
Şimdi de CHP Sözcüsü Müslim Sarı'ya "mış" gibi yapmadan, dobra sorular sorarken bir çirkinliğe maruz kaldı; "Sarı zarf alıyorsunuz, tabii öyle soru sorarsınız" diye laf attı bir partili. Müslim Sarı da Hüseyin Doğan adlı bu kişinin danışmanı olmadığını, sadece "kendisine zaman zaman yardımcı olduğunu" söyledi ve onun davranışını onaylamadığını belirtti. Geçmişte CHP'den milletvekili adayı da olan Şaban Sevinç, "mutlak butlan" kararının açıklanmasının hemen ardından Samsun'da bir grup partilinin yaptığı yürüyüşe katıldı; CHP bayrağı asılı kürsüden partililere konuşma yaptı; Kılıçdaroğlu ve ekibini "CHP içindeki aparatlar " olarak nitelendirdi. *** ÖĞRENCİ PROTESTOSUNDAN TERÖR EYLEMİ ÇIKARMAK İstanbul Erkek Lisesi'nde öğrenciler arasında yaşanan olayları Sabah gazetesi 6 Aralık 2025'te "Şampiyonlara akran dayağı" manşetiyle gündeme getirmişti. İki gün sonra da Türkiye gazetesi "İstanbul Erkek Lisesi'nde taciz rezaleti: Elit okulda skandal" manşetinde "dayak" iddiasının arkasından "kız öğrencilere yönelik taciz listesi ve mahrem görüntüler çıktığını" yazmıştı. Fakat Sabah, 27 Aralık'ta soruşturmanın tamamlandığını duyururken "taciz iddiasının doğrulanmadığı", "kız öğrencilere ait görüntü olmadığı", "üst-alt sınıf ilişkisi içinde organize ve sistematik şiddet vakası olduğu" bilgisi vererek Türkiye gazetesini yalanlamıştı. O zaman Sabah'ı yanıtlamayan Türkiye gazetesi, İstanbul Erkek Lisesi'nin mezuniyet töreninde öğrencilerin sırtlarını dönüp marş söyleyerek okul müdürünü protesto etmesini "İllegal organize yapıların son çırpınışı: İstanbul Lisesi'ndeki provokasyon tutmadı" diye yayımladı. Haberdeki bir cümleyle de aralık ayındaki olaylara gönderme yapılıyordu: "Birinci dönemde okul sınırları içerisinde yaşanan disiplin olaylarının, basit birer gençlik hatası olmadığı, dışarıdan beslenen organize ve terör iltisaklı yapıların planlı faaliyeti olduğu tespit edildi." Halbuki böyle bir "terör iltisaklı yapı"nın varlığına dair ne bir soruşturma ya da gözaltı, ne de bir resmi açıklama oldu. Anlaşılan, Türkiye gazetesi, Sabah'ın "Doğruları ilk kez Sabah yazdı" yalanlamasına içerlemiş, "İstanbul Lisesi'ndeki provokasyon tutmadı" haberiyle gazetecilik iddiasını sürdürmeye çalışıyor. *** RTÜK'ÜN YETKİSİZ MÜDAHALELERİ RTÜK geçen hafta muhalif kanallar, Halk TV, Sözcü TV ve Now TV dışında iktidar yanlısı kanallar ATV, Show TV, Star TV ve Kanal D'ye ceza vererek şaşırttı. RTÜK Başkanı Mehmet Daniş de Anneler Günü öncesinde yayımlanan şarjlı elektrik süpürgesi reklamında kadının köpeğine "Oğlum" diye seslenmesine tepki vererek görev ve yetki alanı dışına çıkmıştı. 2.5 ay kadar geçmesine rağmen RTÜK'ten o reklamla ilgili hiçbir karar çıkmadı, zaten çıkamazdı da. Yeni Şafak'taki yazısında bu ödülleri tek tek sıralayıp ekledi: "Bunların hangi birini, kim aklında tutacak? İtibara katma değer getirmelerini bırakın, itibara hasar bile verebilirler. Siz siz olun, ödül meselesine ve iletişimine özel özen gösterin." Ali Saydam'ın bu uyarısı, gazetecilik ödülleri için de geçerli. Yakınları, daha "Biz şimdi nasıl söyleyeceğiz kazayı" diye dertlenirken, kaza görüntüleri, ölenlerin isimleri medyada yayımlanmış. "Kaza görüntülerine sınır" başlıklı bir yazı kaleme alarak, trafik kazası haberlerinde ölenlerin isimlerinin ve kaza görüntülerinin pervasızca yayımlanmasına karşı çıktı. Kaza haberlerine "sınırlamalar" getirilmesini önerdi: • Unutulma hakkı uygulamasında kaza haberleri öncelikli kategori sayılmalı. *** TEK CÜMLEYLE: • Eski AYM Başkanı Haşim Kılıç'ın CHP'deki butlan kararı için yaptığı "Kapatılma kararından çok daha ağır" değerlendirmesini, Cumhuriyet "Kapatılsaydı daha iyi olurdu", Sözcü TV "Keşke kapatılsaydı" diye duyurarak yanlış aktardı. • Yeni Akit, Rahmi Koç'un anlattığı fıkra sonrasında Koç Holding şirketlerine başlayan silahlı saldırıları "Saygısız Koç'a öfke dinmiyor" başlığıyla yayımlayarak şiddete destek verdi.
Kaynak: Birgün
15 Haziran 2026 05:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Kürt Medyasına Da Barış Dili Gerek
Kürt medyasının günlük gazetesi Yeni Yaşam, DEM Parti'nin "Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğü talebi" için İstanbul, Van, Mersin ve Diyarbakır'da düzenlediği mitinglerin haberini "Pişmanlık yok Onur var!" manşetiyle duyurdu. Anlaşılan, DEM Parti çevrelerinde, Kürt siyasetçilerde PKK'nın silah bırakmasının ardından eski "Pişmanlık Yasası"na benzer yasal düzenlemeyle yetinilmesi olasılığına tepki var; o da "pişmanlık" sözcüğüne alerji yaratıyor. Nitekim "Öcalan'ın İmralı Sekretaryası" üyesi Çetin Arkaş da Mersin'deki mitingde "pişmanlık" meselesine tepkisini dile getirdi: Arkaş'ın, Yeni Yaşam'ın manşetiyle örtüşen bu sözleri Cumhuriyet'te, "Çetinkaya saldırısı sorumlularından terörist Arkaş mitingde meydan okudu: Bizde pişman olmuş bir hal var mı?", Sözcü'de "Katliamcı PKK'lı Çetin Arkaş, Mersin'de konuştu: Bizde pişman olmuş bir hal var mı?", Takvim'de, "Çetin Arkaş'tan süreci zehirleyen dil" başlıklarıyla yayımlandı. Bu haberlerde Çetin Arkaş'ın, 1991'de İstanbul Bakırköy'deki Çetinkaya Mağazası'nın kundaklanarak ikisi çocuk 12 kişinin ölümüne neden olan PKK'lılardan olduğu, bu gerekçeyle 33 yıl cezaevinde kaldığı anımsatılıyordu. Sözcü ve Cumhuriyet'in haberlerinde barış dili kullanılmıyordu, ama Çetin Arkaş gibi birinin meydana çıkıp, "Bizde pişman olmuş bir hal var mı?" diye konuşmasının ardından o insanların öldürülmesinin anımsatılması da doğal. Binlerce Türk ve Kürt genci öldü bu "düşük yoğunluklu" savaşta. *** NATO ZİRVESİ VE YAPRAK SARMA Günlerdir, NATO Zirvesi'nin önemini ve de tarihi niteliğini anlatmaktan bıkmayan ulusal medyamız bir yandan da zirveyi sulandırmaktan geri durmadı: "Trump'ın kızı olduğunu iddia eden Necla Özmer: Babama yaprak sarması hazırladım" İHA, DHA'nın geçtiği haberler, A Haber, Halk TV, Haber Global, Hürriyet, Karar, Nefes, Sabah, Show TV, Sözcü TV ve Ülke TV'nin de aralarında olduğu onlarca mecrada yayımlandı. "Trump'ın kızıyım" diye ortaya çıkan kadınla bu kadar ilgilenen iktidar medyası, Ankara'da yaşamın askıya alınmasını, yasakları, erişim engellemelerini, gözaltı ve tutuklamaları ise görmezden geliyor. Fakat Cumhuriyet, İlke TV ve Sözcü TV'nin yanı sıra Doğan Tılıç (İspanyol Haber Ajansı) ret yanıtı aldı. Bir de üstüne vazifeymiş gibi, RTÜK de açıklama yaparak, "ülkemizin uluslararası konumuna yakışır yayın yapılmasını" istedi; "Uzmanlarımız izliyor" diye de tehdit etti. Aslan, Davutoğlu'nun başbakanlığı sırasında Ankara Garı önünde, Suruç'ta ve Diyarbakır'da bombalar patladığını anımsatarak "Buna rağmen çıkıp televizyonlarda 'Oylarımız yükseliyor' diye beyan verdi. Bu olmaz" dedi. Davutoğlu da yerinden fırlayarak, "O konuşmaya bir bakın. Mülakatın bir bölümünde Gar saldırısını anlatıyorum. Çok sonra gelen bölümde ise seçime giderken anket durumları soruluyor. Ben de anketlerde iyi gittiğimizi söylüyorum. Bu sözler birbirine karıştırılarak yalan üretiliyor." Bu tartışmayı görünce ben de arşiv karıştırdım. Gerçekten de 7 Haziran 2015 seçimlerinin sonuçları tersyüz oldu, AKP 1 Kasım seçimlerinden zaferle çıktı. Fuat Uğur'un, "Cesaret ana" diye tanımladığı Tamar Tanrıyar'ı, Zafer Şahin de Özkan Yalım'ın sevgilisi ile görüntülerini paylaşırken kaynak gösteriyordu. Cem Küçük, kendisinin "Adnan Oktarcı" olduğunu söyleyen Tamar Tanrıyar'a, "Sırf'mutlak butlana' itirazlarım var diye seni tetikçi olarak kullanıyorlar. Sen git sahibin gelsin" yanıtını verdi. Sözcü'yü dağıtmamasını istedi; "iktidara yakın gibi görünen bazı isimlerin hedefinde Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan olduğunu" öne sürerek Serhat Albayrak'a 1 Temmuz'a kadar süre verdi; tehdit etti açıkça. Her iki grup da Tamar Tanrıyar'ı aşan "organize bir saldırı"nın hedefi oldukları kanaatinde. Hilal Kaplan, "Tanrıyar kendi başına bir aktör değildir. Bir araçtır, ama bilerek seçilmiş, dikkatle yerleştirilmiş ve zamanı gelince soğukkanlılıkla terk edilmiş bir araç" dedi. • İHA, Habertürk, Sabah ve Yeni Şafak'ın, tutuklanan komedyen Deniz Göktaş'ın babasının "1980'de Çorum'da bir polisin şehit edilmesine karıştığı" haberini, Çorum katliamı davasının avukatlarından olan Sadık Eral, OdaTV'de belgeleriyle yalanladı. • BirGün, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Korkusuz, Milliyet, Nefes, Sözcü, Posta, Sabah, Odatv, Takvim ve Türkiye, bir e-ticaret platformu sayfasını "reklam" uyarısıyla kullanırken, Aydınlık, Yeni Akit, Yeniçağ, Yeni Şafak ise uyarı koymadan haber sayfası gibi yayımladı. • Tavır gazetesi, "MİT'ten operasyon haberinde kırmızı bültenle aranırken yakalandığı belirtilen "uluslararası uyuşturucu kaçakçısı"nın adını kodladı, yüzünü de flulaştırdı. • Cumhuriyet'in, "TTB seçimleri: Mevcut Başkan Azap en yüksek oyu aldı" haberi eksikti; Alpay Azap'ın yüksek oy almasının başkanlığının devamı anlamına gelmediği bilgisi yoktu. • Gazeteci Bahar Feyzan, bir inşaat şirketinin İstanbul Şişli'deki yeni inşaat projesini, taşıyıcı kolonlarının sağlamlığı, kullanılan betonun kalitesine kadar ayrıntılı olarak anlatarak tanıttı. • Gazete Oksijen'deki "Yürümeyi nasıl öğrettiysem koşmayı da öğreteceğim kızıma!" başlıklı yazıdaki "doktor hatası" ifadesi tek yanlıydı. • Cumhuriyet muhabiri Gülnur Saydam, "Çetelerin yeni adresi İstanbul'un gözde semti Göktürk mü?" haberi nedeniyle gözaltına alınıp sorgulandı; çetelerin üzerine gidilmedi.
06 Temmuz 2026 05:00

Sıkıyönetim Ama "Gibi"si Eksik
NATO Zirvesi öncesinde Ankara'da alınan önlemler, erişim engelleri, yasaklar ve gözaltıları, "sıkıyönetim" ve "olağanüstü hal" olarak nitelendiren medya kuruluşlarından biri de Aydınlık'tı. Manşetin altında "NATO için Ankara'da sıkıyönetim ilan edildi" ve "Olağanüstü hal önlemleri gibi" diye yazmışlardı. Kaldı ki, sıkıyönetim 2018'de yasalardan çıkarıldı, "olağanüstü hal" uygulaması getirildi. Ancak Ankara'daki uygulamaların "sıkıyönetim" ve "olağanüstü hal" benzetmelerini hak ettiği de ortada. Nitekim Cumhuriyet, "sıkıyönetim gibi" başlığı kullandı. KAOS GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, Doç. Dr. Emel Memiş, ÇHD üyesi avukatlar ile TEMA gezisine katılan gönüllülerin de aralarında olduğu 178 kişi "terör eylemleri gerçekleştirebilecekleri" varsayımıyla ve kanıtsız yaftalamalarla tutuklandı. Hürriyet ve Sabah gibi gazetelerin, "Zirveyi 3 bine yakın gazetecinin izleyeceği" haberlerinde akreditasyon yasaklarına değinilmiyordu. *** 500 KİLO ALTINI KAYBEDEN GAZETECİLER Sabah'ın, "36 saatlik işkenceden kayıp 500 kilo altın çıktı" başlığı, Show TV'nin, "Kaçırılma nedeni 500 kilo altın çıktı" altyazısı, "500 kilo kayıp altının varlığı" algısı yaratıyordu. Onu kaçıranlar, Erhan Karaal'a, "Kültür A.Ş.'nin halen tutuklu olan eski genel müdürü Serdal Taşkın ile Ekrem İmamoğlu'nun gizli kasası olduğunu" söylemişler, önce 300 sonra da 500 kilo altın istemişlerdi. Erhan Karaal, altın hakkında bilgisi olmadığını söyleyince de "Serdal Taşkın'ın Erzincan'da sakladığı 500 kilo altını vereceksin' diyerek dövmeye devam etmişlerdi. Kaçıran çete, Erhan Karaal'da bu miktarda altın olduğu ve Erzincan'da sakladığı kanaatine nasıl varmışlardı? Gazeteci Bahadır Özgür'ün, halktv.com.tr'deki "İBB itirafçıları yüzünden canından oluyordu" başlıklı yazısına göre, kaçıranların bu kanaate kapılmalarının nedeni, "İBB davasındaki itirafçı ifadeleri ve iktidara yakın medyanın 'kasadaki altın' hikayeleri"… Hakikaten de geçen yıl Anadolu Ajansı'nın yanı sıra AHaber, Sabah, Show TV, Yeni Şafak, Yeni Asır, KRT TV ve Süperhaber gibi mecralarda yayımlanan ve şoför Orhan Cevahiroğlu, gizli tanık H.H.Ş. ve itirafçı Servet Yıldırım'ın ifadelerine dayanan haberlerde Serdal Taşkın'ın bankada "kiraladığı kasaya külçe altın olarak sakladığı" öne sürülmüştü. Ancak Serdal Taşkın, İBB davası duruşmasında bu iddiaları reddederek, "VakıfBank Nişantaşı şubesinde herhangi bir hesabım ya da kasam yoktur. Ayrıca bu şubede kasa hizmeti de yoktur" demişti. Külçe altınların ve kasanın varlığını doğrulayan kanıt da bulunamamıştı. Bahadır Özgür'ün belirttiği gibi, bu yayınlar Erhan Karaal'ı kaçıranları motive etmiş olabilir. Ama Serdal Taşkın'ın milyarlarca lira değerindeki altının yerini Erhan Karaal'ın bildiğine dair bir yayın yoktu. Onu kaçırarak altınları elde edebileceklerini düşünmelerini sağlayan başka bir etken, başka bir bağlantı da olmalı… İktidar medyası, doğrulama önyargısı ile davranarak, olayın etrafındaki sır perdesini hep İBB davasına bağlıyor. O yüzden de "kayıp 500 milyar", "Rüşvet paralanının peşine düşmüşler" gibi başlıklar atabiliyor, ama bu tutum olayı daha da karmaşık hale getiriyor. Doğru gazetecilik, peşin hükümle yaklaşmak yerine karanlıkta kalan soruların peşine düşmeyi, ipuçlarını araştırmayı, yeni belge ve bilgilere ulaşmaya çalışmayı gerektirir. İktidar medyasındaki o haberlerin kaçırılmada etkisi olup olmadığını ancak böyle netleştiririz. Fakat tam da bu noktadaki şüphelerin üzerine gitmeye çalışan, kuşkularını bir paylaşımla dile getiren gazeteci Ali Çağatay, ters kelepçe takılarak gözaltına alındı; sonra da tutuklandı. Bu da gazetecilik önündeki engel… *** MİLLİYET, GÜRSEL TEKİN'İ ATLATTI Kemal Kılıçdaroğlu'nun, CHP Genel Başkanlığı'na getirilmesinden sonraki ilk gezisini Gürsel Tekin duyurdu. Kılıçdaroğlu'nu, İstanbul'a girişinde Dudullu Çamlıca gişelerinde karşılamaları için partililere çağrıda bulundu. Haber siteleri ve televizyonlar, Tekin'in 24 Haziran'da öğle saatlerinde yaptığı bu paylaşımına dayanarak, Kılıçdaroğlu'nun İstanbul gezisine çıkacağı haberini yaptılar. Ertesi gün, 25 Haziran'daki basılı gazetelerde de yer alıyordu bu haber. Bir tek istisna vardı, o da Milliyet. "İstanbul iptal" başlığı altında "ziyaretin Kılıçdaroğlu'nun programındaki zorunlu değişiklik nedeniyle iptal edildiği" belirtiliyordu. Kılıçdaroğlu, "Muharrem Ayı ve Aşura Günü" etkinliğine katılmaktan son anda vazgeçmişti. Enteresandır, Milliyet'in basıldığı saatlerde gezinin iptaline ilişkin CHP'den bir açıklama gelmemişti. Hatta Gürsel Tekin akşam 19.25'te "Yarın sabah Çamlıca gişelerinde olacağız.
29 Haziran 2026 05:00

Kılıçdaroğlu'nun Bilmediğini Öztürkmen Biliyor, Öyle Mi?
Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin muhalif medyaya yönelik salvolarını sürdüren CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, iddiaları daha da büyüttü: "2024, 2025 ve bu yılın ilk 4 ayında birtakım TV kanallarına, gazetelere ve trol hesaplara 755 milyon lira ödenmiş. Sayman görevinde bulunan Genel Başkan Yardımcımızın (Bülent Kuşoğlu) verdiği bilgilere göre her gün Kılıçdaroğlu'nu eleştiren, gerçekleri çarpıtan, haber kanalı değil de propaganda kanalı haline gelmiş bazı TV, gazete ve trol hesaplara 755 milyon TL ödenmiş." Hasan Öztürkmen'in, MK TV'deki bu sözlerini Şamil Tayyar, "Parayı veren düdüğü çalmış" diye paylaşırken, iktidar medyası da "Trol ağına 755 milyon TL" (Akşam), "Kalemlerini 755 milyona satmışlar" (Yeni Akit), "Fondaş basına para yağdırmış" (Sabah) diye haberleştirdi. Hasan Öztürkmen'in isim vermeden "propaganda kanalı" diye nitelediği kanallardan biri olan Sözcü TV, Kemal Kılıçdaroğlu'nu canlı yayına aldı. Son yıllarda TV'lerde görmeye alışıldığı gibi konuk ağırlama programı yapmadılar; "Efendim nasıl değerlendiriyorsunuz?" tipi, gazeteciyi edilgenleştiren sorular yerine Kılıçdaroğlu'nu sorgulayan, yer yer zorlayan sorular sordular. Kılıçdaroğlu, bu soruyu yanıtlarken, "CHP'nin geçmişte de bazı TV kanallarıyla protokol yaptığını, bunların meşru ödemeler olduğunu" ama Özgür Özel döneminde "sosyal medyaya büyük paralar ödendiğini" söyledi. Kılıçdaroğlu, Hasan Öztürkmen'in, gazete ve gazetecilere de para ödendiğini öne sürdüğünün anımsatılması üzerine de CHP Sözcüsü Müslim Doğan'ın danışmanı Hüseyin Doğan'ı kastederek, "MYK üyemizin yanında çalışan birisi bunu dillendirdi. Onu partiden uzaklaştırdık. Öyle bir şey yok" dedi. Sonra da "Gazetecileri bilmiyorum. Siz söylüyorsunuz, ben bilmiyorum. Ödeme yapılırsa, eğer ödeme varsa meşru zeminde yapılması lazım" diye ekledi. PERSEPOLİS VE SATRAPİ'NİN ANISINA SAYGI İran'daki baskıcı ve totaliter "molla" rejiminde büyüyen bir kız çocuğunun yaşamını anlattığı "Persepolis" çizgi filmiyle tanınan Marjane Satrapi'nin ölümüyle ilgili haberler gizemliydi. Fransa'da olduğu gibi Türkiye'deki haberlerde de "aile üyelerinin" verdiği bilgiye dayanılarak, Satrapi'nin "üzüntüden öldüğü" belirtiliyordu. Elize Sarayı'ndan yapılan açıklamada da "Persepolis ile küresel bir izleyici kitlesini büyüledi. Fransız kültürünün önde gelen bir figürü ve özgürlüğe adanmış bir sanatçı; eserleri evrensel bir mesaj taşıdı ve kendisine büyük uluslararası ün kazandırdı" deniliyor, ama Satrapi'nin ölümüyle ilgili ayrıntıya girilmiyordu. Le Figaro'nun Olivier Delcroix imzasıyla "kültür sayfasında" yayınladığı haberinin başlığında "Persepolis'in yaratıcısı Fransız-İranlı sanatçı Marjane Satrapi, 56 yaşında üzüntüden öldü" deniyordu, ama içerde iki kez kez "intihar etti" kelimesi kullanılmadan, onun eş anlamlıları "yaşamına son verdi, hayatını sonlandırdı" sözcüklerinin geçtiğini buldum. Rengin Azizoğlu ile birlikte Meclis'e girerlerken, polis, Azizoğlu'nun, üzerinde Dicle Fırat Gazeteciler Derneği logosu olan ve Kürtçe "Çapemenîya Azad Civaka Azad" (Özgür Basın, Özgür Toplum) yazan bez çantasına el koymuş. İlk olarak Buket Aydın, Türker Akıncı, Çağlar Cilara ve Başak Şengül, "evlilik dışı ilişki" ile suçlanan AKP'li Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu'ya destek veren ortak paylaşımlarda bulunmuşlardı. Bu isimlerin ortak paydası, CHP'den AKP'ye geçen Beykoz Belediye Başkan Vekili Özlem Vural Gürzel'in kurduğu "Beykoz Medya Okulu"nun eğitmenleri olmaları. YALANLANAN HABER Sözcü gazetesinin "İl yapılacak 25 ilçe için yasa teklifi hazırlanıyor" haberi, basılının yanı sıra internet sayfasında da yayımlandı. Haberde kaynak verilmiyor, sadece "…kanun teklifi hazırlıklarına başlandığı" belirtiliyordu. Fakat Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, "25 yeni il kurulacağı iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır" açıklaması yaptı. Öyle ki, 18 Haziran'da "Açıklanıyor" (Sabah) haberlerinde bile "Tek aday Kocaman" diye yazılıyordu. Futbol medyasına da "Büyük sürpriz" (Fanatik), "Kocaman kaosta üç senaryo" (Sözcü), "Aziz Yıldırım'ın Kocaman sürprizi" (Hürriyet) haberleri yazmak kaldı. TEK CÜMLEYLE: • Türkgün gazetesi GYY Mehmet Müftüoğlu'nun, Habertürk'te "Mansur Yavaş, Özgür Özel ekibiyle hareket etmeyecek. CHP'de kalacak" dediği sırada TV100 ekranın altında İsmail Dükel'in, "Mansur Yavaş, Özel'le hareket edecek" sözleri yer alıyordu. • Yeni Şafak'ın "2001 krizi sonrası en kötü senaryo: Sanayicinin kârı faize yetmedi" manşetiyle çıktığı gün Hürriyet, "Sanayide toparlanma sinyali" haberi yayımladı. • CHP Milletvekili Adnan Beker'in, Ankara'da Ulus Hali'nde hazırlanan masaya otururken "Esas gazeteciler yesin" diyen Özgür Özel'e, "Onları ben balıkçıya göndereceğim" yanıtı vermesi, gazeteciliğe hakaret niteliğinde gören, çarpık bir bakıştı.
22 Haziran 2026 05:00

Yunan Düşmanlığını Besleyen Dil
BBC Türkçe'nin haberindeki gibi Akşam'ın, "ABD'den Yunan'a terörist tepkisi", Yeni Akit'in, "Yunan'da dijital gözetleme paniği" ve Nefes'in "Kopyacı Yunan'ın mavi stratejisi" haberlerinde devlet ile ulus ayrımı yapılmıyordu. Türkiye gazetesi, F-16'ların, Meis üzerinde alçaktan uçan Yunanistan jetlerini uzaklaştırmasıyla ilgili habere "KAŞınıyorlar" başlığı atarak kışkırtıcılık yapıyordu. Selanik'teki bir Yunan restoran sahibinin işkembeyi "gelenekse Yunan yemeği" olarak tescil ettirmek istemesi, "Yunanistan ile paça ve işkembe gerilimi" (Nefes), "Yunanistan ve Türkiye arasındaki 'işkembe' savaşı" (EuroNews) ve "Yunanlılar bu kez şifa kaynağımıza göz dikti" (Sözcü) başlıklarıyla yayımlandı. O yüzden de 1979'da öldürülmesinin ardından Milliyet ve Elefterotipia gazetelerinin sahiplendiği "Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü" oluşturuldu. *** RAHMİ KOÇ'UN FIKRASI VE PARANIN GÜCÜ İşinsanı Rahmi Koç'un, İzmir'deki hastane açılışı sırasında Kürt kadınları aşağılayan, cinsiyetçi ve ırkçı bir "fıkra" anlatırken yanındakilerden en ufak bir itiraz gelmemiş. O da "Rahmi Koç'tan güldüren fıkra: Doktor önce sen soyun" başlığıyla paylaşıyor sosyal medyadan. Zira geçen hafta Koç Holding için "100. yıl gazetesi" adlı 40 sayfalık reklam eki çıkaran Oksijen, "Koç Holding'ten 150 milyon dolarlık sağlık yatırımı" haberinde ne fıkradan söz etti, ne de Rahmi Koç hakkında soruşturma açılmasından… *** "ÇARPILDI" KARİKATÜRÜNÜN ÇİZERİ Özgür Özel, TBMM'deki konuşmasında "Canımız Ferdi Zeyrek'in elektrik çarpması sonucu canıyla uğraştığı o gün, Yeni Akit gazetesine 'Çarpıldı' diye dalga geçen karikatürü çizen kadın, bugün çikolata dağıtıyor babaevinde" dedi. Hakikaten, Gülşah Alyans'ın X hesabı Kasım 2025'te açılmış; oysa Ferdi Zeyrek'in ölümü 10 Haziran 2025'te. Özgür Özel'in sözünü ettiği karikatür de Yeni Akit'te 11 Haziran 2025'te, ölümünün ertesi günü yayımlanmış. Ayrıca bu karikatür, "Akit'i iftiralarla susturamazsınız. Geberdi diyenin de lince kalkışanın da…" manşetinin altında yayımlanmış. O günlerde Akit'in, Ferdi Zeyrek için "Geberdi" başlığı kullandığı paylaşımları yapılmıştı; gazete o iddiayı reddediyordu. Ben de o günlerde yazmıştım, Yeni Akit'in "Geberdi" başlığı attığı doğru değildi; montajdı. Ancak Yeni Akit, ilk haberinde "Çarpıldı" yazarak nefret saçmıştı. Fakat iktidarın TBMM'ye sevk ettiği yeni yasa teklifinde, "Basın Yayın İlkeleri" başlığı altında "Basın Ahlak Esasları"ndan çok daha ağır, çok daha belirsiz, istenildiği gibi yorumlanabilecek 15 maddeye yer verildi. "Yeni bir 5816 zulmü yolda: Bu yasa, basına pranga vurur" başlıklı haberde, "Atatürk ilke ve inkılapları aleyhine yayın yaptığı değerlendirilen medya kuruluşlarına ilan ve reklam kesme cezası uygulanmasının önünün açılmak istenmesi tepki çekti" deniyordu. İktidar ile yıldızı hiç barışmayan Yeni Asya ve Milli Gazete de "163. Madde geri mi geliyor?" haberleriyle düzenlemeye karşı çıktı; Yeni Akit ile aynı paydada buluştular. Yasa teklifinin TBMM Bütçe ve Plan Komisyonu'ndaki görüşmeleri sırasında bir gelişme oldu; iktidar, teklifin "Basın Yayın İlkeleri" bölümünü geri çekti. Anayasa Mahkemesi'nin "süresiz" nafakayla ilgili yasayı iptal kararı da Yeni Akit'in aylarca devam eden kampanyasının ardından geldi. • İktidar medyası "Büyümede kesinti yok" ve "Türkiye ilk çeyrekte yüzde 2.5 büyüdü" başlıkları kullanırken, Yeni Şafak, "Sanayideki yüzde 0,8'lik daralma"ya dikkat çekti.
08 Haziran 2026 05:00

Politikacılık Gazeteciliğin Önüne Geçerse
Özgür Özel yönetimindeki CHP'nin bazı gazetecilere para verdiği, düzenli ödemelerde bulunduğu iddiasının kaynağı, Barış Yarkadaş'ın sosyal medyadaki paylaşımıydı: "…haber sitesi görünümlü troll hesaplar ayda 300 bin TL alıyormuş genel merkezden. Bir TV'ye ayda 14 milyon, diğerine 8 milyon. Bir gazeteye 4, bir diğerine ise 2.5 milyon ödeniyormuş. Faturalar bugün yarın ortalığa dökülür. Bu işlere ayda 46 milyon TL ayrılmış." Bekleneceği gibi, Yarkadaş'ın bu paylaşımı, iktidar medyasının ilgisini çekti. Bağlı yetki ile takdir yetkisi karıştırılıyor.
01 Haziran 2026 05:00

Siyasete İkinci Yargı Müdahalesi
CHP'deki "mutlak butlan" kararı, bu iktidar döneminde siyasete yargı yoluyla müdahalenin ilk örneği değil. CNN Türk, "CHP Manisa Milletvekili" yazdı; oysa Özgür Özel, kurultay öncesinde sadece milletvekili değil, aynı zamanda "CHP Grup Başkanı"ydı. Ensonhaber, "Ağlamaklı ses tonuyla konuştu" ve "Kendini hâlâ genel başkan sanıyor" diyerek Özel ile alay ederken Yeni Akit'te başlayan Kılıçdaroğlu sevgisi, "CHP Genel Merkezi'nde Kılıçdaroğlu'na büyük ayıp", Yeni Şafak'ta da "CHP'de büyük temizlik" başlığına yansıdı. Mahmut Övür, "Mutlak butlan, çıkmazdaki CHP için çıkış kapısı olabilir", Fuat Uğur, "Bu Türk siyasetinin arınma davasıdır", Yücel Koç da "Mutlak butlan, CHP'yi kurtarma fırsatı", Melih Altınok "CHP'de büyük temizlik başlıyor" diye yazarak, kararı CHP lehine bir gelişme gibi yorumladı. INFLUENCERLAR, İLETİŞİM FAKÜLTESİ'NDE ROL MODEL Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde, geçen hafta tarihinde görülmemiş bir etkinliğe imza atıldı; "influencer" denilen sosyal medya ünlüleri konuk oldu okula. 15 Mayıs'taki etkinlik için hazırlanan afişte "Influencerlar İLEF'te" başlığı altında "Soru -cevap deneyim paylaşımı ve daha fazlası seni bekliyor" denildi. Ama "Yeni Medya" da bu değil, medya da… Geçen hafta "Yaşasın Hayat" köşesindeki "Evde ayakkabıyla gezmek neden bir sağlık riskidir" başlıklı yazısı da gündelik yaşamla ilgili, sade bir dille yazılmıştı. HAFIZASIZ HABERLER Avrupa'nın en tehlikeli uyuşturucu çetesi "Cheroke"nin lideri 'Tombul Jos' (Bolle Jos) lakaplı lideri Johannes Leijdekkers'ın ağabeyi Wilhelmus Adrianus Leijdekkers'ın yakalanması haberleri, bir başarı öyküsü olarak sunuldu. "Cheroke firarisine MİT diz çöktürdü" haberleri birbirini izledi ama bu haberlerde Cheroke çetesiyle ilgili Türkiye'de olup bitenler, daha önce yayımlanan haberler yok sayılıyordu. "Tombul Jos" lakaplı çete lideri, Hollanda'dan kaçarak 4 Temmuz 2020'de Türkiye'ye gelmiş, hem sahte isimle hem de gerçek ismiyle iki ayrı oturma izni almıştı. Sonra da "Türk vatandaşı" olmanın yollarını aramış; ama hakkında "Kırmızı Bülten" çıkarılınca Mayıs 2021'de hiçbir engelle karşılaşmadan özel jetiyle Abhazya'ya kaçmıştı. "Baron İstilası" adlı kitabında Türkiye'ye yerleşen uluslararası uyuşturucu baronlarının çetelesini çıkaran gazeteci Timur Soykan, iki yıl önce BirGün'de üç gün üst üste "Tombul Jos"nun Türkiye serüvenini aktarmıştı. GAZETECİNİN GARDIROBU HEP AYNI Dönemin ünlü çizeri Ali Ulvi'nin 1956 yılında Cumhuriyet gazetesinde çizdiği karikatürün altında, "Türk gazetecilerin gardırobu" yazıyor. IPI'ın kuruluşunun 75. Yılı vesilesiyle düzenlenen "Türkiye Gazetecilik Zirvesi"nde gösterdi. TEK CÜMLEYLE: Yeni Akit'in, İBB'nin 19 Mayıs'ta Karar, Milli Gazete, BirGün, Evrensel, Sözcü ve Cumhuriyet'e ilan vermesini manşetten eleştirdiği gün, içlerinde Akit'in de olduğu iktidar yanlısı 10 gazetede AKP'li Kocaeli Büyükşehir Belediyesi'nin reklamı yayımlandı. Halkbank, kuruluş yıldönümü nedeniyle iktidar yanlısı 14, Ziraat Bankası da Trabzonspor'u kutlama gerekçesiyle iktidar yanlısı 12 gazeteye reklam vererek finansman desteği sağladı. Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu'nun, "dezenformasyonla mücadele" amacıyla CNN Türk ile yaptığı işbirliğiyle, 10 bölümlük "Doğruluk Elçileri" adlı bir program hazırlandı. Halk TV'de, Tarsus'ta altı kişinin öldüğü saldırı haberi için RTÜK'ün yayın yasağı koyduğu" belirtildi, ama RTÜK sadece mahkeme kararını iletiyordu. NTV, Malatya'daki deprem haberini, izleyenlerde panik ve endişe yaratacak şekilde büyük bir felaket olmuş gibi yüksek sesle, çok heyecanlı bir dille aktardı. Okan Holding'in Miami'de yaptığı binanın satış kampanyası Sabah'ta Dilek Güngör'ün, "Miami'nin kalbinde Türk bayrağını dalgalandıracak" haberiyle başladı. Hürriyet, "Özel hastaneye rekor ceza" haberinde Elazığ'daki hastanenin adını vermedi.
25 Mayıs 2026 04:23

Demokrasi Yoksa İlkeli Gazetecilik Olamaz Mı?
Kemal T. adıyla mail gönderen bir okur, "Demokrasinin olmadığı yerde gazetecilik ilkeleri de olamaz" diyerek eleştirdi beni: "Hâlâ anlayamadınız! İslamcılar demokrasi tramvayından indi. Demokrasiyi rafa kaldırdılar. CHP'ye karşı savaş hukuku uyguluyorlar! Ve siz hâlâ gazetecilik ilkeleri 'falan' diyorsunuz. Siz hâlâ sanki demokratik bir rejimde yaşıyormuşuz gibi anlamsız yazılar yazıyorsunuz." Böyle düşünen başkaları da olabilir, anlatayım. *** FUAT OKTAY'A SORULAMADI "Casus" olmakla suçlanan Hüseyin Gün'ün, 2017 yılında dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay'dan lobi faaliyetlerinde devleti temsil için "yetki belgesi" aldığı sözleri duruşmalardaki en çarpıcı gelişmeydi. Hatta 12 Mayıs'ta TBMM'deki görüşmelerde İyi Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, konuyu Hüseyin Gün'ün sözünü ettiği belgeye getirerek, "Dün devlet adına çalışan bir kişi bugün nasıl bir anda casus ilan ediliyor?" diye sordu. Türkoğlu'ndan sonra kürsüye gelen Mustafa Arslan, "Bir şahsın geçmişte belli görevlerde bulunmuş olması ona bağışıklık sağlamaz" dedi. Fakat CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, bu sözleri "Hüseyin Gün'ün devlet adına çalıştığının kabulü olarak" değerlendirince de Arslan, "Kesinlikle onun devlet görevlisi olduğuna dair emare yok, kabul etmiyoruz" diye itiraz etti. *** ÇAKARLI ARAÇ AYRICALIĞI "Ulan it topuk takımı"! Önce garajda çakarlı bir arabanın önünde poz vererek, "Çakarlı araç mı arıyorsunuz? Kızımda değil bende var. Bir kere bile kullanmadım. Tedbiren duruyor" diyerek durumu kurtarmaya çalıştı. İktidar yanlısı gazetecilerden Emin Pazarcı'yı savunanlar olsa da "çakarlı araç" ayrıcalığının üzerinde hiç durmadılar. CHP Grup Başkanvekili A. Mahir Başarır, geçen yıl "Ahmet Hakan, Ferhat Murat, Candaş Tolga Işık ve Hadi Özışık ile hukukçu Serkan Toper'in de çakarlı araç kullandığını" öne sürdüğünde iktidar yanlısı bazı yazarlar bile gazetecilere çakarlı araç verilmesine karşı çıkmışlardı. Başka hangi "gazeteciler"in çakarlı araç konforuna sahip olduğunu da hâlâ bilmiyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanı Zeynep Boz, "Kültür varlıklarının yasadışı ticaretiyle mücadele" konusunda Anadolu Ajansı'na demeç verdi: "Yurtdışından eser iadesi, en sembolik ve de uluslararası kamuoyuna verilen en güçlü mesajı temsil ediyor. 2002'den bu yana 13 bin 453 eserin Türkiye'ye iadesini sağladık." Birkaç gün sonra da "Kaçakçıyı fena üzdük" başlıklı söyleşisi Hürriyet'te manşetten yayımlandı. 1.5 ay kadar önce medyada yayımlanan "Kanada'dan ilk kez Türkiye'ye eser iadesi", "Kanada'dan tarihi eser iadesi" haberlerinde "yedi el yazması sayfa, iki nadir matbu eser sayfası ve iki modern hat çalışması"nın iade edildiği vurgulanıyordu. Fakat bu haberlerin hemen ardından Üsküdar Sahaflar Çarşısı Derneği'nden "Sayın Bakanım, ortada korkunç bir yanlışlık var" itirazı gelmişti: "Bunlar Beyazıt'ta turistlere satılan imitasyon, yeni imalat şeyler! Bunların iadesi için harcadığınız hukuk mücadelesi parasına orijinalleri bulunup satın alınabilir." Karar gazetesinin konuştuğu uzmanlar, Prof. Dr. Süleyman Berk, Prof. Dr. Münevver Üçer ve Dr. Sinan Genim'in değerlendirmeleri de şüpheleri artırdı; tartışma başka uzmanların da katılmasıyla genişledi. Oysa TRT'de yayımlanan "Tozkoparan İskender" dizisinde kullanılan "Menzil Taşı" dizi dekorunun, İstanbul 5 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nca "tarihi eser" olarak tescillendiği düşünülürse sahafların itirazı hiç de yabana atılamaz. Bir başkası da "Gerek ABD nezdinde gerek İran nezdinde güçlü bir ülkeyiz. Siz de güçlü bir lidersiniz ve bu ülkelerle iyi ilişkileriniz var" diye başlamış sorusuna. CHP'de "kaos" olduğundan söz eden bir gazeteci, "Bu bir güven krizi midir? Güvenlik krizi midir?" diye noktalamış sorusunu. *** FALEZLERİ DEĞİL, OTELLERİ KORUYORLAR Demirören Haber Ajansı'nın "Falezlerdeki işgal son bulacak" haberinde falezler üzerindeki "betonarme yapı, asansör, merdiven, platform gibi 26 kaçak uygulamadan 16'sı için yıkım kararı alındığı" duyuruluyordu. Falezlere inmek için asansör ve tünel yapılan bir otelin de "yapı kayıt belgesi"nin iptal edildiği belirtiliyordu.
18 Mayıs 2026 05:00

İbb Davasında Sanık, Chp Davasında Tanık
İBB davasında itirafçılardan Adem Soytekin'in mahkemedeki ifadesi, iktidar medyasında "500 bin dolar rüşvet verdim" başlıklarıyla haberleştirildi; muhalif medyada ise "Çöktü, çöktü" ve "O beyan bana ait değil, şablondu" başlıkları kullanıldı. Soytekin'in ifadesine o kadar önem atfedildi ki, CHP'nin "mutlak butlan" davasında da tanık olarak dinlenmesine karar verildi. KİPTAŞ'ın bir projesinde 70 dairenin "CHP'li belediye meclis üyeleri, CHP'nin belirli çalışanları ile KİPTAŞ çalışanları"na uygun koşullarla verildiğini anlatıyordu. Mahkeme Başkanı'nın "Ne için gönderilmişti para" diye sorması üzerine Soytekin "Rüşvet başkanım. Şahsına istedi" yanıtını veriyor. Oradaki haberlerin çoğu "O ifade bana ait değil" cümlesi üzerine kurulmuştu. Soytekin de bu soruya, "O ifade bana ait değil. Ben onu şablon olarak gördüm. Yoksa ben nereden bileyim 2014'te Beylikdüzü'nde Ekrem Bey'in aday olacağını? Yani o biraz hayalperest bir şey olur" yanıtını veriyor. Anlaşılan, duruşma sonrasında İmamoğlu'nun "Çöktü, çöktü" demesinin nedeni de bu. Uzatmayayım, muhalif medyanın "500 bin dolarlık rüşvet verdim" iddiasını, iktidar medyasının ise "O ifade bana ait değil" bölümünü aktarmaması haberleri sakatlamış. HALK TV'DEKİ "HAKLI SEBEPLER" Seda Selek, Halk TV'den ayrılırken, ayrıntılı bir açıklama yapmamış, "Bilin ki, son derece haklı sebeplerim var" demekle yetinmişti. Yoksa insan neler söyler" dedi. Sanırsınız RTÜK, A Haber'e sürekli ceza yağdırıyor, hele ki Ben Gvir'e edilecek sözü de hiç kaçırmaz! Yok tabii ki Cansın Helvacı'nın içinden geçeni söylemesini engelleyecek bir durum. Tersine, iktidar medyasında Gazze konusunda hamaset ve laf kalabalığı hâkim. Ancak asıl sorulması, söylenmesi gereken sorular sorulmuyor, üzerinde durulmuyor. Hatırlarsınız, geçen yıl Gazze'de ateşkes sağlandığında, "Mehmetçiğe Gazze yolu gözüktü" (ATV), "Türk askeri de kurulması planlanan görev gücünde yer alacak" (Star) haberleri yayımlamıştı. "Gazze'de Barış Kurulu" oluşturulması için ABD Başkanı Trump'ın öncülüğünde Davos'ta düzenlenen törene Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın katılması da başarı olarak sunulmuştu. Aylar geçti; barış planının uygulamada etkisi olmadı; İsrail bildiğini okumaya devam ediyor. İktidar yanlısı medya, ne Filistin'e asker gönderilmesinden söz ediyor, ne de Barış Kurulu'nun etkisizliğinden. En azından bu kurula katılabilmek için Türkiye 1 milyar dolar ödedi mi, ondan da söz etmiyorlar. Ne yetkililer açıklama yapıyor ne de bir gazeteci çıkıp soruyor yetkililere. KULİS DEDİKLERİ SIZDIRMA İMİŞ Bir gazeteciye "Talimatla yazıyor" demek, iktidar sahiplerinin isteği doğrultusunda, onları tatmin etmek için yazı yazdığını söylemek ağır bir hakarettir. Cem Küçük, TGRT Haber'de, Ahmet Hakan'ın "Bırakın şu mutlak butlanın peşini" yazısının "talimatla yazıldığını" söyledi: "Onun belli konulardaki yazıları birileriyle istişareyle oluyor. Meğer böyle isteniyormuş!" dedi. Bekledim ki, Ahmet Hakan ve Abdülkadir Selvi, Cem Küçük'ün suçlamalarına yanıt versin, "Hayır, asla talimatla yazmıyoruz" desinler! Ama ikisinden de hiç ses çıkmadı. Muhatapları yalanlamadığına göre Cem Küçük'ün sözleri doğru kabul edilebilir. Ancak iktidar odaklarının "kullandığı" gazetecilerin iki kişiyle sınırlı olduğunu söylemek de mümkün değil… Benzer şekilde yazılan, söylenen, ama doğru çıkmayan o kadar çok AKP kaynaklı "kulis" çıkıyor ki, demek onlar da gazetecilik faaliyeti ya da bilgi alma değil, bilinçli sızdırma… "Kulis" dedikleri de zaten hiçbir zaman iktidarı zora sokabilecek, eleştirel bir analiz ya da bilgi olmuyor. TEK CÜMLEYLE: • Korkusuz'un, "Spor takımının tamamı, çakılan uçakta can verdi" haberinde uçak kazasının ABD'de olduğu bilgisi yoktu; özel haber gibi "Fatih Polat / Korkusuz" imzası konulmuştu. • Hürriyet ve Milliyet, AKP'li Konya Büyükşehir Belediyesi Başkanı Altay'ın tanıtım metnini reklam uyarısı koymadan habermiş gibi yayımladı. • Sabah, gazetenin sağlık yazarı Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun özel bir hastanede çalışmaya başladığını duyuran reklamı yayımladı. • Yeni Asır'dan Belma Şahaner, Saha Expo 2026 fuarında hem muhabirlik hem de sunuculuk yaptı. • "Barış Anneleri"nin MHP'yi ziyaret haberinde kullanılan Kürtçe "bîrez" sözcüğünü ANKA ve Nefes, "sayın", Sözcü ise "lider" olarak Türkçeye çevirdi; doğrusu "sayın"dı. • Türkiye gazetesi, "KHK ile kovuldu, CHP'de makam sahibi oldu" haberinde, açık adını yazmadığı kişiyle ilgili tek yanlı ağır suçlamalarda bulunuyordu.
11 Mayıs 2026 05:00

"Değişik Mikrofonlar Görüyoruz, Sevindik"
Anadolu Ajansı'ndan Habertürk'e kadar çok sayıda mikrofonu karşısında gören Başaran Aksu, takılmadan edemedi: "Burada değişik mikrofonlar görüyoruz, sevindik. Yoktular, işçilerin eylemini görmediler bugüne kadar. Bakanlık önünde görmeleri sevindirici…" İşçiler, Eskişehir'den Ankara'ya yürürken, bakanlık önünde kaldırımda yatarken, polis onları coplarken, biber gazı sıkarken, 17 gündür onları görmeyen iktidar yanlısı medya, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi devreye girip, Yıldızlar Holding patronunu işçilerin haklarını ödemeye ikna edince ortaya çıkmışlardı. Başbuğ, yazının başlığında "röportaj" diyordu, ama yazısında "Anafartalar Komutanı Mustafa Kemal ile Mülakatı" konu alıyordu. Elbette gazeteci Ruşen Eşref'in, Mustafa Kemal ile Çanakkale savaşı konusunda 1918'de yaptığı ve toplam 36 saat süren "mülakat", tarihsel değeri bir yana, gazetecilik açısından da önemli. Fakat Başbuğ, mülakat" sözcüğünün "röportaj" anlamına geldiğini sanıyor olacak ki, yazısında her iki tanımı da kullanıyor; hatta "Ruşen Eşref (Ünaydın), bu mülakatı ile Türk edebiyatını hem röportaj türüyle tanıştırmış" diyordu. Halbuki eski dildeki "mülakat"ın günümüz Türkçesindeki karşılığı röportaj değil, söyleşi. Röportaj ile söyleşi iki ayrı gazetecilik yöntemi. Söyleşi soru cevap şeklinde yapılır, gazetecinin ortaya çıkan metindeki rolü daha sınırlıdır. Röportaj ise gazetecinin kendi gözlem, araştırma ve izlenimlerini de kattığı, edebi nitelikli gazetecilik ürünüdür. Nitekim röportajın büyük ustası Yaşar Kemal, "Dünyadaki en iyi röportaj yazarları da büyük romancılardır" der. Dilbilimci Emin Özdemir de "Röportaj, bir doğruyu, bir gerçeği, araştırma, inceleme, gezip görme yoluyla ya da soruşturma yöntemiyle yansıtır. Çok kez öyküsel bir örüntü içinde gerçekleştirir bunu" diye tanımlar röportajı. Günümüzde "söyleşi" ile "röportaj"ı karıştıran sadece İlker Başbuğ da değil, yaygın bir yanlış bu. Söyleşiye röportaj denerek, röportaj sıradanlaştırılıyor. Bırakın sokak sohbetçilerini, her gazeteci dahi röportaj yapamaz. Röportaj gazeteciliğin doruğudur; ustalık, yaratıcılık, özgün bir üslup ister. İlker Başbuğ'un sözünü ettiği Ruşen Eşref ile Falih Rıfkı, geçmişte "mülakat" (söyleşi) türünün ünlü isimleriydi. Ama röportajın ustaları da Orhan Kemal, Sait Faik ve en büyükleri de Fikret Otyam ve Yaşar Kemal'di. Soru sorup yanıt almakla karıştırmak onlara haksızlık olur. İTALYAN GAZETECİ DE ŞAŞIRDI İtalyan gazeteci Tommaso Debenedetti'nin sahte bir sosyal medya hesabından paylaştığı "Nobel ödüllü yazar Kazuo Ishiguro'nun öldüğü" mesajının Türkiye'de onlarca sitede haber olduğunu yazmıştım geçen hafta. Dijital evreni dikkatle izleyen Debenedetti, "İtalyan gazeteci nasıl aldattı?" başlıklı yazımı fark etmiş, bana bir e-ileti gönderdi. Debenedetti de sahte haberin Türkiye'de bu kadar çok yayılmasına şaşırmış, "20'den az takipçisi olan ve birkaç gün önce açılan Ingrid Carlberg'in sahte X hesabının, saygın gazeteleri kandırabilmesi inanılmaz" diyor. Türkiye ile bağı olmayan Ishiguro'ya bu kadar ilgi gösterilmesini "gizemli" buluyor. Yazımdan ötürü teşekkür eden Debenedetti'nin, "sahte ölüm haberleri" paylaşmaya, gazetecileri kandırmaya devam edeceği anlaşılıyor: "Medyayı haberleri yayımlamadan önce doğrulamaya teşvik etmek için sahte haber yaymaya devam edeceğim. Gösterdiği olgunluğa minnettarım" dedi de kriz öyle noktalandı. Kuşkusuz Kırıkkanat, görüşlerini hakaret etmeden dile getirebilmeliydi. Ancak Kırıkkanat'ın hakaretleri, ona da Mahmut Övür'ün "insan artığı", Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik'in de "ahlaksız, hain, gazeteci müsveddesi" demesine haklılık kazandırmaz. Bir yazara, sözlerinden ötürü ceza soruşturması açılması da kabul edilemez. Yanlışın yanıtı soruşturma değil, doğruların anımsatılmasıdır. Kaldı ki, yazılarına ara vermesi de bir ceza. YENİ ŞAFAK DOĞRU ÇIKTI İsrail Başkonsolosluğu'na saldırı girişimi sonrasında yaralı yakalanan saldırganların Onur ve Enes Çelik kardeşler olduğu açıklanmıştı. Medyada da öyle yayımlandı isimler. Ama Yeni Şafak, saldırıdan iki gün sonra yayımladığı "Yaralı terörist Enes Çelik değil" haberinde saldırganlardan birinin Enes Çelik değil, Ahmet İmrak adlı kişi olduğunu yazdı. Fakat aynı gazete sanki böyle bir haber yayımlamamış gibi, ertesi günkü haberinde "kardeş olan teröristler Onur Çelik ve Enes Çelik'in tedavilerinin devam ettiğini" belirtti! Şimdi o saldırganların tedavileri tamamlandı; önce Onur Çelik sonra da Ahmet İmrak tutuklandı. Hiçbir medya kuruluşu da saldırı sonrasında "Enes Çelik" adını yayımlayarak yanlış yaptığından söz etmedi, özür dilemedi. Ancak sonuçta, Yeni Şafak'ta Burak Doğan'ın yazdığı "Yaralı terörist Enes Çelik değil" şeklindeki ilk haber doğrulanmış oldu. Bu da Türkiye'de sadece resmi açıklamalara dayanarak haber yazılamayacağını, o açıklamalarda yanlışlar olabileceğini de bir kez daha teyit etti. TEK CÜMLEYLE: • Sinan Burhan'ın başkanı olduğu Türkiye Basın Federasyonu ile İçişleri Bakanlığı'nın hazırladığı "Uyuşturucuya Yaklaşma" başlıklı kamu spotuna iktidar yanlısı gazetecilerin yanı sıra Özlem Gürses ve Nevşin Mengü de katkıda bulundu. • Türkiye gazetesinin "Her dört araçtan biri Avrasya Tüneli'nden geçti" haberinde tünelin "2.6 milyar lira kazandırdığı" belirtiliyor, ama "geçiş garantisi" ödemelerinden söz edilmiyordu. • Hürriyet ve TGRT Haber, Adalet Bakanı Akın Gürlek'in AKP milletvekileriyle yaptığı "istişare toplantısı"nı Güneydoğu'daki illerin tüm milletvekilleriyle yapılmış gibi sundu. • Yeni Şafak, Mansur Yavaş'ın, "Yavaş, 'Her koşulda adayım' dedi" haberine ilişkin yalanlamasını yayımlamadı. • AA ve DHA'nın geçtiği, Akşam, Sözcü, CNN Türk ve NTV'nin de kullandığı "Burun ameliyatından çıkamadı" haberinde suçlanan hastanenin adı yoktu ve haber tek yanlıydı. • Yıldız Holding, sanatçı Ahmet Güneştekin'in "Sessizlik/Silenzio" sergisi için 15 gazeteciyi Venedik'e götürdü; açılışa holdingin Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker de katıldı. • Cezaevindeki gazeteci İsmail Arı'ya 3 yıl önceki eski paylaşımı nedeniyle yeni dava açıldı; gazeteci Tolga Şardan'a da "yargı organlarını alenen aşağıladığı" gerekçesiyle 5 ay hapis cezası verildi. • Ensonhaber, "1 yılda 300 kez acile gidenler var" diye yazdı ama haberde sadece bir kişinin 300 kez acile gittiği belirtiliyordu.
04 Mayıs 2026 05:00

İtalyan Gazeteci Nasıl Aldattı?
"Nobel ödüllü ünlü yazar hayatını kaybetti" haberlerinde kaynak olarak da "İsveç Akademisi duyurdu" bilgisi veriliyordu. Ancak Carlberg'in hesabındaki paylaşım kısa sürede silindi ve onun yerini "Bu hesap İtalyan gazeteci Tommasso Debenedetti tarafından yaratılmış sahte bir hesaptır. Kazuo Ishiguro hayattadır" yazılı bir paylaşım aldı. *** GAZETECİLER, İÇİŞLERİ'NDE DEKOR OLMUŞ Mustafa Çiftçi, İçişleri Bakanlığı'na atanmasından bu yana ilk kez "basın buluşması" düzenledi; Ankara'daki medya kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi. Gerçi Saygı Öztürk, "7.5 yıl il valiliği yapması nedeniyle Çiftçi, devleti tanıyor, nerede ne söyleyeceğini ve bunun ölçüsünü de biliyor" yazdı ama Bakan Çiftçi, bundan pek de emin olmasa gerek. Zira Yusuf Ziya Cömert, toplantıda "soru-cevap kısmı olmadığını" yazdı; davet edilmeyen Deniz Zeyrek de yazısında gazetecilere, "denetimden geçmiş deşifre metni" gönderildiğini belirtti. Umarım orada da Ankara'daki gibi, gazetecilere sonradan "denetimden geçmiş metin" gönderilmemiştir. *** ADNAN OKTAR'IN A9'U DURUYOR, TELE 1 SATIŞTA Sabah, Can Holding'e el konulmasını, "Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük kara para operasyonu" başlığıyla duyurmuştu. 11 Eylül 2025'teki bu "kara para operasyonu" ile Can Holding'in sahiplerinden Kemal Can gözaltına alındı; Mehmet Şakir Can ve Murat Can da aranmaya başlandı. Can Holding'den 1.5 ay kadar sonra, 24 Ekim 2025'te de Tele 1'e operasyon yapıldı. Tele 1'in Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan ile birlikte "casusluk" ile suçlandı; operasyonla birlikte Tele 1 ile ABC RD-TV şirketi TMSF'ye devredildi. Ama TMSF, Tele 1'in 17 Haziran'da açık artırmayla satılacağını duyurdu bile. Öyle ki, TMSF, Flash Haber"i, geçen yıl 84 milyon TL muhammen bedelle, EkoTürk'ü de 26 milyon liraya satışa çıkarmıştı. Aradan aylar geçtikten sonra Tele 1'e biçtikleri fiyat, bir an önce elden çıkarmaya çalıştıklarını gösteriyor. Tele 1 satılınca geri dönülmez biçimde ortadan kaldırılmış olacak. Merdan Yanardağ beraat ettikten sonra bile kanalı geri alması mucizelere kalacak. "Casusluk" bahane, asıl hedef Tele 1. Ne basın ve ifade özgürlüğü umurlarında ne de masumiyet ilkesi ve mülkiyet hakkı. *** GAZETECİLİK GEZİSİNDE VALİNİN İŞİ NE? Antalya Gazeteciler Cemiyeti'nin eski başkanı Mevlüt Yeni'nin, "Nürnberg Basın Kulübü ile 26 yıl önce kurulan medya köprüsünün sarsıldığı" eleştirisi, cemiyette tartışma başlatmış. Cemiyet'in mevcut başkanı İdris Taş, bu eleştirinin doğru olmadığını, Nürnberg ile işbirliğinin güçlenerek devam ettiğini savunmuş. Açıklamasındaki şu cümle dikkatimi çekti: "Nitekim son ziyaretimiz, Antalya Valisi'nin de katılımıyla son derece verimli ve yapıcı bir atmosferde gerçekleşmiştir." Gazetecilik meslek örgütünün bir yurtdışı geziye kentin valisini de götürmesi sorunlu bir davranış, bunu övünç vesilesi olarak görmeleri ise çok üzücü. Cemiyet gibi, 2022 yılındaki o geziye katılan Antalya Valisi Ersin Yazıcı da o zaman valilik web sayfasından övünçle duyurmuş bu geziyi. Eşi Hanife Yazıcı ile birlikte katıldığı geziyi "çalışma ziyareti" olarak nitelendirmiş! Artık vali bey ve eşi gazetecilik faaliyetine nasıl bir katkıda bulunduysa… *** GAZETECİ- POLİS İLİŞKİSİNDE DOZ AŞIMI Sabah gazetesi Haber Müdürü Halit Turan, "Ayhan Bora Kaplan suç örgütü" davasında yargılanan eski polislerin kendisi ve Haber Koordinatörü Abdurrahman Şimşek'e yönelik suçlamalarına bir paylaşımla yanıt verdi. Dönemin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan'a seslendiği bölüm gazeteci-polis ilişkisini sergilemesi bakımından dikkat çekiciydi: "Şevket Demircan: Senin'mağduriyet' tiyatronu da hayretle izliyoruz. Gerçeklerin tek bir huyu vardır: Er ya da geç ortaya çıkarlar." Evet, Halit Turan ve Abdurrahman Şimşek ile suçlanan öbür gazeteciler için de takipsizlik kararı verilmiş; ama Halit Turan'ın bu satırları, geçmişte o polislerle ne denli içiçe olduklarını gösteriyor. Polisler, "haber kaynağı" olmaktan çıkıp, "Twitter'a düşürün" diye baskı yapacak kadar yakın olmuşlar bu iki isme. İşbirliği, gazetecilik sınırını hayli aşmış… *** MADEN İŞÇİLERİNİ YOK SAYDILAR İktidar medyası, ödenmeyen tazminat ve ücretlerini alabilmek için Eskişehir'den Ankara'ya yürüyen maden işçilerini tek satır, tek saniye bile haber yapmadı. Ama madenciler Ankara'da eylemlerini sürdürürken geçen hafta içinde Akşam, Habertürk, Türkiye gazeteleri ile Bengütürk TV, "Karşıyaka Belediyesi'nde maaşları ödenmeyen memurlar ayaklandı", Sabah ve A Haber de "Buca Belediyesi'nde 750 memur grevde" haberi yayımladı. Bu haberler, CHP'li belediyelerle ilgiliydi. Yıldızlar Holding'in işçilerin ücretlerini ödememesini görmezden gelen iktidar medyası, hedef CHP olunca haber yapmaktan sakınmadı. Muhalif medyadan BirGün, Evrensel, Halktv, Nefes ve T24 ise maden işçilerinin eylemi gibi, CHP'li bu belediyelerdeki maaş ve tazminat sorunlarını da haber yaptı. Doğrusu da bu. *** KANYE WEST HABERLERİNİN EKSİĞİ NTV'nin web sitesinde yayımlanan İHA mahreçli "Kanye West, İstanbul'a geliyor. 100 bin kişilik konserde kendi rekorunu kıracak" haberinde bilgi eksikliği vardı. Haberde sadece organizatörün "Fransa konserinin iptal edilmesiyle İstanbul'a talep daha da arttı" gibi bir cümlesi geçiyordu. Oysa haberin yayımlandığı 18 Nisan'a değin Kanye West'in Fransa'nın yanı sıra Birleşik Krallık (İngiltere) ve Polonya konserleri de iptal edilmişti. Üstelik haberde Fransa konserinin neden iptal edildiği de okura açıklanmıyordu, bu bilgi de eksikti. Konser iptallerinin ve tepkilerin nedeni, ünlü rapçinin daha önce Adolf Hitler ve Nazilere hayranlığını dile getirmesi, internet sitesinde gamalı haçlı tişörtler satmasıydı. Avrupa turnesi öncesinde özür dilemesi de tepkileri yatıştırmaya yetmemişti. Enteresandır, NTV'nin haberinden bir gün sonra Independent Türkçe sitesinde yayımlanan ve İsviçre konserinin de iptal edildiğini duyuran "Kanye West'e FC Basel engeli: Bir konser daha iptal" haberinde de 30 Mayıs'ta İstanbul'da yapılacak konserden hiç söz edilmiyordu. Dahası haberde İsveç ile İsviçre karıştırılmıştı, FC Basel için "İsveç futbol kulübü" deniyordu. *** TEK CÜMLEYLE: • Hürriyet, iki gün üst üste "Yasadışı bahis oynayana da hapis geliyor", "36 milyar TL'lik yasadışı bahis baskını" başlıklarıyla, "yasadışı bahis" haberlerini ilk sayfaya taşıdı. • Akşam ve Yeni Şafak gazeteleri, AKP'li Ümraniye Belediyesi'nin tanıtım için düzenlediği sayfayı, "reklam" olduğu uyarısı koymadan yayımladı. • Yeni Şafak, gazetenin sahibi Albayrak Grubu'nun Ekvator Ginesi'nde iki ana limanı işletmesini, Albayrak Finans'ın basın toplantısını ve traktör kampanyasını geniş haber yaptı. • Star sitesi, Almanya'nın Hürmüz Boğazı'na asker göndermesini, sanki bütün "ordu" konuşlandırılacakmış gibi "Ordu gönderme önerisi kabul edildi" başlığıyla haberleştirdi.
27 Nisan 2026 05:00

Gülistan Doku Dosyası Ve Gazetecilik
Bakmayın siz şimdi gazeteler, haber siteleri ve televizyonların " Gülistan Doku cinayeti" haberleriyle kaplanmasına. Gülistan Doku dosyası, başlangıçta, sıradan bir "intihar vakası" olarak kapatılmak istenmişti. Sosyal medyada "Gülistan Doku'nun ailesi" hesabı açarak, #GülistanDokuyaNeOldu etiketiyle kampanya başlattılar; suç duyurularıyla, eylemlerle kızlarını aramayı sürdürdüler. 2022'den sonra da kadın örgütleri, Gülistan Doku'nun annesi Bedriye Doku ve ablası Aygül Doku Filiz başta olmak üzere tüm ailesi, eylemler, suç duyuruları ve açıklamalarla "cinayet" iddialarını gündemde tuttu. Ailenin "cinayeti örtbas etmek"le suçladığı dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel, bir haberinden dolayı Ferit Demir'e dava açtı. Ferit Demir de Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki davanın çağrısını aldığında "Elinizde hiçbir kanıt yokken neden Gülistan Doku, Sarısaltuk viyadüğünden atlayıp intihar etti' dediniz?" gibi sorular yöneltti. "Kasten öldürme" ve "suç delillerini karartma" şüphesiyle eski valinin oğlu Mustafa Türkay Sonel'in de aralarında olduğu on kişi tutuklandı. O ÇOCUĞUN FOTOĞRAFLARI İletişim Başkanlığı'nın Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarıyla ilgili açıklamasındaki "medyanın sorumluluk bilinciyle hareket etmesi" çağrısı değerliydi: "Şiddet eylemlerinin ayrıntılı tasvir edilmesi, maktullerin ve faillerin kimliklerinin öne çıkarılması, olayların dramatize edilerek sürekli gündemde tutulması; benzer eylemlere özendirici etki oluşturabileceği gibi, toplumda korku ve panik iklimini de derinleştirebilecektir. Bu nedenle yayınlarda ölçülülük, hassasiyet ve etik ilkeler temel alınmalıdır." Haklı ve bizlerin de yıllardır vurguladığı uyarılardı bunlar. Polisiye gözlükle bakılınca da çocuklar, "suç"un odağına konuldu, güvenlik tehdidi olarak gösterildi. RTÜK, "düzenleyici kurum" olarak bugüne değin görevini yapsaydı bu okul saldırılarından sonra şiddet içeren TV dizilerinin apar topar yayından kaldırılması, senaryolarında değişiklik için paniklemeye gerek kalmazdı. YENİ İCAT EDİLDİ: ÜNLÜ OLMA SUÇU Artık "Ünlülere uyuşturucu operasyonu"nda kaçıncı dalga olduğunu sayamıyorum, ucunu kaçırdım. Geçen hafta yine "ünlüler" gözaltına alındı, " ünlü " sıfatı yine haber başlıklarındaydı: "Sekiz ünlü daha hapsi boyladı", "Sekiz ünlü daha tutuklandı", "Ünlülere uyuşturucu soruşturmasında yeni gelişme". İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Dönmez, adliye muhabirleriyle yaptığı toplantıda "uyuşturucu operasyonları"nın başarısını anlatırken, dolaylı olarak bu sorunun yanıtını da vermiş: "Ünlüler örnek alınan özenilen insanlar. Toplumda ve ailelerde farkındalığın arttığını düşünüyoruz. Narkotik operasyonlarımız devam edecek." Başsavcı Dönmez, "toplumda farkındalığı artırmak" için "örnek alınan" ünlüleri kullandıklarını dolaylı bir dille anlatmış bu sözlerle. Nitekim "Ünlüler uyuşturucu dosyası' kapsamında gözaltına alınan 255 şüpheliden 169'unda "uyuşturucu maddeye rastlandığı" bilgisini de veriyor. Uyuşturucu çıkmayan 86 "ünlü"nün mağduriyetinden söz etmiyor. Başsavcı Dönmez, bir yandan da "Amacımız ifşa değil" diyor, ama bu insanlar gözaltına alınır alınmaz isim isim açıklamalar yaparak onları suçlu ilan ediyor, damgalıyorlar. Bu sayede "ünlü" olmak başlı başına suç olarak sunuluyor topluma. Operasyonlar dalga dalga devam ettikçe sanat dünyasında, tiyatro, dizi ve sinema sektöründe "endişeli bekleyiş, korku ve huzursuzluk " da yayılıyor. Öyle ki, yapımcılar, projelere başlarken oyunculara uyuşturucu testi yaptırmayı düşünecek hale gelmiş. Ne yazık ki, ünlülere "itibar suikastı"na medya da savcılık açıklamalarını ve dilini yineleyerek katkıda bulunuyor. YİNE GAZETECİLİĞİ CEZALANDIRDILAR BirGün yazarı ve BirGün TV programcısı Zafer Arapkirli, yargılandığı davadaki savunmasına "daha ciddi ve gerçek bir suçu" ihbar ederek başladı: "Halkı topluca ve kesif bir karanlığa sevketmek suçu.' Bugünün siyasi iktidarı, benim maruz kaldığım durum gibi, bağımsız gazetecileri işlerini yapmaktan alıkoyarak, halkın bilgi ve haber alma hakkına engel olmak istiyor." Halen hapiste tutulan gazeteciler Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve İsmail Arı ile haklarında davalar açılan Furkan Karabay ve Sinan Aygül'ü örnek veren Arapkirli, "Bir kulp takarak gazeteciliği cezalandırmaya çalışıyorlar" dedi. Bu tür davalarda hep yaşandığı gibi bu savunma mahkemeyi hiç mi hiç etkilemedi; "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaydığı" gerekçesiyle 2 yıl 6 ay hapis cezası verdiler Arapkirli'ye. "Gazeteciliğin cezalandırıldığı" değerlendirmesinin haklılığı iki gün sonra Bakırköy 34. Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararıyla bir kez daha kanıtlandı. Gazeteci Timur Soykan'a "gizliliği ihlal" ettiği gerekçesiyle 10 ay, Barış Pehlivan ve Murat Ağırel'e de "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaydıkları" gerekçesiyle 15'er ay hapis cezası verildi. Soykan, Pehlivan ve Ağırel'e verilen cezaların gerekçesi, Halk TV'de yayımlanan "Kayda Geçsin" programında Türkiye'nin İsrail ile ticaretinin sürdüğünü ve İstanbul Havalimanı VIP bölümünde altın kaçakçılığı yapıldığını anlatan yayındı! Şanlıurfa'da gazeteci Mehmet Yetim de yine aynı gerekçeyle tutuklandı. Oysa o da halkı yanıltılmıyor, tam tersine aydınlatmaya çalışıyor; gazetecilik yapıyordu. TEK CÜMLEYLE: • Türkçede canlılar için "tane" sözcüğü kullanılmaz, ama İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, K. Maraş'taki saldırı sonrasındaki açıklamasında ölen öğrenci ve öğretmenler, yaralılar, savcılar ve müfettişler için tam 11 kez "tane" dedi. • Türkiye gazetesinin "Artık Meclis'te yoklama isteyip kaçmak yok" haberinde çalışmaların aksamasında iktidar milletvekillerinin TBMM'ye gelmemesinin etkisinden söz edilmiyordu. • Yeni Yaşam gazetesinin "Madenciler Ankara yolunda" haberinde işçilerin Eskişehir'den yola çıktığı ve Doruk Madencilik'in bu kentte olduğu bilgisi yoktu. • Yeni Şafak, "Erkol'un CHP'de aciliyeti yok" haberinde CHP il başkanları toplantısının "çarşamba gününe planlandığı" bilgisi yanlıştı; toplantı bu haberin çıktığı salı günü yapıldı.
20 Nisan 2026 05:00

Gazeteci Partileri Üzebilmeli (2)
"Gazeteci siyasileri yönlendirmeye çalışmaz, onlar adına düşünmez ya da kaygılanmaz, ama gerektiğinde üzmekten de çekinmez." Tam üç yıl önce yazmıştım bu satırları. Seçimler öncesinde kurulan "Altılı Masa"dan kalkan Meral Akşener'in, geri dönmeye ikna edilmesi sürecinde muhalif medyada kimi gazeteciler "taraftar"lık psikolojisiyle davranıyor; eleştirel yaklaşım sergileyenleri de linç ediyorlardı. CHP'ye karşı eleştirel yaklaşımdan vazgeçmek muhalif medyayı "muhalefet" haline getirir. Örneğin, 5 Nisan'da, iktidar medyasında "Belediye kasasından VIP rüşvet" (Akşam), "Uşak'tan Özgür Özel'e 8 milyonluk VIP kıyak" (Sabah), "CHP usulü özel döşeme" (Türkiye), "Özel'in makam aracı Uşak'ın parasıyla alındı" (Yeni Şafak) manşetleri yayımlandı. Hatta AKP Uşak Milletvekili İsmail Güneş, bu iddiayı ertesi gün TBMM'de dile getirdi; CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, "İftira atıyorsun, evrak göster, ispatla" yanıtını verdi. Üstelik de Sabah, 1 Nisan'da, "Uşak'taki soruşturmadaki bir gizli tanık beyanı"na dayanarak, bir ihale karşılığında 5 milyon lira verilerek Özgür Özel'e araç satın alındığını iddia etmiş; CHP İletişim, aracın bedelini CHP'nin ödediğini kanıtlayan faturayı açıklamıştı. CHP'nin yalanladığı "satın alma" iddiası, dört gün sonra "Özel'in makam aracının lüks dizaynı için Uşak Belediyesi kasasından 7.7 milyon lira ödendiği" iddiasına dönüşmüştü. T24'ten Asuman Aranca'nın "Ayhan Bora Kaplan dosyasından eski başsavcı olan Yargıtay üyesi Yüksel Kocaman'ın ismi çıktı: 'Araç parası ödemesi' Kaplan'ın asistanından" haberini BirGün, Gazete Pencere, Halk TV, Sözcü ve Nefes alıntıladı. Bir süre sonra "Aydın'ın hatırını kıramayacağı kişileri araya sokması"ndan yakınan Fuat Uğur, "Yaptığı en hafif deyimiyle ayıp; gerçeği sağlamak için kaçmak ve baskı yapma girişimi" diye yazdı. Eğer varsa öyle bir medya kuruluşu, işlem yapmak yerine bütün medyayı "teyitsiz görüntü paylaşıyormuş" gibi göstermek haksızlık. Notta, saldırının 'İsrail Başkonsolosluğu'na yönelik olarak" sunulmaması da isteniyordu. AA'nın haberinde bu notun bir bölümü "kaynaklar"a atfedilerek kullanıldı. Fakat iktidar medyası bile saldırı haberlerinde "resmi açıklamalar" ile sınırlı kalmadı. Sabah ve A Haber dahil birçoğu haberlerinde "konsolosluk saldırısı" olarak nitelendirdiler olayı. Televizyonlar da çatışma anına ilişkin görüntüleri yayımlamaktan geri durmadı. Hatta İçişleri ve Adalet bakanları, saldırıyı gerçekleştirenler için "dini istismar eden örgüt" tanımını yapıp, örgüt ismi vermezken, iktidar medyasının hemen tamamı "DEAŞ" (IŞİD) elemanı oldukları bilgisini aktardı. Muhalif medya da örgüt adı verdi haberlerinde. İktidar medyasındaki iki yanlışa da dikkat çekeyim. Resmi açıklamalarda yaralı yakalanan saldırganların Onur ve Enes Çelik kardeşler olduğu belirtiliyordu. Ama Yeni Şafak, saldırıdan iki gün sonra yayımladığı "Yaralı terörist Enes Çelik değil" haberinde saldırganlardan birinin Onur Çelik değil, Ahmet İmrak adlı kişi olduğunu yazdı. Fakat aynı gazete sanki böyle bir haber yayımlamamış gibi, ertesi günkü haberinde "teröristler Onur Çelik ve Enes Çelik'in tedavilerinin devam ettiğini" belirtti! Haber yanlışsa açıklama yapılması gerekirdi, böylesi sorumsuzluk. Hürriyet'in "Aracı Enes kiralamış" haberinde de önce "Enes Çelik'in İzmit'ten otomobil kiraladığı tespit edildi" yazıyordu. Hemen sonrasında da "saldırganlardan Onur Ç. tarafından kiralandığı belirlenen aracın" deniyordu. Aracı Onur mu kiralamış, Enes mi? İyice karışmış, topu topu beş cümlelik bir haber üstelik… *** HABER KANALLARININ İZLENME ORANLARI Yılmaz Özdil, Sözcü TV ve gazetesinin adı konulmamış yöneticisiydi. Ayrılmasının nedenini tam olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz, istifası sonrasındaki paylaşımında bazı CHP yöneticilerini suçladığı: "Burhanettin Bulut ve Gökhan Günaydın'ı tebrik ederim. Uğruna mücadele ettiğimiz insanlar tarafından taşlanmayı göze alarak, bağımsız gazeteciliği savunmak için elimden geleni yaptım, doğruyu dosdoğru anlattım, anlatmayı beceremediğimi hayat mutlaka anlatır." Yılmaz Özdil, ima ettiği gibi CHP yöneticilerinin baskısı sonucu mu ayrılmak zorunda kaldı? Yılmaz Özdil, Mart 2023'te ayrıldığında da benzer iddialar ortaya atılmış, o zaman Sözcü'de yayımlanan açıklamada Özdil'in kendi kararıyla ayrıldığı belirtilerek, "Sözcü gazetesine hiçbir siyasi parti ve kurum baskı yapamaz, talimat veremez, yazar attıramaz" denilmişti. Sözcü, bu kez böyle bir açıklama yapmadığına göre iki yıl önceki noktada olmadığı ve bu kez CHP'nin etkisiyle ilgili yorumlarından rahatsız olmadığı sonucu çıkarılabilir mi, emin olamadım. Doğrusu, Sözcü yönetiminin açıklama yapması. Sözcü, okur ve izleyicilerine açıklama borçlu. Yılmaz Özdil'in ayrılmasında Sözcü TV'nin reytinginin (izlenme oranı) yükselmemesinin etkili olduğu da söylendi, yazıldı. TİAK'ın ölçümlerine baktım. Özdil ve ekibinin göreve başlamasından önceki Kasım 2025'te Sözcü TV'nin günlük ortalamada reytingi 0.15, share (izlenme payı) ise 0.91 imiş. Geçen mart ayında ise Sözcü TV'nin reytingi 0.18'e, share ise 1.05'e yükselmişti. Anlaşılan düşmemiş ama çok hafif artmış kanalın izlenme oranları. Kaldı ki, aynı dönemde Halk TV'nin de izlenme oranları artmış. Halk TV'nin reytingi geçen ay 0.44, share ise 2.54'tü. CNN Türk ve TRT Haber'den sonra en çok izlenen üçüncü kanaldı. Tabii Yılmaz Özdil'in, CHP yöneticileriyle münakaşalara girerek ve hakaretamiz, aşağılayıcı ifadeler kullanarak gazetecilik sınırını aştığı da bir vakıa. *** yalanlama anlamına gelmeyeceğini yazmıştım geçen hafta. Nitekim Türkiye gazetesinde Yücel Kayaoğlu imzasıyla yayımlanan "Villa yapılmayacak, İmralı'dan çıkamayacak" haberi konuya açıklık getirdi: "İmralı Cezaevi kampüsündeki binalardan birisinde tadilat yapılıyor. Duvarla bölünen bir alan Öcalan'a çalışma ofisi olarak tahsis edilecek, konaklaması için temel ihtiyaçlar bulunacak." Bu bilgi, Akın Gürlek'in açıklamasını doğrulamıyor. Yeni bina yapılmıyor, mevcut bir binada tadilat yapılıyormuş, hem de Öcalan için… Buna rağmen haberin girişinde "Gürlek'in yalanlamasına rağmen bu tartışma bitirilmedi" denmesi de garip olmuş. Zira bu haber de "tartışma"yı sürdürdü, bakanın sözlerini yalanladı. *** TEK CÜMLEYLE: • Türkiye gazetesi Narin Güran cinayeti davasında yeniden yargılanan Nevzat Bahtiyar'ın sözlerini "savunma" ya da "iddia" olarak yayımlamak yerine, "Amcası Salim, 'Narin'i parçala' demiş" başlığıyla teyit edilmiş bilgi gibi haberleştirdi. • Sabah ve Milliyet'in, "MHP İstanbul İl Teşkilatı feshedildi" haberinde bu kararın nedeni hakkında tek bir sözcük bile yer almadı; sadece partinin açıklaması yayımlandı. • Sözcü TV'nin "Maç varsa Erman Hoca var" programında önlerine bir markanın ikişer tane kola kutusunu koyan Erman Toroğlu ve Yasin Yıldırım örtülü reklam yaptı. • Akşam, Milliyet, Sabah, Yeni Akit ve Yeni Şafak gazeteleri, AKP'li Selçuk (Konya) Belediyesi'nin tam sayfa tanıtımını "reklam" uyarısı koymadan haber gibi yayımladı. • Yeni Akit, Yalçın Küçük'ün ölümüyle ilgili habere "Soyadı Küçük günahları büyüktü" başlığı atarak kendisini "günahları değerlendirme makamı" yerine koydu ve nefret kustu. • Yerel site Ayıntap, AKP Gaziantep İl Yönetim Kurulu üyesi Selami Yetkinşekerci'nin "milletvekili adaylığı söylentilerinin vatandaşta rahatsızlık yarattığı"nı yazdı; sonra da "halkın Yetkinşekerci'yi sevdiğini ve saygı duyduğu"nu belirten özür metni yayımladı.
13 Nisan 2026 05:00