
Üniversite kürsülerinde anlatılan o meşhur "tereyağı ve silah" misali, acı bir hakikatin tablosudur. İlâhî beyanda yankılanan "Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz"¹ emri, bütçeyi denkleştirme uyarısı değil; bizi yoktan var eden, önümüze nimetleri seren sonsuz rahmete karşı bir edep duruşudur. Bilakis, nimete karşı gösterilen "ticaretli bir ihtiram"dır.² Yani elindeki bir dilim ekmeğin, bir yudum suyun kadrini bilmek; rızka saygıyla, edeple ve muhabbetle yaklaşmaktır. İktisat Risalesi'ndeki o sarsıcı temsili hatırlayalım: Lezzetleri ayırt eden o küçücük dil, beden sarayının sadece kapıcısıdır; asıl efendi ise midedir, bedendir.² Kapıcıyı şımartıp dilin hevesini tatmin etmek uğruna asıl efendiyi hastalıklara mahkûm etmek ne büyük zulümdür! İktisat ise insanı ve milletleri o yıpratıcı manevî dilencilikten, başkasına el açma zilletinden çekip çıkaran ve başı dik tutan bir haysiyet kalesidir. İktisat, varlığa hürmettir, yokluğa sabırdır, nimete aşktır. 1- A'râf Suresi: 31. 2- Lem'alar, On Dokuzuncu Lem'a.
Kaynak: Yeni Asya
08 Haziran 2026 01:25
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İnsanın Görünmez Pusulası: Sâika Ve Şâika
Bediüzzaman Hazretlerinin (ra), meşhur hislerimize ilaveten "hiss-i sâdise-i sâdıka" (altıncı sadık his) ve "hiss-i sâbia-i bârika" (yedinci parlayan his) olarak adlandırdığı bu iki duygu1, ruhun olacakları önceden sezme hali olan "hiss-i kable'l-vuku"nun çok daha inkişaf etmiş formlarıdır. Zihnimiz telaşla "Neden?" diye sorgulasa da, Sâika izahat vermeksizin sadece eyleme geçirir. Hakikate yabancı düşmüş felsefe, kâinatta kusursuzca işleyen bu İlâhî yönlendirmeyi tam idrak edemediği için sığ bir kavrama hapsederek "içgüdü" veya "sevk-i tabiî" tabirleriyle geçiştirmeye yeltenmiştir. Oysa Üstad bu iddiaları kesin bir dille reddederek gerçeği şöyle haykırır: "Hata ederek ahmakçasına sevk-i tabiî diyorlar. Hâşâ, sevk-i tabiî değil, belki bir nevi ilham-ı fıtrî olarak insan ve hayvanı kader-i İlâhî sevk ediyor." [2] Kâinat kitabına baktığımızda sevk-i İlâhî'nin muazzam tecellilerine şahit oluruz. 1- Mesnevî-i Nuriye, Katre, s. 64. 2- Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Sekizinci Mesele, s. 348.
17 Temmuz 2026 00:29

Güvenli Bir Liman: Sünnet-i Seniyye
O çapa, asırlar öncesinden bize uzatılan eskimez İlâhî rehberliktir: Peygamber Efendimizin (asm) nurlu izi, yani Sünnet-i Seniyye. Nitekim Efendimiz (asm), rahat koltuklarından ahkâm kesen zihniyeti asırlar öncesinden ikaz etmiştir: "Sizden birinizi, emrettiğim veya yasakladığım bir konu kendisine ulaştığında koltuğuna yaslanıp, 'Biz bilmeyiz, Allah'ın kitabında ne bulursak ona uyarız' derken bulmayayım."1 O'nun rehberliğini dışlamak, dini, hevalara göre bükülen bir şekilsizliğe mahkûm eder. 2 Yemek yerken, su içerken veya uyurken niyetimizi "Peygamber Efendimiz böyle yapardı" düşüncesine bağladığımızda, o basit eylem bir anda aydınlanır. Tam da bu günler için Fahr-i Kainat (asm) şu sarsıcı müjdeyi verir: "Ümmetimin fesada uğradığı bir zamanda, benim sünnetime sımsıkı sarılan kişi, yüz şehit sevabı kazanabilir."3 İnançların alaya alındığı, günahların sıradanlaştığı bir dünyada inatla doğru pusulaya tutunmak gerçek bir manevî kahramanlıktır. Hayran olduğumuz bir insanın hâllerini taklit ederken; "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin"4 fermanına muhatap olan bizler, kâinatın en güzel karakterine benzemek için gayret etmeliyiz. 1- Ebu Davud, Sünnet 5; Tirmizî, İlim 10; İbni Mâce, Mukaddime 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/131.
10 Temmuz 2026 00:52

Evlilik Ve Çocuk Yetiştirmek: Bir Gönül İşçiliği
Evlilik, iki farklı dünyanın tek bir çatıda birleşmesi, "ben" kelimesinin usulca "biz"e dönüşmesidir. Evlilik toprağının en güzel meyvesi olan çocuk, aslında o toprağın ne kadar verimli, ne kadar şefkatle işlendiğinin de en berrak aynasıdır. Risale-i Nur'da altı çizilen o muazzam sır, evliliğin ve çocuk eğitiminin kesiştiği yerde saklıdır. Bazen gecenin bir yarısı uykuların bölünmesi, eşlerin birbirine "sen dinlen, ben bakarım" diyebilmesindeki o feragatte gizlidir evliliğin asıl sihri. Çocuğun kalbini inşa etmek, eşlerin birbirinin kalbine gösterdiği özende saklıdır.
03 Temmuz 2026 00:48

Uyanış, Ortak Vicdan Ve İnşa Edilecek Gelecek
Oradaki mazlumların ölüm ve yıkım karşısında sergilediği sarsılmaz iman, seküler zihinlerde "Bu insanlar neye inanıyor da bu kadar dik durabiliyor?" sorusunu doğurarak büyük bir uyanışa vesile olmuştur. Şu meşhur kaide, uluslararası ilişkilerin ve cemiyet hayatının da altın kuralıdır: "En kat'î fazilet odur ki düşmanları dahi o faziletin tasdikine şehadet etsin."2 Materyalizmin aşılmaz sanılan o dehşetli sekiz engeli, bugün hakikî marifetin, fen bilimlerinin ve medeniyetin güzellikleriyle paramparça olmaya başlamıştır. 3 Nitekim bugün, hükümetleri İsrail'in zulmüne destek verirken Londra, Washington ve Paris sokaklarını dolduran milyonlarca gayr-ı müslim vicdanın itirazı, aslında o kitlelerin İslâm'ın "adalet ve hakkaniyet" ilkeleriyle fıtrî bir buluşma yaşadıklarının en canlı ispatıdır. 1. Sözler, Konferans, s. 845-846. 2. ESDE, Hutbe-i Şamiye, s. 238-241.
27 Haziran 2026 00:50

Hakikî Muhabbetin Terazisi: Ehl-i Sünnet Ve Hazret-i Ali
İslam tarihi boyunca ümmetin sinesinde en derin yaralardan birini açan meselelerin başında şüphesiz ki Şia ve Ehl-i Sünnet arasındaki ayrılıklar gelir. Asırlar boyu süregelen bu ihtilafın kökenine inmek, sadece tarihi bir okuma yapmak değil; aynı zamanda Peygamber Efendimizin (asm) "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bunlardan biri ehl-i necattır"1 hadis-i şerifinde işaret ettiği 'Fırka-i Naciye'nin, yani kurtuluşa eren o istikametli yolun kodlarını çözmek demektir. 1- Ebû Dâvud, Sünnet, 1; İbni Mâce, Fiten, 17; Tirmizî, Îmân, 18. (Ayrıca bkz. Bediüzzaman Said Nursî, Mektubat, Yirmi İkinci Mektup, Yeni Asya Neşriyat, s. 259). 2- Bediüzzaman Said Nursî, Lem'alar, Dördüncü Lem'a, Yeni Asya Neşriyat, s. 41-42. [3] Bediüzzaman Said Nursî, Lem'alar, Dördüncü Lem'a, Yeni Asya Neşriyat, s. 43.
17 Haziran 2026 00:25

Çöken Materyalizm Ve Doğacak Olan Hakikat Medeniyeti
Bugün en gelişmiş ülkelerde "yalnızlık bakanlıklarının" kurulması, bu boğulmanın en trajik itirafıdır. Öte yandan, gayrimüslim gençlerin dijital mecralarda dahi Kur'ân okuyup o mukaddes manayı anlamaya çalışması, bu demir kafesteki ruhların fıtrî bir çıkış arayışıdır. 1 Nitekim kuantum fiziğindeki son gelişmelerin, katı materyalist "madde" anlayışını yıkarak kâinatın kör bir tesadüf değil, Vahid-i Ehad olan yüce Allah'ın kudret elinde ilim ve kelam temelli bir nizam olduğunu ispatlaması bu hakikatin en güncel ve parlak tecellisidir. 3 1- Bediüzzaman Said Nursî, Sözler (Yirmi Beşinci Söz / Mu'cizat-ı Kur'aniye Risalesi), Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 408-410 2- Bediüzzaman Said Nursî, Tarihçe-i Hayat (İlk Hayatı, Ezher Üniversitesi ulemasından Şeyh Bahit Efendi ile yapılan mülakat), Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 84. 3- Bediüzzaman Said Nursî, Eski Said Dönemi Eserleri, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, s. 238-242.
15 Haziran 2026 00:41

Metropol Trafiğinde Bir Yavaşlık Anı: Lâfzın Kabuğunu Kırmak
Dışarıdaki o korkunç gürültü, motor sesleri, sirenler, hatta insanların birbirini ezerek bir yerlere yetişme telaşı, gürültülü ama içi boş. Bir "yavaşlama" anıdır bu. O an, pencereden dışarı bakarken, çılgın akıntının tam ortasında, sarsılmaz bir kale gibi duran o yaşlı, devasa çınar ağacını fark edersiniz. Otobüs tekrar hareket eder. Kalbiniz, o çınar ağacının sarsılmaz sükunetiyle buluşmuştur. Huzur her zaman bir dağ başında değil; tam o trafiğin ortasında, ruhunuza attığınız o sarsılmaz kökte de bulunabilir.
02 Haziran 2026 00:26

Varlığın Şiirinde Karanlığın Hissesi
"Mutlak iyi ve her şeye gücü yeten bir Yaratıcı, bu şer tufanına neden müsaade ediyor?" Teodise (İlâhî adalet) mefhumu etrafında düğümlenen bu açmaz, aslına bakılırsa aklî bir krizden ziyade, insanoğlunun kendi aczini ve şaşkınlığını kâinata yansıtma çabasından ibarettir. Hâlbuki ölüm karanlık bir dipsizlik değil; fânî âlemin dar hudutlarından bâkî âleme geçiş için verilmiş "bir terhis tezkeresidir"2. Zira "Güzelin güzelliğini artıran, çirkinin çirkinliğidir."3 Şu dünya bahçesini saran musibetler de, Esma-i Hüsna'nın haşmetini eşyada nakşetmek için dokunmuş birer esrarlı ziynettir. Kâinatın o küllî ve muhteşem ahengindeki değişmez mizan şudur: "Halk-ı şer şer değil, belki kesb-i şer şerdir."4 İlâhî kudretin icadı daima umumî rahmetlere bakar. Hastalığın yorgun çehresinde "Şâfi", ölümün soğuk yüzünde "Mümît" ismini okuyan bir kalp için şu âlemde mutlak bir abesiyet yoktur; yalnızca idrak edilmeyi bekleyen, perdeler ardına gizlenmiş muazzam bir rahmet vardır. 1- Lem'alar, 13. Lem'a, s. 72. 2- Mektubat, 1. Mektup, s. 12. 3- Mesnevî-i Nuriye, s. 334. 4- Mektubat, 12. Mektup, s. 47.
16 Mayıs 2026 00:28

Asıl İntikam, Yıkmak Değil, İnşa Etmektir
İnsanın en ilkel, en dizginlenemez duygusudur öfke. Tarih, gücünü yakıp yıkmaktan alan tiranlarla doludur, ama o tarih, asıl saygıyı zulmün tam ortasında durup "Bana zulmedenlere, zindanlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim"1 diyebilen sarsılmaz iradelere duyar. Çektiği onca çileyi, maruz kaldığı onca eziyeti basit birer kötülük olarak değil; inandığı davanın çelikleşmesi için kaderin vurduğu" şefkatli tokatlar"2 olarak okumuştur. Bugün, bu"müsbet hareket" anlayışına dünden çok daha fazla muhtacız. Sosyal medyada enufak bir hatasında insanları linç etmek, dijital kalabalıkların arkasına saklanıp "intikam" nidaları atmak sıradanlaştı. "Biz intikamımızı, bu hakikatleri altın mürekkeplerle yazarak, neşrederek alacağız"3 dediler. 1- EmirdağLâhikası, s. 412. 2- Age., s. 412. 3- Tarihçe-i Hayat, s. 717.
09 Mayıs 2026 01:46

Kalplere Atılan Sırlı Düğüm: İman Eğitimi Ve Neslin Bekası-2
Masum çocuğa "Cennet var, haylazlığı bırak" diyerek ulvî bir temkin bahşeder. Zalime "Şiddetli azap var, tokat yiyeceksin" uyarısıyla hakkın ve adaletin önünde boyun eğdirirken; ömrünün sonbaharındaki yaşlılara da "Kaybettiğin fâni gençliğe bedel, seni bekleyen solmaz, pörsümez ve dâimî bir uhrevi gençlik var" müjdesini vererek onların hüzünlü gözyaşlarını ebedi bir tebessüme çevirir. Bugün gözümüzün nuru evlatlarımıza bırakacağımız en sarsılmaz mirasın ne mülk ne de servet olduğunu, bilakis hakikatle yoğrulmuş ve "Âmentü" ile çelikleşmiş bir ruh olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. 1- Şualar, 11. Şua, 8. Mesele, s. 248. 2- Asâ-yı Mûsa, 8. Mesele, s. 55.
28 Nisan 2026 00:48

Kalplere Atılan Sırlı Düğüm: İman Eğitimi Ve Neslin Bekası-1
İnsanlığı adeta dipsiz bir girdap gibi içine çeken modern çağın kör edici karanlığında, evlâtlarımızı uçurumun kenarından çekip alacak yegâne can halatı, o masum kalplere atılacak ilk sarsılmaz düğümdür: İman eğitimi. Eğitimi sadece fânî dünyanın kuru fenlerine hapsetmek ve "Büyüyünce kendi bulur" diyerek İlâhî tohumları ekmekte geç kalmak, o günahsız kalplere yapılabilecek en affedilmez ihanettir. Zira temeli duayla ve imanla atılmayan o çocuk, yarın anne babasına hürmetkâr bir evlât olmak yerine onları sırtında bir kambur gibi görebilir; dahası, mahşer gününün dehşetinde "Neden benim sonsuzluğumu kurtarmadınız?" diyerek bizzat kendi anne babasının yakasına yapışan bir davacıya dönüşebilir. Bu dehşetli uçurumun kenarında, Asr-ı Saadet'in eşsiz pedagojisi elimizden tutar.
27 Nisan 2026 01:01

Hakikatin Gölgesinde Taraf Olmak
Bugün birçoğumuzun bir fikre sarılırken asıl motivasyonu kendi doğrusunu yüceltmekten ziyade, "öteki"nden nefret etmektir. Oysa sağlıklı ve onurlu bir duruş, varlığını başkasının yokluğu üzerinden inşa etmez; tam aksine "müsbet hareket" etmeyi emreder. Hakikî bir taraf olma hâli; kendi inandığı, gönül verdiği yolun muhabbetiyle yürümektir. İnandığı değerler uğruna yürüyen bir insan, göğsünü gere gere "Benim yolum haktır" veya "Benim savunduğum fikir güzeldir" diyebilir. Fakat kibrin ve enaniyetin rüzgârına kapılıp, kendisi gibi düşünmeyenleri peşinen mahkûm ederek "Hak yalnız benim yolumdur" veya "Güzel sadece benim fikrimdir" dediği an, hakikatin neferi olmaktan çıkar, taassubun kölesi olur. Netice itibarıyla taraf olmak; kalabalıkların peşinden şuursuzca sürüklenmek veya sadece bir gruba alkış tutmak değildir.
19 Nisan 2026 00:28