
"Bugün nasılsın?" sorusuna verilen "İyiyim" cevabı, aslında "Yorgunum, anlaşılmak istiyorum, korkuyorum" diye haykıran bir çığlıktır. İnsan beyni, ilişkilerde "güven" hormonları salgılar: Oksitosin ve vazopressin. Bir taraf "Beni artık görmüyorsun" derken, diğer taraf "Ne yapayım, hayat böyle" diye savunmaya geçer. Psikolog John Gottman'ın uzun yıllar süren araştırmaları, mutlu evliliklerin sırrının "dönme" davranışı olduğunu gösterir: Eşiniz size uzandığında, siz de ona dönersiniz. Terapide gördüğüm çiftlerin çoğu "Bir daha asla aynı olamayız" diyor. Sosyal medya, filmler, diziler bize "mutlu son"u satıyor. Gençlik heyecanı bittikten sonra "Bu muymuş?" sorusu gelir. Kadınlarda sık gördüğüm bir tema: "Artık kendimi kaybettim." Yıllarca çocuk, ev, eş için fedakarlık yapan kadın, bir gün "Ben kimim?" diye sorar. Psikolojide "duygusal ihmal" olarak adlandırılan bu durum, boşanmanın sessiz katillerinden biridir. Her iki tarafın ailesi de "Bizim bildiğimiz doğru" diye devreye girince, çift kendi evliliklerini kuramaz. Eşinize bugün bir mesaj atın, "Seni seviyorum ve seninle olmak istiyorum" deyin. Ebeveynler arasındaki çatışma devam ederse, çocuklar "Ben mi sebep oldum?" sorusuyla boğuşur. 1 Evlilik öncesi bilinçli hazırlık: Evlilik kararı vermeden önce en az 1-2 yıl tanışma süresi şart. Evlilik öncesi danışmanlık alın. 2 Günlük ilişki bakımı: Her gün kaliteli zaman ayırın: Telefonları kenara bırakıp 20-30 dakika sohbet edin. 3 Çatışma çözüm becerileri: Tartışırken "sen" dili yerine "ben" dili kullanın: "Beni üzdün" yerine "Kendimi yalnız hissediyorum." Dinlerken savunmaya geçmeyin, anlamaya çalışın. 4 Profesyonel destek almak: Sorun büyümeden çift terapisi veya bireysel terapiye gidin. "Terapiye gitmek zayıflıktır" önyargısını bırakın; aksine güçlü olmaktır. 5 Bireysel olgunlaşma: Mutlu evlilik, iki olgun insanın birliğidir. 6 Aile ve toplum desteği: Aileler sınırlara saygı duysun. 7 Değerler ve amaç birliği: Ortak bir "biz" vizyonu oluşturun: "Bu ailede neye değer veriyoruz? Çocuklarımızı nasıl yetiştireceğiz? İleride nasıl bir hayat istiyoruz?" Bu vizyon, zor zamanlarda pusula olur.
Kaynak: Sabah
11 Temmuz 2026 07:27
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Esra Ezmeci
Duyguları bastırmadan kabul etmek, hayata küçük adımlarla yeniden katılmak ve kendini yeniden keşfetmek, toparlanma sürecinin en önemli adımlarıdır Ayrılık haberi ilk ulaştığında çoğu insan önce inanmak istemez. "Bu gerçek olamaz, mutlaka dönecek, bu sadece bir tartışma" diye düşünür durur. O zaman ağlamalar başlar, geceler uykusuz geçer, gündüzler ise boş ve ağır gelir. İlk günlerde evden dışarı çıkmak bile büyük bir çaba ister. Bunun yerine kendine şefkat göstermeyi dene. İçinden "Şu anda çok üzgünüm ve bu tamamen normaldir" diye tekrarla. Kollarını vücuduna dolayıp "Ben buradayım, kendimi yalnız bırakmayacağım" de. Vücudun ve aklın iyileşmek için zamana ve nazikliğe ihtiyacı vardır. Dışarıya çık, beş on dakika olsun yürüyüş yap. Adımlarını yavaş at, etrafına bak. Hayatın devam ettiğini gör. Sen de bu hayata yavaş yavaş yeniden katılacaksın. "Neden oldu?", "Ne yapacaktım?" diye zihin dönüp durur. Böyle zamanlarda kalk, odanın içinde birkaç adım at. Derin derin nefes al. İçinden "Beni neden terk etti?", "Yıllarımı boşa harcadı", "Hakkım yenildi" diye kızgın sesler yükselir. KENDİNİ YENİDEN KEŞFET Ayrılık sonrası en sık sorulan soru şudur: "Ben şimdi kimim?" Eskiden kendini eş olarak, sevgili olarak, birlikte bir hayat yaşayan kişi olarak tanımlardın. Küçük şeylerle başla. Evde müzik aç, kendi kendine dans et ya da şarkı söyle. Gerçek dostlarını ara, "Gel bir kahve içelim" de. Eski fotoğraflara, eski hesaplara bakma. Birçok insan ayrılıktan aylar sonra "Aslında bu ayrılık benim için hayırlı olmuş" diyebiliyor. Bundan sonra "Hayır" demeyi bilirsin. İkinci olarak kendine değer vermeyi öğrenirsin. Aynaya her baktığında "Ben değerli bir insanım" diye içinden tekrarlarsın. Zaman ister, sabır ister. Bir yıl sonra, iki yıl sonra baktığında büyük ihtimalle şaşıracaksın. Bunları bir kağıda yaz. Her gün kendine "Ben yol alıyorum, her şey daha iyi olacak" diye hatırlat. Sen de yavaş yavaş, adım adım kalkacaksın. Küçük adımları at, nefesini al, defterine yaz, yürüyüşünü yap. Sen o kapıları görmeye, açmaya ve yeni bir hayata adım atmaya hazır ol. Adım adım, sabırla, sevgiyle ve umutla ilerle. Hayat devam ediyor. Daha güçlü, daha bilge, daha güzel ve daha çok kendine ait olarak. Umut her zaman var.
04 Temmuz 2026 07:25

Esra Ezmeci
Bizi insanlar değil onlara yüklediğimiz anlamlar yoruyor Günlük hayatta bizi yoran şey çoğu zaman insanların davranışları değil, o davranışlara yüklediğimiz anlamlar. Hayatımız boyunca hepimiz zaman zaman "Bu insan beni bitirdi, bir daha yüzüne bakmayacağım" diye düşünürüz. Siz hemen "Bana kızgın, beni sevmiyor, ne kadar kibirli" diye yorumluyorsunuz. ARTIK BENDEN SIKILDI İnsanlar bir davranış gördüklerinde hemen "Bu ne anlama geliyor?" diye sorar içlerinden. Bu durum günlük hayatta "kafaya takmak" dediğimiz şeydir. Oysa olaya başka açıdan bakmak mümkün: "Herkesin kendi günü var, belki yorgundur." Bu ikinci bakış açısı sizi rahatlatır. İkinci düşünce ise "Tamam, geç" dedirtir. KÜÇÜK OLAYLAR BÜYÜK KAVGALARI DOĞURUYOR Ofiste "Bu adam zehirli" diye etiketlediğimiz kişiler genellikle bizim hassas noktalarımızı tetikliyor. Patron yüksek sesle konuşunca siz "Bana bağırıyor, beni ezmek istiyor" diye yorumluyorsunuz. Anne "Üşüme, kalın giyin" deyince "Beni hala çocuk görüyor, özgürlüğümü vermiyor" diye alınabiliyoruz. Anlamı değiştirirsek ("Beni düşünüyor") ilişki yumuşuyor. Eşiniz mesajınıza hemen cevap vermediğinde "İlgisi azaldı, beni sevmiyor" düşüncesi kalbi kırıyor. Başkalarının paylaştığı güzel fotoğraflara bakıp "Benim hayatım ne kadar kötü" demek de çok yaygın. Birinin paylaştığı tatil fotoğrafı gençlerin içinde "Benim param yetmiyor, ben başarısızım" anlamına geliyor. 35 yaşındaki bir kadın, eşiyle sürekli tartıştığını anlatıyordu. "Her şeyi benimle tartışıyor, beni yoruyor" diyordu. Eşinin her fikri ona "Ben yanlışım" dedirtiyordu. "Bizi unuttu, sevmiyor" diye üzülüyordu. Anlamı "Bizi sevmiyor" dan "Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor"sa çevirince annenin içi rahatladı, ilişkileri de düzeldi. ANLAMI DEĞİŞTİRMENİN PRATİK YOLLARI VAR - Her şeyden önce durup düşünün: "Bu kişiye yüklediğim anlam doğru mu? Kanıtım ne? Başka nasıl açıklanabilir?" Bu basit soru bile rahatlatır. "Ben olsam nasıl hissederdim?" diye sormak yardımcı olur. O zaman "Bu konuyu konuşmayalım" demek gerekir. Akşam "Bugün kime ne anlam yükledim, bu bana iyi geldi mi?" diye yazın. Onlar küçükken "Bu arkadaşın davranışı ne anlama geliyor, başka nasıl bakabiliriz?" diye sorun. Bizi asıl yoran insanlar değil, onlara verdiğimiz anlamlardır. Her sabah kendinize sorun: "Bugün kime ne anlam yüklüyorum? Bu bana hizmet ediyor mu?" soru hayatınızı değiştirebilir. Bazı insanlar gerçekten zararlı olabilir. Değişim ilk adımla başlar: "Belki de yoran şey karşımdaki değil, ona verdiğim anlamdır."
27 Haziran 2026 07:19

Esra Ezmeci
"Ayrılık acısı evrenseldir. İnsanoğlu var olduğundan beri sevdiklerini kaybetmenin acısını tatmıştır. Beynimiz, ayrılığı fiziksel bir yaralanma gibi algılar. Bu yüzden göğsümüzde bir ağırlık, iştah kaybı, uyku sorunları ve sürekli düşünme hali normaldir. İlk günlerde bu duygulara direnmek yerine kabul etmek önemlidir. "Neden ben?" diye sormak yerine "Bu ne öğretiyor?" diye sormak, zihinsel değişimin ilk adımıdır. BU EVRELERİ HEPİMİZ YAŞADIK Ayrılık bir yas sürecidir. Elisabeth Kübler- Ross'un ünlü yas evreleri: İnkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul... Burada da geçerlidir. Birçoğumuz bu evreleri yaşamışızdır. Birkaç hafta ya da ay süren bu süreçte kendimize zaman tanımak şarttır. Acıyı bastırmak için hemen yeni bir ilişkiye atılmak, alkole ya da aşırı çalışmaya sığınmak kısa vadede rahatlatsa da uzun vadede yarayı derinleştirir. Bunun yerine, günlük tutmak, yürüyüş yapmak, arkadaşlarla konuşmak iyi gelir. Bu dönemde sosyal medyadan uzak durmak da büyük önem taşır. Eski fotoğraflara bakmak, 'stalking' yapmak zehir gibidir. Telefonunuzdaki numarayı silmek ya da engellemek, ilk adım olabilir. Unutmayın: Mesafe, iyileşmenin en büyük ilacıdır. HEP YALNIZ KALACAĞIM Ayrılık sonrası zihin en büyük düşmanımız olabilir. "Bir daha sevilmeyeceğim", "Hep yalnız kalacağım", "Ben yetersizim" gibi düşünceler döngüsel hale gelir. Profesyonel yardım almaktan çekinmeyin. Psikolog ya da psikiyatrist desteği, süreci hızlandırır. Özellikle depresyon belirtileri ağırlaşırsa (uykusuzluk, iştahsızlık, intihar düşünceleri) vakit kaybetmeden uzmana başvurun. Bu bir zayıflık değil, akıllıca bir adımdır. Bunları kırmak için bilişsel davranışçı teknikler faydalıdır... - DÜŞÜNCELERİ SORGULAYIN: Bu düşünce gerçek mi, yoksa duygunun yarattığı bir illüzyon mu? - MİNNETTARLIK GÜNLÜĞÜ TUTUN: Her gün üç olumlu şeyi yazın. Sağlık, bir dost, güzel bir kahve... Küçük şeyler bile yeter. - OLUMLAMALAR: Ayna karşısında "Ben değerliyim, ben güçlüyüm" demek ilk başta saçma gelse de zamanla etki eder. YENİ AKTİVİTELER YENİ ÖZGÜVEN İNŞA EDER Ayrılık sonrası en büyük kazanç, kendinizle yeniden tanışmaktır. İlişki sırasında belki kendi hobilerinizi, hayallerinizi ikinci plana atmıştınız. Şimdi sıra sizde. Spor salonuna yazılın. Koşu, pilates, yüzme ya da bisiklet... Hangisi size uygunsa. Fiziksel güç, mental gücü de beraberinde getirir. Yeni beceriler öğrenin. Bir enstrüman çalmayı deneyin, yabancı dil kursuna gidin, resim yapın, yemek kursuna katılın. Bu aktiviteler sadece zamanınızı doldurmaz, aynı zamanda özgüveninizi yeniden inşa eder. Birçok insan ayrılıktan sonra "Asıl ben kimim?" sorusunun cevabını bu şekilde buluyor. Kariyerinize odaklanın. Terfi almak, yeni bir iş aramak ya da kendi işinizi kurmak için bu dönemi değerlendirin. Boş zamanınız artık daha fazla; bunu verimli kullanın. Kitap okuyun. Özellikle kişisel gelişim kitapları: Atomik Alışkanlıklar, İnsanları Etkileme Sanatı ya da klasiklerden Dönüşüm gibi eserler ufuk açıcı olabilir. STRES BAĞIŞIKLIĞI DÜŞÜRÜYOR Yalnızlık, ayrılık acısını katlar. Ancak kalitesiz ilişkiler yerine kaliteli bağlantılar kurmak gerekir. Eski arkadaşlarınızla yeniden görüşün, kulüplere, derneklere katılın, gönüllü çalışmalar yapın. Yeni insanlarla tanışmak için spor salonları, kitap kulüpleri, doğa yürüyüş grupları idealdir. Flört uygulamalarını aceleyle indirmeyin. Önce kendinizi toparlayın. Sağlıklı bir ilişki, kırık bir kalple değil, dolu bir kalple başlar. Kendinizi sevmeyi öğrenmeden başkasını sevemezsiniz. Vücudunuza iyi bakın. Sağlıklı beslenin, yeterli uyuyun, su için. Ayrılık stresi bağışıklığı düşürür. Seyahat edin. Yeni şehirler, yeni kültürler, size "hayat devam ediyor" dedirtir. Bütçe sınırlıysa bile yakın bir kasabaya günübirlik gitmek bile şifalı olur. Bir yıl sonra kendinizi hayal edin: Daha fit, daha bilgili, daha sakin ve daha net sınırları olan bir insan. Bu hayali gerçekleştirmek için bugün ne yapabilirsiniz? Hedefler koyun. Bu hedefler sizi motive eder ve ilerlemenizi ölçmenizi sağlar. KIRMIZI BAYRAKLARI TANIMAYI ÖĞRENİN Ayrılıktan çıkarılacak en büyük ders, sağlıklı ilişki dinamikleridir. Kırmızı bayrakları tanımayı öğrenin. Sürekli eleştiri, kıskançlık, saygısızlık, iletişim eksikliği... Bunlar gelecek ilişkilerde erken uyarı işaretleridir. Kendi sınırlarınızı koyun. "Hayır" demeyi öğrenin. Kendi ihtiyaçlarınızı ifade etmekten çekinmeyin. Karşılıklı saygı ve iletişim temelli ilişkiler, mutluluğun anahtarıdır. Eski sevgilinizi affetmek, siz içindir. Affetmek unutmak değildir; duygusal yükten kurtulmaktır. Bu süreç zaman alır, zorlamayın. Toplumumuzda ayrılık sonrası kadınlar ve erkekler farklı baskılarla karşılaşır. Kadınlara "çabuk evlen" baskısı, erkeklere "erkek adam ağlamaz" dayatması yapılır. Bu toplumsal normları fark edin ve reddedin. Mutluluk kişisel bir yolculuktur; başkalarının beklentilerine göre şekillenmemelidir. Aile büyükleri, komşular, arkadaşlar yorum yapabilir. Nazikçe "Teşekkür ederim, kendi yolumu çiziyorum" diyebilirsiniz. Sınırlarınızı korumak, güçlenmenin parçasıdır. Ayrılık sonrası güçlenmek, bir gecede olmaz. Ortalama 3-6 ay yoğun yas, 6-12 ay toparlanma, 1-2 yıl ise tam dönüşüm süreci olarak görülebilir. Sabırlı olun. Bu süreçte şükran duyacağınız şeyler biriktirin. Günlük hayatta küçük zaferleri kutlayın: İlk kez gülümsediğiniz gün, ilk kez eski fotoğraflara bakmadan geçtiğiniz gün, ilk kez "iyiyim" diyebildiğiniz gün... Sizden önceki milyonlarca insan bu yoldan geçti ve güçlendi. Siz de geçeceksiniz. Daha güçlü, daha bilge, daha sevgi dolu bir versiyonunuz sizi bekliyor. ÖNEMLİ OLAN PES ETMEMEK Her gün bir adım atın. Gerilemeler normaldir; önemli olan pes etmemektir. Ayrılık bir son değildir; yeni bir başlangıçtır. Acı, sizi ya kırar ya da çelikleştirir. Seçim sizin. Kendinize inanarak, sabırla ve sevgiyle ilerleyin. Bir gün uyanacak ve "Bütün bunlar için teşekkür ederim" diyeceksiniz. (Uyku, beslenme, güvenlik) 2- 30-90 gün: Hobiler ve sosyal bağlantılar. 3- 3-6 ay: Kariyer ve kişisel gelişim. 4- 6 ay sonrası: Yeni hedefler ve sağlıklı flört.
20 Haziran 2026 07:30


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Esra Ezmeci
Kadın derdini anlatırken erkek hemen "Şunu yap, bunu yap" diye öneri yağdırır. Bir kadın iş yerinde yaşadığı zorluğu, annesiyle arasında geçen tartışmayı ya da "bugün kendimi çirkin hissettim" dediğinde, erkek "Sen en güzelisin ya, boş ver" derse iş bitmiş demektir. Çünkü bu cevap "senin duygunu geçiştiriyorum" mesajı verir. "Bugün eve yemeği senin sevdiğin gibi yaptım" dediğinde "Harika olmuş, ellerine sağlık" demek 10 saniyelik bir iştir ama kadına "Benim emeğim görülüyor" hissi verir. Kadın "Bırak ben hallederim" dediğinde çoğu erkek bunu "beni istemiyor" diye algılar. Dokunulmayan kadın zamanla "dokunulası" hissetmez. "Ben buyum" diyen erkek aslında "Senin ihtiyaçlarını umursamıyorum" mesajı verir. Kadın bunu gördüğü anda "Bu adam beni önemsiyor" der ve bağlanır. Birlikte kitap okumak, ortak bir hobi edinmek, haftada bir "ilişki değerlendirme" sohbeti yapmak gibi basit rutinler, uzun vadede büyük fark yaratır. Erkekler sıklıkla "Büyük jestler yapayım" diye düşünür ama kadınlar tutarlı küçük çabaları çok daha değerli bulur. Bu çaba sayesinde hem kadın kendini özel hisseder hem de erkek "Ben iyi bir eş ile birlikteyim" güvenini yaşar. KADINLAR GÜVENDE HİSSETMEK İSTER Kadınlar güçlü görünse de derinlerde "güvende olma" ihtiyacı yatar. Erkek "Ben seni korurum" der ama asıl koruma, küçük ihanetlerde (flörtleşmek, yalan söylemek, sözünde durmamak) kendini gösterir. Kadınlar "hatırlanmak" ister. Romantizm kadına "Ben senin için özelim" mesajı verir. Erkekler bunu "abartı" diye görür ama kadın beyni romantizmi "sevgi" olarak kodlar. Bu konu için önerilerim: Beklenmedik bir çiçek, "Seni düşündüm" yazılı bir not, yorgun geldiğinde ayaklarını ovuşturmak, beraber eski fotoğraflara bakmak, "Seni özledim" demek. Erkekler genelde sorunları "çözülecek liste" gibi görürken, kadınlar duygusal bağın gücünü hisseder. Örneğin, tartışma sırasında erkeğin "Haklısın, seni üzdüm" demesi yerine savunmaya geçmesi, kadının güvenini zedeler. Aynı şekilde, kadın da erkeğin suskunluğunu "bana kızıyor" diye yorumlamamalı; çoğu zaman erkek sadece düşünmek için susar. Her akşam 15-20 dakika telefonları kenara koyup sohbet etmek, haftada bir romantik bir akşam planlamak, takdir sözlerini ihmal etmemek... Bunlar lüks değil, ilişkiyi ayakta tutan temel besinlerdir. Erkek olarak bu ihtiyaçları fark etmek, sizi "anlayan adam" yapar.
13 Haziran 2026 07:26

Esra Ezmeci
Çoğu erkek ilişki güzel giderken bir noktada tedirgin oluyor. Kadın "Nereye gidiyoruz?" diye sorduğunda erkek birden susuyor, telefonu azalmaya başlıyor, planlar belirsizleşiyor. Bunun nedeni genellikle "özgürlüğümü kaybedeceğim" korkusu. Bağlanmak ise bunları bir başkasıyla paylaşmak, hesap vermek, "biz" diye düşünmek demek. Özellikle 28-40 yaş arası erkeklerde bu çok belirgin. "Henüz erken" diyorlar. Ama bu "sonra" çoğu zaman hiç gelmiyor. Küçükken eve geç gelen, duygularını pek göstermeyen, "ağlama, erkekler ağlamaz" diyen babalar gördüler çoğu. Bu çocuklar büyüdüklerinde "Kimseye fazla muhtaç olmamalıyım" diye düşünüyor. Ülkemizde "erkek adam" tanımı çok net: Güçlü olacak, duygularını içine atacak, her sorunu tek başına çözecek, kimseye muhtaç olmayacak. "Erkek dediğin karısını el üstünde tutar ama kendini de ezdirmez, erkek ağlamaz, sızlanmaz, evlenince hayat biter kardeşim, özgürlük gider." Bu laflar yıllarca kulaklarında çınlıyor. Bir kadınla derin bir bağ kurduğunda "Ben kendimi mi kaybettim?" diye soruyor kendine. Erkek ilişkiyi ciddi noktaya getirdiğinde aklına "Acaba bir başkası daha mı güzel, daha mı uyumlu?" sorusu geliyor. Çünkü bağlanmak demek "Bu kişi yeter, aramayı bırakıyorum" demek. Erkek kendi ilişkisini o mükemmelle kıyaslıyor ve "Henüz o kadar iyi değil" diye düşünüyor. "Yine aynı acıyı yaşarım" korkusu devreye giriyor. O günden beri "Sevdiğimi belli etmeyeyim, mesafeli olayım" diye bir kural koymuş kendine. Erkek için "erkeklik" büyük oranda sağlayıcılıkla ölçülüyor. Kadın bunu "ilgisizlik" olarak algılıyor, erkek ise "Hayatta kalmaya çalışıyorum" diyor. Kadın "Konuşalım, hislerimizi paylaşalım" diyor. Erkek "Her şeyi neden bu kadar derinleştiriyoruz?" diye düşünüyor. Arkadaşları hala bekar gezip tozuyorsa, erkek de "Ben niye bağlanayım?" diye soruyor. Aile "Oğlum daha erken, kariyerine bak" diyorsa o da rahatlıyor. "Ben böyleyim" demek yerine "Değişmek istiyorum" demeli. Birçok kadın ilişkileri hakkında konuşurken "İlk 6 ay çok ilgiliydi, sonra soğudu" diyor. Ama ilişki sıradanlaşınca erkek "Sıkıldım mı?" diye soruyor kendine. Gerçek bağlanma o noktadan sonra başlıyor ama birçok erkek o noktaya gelmekten korkuyor. Başka bir durum: Evlilik teklifi yaklaşınca birden "Kendimi hazır hissetmiyorum" hissine kapılmaları... Sürekli "Neden bağlanmıyorsun?" diye sormak yerine, kendi hayatını yaşa.
06 Haziran 2026 07:16

Esra Ezmeci
Ama bu bayram sadece et kesmek, ziyaret etmek veya yemek pişirmekten ibaret değil. Kurban Bayramı ise bize "bir şeyi daha büyük bir iyilik için bırakabilirsin" mesajı verir. FEDAKARLIK YAPMAYA DEVAM EDİN Kurbanın en derin psikolojik dersi "bırakma"dır. "Ben" odaklı düşünmek yerine "biz"i görmek, modern insanın en çok ihtiyacı olan şeylerden biridir. Kurban Bayramı, ruhumuzu yenilemek için güçlü bir psikolojik araçtır. Bayram bittikten sonra "her şey bitti" hissi yaşanabilir. Her akşam minnettarlık egzersizi yapın: "Bugün ne için teşekkür ediyorum?" Küçük fedakarlıklar yapmaya devam edin. DAHA AZ STRES DAHA FAZLA MUTLULUK Bayramlar, psikolojik ritüellerdir. Kurban Bayramı'nda hep birlikte aynı sofraya oturmak, dualar okumak, büyüklerin elini öpmek beyne "hayat devam ediyor, her şey yolunda" mesajı gönderir. Kurban Bayramı bizi zorla da olsa bir araya getirir. Aile bağlarını güçlendirir, "ben yalnız değilim" duygusunu canlandırır. Sadece et vermiyoruz; sevgi, dayanışma ve "senin varlığın önemli" mesajı veriyoruz. Kurban Bayramı ise bizlere tam tersi bir mesaj verir: "Biraz ver, biraz bırak, azla da mutlu olabilirsin." Bu denge, psikolojik olarak çok değerli. Bayramda aileyle vakit geçirince "hayat sadece maddi başarıdan ibaret değil" diye fark ediyorlar. SAĞLIKLI SINIR KOYMAK ÖNEMLİDİR Bayramda stres de kaçınılmaz olur: "Ev temiz mi, yemek yetecek mi, ziyaretleri nasıl ayarlayacağız?" Bu kaygılar normaldir. Psikolojik olarak sağlıklı sınırlar koymak önemlidir. 1- Mükemmeliyetçiliği bırakın. 2- "Hayır" demeyi öğrenin. 3- Eski kırgınlıkları bu bayramda hafifletin. Tamamen unutmak zorunda değilsiniz ama "bugün barışalım" demek bile büyük bir psikolojik rahatlama sağlar. 4- Dijital detoks yapın.
30 Mayıs 2026 07:15

Esra Ezmeci
Sevgi, her gün "Bu ilişki için ne yapabilirim?" diye düşünmek, çaba sarf etmektir. "Seni seviyorum" demek çok kolay. Heyecan geçince "Artık aynı his yok" diye düşünüyor. Bir çiçek düşünün, "Seni seviyorum" deyip sulamazsanız solar. İlişki de öyle. Sulamayan kişi "Ben seni seviyorum ya" diyor ama çiçek kurumaya devam ediyor. Biz de o kurumuş çiçeği izleyen taraf oluyoruz ve "Neden sulamıyorsun?" diye soruyoruz. EN KOLAYI MESAJ ATMAK Genelde erkekler "Ben çalışıyorum, para getiriyorum, bu yeter" diye düşünüyor. Kadınlar ise "Para yetmiyor, beni dinle, yanımda ol, derdimi paylaş" diyor. Erkek sorun çıktığında hemen çözüm üretmek istiyor: "Ağlama, şöyle yapalım." Kadın bazen sadece dinlenmek istiyor. "Anlıyorum seni" demek istiyor. Erkek de "Ne istiyorsun benden?" diye bunalıyor. Ara sıra kalp emojisi, ara sıra "özledim" yazmak... Telefonla oyalanan kişi "Seni seviyorum" dese bile, o anda sizi ikinci plana attığını gösteriyor. AÇIK İLETİŞİM KURMALIYIZ "Sevse anlardı" diye düşünmek. "Beni üzüyorsun" demek yerine ima etmek, surat asmak sorunu büyütüyor. Açık konuşmak lazım: "Haftada bir akşam telefonları kenara koyup sadece sohbet edelim istiyorum. Bu beni mutlu eder." Bu cümle net ve suçlamıyor. Çaba tek taraflı olunca ilişki "kardeşliğe" dönüyor. Boşanmaların büyük kısmında "duygusal uzaklık" ve "çaba eksikliği" önemli rol oynuyor. İnsanlar "Artık aynı evde iki yabancı gibiydik" diyor. İnsan "Hayatta kalmaya" çalışıyor. Bazı kişiler de "bağımsızlık" diyor. "Ben özgür olmak istiyorum" diye düşünüyor. "Seni seviyorum" diyor ama mesafesini koruyor. Sabah "Günaydın" yazmak, akşam "Nasıldı günün?" diye sormak... Hafta sonu "Birlikte yürüyelim mi?" demek, "Sen yorulma, ben marketi halledeyim" demek... Bunlar küçük şeyler ama ilişkiyi ayakta tutuyor. Bir taraf sürekli plan yapıyor: "Bu hafta sonu şuraya gidelim, şöyle yapalım." Diğer taraf "Tamam" diyor ama hiçbir plan kendisi yapmıyor. Erkek "Ben de yorgunum" diyor. Ama sevgi, yorgunluğa rağmen "Bugün sen dinlen" diyebilmektir. KENDİNİZE VE SEVDİKLERİNE ŞEFKATLİ OLUN Okullarda gençlere "Sağlıklı ilişki nasıl kurulur?" diye öğretilmeli. "Seni seviyorum" üç kelimedir. Gençler "Özgür olayım" diyor. "Seni seviyorum" diyor ama geleceği düşünmek istemiyor. 30'lu yaşlara gelince yalnızlık artıyor, o zaman "ciddi ilişki" arıyorlar. KÜÇÜK ADIMLAR ATIN: Her gün 15-20 dakika sadece partnerinize odaklanın.
23 Mayıs 2026 07:29

Esra Ezmeci
Oysa gerçek sevgi; korkuyla susmakta değil, kırmadan konuşabilmekte, birlikte büyüyebilmekte ve gerektiğinde yeniden başlamayı göze alabilmekte saklı Yanlış kişiyle olmak, dışarıdan bakıldığında hiç de yalnızlık gibi görünmez. Komşular "Ne güzel, uyumlu çift" der, akrabalar "Allah tamamına erdirsin" diye dua eder, fotoğraflarda gülücükler eksik olmaz. "Günaydın" kelimesi bile zor çıkar ağızdan. Konuşmalar zamanla "Ne yedin, ne yaptın, fatura ödendi mi?" seviyesine iner. Derin bir bakış, "Senin derdini anlıyorum" hissi, ortak bir heyecan kalmaz. Fiziksel yalnızlıkta en azından kapıyı kapatır, kendi kendine ağlarsın, umut beslersin: "Bir gün biri gelecek, her şey değişecek." Ama yanlış kişiyle birlikteyken o umut da yavaş yavaş erir. Her geçen gün "Acaba bu mu kaderim?" sorusu zihnine çöreklenir. "Ya ayrılırsam, daha kötüsü olursa!" düşüncesi insanı esir alır. Aile yapımız güçlü olduğu için "Ne olursa olsun devam etsin" anlayışı hakimdir. İnsanlar "Sevgi bu kadar mıydı?" diye sormaya başlar ama sormaktan da korkar. Hobilerini küçümser, hayallerini 'gerçekçi değil' diye ezer, ailenle görüşmeni sorun yapar, suskunluğunu "Bana küstün mü!" diye baskıya çevirir. "Ben kimim, ne istiyorum, bu hayatı neden yaşıyorum?" soruları çoğalır. Özellikle kadınlarda "aile dağılmasın" beklentisi ağırdır. Çocuklar için katlanmak, mahalle dedikodusu, "Ne derler?" korkusu birçok kişiyi yerinde saydırır. Erkeklerde ise "Erkek adam evini geçindirir, boşanmaz" anlayışı vardır. Heyecan azaldığında, rutin başladığında, "Her şey mükemmel değil"gerçeği ortaya çıktığında başlar. Sevgi sadece sözde kalmaz. Davranışla, tutumla, küçük jestlerle beslenir sevgi... Sabah kalktığında suratı asık olan eşine kahvesini hazırlamak, yorgun geldiğinde "Otur, dinlen" demek, tartışırken "Ben haklıyım" yerine "Nasıl çözelim?" diye sorabilmek... Gerçek sevgi saygıyla başlar. Sevgi aslında kolay kolay bitmez. "Artık sevmiyorum" demek kolaydır. Asıl zor olan "Seviyorum ama bu şekilde devam edemiyorum" diyebilmektir. Gerçek sevgi sabır ister. Bu yüzden de kişiler "Herhalde böyle oluyor" diye düşünerek yanlış ilişkilerde kalır. Oysa gerçek hayatta sevgi, ekranlardaki gibi değildir. Gerçek sevgi bu dönemlerde belli olur. Destek olmak, el ele tutmak, "birlikte aşarız" diyebilmek... ❚"Değişir" diye uzun yıllar bekleme. "Ben daha iyisini hak ediyorum" diyen bir uyanış... Eksiklere rağmen "biz devam edelim" diyebilmektir. "Bunu hak etmiyorum" der ve adımlarını atar. "Bana kimse layık değil zaten" diye düşünerek yerinde sayar. Hakaret etmeden, aşağılamadan, "sen şöyle yaptın" yerine "ben böyle hissettim" diyebilmek... Her sabah "Bu ilişkiyi devam ettirmek istiyorum" diyebilmektir.
16 Mayıs 2026 07:24

Esra Ezmeci
"Şöyle yap, böyle yapma" lafları annenin omuzlarına ağır bir yük bindirir. Gerçekte mükemmel anne diye bir şey yoktur. Hiç yorulmayan, hiç sinirlenmeyen, her işi aynı anda eksiksiz yapan, kendine de eşine de çocuğuna da yeten bir anne profili sadece hayaldir. Her an kusursuz olmak yerine, çoğu zaman yanında olmak, sevgiyi hissettirmek ve gerektiğinde "Bugün biraz yoruldum" diyebilmektir. Yeterli anne, çocuğuna "Hayat mükemmel olmak zorunda değil, sevgi yeter" mesajını verir. Gece uykusuz geçen saatlerden sonra kendine "Keşke daha sabırlı olsaydım" demek yerine "Bu çok zor bir süreç, elimden geleni yapıyorum" diyebilmektir. Kendine nazik davranan anne hem kendine hem çevresine daha huzurlu yaklaşır. Ara sıra 15-20 dakika dinlenmek, sıcak bir çay içmek, duş almak, bazen yemek siparişi vermek annenin hakkıdır. Tükenmiş bir halde devam etmek uzun vadede ne kendine ne çocuğuna fayda getirir. Kendine iyi bakan anne, daha sabırlı ve daha sevgi dolu olur. 'YARDIM ALABİLİRİM' DİYEBİLMEK ÖNEMLİ Hamilelik döneminde anne beden ve ruh olarak büyük değişim yaşar. Her şeyi tek başına yapmaya kalkmak yerine "Yardım alabilirim" diyebilmek yeterli anneliğin güzel bir örneğidir. Kapılar kapanır, sesler yükselir, "Anlaşılmıyorum" hissi ağır basar. Bazen tartışma olsa da sarılmak, "Seni seviyorum" demek ilişkinin devamını sağlar. Anne bu dönemde kendine daha fazla şefkat göstermelidir çünkü duygusal yükü ağırdır. Yeterli annelik burada "Her an her şeyi yapmak zorunda değilim" der. Çalışan anne kendini suçlu hissetmemelidir. Bu dönemde anne bazen "Başka anneler nasıl bu kadar rahat yapıyor?" diye düşünür. YETERLİ ANNELİK GERÇEK HAYATTA MÜMKÜN Tek başına çocuk yetiştiren anneler büyük fedakarlık gösterir. Bu anneler "Elimden geleni yapıyorum" diyebilmeli ve kendilerine şefkat göstermelidir. Yeterli annelik, annenin iç huzurunu korurken çocuğuna da güvenli bir sevgi sunar. Üvey anneler, evlat edinen anneler, bakım veren anneler, öğretmenler, teyzeler, ablalar ve bir çocuğun hayatında anne şefkatiyle yer alan tüm kadınlar... Anneler Gününüz kutlu olsun. Anne sevgisini göstermeli, sarılmalı, konuşmalıdır. Bu dengeyi kuran anne hem kendine hem çocuğuna iyi gelir.
09 Mayıs 2026 07:39

Esra Ezmeci
Flört uygulamaları, yoğun iş temposu ve kentleşmenin hızlanması ilişkileri dönüştürdü; "Biz neyiz?" sorusunun yerini artık "Etiket koymayalım" cümlesi aldı. Adı konulamayan bu gri ilişkiler kısa süreliğine özgürlük hissi verse bile uzun vadede stres, güvensizlik ve duygusal tükenmeye yol açıyor Ülkemizde kentleşme hız kazandıkça ilişkiler de değişti. Ancak "Biz neyiz?" sorusu pek sorulmuyor. Sorulduğunda da "Etiket koymayalım", "Şimdilik keyfimize bakalım" gibi yanıtlar geliyor. Bu tür gri yakınlıklar özellikle 25-45 yaş arası, eğitimli, şehirli kesimde öne çıkıyor. İş hayatının yoğun temposu, kariyer baskısı, ekonomik zorluklar insanları "tam ilişki"nin getireceği yükümlülüklerden uzak tutuyor. Ev kiraları, geçim masrafları, düğün giderleri düşünülünce "birlikte vakit geçirelim yeter" yaklaşımı cazip hale geliyor. Bir taraf hafta sonlarını birlikte planlıyor, mesajlaşıyor, destek oluyor; diğer taraf ise her şeyi "rahat" tutmak istiyor. "Acaba ne düşünüyor?", "Bu ilişki nereye gidiyor?" "Başka biriyle görüşüyor mu?" soruları gündelik hayatı dolduruyor. Kişi kendini sorgulamaya başlıyor: "Yeterince ilgi çekici değil miyim?" Oysa asıl sorun, karşı tarafın bağlanmaktan kaçınması veya iletişim kurmaktan çekinmesi. Bu gri bölge, duygusal yatırımın tek taraflı kalmasına yol açıyor. Kadınlarda geleceğe dair umut taşıma eğilimi daha yüksekken, erkeklerde "neden değiştireyim" düşüncesi öne çıkabiliyor. "Bağımsızım, kimse bana hükmedemesin" düşüncesi hakim. Popüler kültürde karmaşık ilişkiler romantize ediliyor; dizilerde, şarkılarda gri yakınlıklar "modern aşk" olarak sunuluyor. Gençlerin ev alma, aile kurma imkanları sınırlı kalınca "tam ilişki" ağır geliyor. Sabah kalkıldığında "Bu kişi beni gerçekten önemsiyor mu?" sorusu zihni meşgul ediyor. Kadınlara yönelik "zaman daralıyor" baskısı, bu belirsizliği daha yıpratıcı kılıyor. Erkeklerde ise "rahat ol" mesajı veriliyor. "Biz neyiz, nereye gidiyoruz?" sorusunu sormak cesaret gerektirse de zaman kaybını önlüyor. "Sadece anlık yakınlık istemiyorum" diyebilmek, özsaygıyı koruyor.
02 Mayıs 2026 07:22

Esra Ezmeci
Gençler arasında artan şiddet olaylarını yalnızca "kindarlık" diye açıklamak gerçeği görmemek olur. Çünkü mesele sadece şiddet değil, görülmek ve anlaşılmak isteyen bir kuşağın ifade biçimi. Okullarda yaşanan kavgalar, akran zorbalığı, sosyal medyada yayılan saldırgan içerikler ve aniden ortaya çıkan öfke patlamaları, birçok insanın aklında aynı soruyu oluşturuyor: "Bu gençler neden bu kadar öfkeli?" Çoğu zaman bu soruya verilen ilk cevap "kindarlık" oluyor. Çünkü şiddet çoğu zaman bir karakter sorunu değil, birikmiş duyguların dışa vurumudur. Bir gencin şiddet göstermesi genellikle tek bir olayın sonucu değildir. Evde yaşanan iletişim problemleri, okulda hissedilen değersizlik, arkadaş çevresinde yaşanan dışlanma ve bireyin kendini ifade edememesi gibi birçok faktör bir araya geldiğinde, gençler içsel bir baskı yaşamaya başlar. Bu baskı zamanla artar ve uygun bir ifade alanı bulamadığında öfke olarak ortaya çıkar. Yani şiddet çoğu zaman bir başlangıç değil, bir sonuçtur. "Erkekler ağlamaz" gibi söylemler, duyguların ifade edilmesini engeller. Bu nedenle, şiddet davranışı gösteren bir gence yaklaşırken "neden böyle davrandı?" sorusunu sormak daha sağlıklı bir başlangıç olacaktır. Sessiz olan öğrenciler genellikle sorun çıkarmadıkları için fark edilmezken, davranışsal sorunlar yaşayan öğrenciler "problemli" olarak etiketlenir. Sürekli eleştirilen, başkalarıyla kıyaslanan veya duyguları küçümsenen çocuklar zamanla kendilerini yetersiz hissetmeye başlar. "Abartıyorsun", "bunda üzülecek ne var" ya da "sen de her şeye alınıyorsun" gibi cümleler çocukların duygularını ifade etmesini zorlaştırır. Bu durum çocukta "beni kimse anlamıyor" düşüncesini oluşturur. Gençlerde görülen şiddeti yalnızca "kindarlık" olarak değerlendirmek eksik bir bakış açısıdır. Başka önemli bir meseleye daha dikkat çekmek gerekiyor: Gençlerin duygularını ifade edecek sağlıklı alanlarının olmaması. Duygularını tanımayan, ifade edemeyen ve düzenleyemeyen bir genç, ilerleyen süreçte bu duygularla baş etmekte zorlanır. Spor, sanat, grup çalışmaları gibi faaliyetler, gençlerin hem duygularını ifade etmelerine hem de sağlıklı sosyal bağlar kurmalarına yardımcı olur. Sonuç çok net: Bir gencin öfkesiyle uğraşmadan önce, o öfkeyi doğuran sessizliği duymayı öğrenmezsek, yarın konuşacak olan şey sadece daha büyük bir şiddet olacaktır.
25 Nisan 2026 07:23

Esra Ezmeci
Sabah "Sen benim her şeyimsin" diyen sözler, akşam "Senin yüzünden hiçbir şeyim yok" diye yükselen seslere dönüşür. Bu döngü, ilişkiyi yaşayan kişinin zihninde yavaş yavaş "Acaba sorun bende mi?" sorusunu büyütür. Narsist HER ŞEY'BEN' ETRAFINDA DÖNER Narsist kişilik özellikleri gösteren biri, ilişkiyi kendi merkezine alır. Bir başarı haberi paylaşıldığında konu hemen kendine çevrilir: "Benimki daha zorlu olmuştu." Partnerin üzüntüsü "abartı" olarak görülür ve empati yerine "Benim başıma gelenleri bir duysan" diye kendi hikayesi anlatılır. Gaslighting denen algı yönetimi sık görülür: "Böyle bir şey söylemedim, sen yanlış hatırlıyorsun" cümleleri hafızayı sorgulatır. "Keşke daha dikkatli olsan", "Seninle gurur duyamıyorum" gibi sözler yavaş yavaş özsaygıyı eritir. Arkadaşlarla görüşmeler kısıtlanır, "Onlar seni benden ayırmak istiyor" denir. Maddi konularda partnerin kazancı "ortak" kabul edilirken, kendi harcamaları sorgulanamaz. Borderline'YA HEP YA HİÇ' DÖNGÜSÜ Borderline kişilik özellikleri daha dramatik ve duygusal dalgalanmalarla kendini gösterir. Bir anda "Sensiz yaşayamam" denirken, kısa süre sonra "Git, beni anlamıyorsun" diye kapı çarpılır. İnsanları siyah-beyaz olarak görmek yaygındır: Partner o gün "tamamen iyi" ya da "tamamen kötü" olabilir. Bu durum, küçük bir gecikmeyi bile "Beni terk edeceksin" paniğine dönüştürür. "Beni gerçekten seviyor musun?" sorusu her eyleme yansır. Sakin bir tepki "Demek umursamıyorsun", öfkeli bir tepki ise "Bana bağırıyorsun" olarak yorumlanır. Bu, "Zamanla değişir" umudunu bırakmak anlamına gelir. "Arkadaşlarımla görüşeceğim" veya "Bağırdığında konuşmayı kesiyorum" gibi net ifadeler kullanılabilir. "Hayır" demek, bencillik değil, özsaygının göstergesidir. TEPKİLERİ YÖNETMEK: GRİ KAYA VE DUYGU DOĞRULAMA Narsist özellikler karşısında "gri kaya" tekniği etkili olur. Borderline özelliklerde ise duygular doğrulanır: "Korktuğunu anlıyorum, ancak bağırmak yerine sakin konuşalım" denir. Tartışma yükseldiğinde odadan çıkmak veya "10 dakika sonra devam edelim" demek sakinliği korur. "Niye gidiyorsun?" sorusuna "Çünkü kendi hayatım da var" yanıtı verebilirsiniz. İLETİŞİMİ DEĞİŞTİRMEK VE GÜVENLİ ALAN OLUŞTURMAK "Ben" diliyle konuşmak faydalıdır: "Kendimi değersiz hissediyorum" yerine suçlayıcı ifadelerden kaçınılır. Kriz anlarında ortak bir "güvenli kelime" belirlenebilir.
18 Nisan 2026 07:11