
Ak Parti iktidarları için henüz "Fabrika ayarlarına dönme" çağrılarının seslendirilmediği dönemde bile "Meclis'te bir muhafazakâr muhalefet bulunmasının gerekliliği" ni yazdım. "Milli Görüş" ün lideri, bu yeni kadronun "Hoca" sı merhum Erbakan bile yadırganıyordu. Ben de muhafazakâr bir kadronun "Erdemliler hareketi" çıkışıyla iktidar olmasını Türkiye siyaseti için önemli bir sıçrama olarak değerlendiriyordum. İktidar cenahından bu tarz değerlendirmelere "Ya oylar bölünür, Ak Parti iktidarı kaybederse… " itirazları - tepkileri geliyordu. Yüzde 50 artı 1 şartıyla karşılaştı. Önce Saadet lideri Mahmut Arıkan anons etti, "Büyük oluşum" u... Sonra Ali Babacan "Büyük oluşum var" dedi. Babacan'a göre "En büyük mesele Saadet'le Yeniden Refah'ın uzlaşması idi, orada da büyük ilerleme gerçekleşmişti." En büyük mesele: Milli Görüş'ün temsili olmalıydı. Son gelişme o cenahtan gelen "Türkiye Buluşmaları" haberi oldu. Ali Babacan ile Mahmut Arıkan Antalya'da "Türkiye Buluşmaları" başlığı altında iş insanları, sivil toplum kuruluşları ve medya temsilcileriyle bir araya gelmişti.
Kaynak: Karar
12 Temmuz 2026 00:01
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İnsanın Şeytanla Sınavı–yardım Alanı
''Ş eytan insanın vücudunda kan gibi dolaşır." Bu söz Hazreti Peygamber (s.a.)'den rivayet edilmiştir. Sözün devamında Hazreti Peygamber "Şeytan'ın insan kalbine kötülük atabileceği" uyarısını yapmıştır. Kur'an'da da "Şeytanın insanın kötü davranışlarını onlara güzel gösterdiği" ne dair uyarıcı ayetler vardır. (Nahl 63, Ankebut, 38) İnsanın bir iç dünyası var. İç benlik. İslâm kültüründe o "Nefs" olarak ifade ediliyor. Bir Kur'an ayeti Nefs'ten "Muhkakkak ki nefs aşırı biçimde kötülüğü telkin eder" şeklinde bahseder. (Yusuf, 53) İslâm anlayışı, iç duyguların- iç muhakemenin kötülüğe yönelişinde Şeytan'ın kötülüğü güzelleyici rolünün altını çizer. Şeytan'ın rolünü dikkate almadan bakıldığında da insan, kendi içinde kötülükle - iyilik arasında bir mücadele yaşadığını fark Eğer iyilik ile kötülüğü ayırt etme bilincine sahipse ve gerektiğinde kendini firenleme iradesini kuşanabiliyorsa kötülüğü değil iyiliği tercih eder. Ama bütün zamanlarda insan kötülük yapmıştır ve iç muhasebesi onu kötülük yapmaktan alıkoyamamıştır. Ya da daha dini bir dil kullanırsak, Şeytanın telkinleri baskın çıkmıştır. Bu günlerin gündemi. Tanınmış bir şarkıcının, tam da deprem gibi büyük yıkılış sürecinde "merhamet" gibi en insanî yönelişlerin içinden yürüyüp nefsi hesapların bataklığında kıvranır hale gelmesi… Büyük yardım paralarıyla buluşma… Evet, belli başlangıçta yıkılmış kentlerin içinde çocuk yüzlerini gülümsetme, anne yakınmalarını dindirme ideali… Ya sonra… Diyelim, iradeyi esir alabilme potansiyeli taşıyan kumar tutkusu… "Acaba şu birikmiş paradan (yani milyonlardan) sadece bir kısmını oradaki açığı kapatmak için kullansam, sonra kazanıp geri yerine koysam… Şeytan güzellemeye devam ediyor: "Yapabilirsin. Sen iyi niyetlisin. Ama zora girdin bir kere. Aş şunu. Sonra gene yardım faaliyetine devam edersin. Senin gibi bir adamın bu yardım faaliyetleri içinde olması o kadar önemli ki…" Sonra bataklık içinde biraz daha debelenme… Sonra, sonra "İster yaz ister yazma…" durumu. Şeytan insanı mezbeleliklere sürükledikçe, insanı "en güzel yaratılış" onurundan yoksun hale getirdikçe mutlu olmak üzere kurgulanmış. Tutacak insanın burnundan ve "esfel-i safilin" e sürükleyecek. "Versem mi vermesem mi, acaba gerçekten fakir mi?" sorgulamaları geçer içinden. Bir ara "Kurban kesilmedi, falanca yerde kullanıldı" iddiaları dolaştı. Bir ara "Ha Bosna'ya gitmiş ha şu davada kullanılmış, ne fark eder" akıl yürütmeleri deveran etti. Bence böyle bir işe gerçekten "samimiyet" le koyulan kişi, önce kendisini gerçekten denetleyecek yapıyı kurmalı. Şeytan, diyorum, "Sen onu görmezsin, o seni görür" diye uyarır bu alanda derin hassasiyet sahipleri. İç seslerini de kontrol etmeli insan.
17 Temmuz 2026 00:01

"Sır Küpüm"
''S ı r küpüm" ifadesi Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ait. Hakan Fidan için söylendi. Ahmet Davutoğlu Hakan Fidan'ı MİT Başkanlığından alıp siyasete sokmak istediği zaman… Erdoğan çok net olarak tavır koydu o işe. " MİT Başkanı" olmak, "Sır küpü" olmak için uygun bir yer. Ama yine de o makam, Devlet'e ait bir makam ve Cumhurbaşkanı da olsa bir insana "Sır küpü" olma konumu tartışılır. Cumhurbaşkanlığı, devletin en üst makamı da olsa, yarın o makamı bir başka kişi doldurduğunda MİT Başkanı ona karşı sorumlu olur. Hakan Fidan bugün Dışişleri Bakanı. Cumhurbaşkanı Erdoğan onu, devletin çok önemli bir makamında istihdam ediyor. Dışişleri Bakanlığı da "Sır küpü" olunacak bir makam hiç şüphesiz. 10 yıl önce, yani 15 Temmuz darbe girişiminin gerçekleştiği tarihte MİT'in başında idi. 15 Temmuz 2016 günü, darbe süreci ile ilgili ilk bilgi ona geldi. Kara Havacılık Komutanlığında görevli O.K. diye kodlanan bir binbaşı, ona gelerek birliğindeki hareketliliği bildirdi. Rivayete göre, "Ya bir darbe hazırlığı var, ya da, Fidan'ı ele geçirmek üzere MİT'e saldırı olacak" dedi. Cumhurbaşkanı darbe girişimini saat 21 civarında "Enişte" sinden öğrendiğini açıkladı. O saatler, Boğaziçi Köprüsü'nün iki tarafının tanklarla tutulduğu saatlerdir. Bir soru şu: O saate kadar Cumhurbaşkanı'nın darbe girişiminden haberi olmamış mıdır? Bu, kimse tarafından inandırıcı bulunmuyor. Bunun olabilmesi için Hakan Fidan'ın, kendisine gelen bilgiyi "Darbe girişimi" olarak ihtimallendirmemesi, bu haberden sonra görüştüğü Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ile, "darbe ihtimali" üzerinde hiç durulmaması ve daha önemlisi… Hem MİT Başkanı olarak Hakan Fidan'ın hem de Genelkurmay Başkanı olarak Hulusi Akar'ın bu gelişmeden Cumhurbaşkanı'nı haberdar etmemeleri gerekir. Darbe girişiminin bir ayağında Ankara ve İstanbul'daki eylemler varsa, diğer ve çok daha hayati ayağı Cumhurbaşkanı'nın bizzat şahsına yönelik Marmaris operasyonudur. Ben ne Hakan Fidan ne da Hulusi Akar tarafından bunun göze alınmış olabileceğine ihtimal vermem. Cumhurbaşkanı Erdoğan Fidan'ın ve Akar'ın önüne gelen, üstelik "darbe ihtimali" ni de içeren bilgi ve ihtimallerden bir şekilde haberdar edilmemiş olamaz. Diyelim Hakan Fidan, Kara Havacı Binbaşı O. K.' nin verdiği bilginin "MİT'i basma ve ve Fidan'ı rehin alma" boyutunu önemsedi ve "Bunu kendi gücümüzle önleriz" gibi bir değerlendirme yaptı, bunu bile Cumhurbaşkanı ile paylaşma gereği duymaz mı? Erdoğan'ın, üstelik hasta ve sedye üzerindeyken FETÖ'cü çılgın savcı Zekeriya Öz kendisini ifadeye çağırdığında "asla gitmemesi" uyarısını unutmuş olabilir mi? Dini saiklerle yola çıktığı var sayılan ve zaman içinde sosyal yapılaşmalarla toplumla ilişkiyi geliştiren bir Cemaat'in "FETÖ"leşmesi" ve darbe girişimi gibi bir çılgınlığa soyunması bir gerçek. 15 Temmuz'un 10'uncu yılında bile Hakan Fidan'ın "Sır küpü" özelliği devam ediyor. 15 Temmuz'un Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyaset hayatında önemli bir merhale olduğu muhakkak. Bugün tartışılan "otoriterlik" 15 Temmuz'la başlayan sürecin de ürünü.
16 Temmuz 2026 00:01

Dörtlü Oluşum Ümit Veriyor Mu?
Ak Pati iktidarları için henüz "Fabrika ayarlarına dönme" çağrılarının seslendirilmediği dönemde bile "Meclis'te bir muhafazakâr muhalefet bulunmasının gerekliliği" ni yazdım. "Milli Görüş" ün lideri, bu yeni kadronun "Hoca" sı merhum Erbakan bile yadırganıyordu. Ben de muhafazakâr bir kadronun "Erdemliler hareketi" çıkışıyla iktidar olmasını Türkiye siyaseti için önemli bir sıçrama olarak değerlendiriyordum. İktidar cenahından bu tarz değerlendirmelere "Ya oylar bölünür, Ak Parti iktidarı kaybederse… " itirazları - tepkileri geliyordu. Yüzde 50 artı 1 şartıyla karşılaştı. Önce Saadet lideri Mahmut Arıkan anons etti, "Büyük oluşum" u... Sonra Ali Babacan "Büyük oluşum var" dedi. Babacan'a göre "En büyük mesele Saadet'le Yeniden Refah'ın uzlaşması idi, orada da büyük ilerleme gerçekleşmişti." En büyük mesele: Milli Görüş'ün temsili olmalıydı. Son gelişme o cenahtan gelen "Türkiye Buluşmaları" haberi oldu. Ali Babacan ile Mahmut Arıkan Antalya'da "Türkiye Buluşmaları" başlığı altında iş insanları, sivil toplum kuruluşları ve medya temsilcileriyle bir araya gelmişti.
12 Temmuz 2026 00:01

Hallac'a Taş Atar Mıydınız?
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nde "Hallac" maddesini yazan Süleyman Uludağ sonrasını okumakta zorlanacağınızı tahmin ettiğim ifadelerle şöyle anlatmış: "24 Zilkade 309 (26 Mart 922) tarihinde Bağdat'ın Bâbüttâk denilen semtinde önce kırbaçlandı; burnu, kolları ve ayakları kesildikten sonra idam edildi. Başı kesilerek Dicle üzerindeki köprüye dikildi; gövdesi yakılıp külleri nehrin sularına savruldu. Kesik başı iki gün köprüde dikili bırakıldıktan sonra Horasan'a gönderilerek bölgede dolaştırıldı." Ben idam sehpasında taşlanarak öldürüldüğünü zannederdim Hallac'ın. Bir rivayet daha: İdam sehpasında taşlanırken Hallac, Allah'a "Yâ Rabbi! Benden evvel beni taşlayanları affet!" diye dua etmiş. Hallac'ın bu sözleri ya da Bayezid Bestami'nin bazı sözleri, "Şirk mi değil mi?" boyutunda kimi zaman küfür isnadına varıncaya kadar tartışmalara konu olmuştur. Ben asıl, her işe "Rahman ve Rahim" in adıyla başlanması yönünde eğitilen bir toplumda Hallac'ın bir nefret objesi haline getirilişini, devletin ve ulemanın bunun bir parçasına dönüşmesini, sonra da burada bir kere daha tekrar edemeyeceğim işlerin yapılabilmiş olmasını anlayamıyorum. Zaman zaman tanık olduğum inanç bağlantılı "linç kültürü" nü gördüğüm için, "Bugün de taşlanırdı Hallac" gibi bir endişeye kapıldığım için sordum. "Bulunmazdı" diye isyan edilmesini beklerim. "Bizim bütün siyasilerimiz "merhamet abidesidir" gibi bir cümle kurulabilmesine "Bizim ulemamız öyle siyasilere göre karar vermezler, içlerinden Hanefi kadısı Behlül gibileri mutlaka çıkar ve siyasilerin elini tutarlar" denilebilmesini, "Bugünün inananları Hallac'a yapılanlardan büyük acı duymuşlardır, sonradan onu "Yüce veli" makamına çıkarmışlardır, bundan sonra da öyle faciaların ortaya çıkmasına izin vermezler" denilebilmesini beklerim. O günlerin medyası neydi bilmiyorum, kim bilir belki de "Hallac diye bir adam var ya, adam Allah olduğunu ilan ediyor" diye bir söz dolaşmıştır Bağdat'tan Horasan'a kadar… Bugünün sosyal medyasındaki "linç kültürü" değme insanda merhamet bırakmıyor. "Öldür öldür" çığlıkları duyuluyor sanki. Ben "Rahmeten lil alemin" den yola çıkarak Müslümanın "Rahmet insanı", İslâm toplumlarının da "Rahmet toplumu" olmasını diledim hep. Cihana bu nitelikle örnek olunmasını… Önümüzde Hazreti Peygamber'in "güzel örnekliği" duruyor.
10 Temmuz 2026 00:01

"Erdoğan'ı Ve Netanyahu'yu Seviyorum"
M â cealellahü li racülin min kalbeyni fî cevfih - Allah bir insanın göğsünde iki kalb yaratmadı." (Ahzab, 4) Trump'ın Beştepe'de sarf ettiği "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı seviyorum. Tam bir savaş başbakanı" sözlerini işitince Kur'an'daki bu ayeti hatırladım. Trump'ın içinde Erdoğan ve Netanyahu sevgisi birleşiyor. Trump, galiba Gazze'deki ve birlikte işledikleri İran'daki cinayetleri hatırlayarak Netanyahu'yu "Tam bir savaş başbakanı" olarak nitelemiş. Acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik sevgisinin gerekçesini nasıl anlatırdı? Verdiği bir ipucu şöyle: "İsrail'i sevmiyor savaşa girebilirdi biliyorsunuz ama benim için savaşa girmedi. NATO 3.0 tanımlaması Amerika'nın stratejik analiz masalarında oluşturuldu. NATO'ya yönelik bütün rezervlerine rağmen sonuçta NATO'nun patronu ABD ve Trump. Daha açık soru şu: NATO 3.0'ın muhtevasını çözdük mü? En önemlisi de NATO 3.0'ın bölgemizle, İslâm coğrafyasındaki gelişmelerle ilgili projeksiyonunu çözdük mü? Ben, bütün bunların netleşmediği kanaatinde olduğum için soruyorum bunları.
09 Temmuz 2026 00:01

Bir Deniz Göktaş Yazısı
D eniz Göktaş tutuklanmadan önce izlenme rakamı 300-500 binlerdeydi. Yine muhtemelen Göktaş, dini değerlere hakaretten tutuklandıktan sonra gösterinin Kur'an'la ilgili yerlerine yeniden bakılmış, orada var olduğu düşünülen zehir de 300-500 binden 10 milyonlara ulaşmıştır. Diliyorum ki bu boyutlarda insanlar Deniz Göktaş'a yapılan hukuksuz uygulamaları Kur'an bahsi ile birleştirmiş olmasınlar. İnsanlar "Müslüman bir ülkede Kur'an'dan böyle bahsedilir mi?" sorusunu sorarlar. İslâm, Kur'an, Peygamber, bu ülkenin en derin hassasiyet alanları. Bir de iktidarın "muhafazakâr" nitelikli, yani "İslâm adına hareket ediyor" gibi görünüyor olması, iktidarın doğru-yanlış bütün güç kullanımlarını, İslâm'a da bir bagaj olarak yükleme sonucunu doğuruyor. "Yanlış" diye nitelenebilecek, "düşmanca" diye nitelenebilecek birçok olgu ile karşı karşıya kalınacak. "Müslümanlık" bütün çeşitliliğe rağmen bu ülkenin "Üstün değer" i durumunda. Buna rağmen "Din adına" temsiliyeti olan birilerinin sakin kalması, din adına davranırken, konuşurken, iletişimde bulunurken kalbini, aklını, dilini sekînet içinde tasarruf edebilmesi lâzım, diye düşünüyorum. Diyanet İşlerimiz, Deniz Göktaş'a bir hutbe üzerinden söz söylemek yerine, kime nasıl konuşulacağını bilen bir görevlisi ile temas kurup diyelim Kur'an'la ilgili bir bilgilendirme yapsaydı, diye düşünüyorum. "İktidar bizde, haddini aşana haddini bildiririz" demek de bir yol ama yanlışı milyonlara katlamak gibi bir sonucu var.
07 Temmuz 2026 00:01

Trump- Hameney-ankara
ABD ve İsrail'in birlikte gerçekleştirdiği 28 Şubat saldırılarında hayatını kaybetti. ABD – İsrail ortak yapımı nokta suikastlarla Hameney ile birlikte 40 civarında İran'lı üst düzey komutan – yönetici katledildi. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, bu 40 kişinin Kükreyen Aslan Operasyonu'nun ilk dalgasında "bir dakikadan kısa bir süre içinde" öldürüldüğü ifade edildi. 2025 Haziranı'ndan bu yana ABD – İsrail saldırılarında nokta atışlarla katledilen İran'lı üst düzey yönetici sayısının 90'a ulaştığı belirtiliyor. 28 Şubat'tan bu yana 4 ayı aşkın bir zaman gerçekleşti. Haziran'da yapılan toplantıda Avrupa'nın Gazze, İran ve Lübnan konularında etkisiz kaldığını savunan Montero, konuşmasını o günlerde 80 yaşına basan Trump'a yönelik "Doğum günün kutlu olsun, Bay Soykırım" sözleriyle tamamladı. Dünkü Karar'da, Feyza Nur Çalıkoğlu 'nun hazırladığı haberde Siyaset bilimci Muhammed Yaghi, "ABD'nin Ortadoğu politikasında İsrail'in artık yalnızca etkili bir müttefik değil, politikanın şekillendiği merkezin parçası haline geldiğini" ifade ediyor. Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "iyi?" ilişkilerinden de yola çıkarak Ortadoğu politikalarında Trump'la paralel durma eğiliminde. Nitekim Fidan "İsrail Türkiiye'ye tehdit mi?" sorusuna "Netanyahu yönetiminin cinayetleri" ne vurgu yaparak cevap verdi ama "Tehdit" boyutunu cevaplamamayı tercih etti. *** İran, 2025 Haziran'ından bu yana çok yara aldı, üst düzey yetişmiş çok insanını kaybetti, Ali Hameney'in yerine seçilen oğlu Mücteba Hameney ise hâlâ törende gözükemeyecek bir problemi yaşıyor, ama gelinen noktada özellikle Trump'a kök söktürüldüğü de bir gerçek. İsteyen ise onu "Bay soykırım" olarak niteleyebilir.
05 Temmuz 2026 00:01

Özel'in Cam Tavanı
" Milli Görüş" ün siyasi tabanı en yüksek olduğu zaman yüzde 22'ye gelmişti. " Milli Görüş gömleğini çıkarmak" bu cam tavanı aşma hamlesiydi. Erdoğan 2014'te yüzde 51.79 oyla Cumhurbaşkanı seçilmişti. Onun için o günlerde "Erdoğan halktan şu anda yüzde 50 civarında oy alsa bile, halktaki onanma, beğenilme -ben oy vermedim, vermiyorum ama yaptıklarını da onaylıyorum- diyenlerin oranı yüzde 80'leri bulmalı" gibi yazmışlığım vardır. O dönemler liderliğini yaptığı Ak Parti'nin oyları da yüzde 49'ları buluyordu. Özgür Özel Anadolu'da buluştuğu bu coşku ile "Yeni yol" u seslendirebiliyor. Belli ki Özgür Özel ne kadar "Baba ocağı" nostaljisinin altını çizerse çizerek CHP tabanı ile irtibatı koparmamaya çalışırsa çalışsın orada kalamayacak. Belki de bu, onun için, daha doğrusu 2023 Kurultayı'na "Değişim" bayrağını açarak girenler için, "Değişim" i yeni partide gerçekleştirme fırsatını verecek. "Ne yapalım, CHP'nin yüzde 25'lik cam tavanını kırdık, CHp'yi birinci parti yaptık, iktidara yürüyecektik, yolumuzu kestiler, biz de yol açıyoruz" diyebilme fırsatını… " Yeni parti." PanoramaTR Direktörü Hatem Ete, Haziran 2026 araştırmasında kararsızlar dağıtıldığında Özgür Özel'in kuracağı partiye yüzde 30'un üzerinde oy çıkabileceğini belirtiyor. Şu sıralar AK Parti'nin oyu da yüzde 30 civarında. O da bu rakamın yüzde 50 artı 1'in nesi olacağını düşünüyor. "Yeni parti" muhtemelen "Yeni ana muhalefet" niteliği kazanacak. Yani Özgür Özel 'in kuracağı parti, alternatif blokun "ana bileşen" i olmak durumunda. Gelinen noktada "Konuşmama hakkınız var, söylediğiniz her şey aleyhinize delil olarak kullanılabilir" gibi bir uyarıyı içinde saklayabilir Özgür Özel.
03 Temmuz 2026 00:01

"El Mi Yaman Bey Mi Yaman"lı Günler
Başdanışman Mehmet Uçum "Garanti" gibi bakıyor ama siyasette hiçbir şeyin garanti olmadığı da bilinir. Bir yılı aşkın süredir Anadolu meydanlarında ter dökerek "Yargının siyasallaşması" nı ülke gündemi haline getirdi. Tuttu bu. "Özgür Özel" diye bir "liderlik aurası" oluştu siyaset meydanında. Parti bir "Yargı" kararıyla Özgür Özel 'den alındı, Kılıçdaroğlu'na verildi. Kılıçdaroğlu yola İktidarın CHP yönetimine yönelik suçlamalarına sahiplenerek çıktı; sloganı "Arınma" idi. "Şunun da kellesini alalım, şunun da, şunun da…" Özgür Özel halka sığındı bu giyotin politikasına karşı… Yol arkadaşlarına karşı gerçekleştirilen 18 -19 Mart operasyonundan sonra bir genel başkan olarak meydanlardaydı. Şimdi, sanki "Ankara'daki ittifak" a karşı sivil bir öfke halinde sokaklara inmiş durumda. Onun için herkes Özgür Özel 'i "Yeni parti" için zorlamaya başladı. " Karpuz göbekten ikiye yarılır diye hesaplandı, öyle kurgulandı" diye düşünüyor Özgür Özel, hep "Hesaplaşma Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında, diye sunuldu kamuoyuna Erdoğan tarafından, oysa asıl hesaplaşma milletle Erdoğan arasında" diyor ve "Şimdi karpuzun yüzde 99'u burda, onlara sapı kaldı sapı" diye sesleniyor. Kamuoyu yoklamalarında "Kılıçdaroğlu CHP'si" denen şeyin bulduğu yüzde 2-3'lerdeki karşılık, bizzat Ak Parti cenahında bile " Ne yaptık biz" tedirginliğine yol açıyor. Böyle durumlar için bir de Dadaloğlu'nun. "Ferman padişahın dağlar bizimdir" i dillere pelesenk olmuş. "Yeni yol açarken" onları doğru okumakta yarar var.
02 Temmuz 2026 00:01

86 Milyon Artı Ümmetin Umudu Öyle Mi?
Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan'ın Sapanca'daki istişare toplantısında yaptığı konuşmadan medya "Yorulan varsa buyursun kenara gelsin dinlensin, kenara gelmeyen de meydanın hakkını versin" kısmını öne çıkardı. Bu ifadeler meselâ Erdoğan'ın eski metin yazarlarından Aydın Ünal 'ın Sapanca buluşması öncesinde Yeni Şafak 'ta yazdığı " AK Parti'nin önündeki tehlike: Atalet ve insicam bozukluğu" gibi analizlere denk düşüyordu. " Metal yorgunluğu" gündemi AK Parti'de yeni değildi. 2019 öncesinde Ankara, İstanbul, Balıkesir, Bursa gibi sembol illerin belediye başkanları "metal yorgunluğu" gerekçesiyle görevden alınmıştı. Aydın Ünal diyor ki, "14 Ağustos'ta AK Parti 25'inci kuruluş yıldönümünü kutlayacak. 18 Kasım'da ise kesintisiz iktidar 24 yılı geride bırakmış olacak." Erdoğan'ın "yorulanlar" dan bahsetmesinin medyada öne çıkarılması normal. Şunlar: " Ak kadrolar olarak hepimiz elbette 86 milyonun umuduyuz ama bu teşkilat bu hareket sadece 86 milyonun değil aynı zamanda ümmetin de umududur." " 86 milyonun umudu" artı "Ümmetin umudu." Erdoğan'ın Genel Başkan olarak katıldığı toplantıya, partinin MYK ve MKYK'sı, bakanlar kurulu, milletvekilleri, kadın ve gençlik yönetimleri iştirak etti. Belli ki bu cümleler Erdoğan'ın kendi inancını yansıtmanın ötesinde hükümet unsurları, parti üst yönetimi, gençler, kadınlar olmak üzere yönetim kadrolarına yönelik "motivasyon" niteliği taşıyor. " Caddeyi sokağı asla boş bırakmayacağız" ifadeleri de var Erdoğan'ın sözleri içinde. ERDOĞAN – ÖZEL - KILIÇDAROĞLU Erdoğan bu ülkenin Cumhurbaşkanı.
30 Haziran 2026 00:01

"Potansiyel Bilmem Ne" Suçundan Tutukluluk
NATO Zirvesi öncesi 178 tutuklama… " Neden" ini belli ki gözaltı sorgusunu yapanlar da, önlerine getirilen insanlardan öğrenmeye çalışıyorlar: İBB dâvâlarında söz gelimi 15 aydır tutuklu bulunup da iddianamesi yazılamayanlar var, neyle suçlandığını bilmeyenler var. " -Annem babam alzaymer, demiş tutuklananlardan bir bilim insanı, onlara ben bakıyorum, ben olmazsam ölürler." Niye orada olduğunu bilmiyor henüz, ama gelinen noktada ülkedeki hukuk savrulmasına bakıp kendisine yapılanları normal görüyormuşçasına, "Annem babam…" la bir insanlık arıyor. derin Bazılarına "ev hapsi" verilmiş. Bilmem kaç kişi ile zaten kapasitesinin üstünde tutuklu barındıran cezaevlerinde bir ranza bulmanın güçlüğüne ya da yerde yatacak yer bulununca şükredilen durumlara bakılırsa "ev hapsi" çok lüks bir şey. Bizde peşin peşin 178 kişi tutuklandığına göre, bir kere "tutukluluk istisna olmalı" gibi bir temel yaklaşımın ıskalanmasına göz yumulmuş durumda. Zaten o iş 19 Mart 2025'ten beri "Tutukluluk esas, tutuksuz yargılanma istisna" haline gelmiş bu topraklarda… Hani bir zamanların Adalet Bakanı "Devlet pardon dememeli" demişti yüreğinden koparcasına… NATO çevreleri "Sizinkiler seçti akredite olanı – olmayanı" diyormuş.
28 Haziran 2026 00:01

Trump: Ben İstedim O Da Öyle Yaptı
"O benim bir dostum ve savaşın dışında kaldı. Biliyorsunuz, İran'la yaşanan savaşa dahil olabilecek en güçlü adaylardan biriydi. Hatta belki de İran'ın tarafında yer alabilirdi. Çünkü bildiğiniz gibi İsrail'in büyük bir hayranı değil. Ben de ondan savaşın dışında kalmasını istedim. O da öyle yaptı." Amerika ve İsrail'in İran'a yönelik ilk saldırıları 13 – 24 Haziren 2025'te gerçekleşti. İkinci saldırı 28 Şubat 2026'da başladı, bu saldırılarda İran'ın dini lideri Ayetullah Hameney dahil, genelkurmay başkanı dahil, bir çok üst düzey devlet adamı nokta ateşlerle katledildi. Trump'ın da ifade ettiği gibi, Amerika'daki sivil – askeri karar vericilerde saldırıları başlatmadan önce "Acaba Türkiye'nin tavrı ne olur?" gibi bir değerlendirmenin yapıldığını tahmin etmek zor değil. Çünkü İran Türkiye'nin komşusu, çünkü iki ülke de Müslüman, çünkü daha önceki ABD – İran ilişkilerinde Türkiye, İran lehine tavırlar sergilemiş. Trump'ın sözlerinden, bu süreçte Erdoğan'a ulaşıldığı, ondan savaşta tarafsız kalmasının, hele "İran lehine" bir tutumun benimsenmemesinin istendiğini anlıyoruz. Savaş sürecinde Trump'ın İran'a "Sizi haritadan sileceğiz" gibi tehditler yönelttiğini biliyoruz. Trump bu coğrafyada İsrail'i onun için savaşı göze alacak, Erdoğan şahsında Türkiye'ye de, hangi ortak değere sahip olursa olsun düşman ilân ettiği Müslüman ülke lehinde tavır almamak şartıyla "etkin ülke" pozisyonu imkânı sunarak bir "Ortadoğu dengesi" kurmayı hedefliyor. Ama bölgedeki yapıda "İsrail tehdidi" diye bir olgu da Trump himayesinde yerleşik hale geliyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance İsrail'li bakan Ben Gvir'e cevap verirken şöyle demişti: "9 milyonluk bir ülkesiniz. Karşılaştığınız her ulusal güvenlik sorununu çözmek için sadece öldürerek bir çıkış yolu bulamazsınız." Ama orada, İsrail'de böyle bir damar var ve Netanyahu o yapı içinden çıkmış bir vandalı temsil ediyor.
26 Haziran 2026 00:01