
Sosyal medya hesabı üzerinden adalet sistemini hedef alan Dilek İmamoğlu, 9 Temmuz'daki savunma tarihinin kasıtlı olarak NATO Zirvesi ile aynı güne denk getirildiğini iddia ederek absürt bir "gündemden kaçırma" senaryosu ortaya attı. Mahkemenin rutin işleyişi ve yasal takvimi çerçevesinde belirlenen 9 Temmuz tarihine karşı adeta savaş açan İmamoğlu, daha önce mutabık kalınan savunma sırasının dışına çıkıldığını öne sürdü. Hukuki argümanlar sunmak yerine her sıkıştıklarında "mağduriyet" maskesinin arkasına sığınmayı alışkanlık haline getiren algı ekibinin bu son hamlesi, Dilek İmamoğlu'nun şu açıklamalarıyla dışa vurdu: "Kamuoyunun yanıt beklediği soru açıktır. Bu davada amaç gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkması mıdır? Yoksa 9 Temmuz tarihine yerleştirilmek istenen önceden belirlenmiş bir takvim midir? Anlaşılan odur ki Ekrem İmamoğlu'nun gerçekleri tüm açıklığı ve şeffaflığı ile ortaya koyacağı, iddialara tek tek yanıt vererek kamuoyunu aydınlatacağı savunmasından çekinenler var. Bu savunmanın yaratacağı etkiyi azaltmak için savunma gününün NATO Zirvesi ile aynı tarihe denk getirilmesi istenmektedir." Dilek İmamoğlu'nun, eşinin yapacağı savunmanın "etkisini azaltmak" için küresel liderlerin zirvesinin alet edildiğini öne sürmesi, sosyal medyada ve kamuoyunda alay konusu oldu.
Kaynak: Yeni Şafak, AA
03 Temmuz 2026 17:42
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Aile Dayanışma Ağı 38'inci Buluşması | Dilek İmamoğlu: '9 Temmuz Tarihine Yönelik Bu Acele Ve Israrın Gerekçesi Nedir?'
"Dün yaşananlar, ülkemizin hukuk tarihi açısından hafızalara kazınacak, vicdanları derinden sarsan bir sürece dönüşmüştür" diyen İmamoğlu, "Sayın Ekrem İmamoğlu'nun daha önce mutabık kalınan savunma sırasına rağmen yeniden savunma sıralamasının değiştirilmesi ve duruşmanın her koşulda 9 Temmuz'da tamamlanması yönündeki ısrarın gerekçesi nedir? Bu karar değişikliği hangi ihtiyaçtan doğmuştur? 9 Temmuz tarihine yönelik bu olağanüstü acele ve ısrarın arkasında ne bulunmaktadır? 110 gündür devam eden bir dava sürecinin sonuna yaklaşılmışken; Ekrem İmamoğlu'nun savunmalarına henüz sıra gelmemişken, neden bu kadar acele edilmektedir?" sorularını yöneltti. Bir yılı aşkın süredir Silivri'de tutuklu bulunan seçilmiş İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Dün yaşananlar, ülkemizin hukuk tarihi açısından hafızalara kazınacak, vicdanları derinden sarsan bir sürece dönüşmüştür. Bundan dört ay önce, duruşmanın başlangıcında sevgili eşim Ekrem İmamoğlu, iddia edilen örgütün yöneticisi sıfatıyla yargılandığı için savunmasını en son yapmak istediğini ifade etmiş, bu talep de mahkeme başkanı tarafından hepimizin huzurunda kabul edilmişti. Ancak dün, hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, mahkeme başkanının bu kararı bir anda değiştirilmiştir. Sayın Ekrem İmamoğlu'nun daha önce mutabık kalınan savunma sırasına rağmen yeniden savunma sıralamasının değiştirilmesi ve duruşmanın her koşulda 9 Temmuz'da tamamlanması yönündeki ısrarın gerekçesi nedir? Bu karar değişikliği hangi ihtiyaçtan doğmuştur? 9 Temmuz tarihine yönelik bu olağanüstü acele ve ısrarın arkasında ne bulunmaktadır? Bir insanın aynı gün üç ayrı mahkemede savunma yapmaya zorlanmasının ne hukuki ne de vicdani bir karşılığı vardır. 110 gündür devam eden bir dava sürecinin sonuna yaklaşılmışken; Ekrem İmamoğlu'nun savunmalarına henüz sıra gelmemişken, neden bu kadar acele edilmektedir? Adil yargılamanın temel şartlarından biri, savunma hakkının hiçbir baskı ve zaman kısıtı altında bırakılmamasıdır. Bu nedenle kamuoyunun yanıt beklediği soru açıktır: Bu davada amaç, gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkması mıdır; yoksa 9 Temmuz tarihine yetiştirilmek istenen önceden belirlenmiş bir takvim midir? Anlaşılan odur ki, Ekrem İmamoğlu'nun gerçekleri tüm açıklığı ve şeffaflığıyla ortaya koyacağı, iddialara tek tek yanıt vererek kamuoyunu aydınlatacağı savunmasından çekinenler, bu savunmanın yaratacağı etkiyi azaltmak amacıyla savunma gününün NATO Zirvesi ile aynı tarihe denk getirilmesini istemektedir. Dün sevgili eşim Ekrem İmamoğlu'nun sorduğu soruyu aynı ısrarla sormak istiyorum: Dört aydır devam eden bir duruşmanın yalnızca bir hafta daha uzamasında ne gibi bir hukuki sakınca vardır? Mahkeme başkanının ifade ettiği gibi, alınan bu kararın ve belirlenen bu tarihin özel bir gerekçesi yoksa; bugüne kadar tüm sanıklara ve müdafilerine gösterilen anlayış neden Ekrem İmamoğlu'nun savunma sırası geldiğinde bir anda ortadan kalkmaktadır? Savunma hakkı neden bugün saat ve gün sınırlamalarıyla daraltılmaya çalışılmaktadır? Dört aydır süren yargılamada hiçbir sanığa veya müdafiye süre sınırlaması uygulanmamışken, neden şimdi yalnızca örgüt yöneticiliğiyle suçlanan sanıkların ve avukatlarının savunmalarına süre sınırı getirilmek istenmektedir? Mahkemenin, duruşmanın başında belirlediği savunma sıralamasında, en ağır ceza talepleriyle yargılanan sanıklar en sona bırakılmışken; sanığın ve avukatının tüm savunmasını tek günde tamamlamasının beklenmesi nasıl hukuken izah edilebilir? Bir sanığın veya müdafinin savunmasını ne kadar süreyle yapacağına mahkeme başkanı nasıl karar verebilir? Bu durum açıkça adil yargılanma hakkının ihlali değil midir? Gelinen noktada artık çok açık bir gerçek vardır: Bizler yargılanmıyoruz Yaşananlar bir yargılama değil; savunma süresine dahi hakimlerin karar verdiği, hükmün fiilen önceden belirlendiği ve herkesin kendisine biçilen rolü oynadığı bir tiyatrodur. Tam da bu hukuksuzluklar tartışılırken, 2 bin 500 yılla yargılanan, 142 eylemle suçlanan Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, avukatları ve davayı takip etmeye gelen sayın milletvekilleri, duruşma salonundan çıkarılmıştır. Hakkını arayanlara tahammül göstermeyen bu anlayış, kendisine emanet edilen kamu gücünü hukuk sınırlarının dışına taşıyarak keyfi bir biçimde kullanmaktadır. Halkın iradesini temsil eden bir milletvekiline 'soytarı' diye hitap etme hakkını kendinde gören bu zihniyeti, milletimizin vicdanına havale ediyoruz." "Masumiyet karinesine saygı, yargı süreçlerinde şeffaflık ve adalet istiyoruz. Tutukluluğun istisna, tutuksuz yargılamanın esas olduğu hukuk devleti ilkesine uygun olarak, tüm tutukluların tutuksuz yargılanmasını ve tahliyelerini talep ediyoruz. Yaşanan tüm bu gelişmeler karşısında; başta Türkiye Barolar Birliği ve İstanbul Barosu olmak üzere tüm baroları, baro başkanlarını ve tüm siyasi partileri, bu hukuksuzluğa karşı ses yükseltmeye ve dayanışma göstermeye, Silivri'ye davet ediyoruz. Aylardır söylediğimiz gibi; bu mesele yalnızca Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarının meselesi değildir. Bu dava, Türkiye Cumhuriyeti'nde hukukun üstünlüğünün, adil yargılanma hakkının ve millet iradesine duyulan saygının sınandığı bir davadır. Çünkü adalet, belirli kişiler için değil, herkes için gereklidir. Bir ülkede adalet zedelenirse, bundan yalnızca sanıklar değil, toplumun tamamı zarar görür. Çünkü adalet, birilerine ayrıcalık değil; herkes için eşit güvence demektir" ÖZER: Hepinizi dayanışmak üzere Silivri'ye bekliyoruz Ardından konuşan Avukat Seraf Özer ise, "Ekrem İmamoğlu davasında salı günü savunmasını yapıyor olacak. Pazartesi günü de aynı anda aslında üç tane duruşması var: Diploma davası, maalesef yüzyılın gerçekten en absürt davalarından biri olan casusluk davası ve aynı zamanda İBB yargılaması aynı anda devam ediyor olacak. Dolayısıyla hem pazartesi günü hem de salı günü hep birlikte dayanışma içerisinde olmamız oldukça önemli. Sayın Ekrem İmamoğlu'nun da salı günü Silivri'de İBB yargılamasında savunma yapması bekleniyor. Hepinizi dayanışmak üzere Silivri'ye bekliyoruz." Konuşmaların ardından, Saraçhane Parkı'nda toplanan vatandaşlarla çekilen anı fotoğrafıyla son buldu.
03 Temmuz 2026 13:23

Operasyon Mu Yapacaksınız?
Kendi savunma hazırlıklarıyla birlikte çok sayıda davayı takip ettiğini belirten İmamoğlu, "Neredeyse 17 davayla mücadele ediyoruz. İnsanüstü bir gayretle hakkımızı ve hukukumuzu savunmaya çalışıyoruz" dedi. Mahkeme başkanı, ilk celsenin 9 Temmuz'da tamamlanacağı yönündeki kararlılığını yineleyerek, "9'una kadar biz bu işi tamamlayacağız. Yetişip yetişmemesiyle ilgili bir durum yok" ifadelerini kullandı. İmamoğlu, "Siz yaptınız, ben yapmadım. 9 Temmuz diye bir gündemi önümüze siz getirdiniz. Baştan bir liste ayarladık" dedi. İmamoğlu, 9 Temmuz'un neden kesin bir sınır haline getirildiğini belirterek, "Eğer 9 Temmuz konusunda bir seferberlik varsa, bilelim. 9 Temmuz'dan sonra operasyon yapılacaksa bilelim de ona göre hareket edelim" diye konuştu. Bu sözler üzerine Mahkeme Başkanı, "Bakın, salondan çıkartırım sizi" diyerek sert bir şekilde uyarıda bulundu. KIYAMET Mİ KOPACAK? İmamoğlu, daha önce savunma sıralamasına ilişkin mutabakat sağlandığını belirterek, bir akşamda ne değişti" diye sordu. Fatih Keleş'in kendisinden önce savunma yapmasının önemli olduğunu söyleyen İmamoğlu, "Fatih Bey, iddianamede örgüt yöneticisi olarak gösterdiğiniz kişi. Benden önce konuşmalı diye ilk hafta görüştük, kabul ettiniz" diye konuştu. SALON BOŞALTILDI Tartışmanın devam etmesi üzerine Mahkeme Başkanı, İmamoğlu'nun salondan çıkarılması için jandarmaya talimat verdi. Bu sırada izleyici bölümünde bulunan CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş'a da tepki gösteren Başkan, "Milletvekili diye soytarılık yapamaz burada, alın dışarıya onu" dedi. Mahkeme Başkanı, Avukat Mehmet Can Seyhan ve İmamoğlu'nun avukatlarından Tora Pekin'in de dışarı çıkarılması için talimat verdi. Salonun boşaltılmasını isteyen Mahkeme Başkanı, duruşmaya ara verildi. Ekrem İmamoğlu salondan çıkarıldığı için savunması alınmadı. Sanıklardan yalnızca İnan Güney ve avukatları duruşma salonuna girmeyi ve savunma yapmayı kabul etti. Diğer sanıkların avukatları duruşma salonuna girmedi. İzleyicilerin önemli bir bölümü de duruşma salonundaki yerini almadı. Güney, rüşvetten gözaltına alındığını, emniyetteyken bunun ortadan kalktığını ve İBB'den tutuklandığını söyledi. "Böyle bir örgütün varlığını kabul etmiyorum" diyen Güney, hakkında verilen ifadelerden hiçbirinin kendisini örgüte yardım ettiğini somut olarak anlatmadığını belirtti. 9 TEMMUZ'DA NE OLACAK? İBB Davası'ndan çıkan tartışma sonrası duruşma salonundan çıkarılan tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yaşananlara ilişkin açıklama yaptı. İmamoğlu, "Bir insan aynı gün 3 ayrı mahkemede savunmaya zorlanmasının insani bir yönü yok" dedi. "Mahkeme başkanının 9 Temmuz'da duruşmayı sonlandırma ısrarı düşündürücüdür" diyen İmamoğlu, "9 Temmuz sonrası Türkiye'de ne olacak?" diye sordu. Salon dışında konuşan Suat Özçağdaş ise mahkeme başkanının son dönemde "inanılmaz bir gerginlik" içinde olduğunu belirtti. Mahkeme başkanının "Milletvekili olmaları soytarılık yapmalarını gerektirmez" dediğini akaran Özçağdaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Haddini bil haddini.
03 Temmuz 2026 05:00

Rezidans Faciasında Flaş Karar: Acılı Babanın Feryadı Mahkeme Koridorlarını İnletti
Mahkeme 4 şüphelinin ev hapsi kaldırdı. Çankaya ilçesi Alacaatlı Mahallesi'ndeki 26 katlı binanın 10'uncu katında, geçen yıl 12 Temmuz'da çıkan yangın da Hüsniye Çelik Şahin (32), 3,5 aylık oğlu Aras Şahin ve sitenin güvenlik görevlisi Muharrem Çetinkaya (63) öldü. 'TUTUKLU YARGILANMASINI İSTİYORUM' Yangında eşi ile bebeğini kaybeden Mustafa Şahin, " Olayın üzerinden 1 yıl geçti. Eşimi ve oğlumu kaybedeli 1 yıl oldu. Hala bir yol katedemedik. Maalesef o bina gibi burada da bu yangını söndürecek hiçbir şey yok. Sanıklar adli kontrollerini ihlal ediyor. Buna rağmen bu celsede de ev hapsindeki sanıkların, adli kontrol tedbirlerinin yurt dışı çıkış yasağına çevrilmesi talep ediliyor. Bu akla ve mantığa sığmıyor. Daha tanıklar bile dinlenmedi. Sorumluların tutuklu yargılanmasını talep ediyorum " dedi. Yangından hemen önce yeni yönetici olduğunu söyleyen F.A., " Benden önce görev yapanlar yargılanmıyorken, benim hakkımda bu davanın açılmasını adaletsiz buluyorum. Yurt dışı çıkış yasağımın kaldırılmasını talep ediyorum " diye konuştu.
03 Temmuz 2026 17:00

3 Kişi Hayatını Kaybetmişti. Mahkemeden Yeni Ara Karar
Ankara'da 3 kişinin yaşamını yitirdiği yangınla ilgili davada ev hapsindeki 4 sanığın cezası il dışına çıkış yasağına çevrildi. Ankara'nın Çankaya ilçesinde geçtiğimiz yıl 26 katlı bir binada çıkan ve Hüsniye Çelik Şahin ile henüz 3,5 aylık olan bebeği Aras Şahin'in yanı sıra site güvenlik amiri Muharrem Çetinkaya'nın yaşamını yitirmesine yol açan yangınla ilgili açılan davada yeni bir gelişme yaşandı. Olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen ilerleme kaydedilemediğini söyleyen Şahin, "Sanıklar adli kontrolü zaten ihlal ediyor. Tanıklar bile dinlenmemişken ev hapsinin esnetilmesi akla sığmıyor; sorumluların yeniden tutuklanmasını istiyorum" dedi.
03 Temmuz 2026 16:39