
Dünya Kupası başladı. Milyonlarca insan ABD, Kanada ve Meksika'da tribünlerde, milyarlarcası ekran başında. Dünyanın farklı coğrafyalarındaki 48 ülkede aynı heyecan yaşanıyor. Teknolojinin hayatı baştan aşağı değiştirdiği bir çağda bile Dünya Kupası hâlâ insanları ekran başına topluyor. Araştırmacılar Dünya Kupası'nı, kültürel kimliklerin görünür hâle geldiği küresel bir sahne olarak tanımlıyor. 2002 Dünya Kupası ve o takım; o başarıyı yaşayan kuşak için hâlâ önemli bir hatıra. Psikologlar buna "sosyal kimlik etkisi" diyor. Bu yüzden Dünya Kupası sadece futbolcuların değil, toplumların da duygularını görünür kılan bir ayna aslında. İşin en etkileyici taraflarından biri de şu: Bu kadar bölünmüş bir dünyada, bu kadar yorulmuş toplumlarda ve bu kadar hızlı akan bir çağda Dünya Kupası hâlâ insanları aynı hikâyenin etrafında toplayabiliyor. Milyonlarca insan aynı gole seviniyor, aynı pozisyona itiraz ediyor, aynı heyecanı yaşıyor. Ve belki de zannettiğimiz kadar farklı değiliz.
Kaynak: Posta
16 Haziran 2026 07:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Fit Görünmek Mi, Sağlıklı Olmak Mı?
Salı günü kaldığımız yerden devam ediyorum. Prof. Dr. Mete Düren ile yaptığım görüşmedeki önemli başlıklardan biri de 'fazla kilolar'dı. Sosyal medyaya bakarsanız, sağlıklı olmaktan çok, zayıf görünme derdinde herkes. Oysa Prof. Dr. Mete Düren'in altını çizdiği nokta çok net: İnsan sadece tartıya bakarak sağlığını anlayamaz. Mesela hep duyduğumuz o cümle: "Tiroidim var, o yüzden kilo veremiyorum." Evet… Prof. Dr. Mete Düren, bu ilaçların doğru hastada ve doğru hekim kontrolünde önemli bir tedavi seçeneği olabileceğini anlatırken, başka bir konuya da dikkat çekti: Hiçbir ilaç, yaşam alışkanlıklarının yerine geçemez. Verilen kilonun nasıl verildiği de önemli. Ama sonuç mükemmel olsun. Prof. Düren'in şu cümlesine dikkat: "Yemek masasından kalkıp halı sahaya gitmek çok tehlikeli." Çoğunlukla hareketsiz yaşayan biri… Hayati bir nokta bu. Prof. Dr. Mete Düren'le sohbetimizden çıkan önemli sonuçlardan biri de şu: Çoğumuz, öncelikle sağlıklı olmaktan ziyade, sağlıklı görünmeyi hedefliyoruz.
17 Temmuz 2026 07:00

'Şikâyetim Yok' Demeyin
"İnsanlar kendilerini sağlıklı zannediyor." Bu cümle Prof. Dr. Mete Düren'e ait. Türkiye'de 'tiroid', 'paratiroid', 'guatr' dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri Prof. Düren. Endokrin cerrahisinde uzman bir hekim. Görüşmemizde, Mete Hoca'nın üzerinde en çok durduğu konulardan biriydi yazının başlığındaki uyarı. Oysa arada büyük fark var. Çoğumuzun doktora gitme sebebi aynı. Mete Düren, özellikle altını çizdi bu noktanın. "Doktora gitmezsem bir şey çıkmaz." Sanki hastalık, ancak teşhis konulduğu gün başlıyormuş gibi… Oysa çoğu hastalık sessiz başlıyor. Prof. Düren'in şu cümlesini siz de not edin: "Tıp; iki Google'lama, bir ChatGPT ile olmaz." Gerçekten de öyle. Prof. Dr. Düren ile yaptığım görüşmeden benim çıkardığım en önemli sonuç buydu. Mete Hoca'nın anlattığı diğer önemli başlıkları bir sonraki yazıda aktaracağım.
14 Temmuz 2026 07:00

Koleksiyon Mu, Sadece Biriktirmek Mi?
Koleksiyonculuk ilk bakışta sadece bir hobi gibi görünüyor ama psikologlara göre mesele bundan çok daha derin. Koleksiyon sadece eşya değil karakter de biriktiriyor yani. ? Gerçek koleksiyonerlerin büyük kısmı size aynı şeyi söyler: "Önce seveceksin." Çünkü sadece para kazanmak için alıp satmak 'koleksiyonculuk' değil 'ticaret' demek. Arada fark var. Konunun bir başka yanı da şu: Toplamak bazen fark etmeden 'satın alma bağımlılığı'na dönüşebiliyor. Bir koleksiyoner, aylarca tek bir parçanın peşinde sabırla bekleyebilir. Çünkü koleksiyonculuk biraz da "Hayır" diyebilme disiplinidir. Ve bu yüzden koleksiyonculuk, modern çağın hızlı tüketim alışkanlıklarına da ters aslında. Yıllar istiyor çünkü. Sabır istiyor, bilgi istiyor.
10 Temmuz 2026 07:00

Ruhumuz Kaç Yaşında?
Asıl soru bu. G Meslektaşım ve arkadaşım Özlem Gürses'in YouTube kanalına konuk olan Doç. Dr. Yavuz Dizdar'ın şu sözleri çok önemli: "İnsanın yaşamak için amacı olması lâzım. İnsanı öldüren şey amaçsız kalmasıdır. Hayatta en çok dikkat edilmesi gereken şey ruhun yaşlanmamasıdır." İlk bakışta romantik gibi geliyor. Ama biraz düşününce, günlük hayatın tam ortasına oturuyor Dizdar'ın bu cümleleri. Yaşı ilerlediği hâlde hâlâ öğrenen insanlar var. Henüz 40'lı yaşlarında olduğu hâlde hayattan çekilmiş insanlar… Dillerinde hep aynı cümle: "Aman, ne olacak ki…" Psikologlar, insanın ruhsal iyi oluşunda 'amaç duygusu'nun temel belirleyicilerden biri olduğunu söylüyor. Çünkü insan sadece nefes alarak yaşamıyor. Mesele Everest'e çıkmak değil. Bunlar da insanı hayata bağlayan amaçlar. Hayatı "Artık benden geçti" cümlesiyle yaşamaya başlamak.
07 Temmuz 2026 07:00

Olması Gerekenler Neden Artık Olağanüstü?
"Helâl olsun" diyoruz. İnsan olmanın doğal parçaları. Hepimiz kendimizi 'iyi insan' olarak görmek istiyoruz. "Herkes böyle yapıyor." "Bu devirde başka türlü olmuyor." "Bir kereden bir şey olmaz." Sorun neyin doğru olduğunu bilmemek değil. "Yalan söyleme" dediğiniz çocuğunuzdan, telefondaki kişiye evde olmadığınızı söylemesini istemek… Yani davranışlarımızla çelişsek bile kendimizi 'iyi insan' olarak görmeye devam etmek istiyoruz. En zor yüzleşme de bu zaten. Şimdi yeniden karşımıza çıktıklarında onlara erdem diyoruz. Oysa onlar erdem olmadan önce, zaten hayatın normalleriydi. Çünkü insan; savunduğu değerler kadar değil, kimse bakmıyorken yaptıkları kadar insan.
03 Temmuz 2026 07:00

Elimizdekileri Neden Göremiyoruz?
Size sizi anlatmak gibi olacak ama insan garip bir varlık. Sahip olduklarına çok çabuk alışıyor. Sonra gözünü sahip olmadıklarına çeviriyor. Psikologların "hedonik adaptasyon" dediği durum tam da bu. İnsan, elindekilere alışıyor. Asıl muhasebe ise hayat ansızın durduğunda başlıyor. O anlarda kimse daha büyük bir ev istemiyor. Tek bir cümle var öyle zamanlarda: "Yeter ki iyi olsun." Bir anda bütün öncelikler değişiyor. İnsan, sahip olduklarını ancak hayat onları elinden almaya başladığında yeniden görmeye başlıyor.
30 Haziran 2026 07:00

Öz Güven Başka, Boş Ego Başka
En çok duyduğumuz tavsiyelerden biri şu: "Kendine güven." Doğru. İnsan kendine güvenmeli. Öz güven dediğimiz şey insanın kendini olduğundan büyük görmesi değil, olduğu gibi tanıması. Yani insanın "Her şeyi biliyorum" değil, "Bilmediğim şeyler de var" diyebilmesi asıl mevzu. Oysa donanımın üzerine inşa edilmemiş öz güven, daha ilk bakışta kendini ele veriyor. Elbette insan önce kendine saygı duymalı. O çizgi aşıldığında da ortaya boş ego çıkıyor. Güçlü insan, güçlü olduğunu sürekli anlatmak zorunda hissetmiyor çünkü. Öz güven sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Şu notla bitireyim: Boş ego ilk bakışta dikkat çekebilir ama saygı uyandırmaz. Saygı gören, karakter ve donanımdır.
26 Haziran 2026 07:00


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Hayatı Iskalamak
Şu sözü en az bir kez duymadığım gün neredeyse yok: "Bi gün yapacağım." Bi gün o seyahate çıkacağım. Bi gün gitar çalmayı öğreneceğim. Bi gün Karadeniz'i baştan sona gezeceğim. Bi gün dalış yapacağım. Bi gün resim kursuna başlayacağım. Bi gün daha çok okuyacağım. Bi türlü gelmeyen o gün. Çünkü biliyorum; hayat kolay değil. Ama mesele her zaman para değil. Bazen zaman bulamıyoruz. Üstelik özlemlerimiz her zaman büyük şeyler de değil. Bi de şu var. 30 yaşındaki Murat ile 50 yaşındaki Murat aynı şeyleri istemiyor mesela. Bir dönem zaman. "Hayatımı yaşayacağım" derken, çevremizdeki insanları ihmal etmekten söz ediyorum. Hayatı bile isteye, "daha sonra" diye diye, kendi eliyle erteliyor.
23 Haziran 2026 07:00

Korkunun Sağlığa Faydası Yok
Sağlık, galiba en çok konuştuğumuz ama en az ilgilendiğimiz konulardan. Geçtiğimiz günlerde Prof. Dr. Berrin Pehlivan ile yaptığımız sohbet sırasında dikkatimi çeken en önemli nokta buydu. Kanserden korkuyoruz mesela. Oysa Pehlivan'ın altını çizdiği gerçeklerden biri şu: Kanserin yalnızca yaklaşık yüzde 10'u kalıtsal. "Bir şey çıkarsa uğraşırım" deyip doktora gitmiyoruz. Oysa erken teşhis, özellikle kanserde, hayat kurtaran en önemli unsur. Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Pehlivan'ın verdiği bilgiler, erken yakalandığında birçok kanser türünde tedavi başarı oranının son derece yüksek olduğunu gösteriyor. Çünkü sağlık aslında reçetede değil, günlük hayatta başlıyor. Farkındalık çok ama çok önemli. Galiba sağlık konusunda en büyük yanılgımız şu: Hastalıkla mücadeleyi, sağlıklı yaşamaktan daha önemli görüyoruz. Prof. Dr. Berrin Pehlivan'ın anlattıklarından benim çıkardığım sonuç bu oldu. Sağlık, hastanede değil evde başlıyor. Günlük yaşam rutinlerimizde yani.
19 Haziran 2026 07:00

Bileğinizdeki; Saatin Kaç Olduğunu Göstermez
Kolumdaki saate bakıp şu soruyu soran çok kişi oluyor: "Telefon da saati gösteriyor. Bu kadar para verip saat almanın mantığı ne?" İlk bakışta haklı gibi görünen bir soru. Ama bizim meselemiz saatin kaç olduğunu öğrenmek değil zaten. Bugün dünyanın en köklü ve en prestijli saat markalarından bazılarının geçmişi 1800'lü yılların ilk yarısına kadar uzanıyor. İlginç ve güzel olan şu: Yapay zekânın konuşulduğu, dijitalleşmenin hayatın her alanını değiştirdiği bir çağda bile mekanik saatlere olan ilgi azalmıyor. Çünkü mekanik saat dediğimiz şey aslında küçük bir mühendislik mucizesi. Sadece 4 santimetre çapında bir kasaya sığdırılan, kurmalı ya da otomatik bir mekanizmanın içinde, yüzlerce parça kusursuz bir uyumla çalışıyor. Üstelik günde sadece 3-5 saniye hatayla. Saat dünyasındaki en önemli kavramlardan biri 'komplikasyon'. Ama iyi bir mekanik saat onlarca yıl yaşayabiliyor. Dededen-nineden toruna kalan bir saat, sadece zamanı değil, hikâyeyi de taşıyor. Tam da bu yüzden saat severler için mesele zamanı görmek değil.
12 Haziran 2026 07:00

Yaş Aldıkça Bencilleşiyor Muyuz?
Son zamanlarda etrafımda sık duyduğum bir cümle var: "Yaşlandıkça insanlar daha bencil oluyor." Siz de duyuyor ya da belki düşünüyorsunuzdur bunu zaman zaman. Kimi 50, kimi 60... Anne-babalarda, akrabalarda, arkadaş çevresinde… İnsanlar yaş aldıkça mutlaka daha egoist olmuyor. Ve çoğu zaman bu değişim, çevre tarafından bencillik olarak algılanabiliyor. Bu dönemlerde insanlar çoğu zaman kendilerini ikinci plana atıyor. G 50'li - 60'lı yaşlardan sonra ise başka bir muhasebe başlıyor. İnsan zamanın sınırsız olmadığını daha net fark ediyor. Uzmanlar buna "zaman ufkunun daralması" diyor. Sırf bir başkası "kırılmasın" diye istemediği şeyleri yapmaktan artık vazgeçenler… Yani mesele sadece yaş değil. Yaşın nasıl alındığı ve yaşandığı. 20 yaşındaki biri geleceği inşa etmeye çalışıyor. Ama her zaman değil. Fakat... "Önce ben" demekle "Sadece ben" demek arasında önemli bir fark var. Ama bunu yaparken başkalarını tamamen unutuyorsa mesele yaş değil.
09 Haziran 2026 07:00

Gerçekten Seviyor Muyuz? Yoksa...
Yani bir şeyi çok sayıda insanın tercih ettiğini gördüğümüzde, onun doğru ya da değerli olduğuna daha kolay inanıyoruz. Giyimde de aynı durum var. Birçok insan kaliteli olduğu için değil, moda olduğu için tercih yapıyor. Oysa moda gelip geçiyor. Sosyal varlıklarız sonuçta. Burada sorun yok. Popüler olanı kaliteli sanıyoruz. Pahalı olanı değerli kabul ediyoruz. Oysa bunlar aynı şeyler değil. Moda oldukları için değil. Kalıcılık ile popülerlik aynı şey değil. Moda olanı reddetmek zorunda değiliz. Kalabalığın ne düşündüğünü bilerek de kendi kararını verebilir insan. Kopyalandıkça değil, kendisi oldukça daha değerli.
02 Haziran 2026 07:00