×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Dijital Reklamın Kazananı Kim?

İnteraktif Reklamcılık Derneği (IAB Türkiye) verilerine göre 2024 yılında toplam medya ve reklam yatırımları 213 milyar TL'yi aşarken bunun yaklaşık 158 milyar TL'si dijital reklamlara gitti. Bu, toplam pastanın yaklaşık %74'ünün dijitale kaydığı anlamına geliyor. Dijital reklam yatırımları yıllık bazda yaklaşık %83 artış gösterdi. Artık reklam bütçesi "dijitale geçiyor" değil, neredeyse tamamen dijitalde yeniden dağıtılıyor. Sosyal medya reklamlarının dijital harcamalar içindeki payının yaklaşık %47 seviyesine ulaşması ve mobil cihazların %79'un üzerinde ağırlığa sahip olması, reklamın "web sitelerinden uygulamalara" kaydığını açıkça gösteriyor. Dijital reklam gelirlerinin en kritik problemi "gelirin ülke içinde kalmaması". DMA, büyük platformların "kapı bekçisi" rolünü sınırlamayı hedefliyor. Kullanıcıya "neden bu reklamı görüyorum?" sorusunun yanıtlanması bile artık hukuki bir zorunluluk haline geliyor. Bu vergiler genellikle %2 ila %7 arasında değişiyor ve özellikle reklam gelirlerini hedefliyor. Amaç yalnızca vergi toplamak değil; aynı zamanda "değer üretiminin coğrafyasını" yeniden tanımlamak. Google ve Meta gibi platformların haber içeriklerini kullanması, Avrupa'da "telif ve değer paylaşımı" tartışmasını doğurdu. Türkiye açısından dijital reklam pazarı büyüyor ama üç temel problem aynı anda devam ediyor: Gelirlerin önemli kısmı yurt dışına gidiyor Yerli yayıncılar sistematik olarak düşük gelir elde ediyor Reklam teknolojileri ve veri altyapısı büyük ölçüde dışa bağımlı 158 milyar TL'lik dijital reklam hacmi güçlü bir ekonomik gösterge olsa da bu rakamın ekonomik katma değere dönüşme oranı tartışmalıdır.

Köşe Yazarı

Kaynak: Diriliş Postası

04 Haziran 2026 15:52

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

İnsanlığı Yapay Zekâdan Kim Koruyacak?

2030 yılına yalnızca teknolojik bir eşikten değil, insanlık tarihinin en büyük zihinsel dönüşümlerinden birine doğru ilerliyoruz. Bugün kullandığımız yapay zekâ sistemleri henüz yolun başında. Geçmişte iletişim insanlar arasında kurulan bir köprüydü. 2030'da bu etkinin çok daha derinleşeceğini düşünüyorum. 2030'un en önemli eşitsizliklerinden biri yapay zekâyı üretenlerle yalnızca tüketenler arasında yaşanacak. Bence 2030'un en büyük sorusu yapay zekânın ne kadar gelişeceği değildir. Asıl soru, insanın yapay zekâ karşısında ne kadar insan kalabileceğidir.

10 Temmuz 2026 00:05

Köşe Yazarı

Whatsapp'ta Yeni Dönem: Gizlilik Artarken Riskler De Büyüyor

WhatsApp'ın uzun süredir beklenen kullanıcı adı özelliği resmen hayata geçiriliyor. Artık kullanıcılar, telefon numaralarını paylaşmadan yalnızca belirledikleri kullanıcı adı üzerinden iletişim kurabilecek. En fazla 35 karakterden oluşabilecek bu kullanıcı adlarında, tanınmış kişi ve markaların taklit edilmesini önlemeye yönelik bazı kısıtlamalar uygulanacağı belirtiliyor. İlk bakışta bu yenilik, kullanıcı gizliliğini güçlendiren önemli bir adım gibi görünüyor. Özellikle telefon numarasını tanımadığı kişilerle paylaşmak istemeyen milyonlarca kullanıcı için önemli bir avantaj sağlayacak. WhatsApp'ın kullanıcı adlarını 35 karakterle sınırlandırması ve ünlü isimlerin ya da markaların birebir kullanılmasını engellemeye çalışması önemli bir adım. Kullanıcı adı sisteminin güvenli şekilde çalışabilmesi için Meta'nın güçlü doğrulama mekanizmalarını devreye alması gerekiyor. Kullanıcı adı sisteminde ise mağdurun elinde yalnızca bir rumuz kalacak. WhatsApp'ın kullanıcı adı sistemi, doğru uygulandığında kullanıcı gizliliğini önemli ölçüde artırabilecek bir yenilik.

03 Temmuz 2026 00:10

Köşe Yazarı

Yapay Zekâ Yks'de Neden Tam Puan Alamadı?

Birkaç saniye içinde metin yazabilen, karmaşık problemleri çözebilen, görsel üretebilen ve insanlarla sohbet edebilen sistemler, birçok kişide "artık her şeyi yapabilir" algısının oluşmasına neden oldu. Herkesin aklındaki soru aynıydı: "Yapay zekâ tüm soruları doğru çözecek mi?" Ancak ortaya çıkan tablo, teknolojinin gücünü gösterdiği kadar sınırlarını da gözler önüne serdi. Yapay zekâ birçok soruda başarılı olsa da tüm soruları eksiksiz şekilde cevaplayamadı. Çünkü yapay zekâ, insan gibi düşünen ve dünyayı insan deneyimleriyle anlamlandıran bir sistem değil; verilerden öğrenen ve olasılıklar üzerinden tahminler üreten bir teknoloji. Benzer şekilde yeni nesil matematik sorularında da formülü bilmek tek başına yeterli değil; soruyu anlamak, verilen bilgileri ayıklamak ve doğru stratejiyi geliştirmek gerekiyor. Yapay zekâ ise ağırlıklı olarak istatistiksel ilişkiler üzerinden çalışıyor. Ayrıca yapay zekâ bazen "halüsinasyon" adı verilen bir durum yaşayabiliyor. Dolayısıyla yapay zekâdan kusursuzluk beklemek yerine, onun da belirli sınırlara sahip bir teknoloji olduğunu kabul etmek gerekiyor. Yapay zekânın YKS'de tam puan alamaması, eğitim sistemimiz açısından da önemli bir mesaj içeriyor. Yapay zekânın bazı soruları çözememesi, onun eğitim alanında değersiz olduğu anlamına gelmiyor. YKS deneyimi bize önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı: Yapay zekâ son derece güçlü bir teknolojidir, ancak her şeyi bilen ve her soruya doğru cevap veren kusursuz bir sistem değildir. Belki gelecekte yapay zekâ çok daha başarılı olacak, birçok alanda hayatımızı kolaylaştıracak ve eğitim süreçlerini dönüştürecek. Bu nedenle yapay zekâ ile insan zekâsını bir rekabetin tarafları olarak görmek yerine, birbirini tamamlayan iki güç olarak değerlendirmek çok daha doğru olacaktır. Çünkü geleceğin dünyasında kazanan, ne sadece insan ne de sadece yapay zekâ olacak; kazanan, ikisini birlikte ve doğru kullanabilen toplumlar olacaktır.

25 Haziran 2026 16:43

Köşe Yazarı

Yks Öncesi Son Uyarılar!

Bu hafta sonu milyonlarca gencimizin geleceğini şekillendirecek önemli bir sınav maratonu başlayacak. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından 20-21 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek 2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı'na (YKS) yaklaşık 2,4 milyon aday katılacak. Sabah oturumlarında saat 10.00 itibarıyla sınav binalarına girişler tamamlanacak ve bu saatten sonra adaylar içeri alınmayacak. Dakikalarla ölçülen bir gecikmenin yıllarca verilen emeği riske atmaması için adayların sınav merkezlerinde erken bulunmaları büyük önem taşıyor. Sınava katılacak adayların yanında geçerli T.C. kimlik kartı veya ÖSYM tarafından kabul edilen resmi kimlik belgelerinden birinin bulunması gerekiyor. Bu nedenle sınav saatlerinde çevresel gürültünün en aza indirilmesi gerekiyor. Özellikle sınav öncesinde ve sınav gecesinde toplumsal duyarlılık göstermemiz büyük önem taşıyor. Özellikle Telegram başta olmak üzere bazı sosyal medya ve mesajlaşma platformlarında "YKS soruları elimizde", "sınav sorularını önceden veriyoruz" veya "garantili başarı" gibi ifadelerle yapılan paylaşımlar dikkat çekiyor.

18 Haziran 2026 13:17

Köşe Yazarı

Dijital Dünyada Veri Kimdeyse Güç Onda…

Eskiden petrol için "dünyanın en değerli kaynağı" denirdi. Bugün ise bu unvanın sahibi veri. Bu şirketler yalnızca teknoloji üretmiyor; aynı zamanda insan davranışlarını analiz eden dev veri merkezlerine de sahip. Dijital platformlar artık yalnızca iletişim araçları değil; aynı zamanda kamuoyu oluşturma gücüne sahip aktörlerdir. Konu aynı zamanda dijital güvenlik ve ulusal egemenlik meselesidir. Bankacılık işlemlerinden e-Devlet hizmetlerine kadar birçok kritik sistem dijital ortamda yürütülüyor. Milyonlarca kişinin kişisel bilgilerinin internete sızdığı olaylar, siber güvenliğin artık yalnızca teknik değil, aynı zamanda ulusal güvenlik konusu olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye'nin dijital güvenliğini güçlendirmesi için yerli yazılım çözümlerine, veri merkezlerine ve siber güvenlik yatırımlarına daha fazla önem vermesi gerekiyor. Türkiye'nin dijital geleceği, verisini ne kadar koruyabildiğiyle doğrudan bağlantılı olacak.

11 Haziran 2026 15:11

Köşe Yazarı

Bankaların Uzaktan Kamera Erişimi Ne Kadar Doğru?

Bu dönüşümün en kritik parçalarından biri de uzaktan kimlik doğrulama sistemleri. Ön kamera üzerinden yüz tanıma yapılması, kimlik kartının okutulması veya canlılık kontrolü gibi işlemler güvenlik açısından yaygın yöntemlerdir. Ancak burada önemli bir ayrım var: Kamera erişimi ile cihazın donanım kontrolü aynı şey değildir. Kullanıcı, bir uygulamaya kamera izni verdiğinde bu izin genellikle belirli bir işlem için geçerlidir. Güvenlik gerekçesi: sahteciliğe karşı yeni savaş Bankaların bu tür gelişmiş doğrulama sistemlerine yönelmesinin temel nedeni, artan dijital dolandırıcılık vakalarıdır. En kritik konu: "minimum yetki" prensibi Siber güvenlikte temel bir ilke vardır: Minimum yetki prensibi. Çünkü burada mesele sadece teknik bir işlem değil, aynı zamanda kullanıcı güveni meselesidir. Kullanıcı neye izin verdiğini bilmezse, sistem ne kadar güvenli olursa olsun şüphe oluşur. Vatandaşlara "güvenlik doğrulaması yapıyoruz", "hesabınız risk altında", "kimlik teyidi gerekiyor" gibi ifadelerle ulaşılır. Çünkü dijital dünyada güven, yalnızca teknik koruma ile değil, aynı zamanda anlaşılabilirlik ile sağlanır. Üçüncü olarak, "hemen işlem yapın", "hesabınız kapanacak" gibi baskı oluşturan ifadeler genellikle dolandırıcılık işaretidir. Bu nedenle dijital bankacılıkta asıl hedef sadece dolandırıcılığı önlemek değil, aynı zamanda kullanıcıya net, şeffaf ve kontrol edilebilir bir deneyim sunmak olmalıdır.

28 Mayıs 2026 14:01

Köşe Yazarı

İnternet Gerçekten Öldü Mü?

Bir zamanlar internet insan sesiydi. Bir yorumun arkasında gerçekten bir insan olduğunu hissederdiniz. İnternet dağınıktı ama canlıydı. Bugün ise çok daha hızlı, çok daha parlak ve çok daha "kusursuz" bir internetin içindeyiz. Belki de bu yüzden son yıllarda "Ölü İnternet Teorisi" bu kadar dikkat çekiyor. Bu teoriye göre internetin büyük bölümü artık gerçek insanlar tarafından değil; botlar, algoritmalar ve yapay zekâ sistemleri tarafından yönetiliyor. Yani karşımızda insan varmış gibi görünen ama aslında otomatik çalışan sistemler olabilir. Bu teorinin neden bu kadar insan tarafından "inandırıcı" bulunduğu daha önemli. Çünkü insanlar artık internette gerçeklik hissini kaybediyor. Belki de internetin ölümü dediğimiz şey tam olarak budur. Algoritmaların Dünyasında İnsan Olmak Bugünün interneti insan psikolojisini çok iyi tanıyor. Eskiden insanlar internette "var olmak" için bulunurdu. Asıl Tehlike İnternetin Ölmesi Değil Belki internet gerçekten ölmedi. Ancak kaybolan şey teknoloji değil; insan hissi olabilir. Bugün internette en zor bulunan şey bilgi değil, samimiyet. Herkes görünmek istiyor ama çok az insan anlamaya çalışıyor. Gürültü büyüyor, insan sesi ise o gürültünün içinde kayboluyor. Ölü İnternet Teorisi'nin bu kadar yayılmasının nedeni de tam olarak bu duygu: İnsanlar dijital dünyanın içinde giderek yalnızlaşıyor.

22 Mayıs 2026 16:59

Köşe Yazarı

Rojin Kabaiş Soruşturmasında Dijital Deliller

Van'da şüpheli şekilde hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş'e ilişkin yürütülen soruşturma büyük ölçüde dijital veriler üzerinden şekilleniyor. Bu cihaz, soruşturmanın zaman çizelgesini netleştirebilecek en önemli dijital kaynaklardan biri olarak değerlendiriliyor. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi olan 21 yaşındaki Rojin Kabaiş, 27 Eylül 2024'te kaybolmuş, 15 Ekim 2024'te Van Gölü kıyısında cansız bedeni bulunmuştu. Bu noktada cep telefonu, olayın "dijital hafızası" olarak görülüyor. Bu aşama, adli bilişimde "üretici düzeyi erişim" olarak bilinen daha ileri bir teknik süreci ifade ediyor. Bu noktada dijital veriler ile DNA bulgularının birlikte analiz edilmesi, olayın hem fiziksel hem de dijital boyutunun bir bütün olarak değerlendirilmesini zorunlu kılıyor. Çin'e gönderilecek cihazdan elde edilecek verilerin, soruşturmanın seyrini doğrudan etkileyebileceği değerlendiriliyor. Bu olay özelinde cep telefonu olayın tüm zaman akışını, temas zincirini ve olası kritik anlarını ortaya çıkarabilecek bir dijital arşiv niteliğinde değerlendiriliyor.

07 Mayıs 2026 16:35

Köşe Yazarı

Okullarda Yeni Dönem: Alo Zorbalık Hattı Kuruluyor!

Hazırlanan yeni eylem planı tam da bu noktada devreye giriyor ve meseleyi yalnızca "olduktan sonra müdahale" çerçevesinden çıkarıp, daha en başında önlemeyi hedefliyor. "Empati ve Sosyal Beceriler" dersinin zorunlu hale getirilmesi, aslında bu dönüşümün en kritik adımlarından biri. Çünkü mesele sadece disiplin sağlamak değil; çocuklara birlikte yaşamayı, farklılıkları kabul etmeyi ve duygularını doğru şekilde ifade etmeyi öğretmek. Okul içindeki fiziksel güvenlik önlemlerinin artırılması, riskli alanların daha sıkı denetlenmesi ve öğretmenlerin bu süreçte daha etkin rol alması da planın diğer önemli ayakları arasında. Planın en çok konuşulan ve belki de en çarpıcı yönü ise "Alo Zorbalık" sistemi... Üstelik anonim kalma seçeneği sayesinde çocukların "ya daha kötü olur" kaygısı da azaltılmaya çalışılıyor. Bu da aslında önemli bir gerçeği kabul ettiğimizi gösteriyor: Zorbalık artık sadece okul koridorlarında değil, ekranların arkasında da yaşanıyor. Eğitim sistemi bu noktada önemli bir rol oynasa da, toplumsal destek olmadan tek başına yeterli kalmayabilir. "Alo Zorbalık" gibi sistemler bu açıdan önemli bir destek sunuyor; ancak hiçbir dijital araç, güçlü bir insan ilişkisinin yerini tamamen tutamaz. Taraf tutma refleksi, suçlama dili ya da "benim çocuğum yapmaz" yaklaşımı, çözümün önüne geçebiliyor. Yeni sistem önemli bir adım olabilir; ancak asıl farkı yaratacak olan, bu adımların nasıl uygulandığı ve toplumun bu sürece ne kadar sahip çıktığı olacak.

30 Nisan 2026 14:53

Köşe Yazarı

Teknolojinin Yeni Karar Vericileri Yapay Zeka Ajanları

Yapay zeka artık yalnızca komutlara yanıt veren bir sistem olmaktan çıkıyor; kendi hedefleri doğrultusunda hareket edebilen, karar alabilen ve süreçleri yönetebilen "ajanlara" dönüşüyor. Çünkü artık mesele "yapay zeka ne biliyor?" değil, "yapay zeka ne yapabiliyor?" sorusuna kaymış durumda… Yapay zeka ajanı, belirli bir hedef doğrultusunda çevresini algılayan, elde ettiği verileri analiz eden ve bu analiz sonucunda bağımsız aksiyonlar alabilen sistemlerdir. Örneğin klasik bir sistemden "bana bir haber özeti hazırla" dediğinizde, size doğrudan bir metin sunar. Yani sadece sonuç üretmez, süreci yönetir Yapay zeka ajanlarını diğer sistemlerden ayıran birkaç kritik özellik var. Bu da onları sadece "akıllı" değil, aynı zamanda "etkili" hale getiriyor. Bir yapay zeka ajanının çalışma mantığı genellikle dört aşamada özetlenebilir: algılama, analiz, karar verme ve eylem. Yapay zeka ajanları halihazırda birçok sektörde görünmeden çalışmaya başladı. Riskler: Kontrol ve Güvenlik Sorunu Bu kadar güçlü bir yapının riskleri de kaçınılmaz. Yapay zeka ajanlarının yükselişiyle birlikte en çok tartışılan konulardan biri de insanın sistem içindeki rolü. Bu nedenle asıl mesele, yapay zeka ajanlarını geliştirmekten ziyade onları nasıl yöneteceğimizi belirlemektir.

23 Nisan 2026 14:19

Köşe Yazarı

Dijital Arenada Suç: Çevrimiçi Oyunların Karanlık Yüzü

Artık bu platformlar sadece rekabet, strateji ve sosyalleşme alanı değil aynı zamanda suçun yeni biçimlerinin üretildiği ve yayıldığı dijital alanlara dönüşmüş durumda. Çevrimiçi oyunlarda suç olgusu çoğu zaman görünmez bir şekilde ilerliyor. Oyun içi satın alımlar üzerinden yapılan kredi kartı dolandırıcılıkları, hesap çalmalar ve sanal eşyaların yasa dışı piyasalarda satılması artık sıradanlaşmış durumda. Bu noktada gözden kaçırılan bir diğer husus, oyun içi iletişim kanallarının kontrolsüzlüğüdür. Özellikle uzun süreli oyun deneyimleri, bireylerin gerçek dünya ile dijital dünya arasındaki sınırı bulanıklaştırabiliyor. Oyun içi mikro ödemeler, kazanmak için ödeme sistemleri ve rastgele ödül yapıları üzerinden özellikle gençler hedef alınmaktadır. Yani sorun yalnızca oyun oynamak değil bu oyunların etrafında şekillenen dijital kültür, ekonomik yapı ve iletişim ağının kontrolsüzlüğüdür. Bu yüzden meseleye yalnızca oyun olarak değil çok katmanlı bir dijital ekosistem olarak yaklaşmak gerekmektedir. Çünkü artık oyun sadece oyun değildir.

16 Nisan 2026 16:07

Köşe Yazarı

Telefonlarımızdaki Görünmeyen Tehlike

Eskiden siber saldırılar çoğunlukla kullanıcı hatasına bağlıydı. Ancak bugün geldiğimiz noktada işler çok daha farklı. Artık "zero-click" olarak bilinen yöntemlerle, kullanıcı hiçbir işlem yapmadan da hedef haline gelebiliyor. Bu durum, siber güvenlik algısını tamamen değiştiren bir kırılma noktasıdır. Çünkü artık risk, kullanıcı davranışından bağımsız hale gelmiş durumda. Casus yazılımlar sadece mesajları okumakla sınırlı değil. Bu da kullanıcıyı en savunmasız noktaya getiriyor: Farkında olmadan izlenmek. Organize suç örgütleri, veri ticareti yapan yapılar ve hatta devlet destekli siber operasyonlar bu alanın bir parçası haline gelmiş durumda. Casus yazılımlar bazı durumlarda istihbarat amacıyla kullanılırken, bazı durumlarda ise doğrudan ekonomik kazanç elde etmek için devreye giriyor. Bugün herkes potansiyel bir hedef. Bu da "mahremiyet" kavramını kökten değiştiriyor. Artık mahremiyet, sadece bir tercih değil; korunması gereken bir hak haline gelmiş durumda. Söz konusu tehdit sadece bireylerle sınırlı değil. Bu tür saldırılar sadece veri kaybına yol açmıyor; aynı zamanda itibar kaybı, ekonomik zarar ve hatta ulusal güvenlik riski doğurabiliyor. Bu nedenle artık siber güvenlik, sadece IT departmanlarınındeğil, tüm yönetim kademelerinin öncelikli gündemi haline gelmek zorunda. Bu da savunmayı her zamankinden daha zor hale getiriyor.

02 Nisan 2026 22:54

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha