendine icat etti. Kimse zihnimize, aklımıza, vicdanımıza, amentümüze baskıyla aşı yapmadı, zerk etmedi. Bu musibete insanoğlu kendisi kapı araladı, hatta aralamadı, arkasına kadar açtı. Hem de kendi muhakemeyi aklıyla. Ardına kadar açılan kapıdan elbet her türlü musibet akar durur. Neyse lafı uzatmayalım ve kitaptan; "Bizi Psikologların Elinden Kim Kurtaracak" başlıklı yazıdan alıntı yapalım: …………….. Özellikle modern dönem ve sonrasında insan yolunu ve yönünü kaybetti. Nereye, nasıl hangi yollarla ve en önemlisi de hangi amaçla gideceğini unuttu; yolu, yönü ve anlamı soracağı, danışacağı kimsesi kalmadı. Sahiden etrafımızda büyük kalmadı. Vaktiyle mahallede, köy derneklerinde, akşam oturmalarında, dost meclislerinde gördüğümüz büyükler yavaş yavaş kendi içlerine çekildi. Sayıları azaldı ve belki de kayboldular. Sadece büyükler değil, dostlarımız da kayboldu. Haftanın 6 günü var gücüyle çalışan, eve yorgun ve mutsuz dönen, akşamları cep telefonuyla ya da ucuz dizilerle kendini uyuşturan insanın ötekine uzanacak, derman olacak gücü ve kuvveti kalmadı. Artık herkes kendi dünyasında, kendi dertleriyle ve kendi çıkmazıyla baş başa. Dolasıyla büyük bir yalnızlık yaşıyoruz. Bizi bu dünyada güçlü ve ayakta tutan şey ötekiyle kurduğumuz bağlardır fakat insanlarla olan bağlarımızı yitirdik, kimsesizleştik. Sadece hazzın peşinde koşmak çare olmadı ve nihayetinde insan kendisini terapi koltuğunda buldu. ………………. Bu soruya yine yazardan cevap verelim: "İnsanın içine düştüğü bu çukuru tanımlayacak ve bununla ilgili profesyonel biçimde çözüm üretecek bilim dalı elbette psikolojidir.
08 Haziran 2026 03:00

Sarı Saltuk (2)
Babadağ ve Sarı Saltuk Hz.lerine devletimizin ilgisi, 600 yıl boyunca devam eder. Babadağ ve Sarı Saltuk Hz.lerinin manevi varlığı, Sultan II. Bayezid tarafından devamlılık arz edecek şekilde bölgede imar faaliyetlerine sebep olur.
05 Haziran 2026 02:11

Sarı Saltuk (1)
Sarı Saltuk Hz.leri ise maddi âlemin manevi büyüklerindendir. Bu coğrafyanın değişik bölgelerine kuzeyden başlayan göçlerle birlikte, 1262 yılının başından itibaren güneyden de Anadolu'dan Türk göçleri başlamıştır. Bu göçlerin ilklerinden birisi, dervişleriyle Anadolu'dan gelen Sarı Saltuk Hz.leridir. Eğer sömürgeci ve işgalci olsaydı, yukarıda da ifade edildiği gibi bugün 63 devlet, 8 vergiyle bağlı devlet Türkçe konuşuyor olurdu. Bu manada Balkanlara gelen Sarı Saltuk Hz.leri, Rumeli'nin fethinin başladığı 1354 yılından 90 yıl önce, fethe hazırlık olarak bölgeyi İslam ve Türklerle tanıştırmış, kaynaştırmış ve kardeşlik köprüsünü kurmuştur.
04 Haziran 2026 02:07


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Omuz Omuza Köstence Ve Hakan Fidan
Köstence'ye vardığımızda TİKA tarafından kurulmuş "T Radyo'ya" konuk olduk. Şiirin ilk mısraına, "Burası Anadolu" yerine, "Burası Dobruca" diyerek şehre vasıl olduk. Birisi Köstence'nin "Ulu Camisi" olarak bilinen Sultan Abdülaziz tarafından 1869 yılında inşa ettirilen Hünkâr Camii. Diğeri de Müslüman topluma karşı barışın simgesi olarak 1910 yılında Kral Carol tarafından yaptırılan cami. Cuma'yı Kral Carol Camii'nde eda ettik. Sayın Fidan 2007'de TİKA Başkanı idi. Başkanlığı sırasında Köstence'de halen yayın yapan T Radyo'nun kuruluşunu gerçekleştirmiş. "Romanya Demokrat Türk Birliği", "Romanya Müslüman Tatar Türkleri Demokrat Birliği" ve "Romanya Müslümanları Müftülüğünün" talepleri olarak, T Radyonun Müdürü ve Demokrat Türk Birliği Genel Sekreteri Ervin İbrahim, frekans konusunda istirhamda bulunuyorlar.
03 Haziran 2026 02:30

Romanya'daki Türk Şehitliği
1932 yılında Romanya'ya Büyükelçi olarak gelen Hamdullah Suphi Tanrıöver'in girişimiyle inşa edilen şehitlikte 935 şehidimiz yatmaktadır. Fakat Hamdullah Suphi'nin bir ifadesine göre bu sayı 2714'tür. Bu arada, 1915-1917 yıllarında Dobruca'ya gönderilen Türk askerleri, yalnızca askeri görev üstlenmemiş, savaşın etkisiyle zor durumda kalan Rumen halkına okul, hastane ve fırınlar kurarak destek sağlamış. Romanya'dan söz edip de Hamdullah Suphi Tanrıöver'den söz etmemek olmaz. Hamdullah Suphi, 1931'den 1944'e kadar on üç yıl geniş tarih bilgisi, kültürü ve hitabet yeteneği ile Türkiye'yi Romanya'da en iyi şekilde temsil etmiş büyükelçimizdir. Hamdullah Suphi, 17 Ekim 1933'te Türkiye-Romanya dostluk, saldırmazlık, hakemlik ve uzlaştırma antlaşması imzalayarak, önemli bir barış ortamı hazırlamıştır. Ezcümle Hamdullah Suphi Tanrıöver'den: - "Diriler, şehitler sayesinde insan olarak, hür olarak yaşıyorlar".
02 Haziran 2026 01:35

Bükreş'te Bayram
Bayramın muhtevasında "merhamet" duygusu yüksek olduğu için bayram yapamayanlar yahut bayramdan mahrum kalanlar aklımıza gelir, onlar için dua edilir ve sevincimiz kişiselleşmez, bencilleşmez. "Müminler kardeştir" fotoğrafıydı. Bükreş'teki caminin adı Kral Camii'dir ama buraya "Hünkâr Camii de denilmekte. Caminin hikâyesi gelince: Türkiye ile Romanya arasındaki köklü dostluğun bugün de izlerini taşıyan başkent Bükreş'teki Kral Cami, Alman Hohenzollern-Sigmaringen hanedanından gelen ve 1866 ile 1914 yılları arasında ülkeyi önce prens, 1881'den itibaren de Romanya'yı yöneten Kral Carol 1906'da inşa ettirmiş. Türkiye-Romanya ilişkilerinin sembolik yapı merkezlerinden biri olarak varlığını sürdüren caminin bir başka hikâyesi de şöyle: Cami, 1959'da Carol Parkında yapılması planlanan anıt projesi nedeniyle taşları numaralanarak sökülüp, 1960 yılında bugünkü yerine aynı planla yeniden yapılmış. Kral Carol Camii, Romanya'da yaşayan Müslümanların bayram ve Cuma namazlarında buluştukları bir nokta olması hasebiyle oldukça önemli bir merkezde. Ülkemiz ile Romanya arasında kurulan dostluk köprüsünün görünür bir simgesi olarak ayakta durmaya devam ediyor. Camide Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından görevliler olmakla birlikte ayrıca Tatarların temsilcisi olarak bir de Tatar görevli birlikte vazife yapmakta. ………………….. Bayram mesajı Sezai Karakoç'tan gelsin. "İslâm'da bayram, bütün Müslümanların, ruh ve eşya zenginliklerini, ruhlarının deniz gibi incileriyle gökyüzü çiçeklerini ve eşyalarının gençliklerini sergileme ve bu sergide bir tek ruh ve bir bütün haline gelmeleridir. Bayram ki, taştan değil, rüzgâr çizgilerinden değil, yaprak hışırtısından değil, bir medeniyet esintisinden, bir tarih ilhamından, Müslümanların aydınlık gönüllerinden gelen bir şuur hafifliğidir, geliyor ve bizi ak çeşmelerin ışığıyla dolduruyor." Bayram sevinçle hüzün arasında geçen duygu yüklü sonsuz tren katarı gibidir. Sevinenler olduğu kadar hüzünlenenler de vardır. Edebiyatımız, türkülerimiz, destanlarımız bayram üzerine nice duygu yüklü mısralarla, hikâyelerle doludur. Hepsinin de ortak özelliği sevinç ve hüzün arasındadır. Bayramlar tam sevinme zamanı değildir. Bayramın muhtevasında "merhamet" duygusu yüksek olduğu için bayram yapamayanlar yahut bayramdan mahrum kalanlar aklımıza gelir, onlar için dua edilir ve sevincimiz kişiselleşmez, bencilleşmez. Bükreş'in orta yerinde, bir adıyla Kral, diğer adıyla Kral Hünkâr Camii'nde bayram namazını eda etmek nasip oldu. Türkiye başta olmak üzere dünyanın değişik ülkelerinden Romanya'da çalışan Müslümanlar bayram sabahında camide toplanmışlardı. "Müminler kardeştir" fotoğrafıydı. Camide cemaate dâhil olmuş isimlerden birisi de Romanya Büyükelçimiz Özgür Kıvanç Altan idi. Devletimiz ve milletimiz adına onur duyduk. Devletimizin temsilcisi, vatandaşlarının arasında idi. Belki bu ifadeleri abartı görenler olabilir. Abartı değil. Son 25 yıl öncesine kadar böyle büyükelçileri görmek mümkün değildi. Vatan edindiğiniz devlete aidiyetiniz var; "Benim devletim, benim milletim, benim bayrağım, benim dinim" diyebiliyor ve duygularınızla inancınız bütünleşiyorsa, elbet sevinirsiniz. ……………….. Romanya genelinde iki tane Hünkâr Camii vardır. Birisi Köstence'de, diğeri Bükreş'te. İki cami birbiriyle karıştırılıyor. Bükreş'teki caminin adı Kral Camii'dir ama buraya "Hünkâr Camii de denilmekte. "İslâm'da bayram, bütün Müslümanların, ruh ve eşya zenginliklerini, ruhlarının deniz gibi incileriyle gökyüzü çiçeklerini ve eşyalarının gençliklerini sergileme ve bu sergide bir tek ruh ve bir bütün haline gelmeleridir. Bayram ki, taştan değil, rüzgâr çizgilerinden değil, yaprak hışırtısından değil, bir medeniyet esintisinden, bir tarih ilhamından, Müslümanların aydınlık gönüllerinden gelen bir şuur hafifliğidir, geliyor ve bizi ak çeşmelerin ışığıyla dolduruyor."
01 Haziran 2026 01:43

Dobruca Ve Köstence 2
Bu karışık durumdan faydalanmak isteyen Eflak Beyi Mircea, 1388'de kısa bir süre Dobruca'nın güneybatı kısmını ele geçirmişse de 1394'te Yıldırım Bayezid tarafından mağlûp edilerek Dobruca'yı terk etmek zorunda kalmıştır. Mircea Ankara Savaşı'ndan sonraki karışıklıklar sırasında tekrar Dobruca'ya girmiş, Çelebi Mehmed'e karşı Mûsâ Çelebi'yi desteklemiş, ancak 1416'da Çelebi Mehmed'e yenilmiştir. Böylece Osmanlı idaresine giren Dobruca 460 yıl kadar Türk hâkimiyetinde kalmıştır. Bir ara Kazıklı Voyvoda diye bilinen Eflak Beyi Vlad Tepeş'in istilâsına maruz kalan bölge halkı büyük zarar görmüş, bu sırada 40.000 kadar Müslüman öldürülmüştür. 1471 yılında Şehzade Cem, Boğdan seferi (1484) sırasında da II. Bayezid uzunca bir süre Babadağı'nda kalarak burada bazı imar faaliyetlerinde bulunmuştur. II. Bayezid, Malkoçoğlu Bâlî Bey'e Silistre'nin idaresini vererek onu Boğdan sınır muhafızlığına getirmiş, böylece Osmanlılar tarafından Dobruca'ya ilk idareci tayin edilmiştir. Dobruca'da dev bir Osmanlı tarihi var.
29 Mayıs 2026 02:30

Dobruca Ve Köstence 1
Bizim bugünkü dar topraklarımız da geniş topraklarımız da nice göç vakıa ve hikâyeleriyle doludur. Gerçi insanın hikâyesi de zaten göç üzerine senaryoludur. Mevzuumuz, soydaşlarımızın yaşadığı Dobruca'nın siyasi ve kültürel geçmişine göç etmekti. Söz konusu Romanya olunca, elbet en yetkili isim, 1923 yılında bir Türk anne ve babanın evladı olarak Dobruca'nın Babadağ kasabasında dünyaya gelen, 2019 yılında ise vefat eden Prof. Dr. Kemal Haşim Karpat'tır. Dobruca bölgesinin Osmanlı dönemine tekabül eden kısmını onun kaleminden özetleyelim: ………………. "Dobruca'nın siyasî tarihini stratejik mevkii tayin etmiştir. Rusya ve Ukrayna steplerinden İstanbul'a ve Ege'ye giden en kısa yolun Dobruca'dan geçmesi, bu bölgenin en eski tarihlerden beri çeşitli kavimlerin geçit yeri olmasına sebep olmuştur. Bu kavimlerin her biri Dobruca'da çeşitli izler bırakmıştır. Osmanlılar da Dobruca'nın bu stratejik mevkiinden faydalanmışlar, Lehistan ve Rusya'ya yönelik seferlerde, Kırım Hanlığı ile bağlantılarda hep bu bölgeyi kullanmışlardır. Dobruca'da devlet kuran ilk Türk Balik'tir (Balika). Adını Türkçe balıktan alan Balik'in kurduğu devlet, desteğini Dobruca'nın güneyinde yaşayan Hıristiyanlaşmış Oğuzlar'dan (Gagauzlar) almıştır. (Bugün Gagauzlar, Moldova sınırları içerisinde özerk bir yönetime sahip şehirdir. H.Ö) Balik'in Dobrotiç adındaki kardeşi bir yıl İstanbul'da kalmış, Bizans imparatoru ile akrabalık kurmuş, 1359'da Kuzey Dobruca'yı işgal ederek Venedik ve Bizans'la yakın ilişkiler içinde olmuştur. Burada ilk müstakil devleti kuran Dobrotiç bölgeye kendi adını vermiş, Dobruca adı "Dobrotiç'in ülkesi" anlamında ortaya çıkmıştır. Dobrotiç'in oğlu Ivanko zamanında Dobruca iktisadî bakımdan çok gelişmiştir. Devamı yarına… Göç göç oldu göçler yola düzüldü Uyku geldi ela gözler süzüldü O zamanda elim yardan üzüldü Ağam nerden aşar yolu yaylanın. Yukarıdaki dizeler Erzurum türküsünden. Bizim bugünkü dar topraklarımız da geniş topraklarımız da nice göç vakıa ve hikâyeleriyle doludur. Bu coğrafyalardan birisi de Romanya devleti sınırları içerisinde yer alan Dobruca, Köstence vilayeti ile bağlı bucak ve köylerden ibarettir. Sarı Saltuk Hz.lerinin Anadolu'dan gelmesiyle başlayan bir göç tarihi var. Yıllar sonra savaşlar sebebiyle Kırım Yarımadası'ndan buraya ve Anadolu'ya yeni göçler olmuş. Mesela Eskişehir'i Kırım'dan gelen soydaşlarımız, Bursa'yı da Köstence ve Dobruca'dan göç eden insanlarımız vatan edinmişlerdir. Başka illerimizde de varlar. Gerçi insanın hikâyesi de zaten göç üzerine senaryoludur. Doğmak ve ölmek de bir göç değil midir? Bütün göçlerin sonu; inananlar için ebedi bir hayatın varlığına göç değil midir? Bu dünya, ahiret hayatı için ekip biçilen tarla olması hasebiyle mahsulü ebedi hayatta alınmaya göç değil midir? İnanmayanların nasıl bir dünyası vardır onu bilmiyorum. …………………. Mevzuumuz, soydaşlarımızın yaşadığı Dobruca'nın siyasi ve kültürel geçmişine göç etmekti. Söz konusu Romanya olunca, elbet en yetkili isim, 1923 yılında bir Türk anne ve babanın evladı olarak Dobruca'nın Babadağ kasabasında dünyaya gelen, 2019 yılında ise vefat eden Prof. Dr. Kemal Haşim Karpat'tır. Rahmetli Karpat Hocanın hayatı da tarih, kültür ve nüfus çeşitliliğinin bulunduğu yerlerde geçer ve bir nevi hayatı göç göç olarak yollarda düzülür. Bugün dünyanın gıpta ile tanıdığı ve bildiği Kemal Karpat; kimlik, toplum, nüfus ve özellikle Osmanlı tarihi üzerine güvenilir kaynakların sahibidir. Dobruca bölgesinin Osmanlı dönemine tekabül eden kısmını onun kaleminden özetleyelim: ………………. "Dobruca'nın siyasî tarihini stratejik mevkii tayin etmiştir.
28 Mayıs 2026 01:54

Köklü Bir Tarihe Sahip Milletler Ve Devletler
Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın irade ve idaresindeki hükümetlerin çalışmaları sayesinde, nerede tarihi mirasımız mevcut ise sahip çıkılmaktadır. Gönül coğrafyamızın her yerinde olduğu gibi Romanya'da da TİKA; ülkemiz, milletimiz ve özellikle soydaşlarımız ve tarihi mirasımız adına destan yazmakta. TİKA Romanya koordinatörü Salih Yür ç'ün ifadesiyle TİKA, Bükreş Program Koordinasyon Ofisi aracılığıyla 2014'ten günümüze kadar geçen sürede eğitim, sağlık, idari ve sosyal altyapıların güçlendirilmesi, kültürel iş birliği gibi farklı alanlarda çok sayıda proje ve faaliyete devam etmekte. Romanya'da tahmin edilenlerin ötesinde ciddi bir Osmanlı eseri var. Hünkâr Camii hakkında TİKA Başkanı Abdullah Eren şu bilgileri veriyor: "Sultan Abdülaziz tarafından 1869 yılında yaptırılan ve girişinde tuğrasını taşıyan camii, özgün mimari detaylarıyla öne çıkıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında ağır hasar gören yapı, 1956 yılında kısmen restore edilse de uzun yıllar kullanılamamış. TİKA tarafından yürütülecek yeni restorasyon projesiyle hem Dobruca bölgesindeki Müslüman toplumu hem de bölgesel ve kültürel miras için büyük öneme sahip tarihi cami, kapsamlı bir şekilde onarılacak ve gelecek nesillere aktarılacak. Sultan Abdülaziz Han'ın emaneti olan bu mukaddes yapı, yalnızca bir restorasyon projesi değil; ecdadımızın ruhunu ve manevi mirasını yarınlara taşıyan sarsılmaz bir değerdir. Bu kadim değeri koruma gayesiyle, TİKA Romanya Koordinatörlüğümüz ile Romanya Müslümanları Müftülüğü arasında imzalanan protokolle, camimizin mahzun kalmış her köşesi aslına uygun bir şekilde yeniden hayat bulacak".
27 Mayıs 2026 02:25