
Kanunlaştırılmamış adalet olabilir ama adaletsiz kanun olamaz, olmamalıdır! Örneğin, " Saat 5'ten sonra kadınlar sokağa çıkamaz. " ya da " Sadece kıvırcık saçlılar umumi tuvaletleri kullanabilir. " ya da " Gamzesi olmayanlar gülemez. " diyebilir. " Ad hominem ", " kişiye özel " demek. Bunu kolaylaştırmak üzere " ad hominem yasa " yani "kişiye özel" yasa çıkarırlar ya da mevcut yasayı yargılanan için yeniden yorumlarlar. Geleneksel tanrılara inanmayı reddeden Socrates, felsefe yapmanın suç sayılmadığı, hatta özendirildiği Antik Yunan'da, " gençlerin beyinlerini sulandırdığı " suçlamasıyla ona özel yorumlanan " asebeia/dine saygısızlık " yasasıyla yargılandı. Emile Zola'nın " Suçluyorum! " diye manşetten duyurduğu isyanına sebep olan ünlü Dreyfus Davası, " kahramanına özel " bir biçimde yapılan yorumlama ve uygulamayla, Fransız hukuk tarihinin kara lekelerinden biri oldu. " Kanunsuzluğun kanun " olarak somutlandığı Nazi döneminde "Reichtag Yangını"nı çıkarmakla suçlanan -sonradan belgelendiği üzere- suç giydirilen Van der Lubbe için Hitler özel bir yasa çıkardı. "Reichstag Yangın Kararnamesi" olarak bilinen 28 Şubat 1933 tarihli "Halkı ve Devleti Koruma Kararnamesi"ne dayanarak Lubbe idam edildi. Üç fidanı idam sehpasına taşıyabilmek üzere mevcut TCK 146/1'i " kişiye özel " yorumladılar, hayattan koparabilmek için adlarına kanun çıkardılar: " Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan'ın ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair Kanun ". Altına da " Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür " yazdılar. "Adalet", vicdan, mahkemeler kişiye özel tesis edilemez. Pascal'ın dediği gibi " Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir, tiranlıktır. " Kötülük bir seçimdir.
Kaynak: Cumhuriyet
07 Mayıs 2026 08:48
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Nato Kafa!
1949'da kurulan, 1952'de dahil olduğumuz Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı yani kısa adıyla "NATO" halkın kıvrak zekâsında bu eski deyişle birleştirildi. Soğuk Savaş'ın ortasında SSCB'ye karşı mermer gibi kaskatı duran NATO'yu benzer bir yaklaşımla sert ve ödünsüz bir biçimde savunanlar halkın gözündeki "mermer kafa" imajıyla kusursuz bir şekilde örtüştü. NATO'nun kuruluşunda misyonunu oluşturan üç temel eksen vardı: Sovyet yayılmacılığıyla, Avrupa'da dolaştığı söylenen komünizm hayaletiyle ve tehdidiyle başa çıkmak; ABD, Kanada, Birleşik Krallık ve Fransa'nın öncülüğünde Kuzey Atlantik bölgesinde güvenlik ve istikrarı korumak, "Birimiz hepimiz için!" mottosuyla üye ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelebilecek herhangi bir tehlikeyi ve somut bir saldırıyı kendine yapılmış sayıp harekete geçmek. NATO'nun ünlü 5. maddesi, 11 Eylül sonrası işletildi ve tüm üyeler Afganistan'a yapılacak operasyonda ABD'nin yanında yer almaya çağrıldı. 3.5 milyon civarında NATO askeri gücünün 1.3 milyonunu Amerikalıların oluşturduğu düşünülürse NATO'nun askeri bünyesinden de zaten amaçlananın ne olduğu anlaşılabilir. O nedenle, üye ülkelerden daha çok ilgi ve mali destek bekleyen Trump, açıkça ABD politikalarına göre yönlenen NATO'ya hâlâ öfkeyle seslenebiliyor: "Biz aptal değiliz! En çok biz para ödüyoruz!" Söylemini o kadar ileri götürdü ki ABD'nin NATO'dan çekilebileceği tehdidini bile savurdu. "NATO üsleri"nin, "ABD üsleri" olarak değerlendirilmesi boşuna değil. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte taze yaptığı açıklamayla "resmen" bunu doğruladı da. Bununla da kalmadı: "İran'a saldırılar sırasında İtalya'daki üslerden 500 ABD uçağı kalktı" dedi. İtirafıyla İtalyan muhalefetini ayaklandıran Rutte, "Bence başkan, tam olarak yapılması gerekeni yapıyor" diye vurgulamaktan çekinmedi ve el yükseltti: "Avrupa, Birleşik Devletler için bir güç yansıtma platformudur" diyerek NATO gerçeğini ortaya koydu. "Belki artık SSCB ve komünizm yok ama terörizm, siber saldırılar, balistik füzeler ve hibrit savaş var, yani NATO gerekli" diyenlere sormalı: "Terörizmi en çok kim yaratıyor, kim destekliyor?"
06 Temmuz 2026 04:00

Baba
Kişisel öykülerindeki aile sorunlarının, çocukluk ve ilk gençlik travmalarının, maruz kaldıkları şiddetin ve acılarının karakterlere yüklediği öfkenin ve nefretin yansımasıdır. Yaşadıkları zorluklardan ötürü içlerinde biriken kin, herkesten bir biçimde "öc alma" haline dönüşüyor olmalı. Kitabının adı "Kavgam". Başlattığı savaşta 25 milyonu asker olmak üzere yaklaşık 85 milyon insan hayatını kaybetti. Hitler'in babası onu köpek ıslığıyla çağırırdı. Alois'in babasının yani Hitler'in büyükbabasının yetişkinliğe kadar kullandığı "Schicklgruber" soyadı Hitler'in baba köklerinde Yahudilik olduğunu düşündürmüştü. Buradan değerlendirenlere göre, babası Hitler'i hor gördükçe, O da Yahudi köklerinden nefret etti. Babasına kendini ispatlamak için daha da sert bir mizaca bürünen Adolf, zorba babası öldüğünde on dört yaşındaydı. Saddam Hüseyin daha doğmadan önce babası Hüseyin el-Macid ortadan kaybolmuştu. Psikiyatristlere göre çocukken maruz kaldığı şiddet ve aşağılanma Saddam'da "yaralı bir benlik" yaratmıştı. Saddam için aslolan "hayatta kalmak" tı. Sovyetler Birliği'nin "demir yumruğu" Stalin'in çocukluğu, çok ağır darp ve korkunç bir aile içi şiddet sarmalında geçmişti. Stalin'in milyonlarca insanın ölümüne neden olan kararlardan hiç pişmanlık duymaması bazı uzmanlara göre çocuklukta yaşadığı şiddet ve sarsıntıdan ötürü "duygusal nasırlaşma" ile açıklanabilir. Dünyayla henüz tanışan Stalin'in "güçlü olanın zayıfı ezebileceği" düşüncesine saplantılı bir biçimde bağlı olduğu, onu tanıyanların tahlillerinde sıklıkla vurgulanıyor. Babası Abdülrauf, son derece otoriterdi. Arafat'ı ablası büyütüyordu ama babaları yedi çocuğa tek başına bakamayacağını söyleyerek Yaser'i kardeşleriyle birlikte Kudüs'e, Ağlama Duvarı'na bitişik oturan ve İngiliz mandasına karşı direnen dayısının yanına gönderdi. Dayısının mücadelesinden etkilenerek büyüyen ve sonunda tüm Filistin halkına liderlik edecek olan Arafat ömrü boyunca babasının onları "terk ettiği" fikrinden kopamadı. Hitler, Stalin, Saddam gibi karakterler bir daha "dayak yiyen değil, dayak atan" olmak istemişlerdi. Çünkü şiddetin normalleştiği ilkel bir "doğa durumu" içinde büyümüşlerdi. Babasız büyüdü ama bir ulusun babası oldu.
21 Haziran 2026 04:00

Yardakçı
Tarih, nice yardakçılar gördü. "Diktatör" diktatörlüğünü, "sömürgeci" sömürme iştahını, "zorbalar" zulüm yöntemlerini, "düşman" hasmane niyetini, "dış mihraklar" hedeflerini söylemleriyle, eylemleriyle açıkça sergilerken, "yardakçılar" onların tarafında durduklarını, sistemin devamına çalıştıklarını, haksızlığı ve hukuksuzluğu seçtiklerini; omurgadan, cesaretten ve iradeden yoksun olmalarından ötürü açıkça ilan edemezler. Hizmetinde bulundukları kişilerden, düzenlerden daha çok lanetlenen bazı yardakçıları anımsayalım: Kral II. Edward dönemi. "Galler Fatihi" babadan devralınan taht ile yeni kraldan beklenti yüksekti. II. Edward, sürgündeki sıradan şövalye oğlu Piers Gaveston'u geri çağırdı. Kral ile Gaveston'ın "birlikte hareketi" karşıtlarını çok öfkelendirdi. Öyle ki; "iç savaşa en yakın dönem" olarak işaretlenen o tarihler için düşülen notlarda şu alıntı dikkat çekicidir: "Kendi içinde bölünen ülke yıkılır." Ne var ki; onu ne güvendiği kral ne de kandırabildiği çevresi kurtarabildi. Tarihi mahkûmiyeti çok daha ağırdı: Soyadı sözlüklere " hain, işbirlikçi "nin karşılığı olarak girdi. Japonya'nın işgalinde Çinlilere "yardakçılık" yaparak makama yerleşen Jingwei ne meşruluğu kabul edilmiş bir iktidar ne de huzur buldu. Ona kısaca " hain " diyorlar. İhanet ettiği ülkesi ABD'de adı şifahî "lanetliler listesi"nde. " Yardakçılar " bir şeyi hep unuturlar: Güç sahipleri onları sever gibi görünür ama asla güvenmezler. Nitekim; " mutlak sultanlar " için çalışanlara, onların yollarına taş döşeyenlere, gül dökenlere "lider" değil, lideri lider haline getiren " yardakçı ", " lider yancısı " denir. Platon'un dediği gibi; " Deneyimler konuştuğunda tahminler susmalıdır! "
03 Haziran 2026 10:35

"Mutlak Sultan"
Parti içindeki klikler iktidarın tam istediği gibi kurultay süreciyle ilgili birtakım iddialar ortaya attı. "Ana muhalefetin parti içi muhalifleri" partinin genel merkezini ve iktidarını kurultay zaferiyle eline geçirince eski üyeler, yeni lideri ve değişim getiren kadrosunu "usulsüzlükle" suçladı. Yapılan kurultay yargıya taşınınca, onu "olağanüstü" toplanan bir başkası izledi. "Ab initio null and void" yani "Başından itibaren mutlak surette var olmamış/hukuksuz ve geçersiz" sayıldı. "Mutlak butlan" kararından sonra daralmış piyasalar boğuldu, borsa hızlı bir düşüş yaşadı. Kamu görevlilerinin "hukuka aykırı şekilde" görevden uzaklaştırıldığı gerekçesiyle davalar açıldı. Nijerya'da, devlet başkanı seçimlerinin ana muhalefetteki Halkın Demokratik Partisi (PDP) tarafından yargıya taşınmasıyla sertleşen siyasi çekişme, Ekim 2025'te PDP'nin "iktidar destekli" kurultay krizi ve hukuki tartışmalarla tırmandı. Kasım 2025'te mahkeme kararlarına meydan okunarak yapılan kurultayla taraflar arasındaki mücadele zirveye ulaştı. 30 Nisan 2026'da ise Nijerya Yüksek Mahkemesi'nin vurduğu "mutlak butlan" tokmağıyla ülkede var olan siyasi, hukuki ve ekonomik zorluk belirginleşti. Ne yazık ki; CHP için verilen "mutlak butlan" kararıyla artık Türkiye Cumhuriyeti dünyanın en az gelişmiş ülkelerinden biri olan Nijerya ile aynı siyasi ve hukuki seviyeye çekildi. Partilerin kurultay idareleri "mutlak butlan" kararlarıyla yok ediliyor. Kurucu vizyon ve değerleri taşımayan karakterlerle, ardı ardına "karşı devrimcilere" kaybedilen seçimlerle, neredeyse çeyrek asırdır eleştirilen CHP'yi; özüne, sözüne döndürmesi gereken kadrolar beklenirken, siyasallaşmış yargı marifeti ve iktidar desteğiyle onu yolundan, yönünden koparan eski karakterler "mutlak butlan" kararıyla makamlarına iade ediliyor. CHP liderliğinin ve birimlerinin; mahkemeler yoluyla, daha önce benimsenmemiş ve asla kabul edilemez "Yeni CHP" tasarımını ortaya koyanlara bir kez daha teslim edilmesi, ulusal direnişimizde ve uygarlık yolundaki ilerlememizde halihazırda iktidar sayesinde yaşanan kayıpları büyütecektir. "Mutlak butlan" sadece hukuken bir daha aday olamaması gereken Erdoğan'a fayda sağlar. Özetle; "mutlak butlan" eşittir "mutlak sultan".
22 Mayıs 2026 04:00

Ey Atanmış!
"Seçilmişlerin " seçmenler ", vekillerin " vekalet verenler ", delegelerin " delege edenler " üzerinde egemenlik kurmasına yol açan örgütün kendisidir. Örgütten bahseden gerçekte oligarşiden bahsediyor demektir." Siyaset bilimci Robert Michels'e göre " Oligarşinin Tunç Kanunu " bu. Aday adaylığı süreci aslında bir "vitrin düzenlemesi", "teşhir standı" haline geldi. Tek kanadı daima kırık olan demokrasimizin yerel seçim pratiğinde artık yeni bir aktivite var: parti değiştirme. Artık yalnızca "siyasi" var, "etik" yok. Seçime "bağımsız aday" olarak girmemiş hiç kimse aldığı oyları kendisine mal etmesin. Hindistan'da 1985'te "parti/saf" değiştirmeyi engellemek üzere "Taraf Değiştirme Karşıtı Yasa" çıkarıldı. Bazıları buna "İhanet Yasası" dedi. Yasaya göre bir vekil, parti değiştiriyorsa üyeliği düşürülüyor. Brezilya yasalarına göre "Koltuk partinindir." Nispî temsil sisteminde oylar adaya değil, partiye aittir. Aksi halde parti değiştirmede "haklı neden" olmadığı kabul edildiğinden makam da kaybedilir. İspanya 'da ise " Parti Değiştirmeye Karşı Anlaşma/ Anti-Transfuguismo Pact " ile "siyasi satın almaların", belediye başkanlarının transfer olmalarının önüne geçmek amaçlandı. Binilen kanodan atlamaya ya da gemiyi terk etmeye gönderme yapan "Waka-jumping Yasası" ile parti değiştiren temsilcinin meclis üyeliği sona eriyor, koltuğu boşalıyor. Belediye başkanları için bu kadar net bir düzenleme olmasa da belediye makamları da partinin kabul edildiğinden buna da "sadakat-ihanet" kutuplarından bakılıyor. Güney Afrika Cumhuriyeti'nde zaman zaman tartışılan "Belediye Yapıları Yasası" ile belediye temsilcileri partisinden istifa ederse makamlarına da veda ediyor. Buna "Geri Çağırma Hakkı" deniyor. "Plana sadık kalan", yolsuzluğu, arsızlığı ayyuka çıkmasın diye partisini değiştirme olasılığı olan belediye başkanları yalnız terk ettiği partiden değil, sistemden de düşmelidir.
17 Mayıs 2026 11:21

"Etnik Birlik Yasası"
Dünyanın en kalabalık ikinci ülkesi Çin'in yaklaşık 1,5 milyarlık nüfusu 62 yıl sonra 2022'de ilk kez azaldı. Ancak Çin Ulusal Halk Kongresi, merkeziyetçi yapıyı güçlendirmek üzere "Etnik Birlik ve İlerleme Yasa" sını kabul etti. Oysa Çin'de "tek dil" hiçbir zaman bugün olduğu gibi gündeme alınmadı. Ancak Çin'de "Etnik Birlik Yasası" adında geçen "birlik" aslında en çok da buradan eleştirilir. Çin'in taraf olduğu "Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi" bu yasayla açıkça ihlal ediliyor. Çin tarihine dahil edilen tüm halkları kapsayan üst kimliği ifade eden "zhonghua" ile "wenhua" yani "kültür" birleşince Çin'in "tek tipleştirici" yasal tasarımı özetlenmiş oluyor. Üstelik; Çin kültürünü, idealize edilmiş en yüksek kültür formu olarak yorumlayan yasada "Çin'in mükemmel geleneksel kültürünün aktarılacağı" iddiası var. Uygur Araştırma Enstitüsü y asaya ilişkin hazırladığı makalede; Çin iktidarının Çinlileştirme programı dahilinde sadece başat Çin kültürünü empoze etmediğini, bünyesindeki diğer kültürleri "kendisininmiş" gibi sunmaya hazırlandığını, Uygur halılarından Tibet mandalalarına, Moğol müziğine kadar her şeyin Çin etiketi alacağını ileri sürülüyor. Çin'in uluslararası insani ve hukuki normlar üzerinden kınandığı bu yasa bağlamında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasındaki "Türklük" kavramı üzerinden sürdürülen ithal tartışmalar yeniden değerlendirilmeli. Çin yönetiminin ısrar ettiği "Etnik Birlik Yasası" nda işaret edilen "mükemmel kültür" tanımı gibi bir niteleme Türk kültürü için tarihimizin hiçbir döneminde yapılmadı. 1 Temmuz 2026'da yürürlüğe girecek olan yasa hakkında BM'den sekiz uzman bir kınama mektubu kaleme almış, Çin resmi makamlarına ulaştırmıştı.
30 Nisan 2026 04:00

Damat
Bugün Macaristan'ın "en zenginler listesi" nde 40 yaşında ilk 40'ta. Artık "sabık" olan başbakanın büyük kızıyla evlendikten sonra damat István Tiborcz'un hayatı olağanüstü bir biçimde değişmiş. Tiborcz, İngiliz Financial Times'a "siyasetle ilgilenmediğini" söylese de röportajını yapan ekonomi dergisinde neden bulunduğunu rakamlarla kısaca özetlemeli: 500 milyon Euro'luk servet. Evliliğinden çok kısa bir süre önce iş hayatına atılan, gayrimenkul yatırım ağından bankacılığa birçok sektörde varlık gösteren damadın ilk büyük çıkışı "Elios Skandalı" olarak bilinen "sokak aydınlatma" ihalesindeki usulsüzlüklerin "Avrupa Yolsuzlukla Mücadele Ofisi" (OLAF) tarafından tespit edilmesiyle oldu. Damat, girdiği 35'ten fazla sokak aydınlatma ihalesinde "fahiş fiyat" verse de ihaleyi almıştı. Üstelik; OLAF raporu, "damat kazanabilsin" diye yüksek değerli kamu ihalelerine ilişkin şartnamelerin, damadın şirketine özel hazırlandığını ileri sürüyordu. Avrupa Sahtecilikle Mücadele Ofisi'nin (OLAF) 2017'de sonuçlandırdığı 197 yolsuzluk araştırmasının Orban'ın damadına uzanan kolunda, yaklaşık 40 milyon Euroluk AB yardımının usulsüz yollarla damada aktarıldığı belgelendi. Araştırma sonucunda OLAF; Macaristan'a verilen 43,7 milyon Euro'luk desteğin geri alınmasını önerdi. Kısacık bir zamanda, sadece üç işlemle, Belgrad'ta bile 122 bin metrekareyi aşan alan, Macaristan Ulusal Bankası'nın uhdesindeki bir firmadan Orban'ın damadının şirketine geçmişti. Ülke içinde en pahalı otel zincirlerinden, büyük gayrimenkul projelerine kadar durmadan genişleyen servetiyle Orban'ın kızı ve damadına yıllarca ve defalarca sunulan "geri ödemesiz" devlet yardımları, bütçe özelinde "kredi armağanları" muhalefetin gündeminden hiç düşmedi ama seçim sonunda kayınpederi düşürdü.
14 Nisan 2026 04:00

Tazminat
İsrail ve ABD güdümlü bir savaş politikası çeyrek asırdır Orta Doğu'yu yıkıp, geçiyor. İran lideri Ayetullah Mücteba Hamaney, 28 Şubat'ta İran'a başlatılan saldırıyla oluşan yıkımın, maddi ve manevi zararların telafisi için mutlaka tazminat talep edeceklerini söyledi. 52,4 milyar dolar olarak belirlenen tazminatın son taksidi Şubat 2022'de ödendi. Uluslararası sistemin "denge" dediği durum, çoğunlukla ABD ve onun ağırlığını taşıyan NATO menşeili bir perspektiftir. Öyle ki; İsrail ve ABD'nin aynı anda dinleyeceği bir siyasi iradeyi... İsrail ve ABD saldırılarına karşı "haklı bir savunma" yürüttüklerinin altı çizilecek, böylece İran'ın karşı saldırıları meşrulaşmış olacak. İsrail ve ABD eğer tazminat ödemeyi kabul ederse; İran içeride de "hakkını sonuna kadar" arayan bir iktidar imajı çizecek. İran, ABD ve İsrail'e beklenenin çok ötesinde bir direnç gösterdiğinden aslında savaşın galibidir. Bu savaş ancak "ateşkes" ile bitirilebilir. O nedenle, savaşın sonu kesinleştirilmeyeceğinden belirecek "gri alan" İran'ın tazminat talebini güçleştirecektir.
10 Nisan 2026 04:00

Bizi De Askere Alın
"Fransa, kendi toprakları üzerinde uygulanan egemenliğin tam olarak geri alınmasına karar vermiştir. Bu nedenle, yabancı askeri birliklerin veya unsurların artık Fransız makamlarına karşı sorumlu olmayan bir şekilde topraklarımızda bulunması kabul edilemez." Dedi ve Fransa'da yabancı askerin bulunmasını "egemenlik ihlali" olarak gören Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, 1966'da Fransa'yı NATO'nun askeri kanadından çıkardı. De Gaulle, ABD askerlerinin Fransa'yı terk etmesini tebliğ edince, ABD yönetimi Normandiya Çıkarması 'na atıfla, Fransa'da ölen Amerikan askerlerini hatırlatarak "Buna, mezarlıklarda yatan Amerikalılar da dahil mi?" diye sormuştu. De Gaulle'un kararı, "Kamu fonlarının zimmete geçirilmesi, pasif yolsuzluk, suç örgütü kurma" gibi suçlarla yargılanarak hapse giren Sarkozy'e kadar yürürlükte kaldı. Tabii ABD'nin Norveç'e 1,94 milyar dolarlık füze ve askeri ekipman satışını onaylaması gecikmedi. NATO üsleri, "Rusya ile kriz üssü" olarak görülüyor. Türkiye'de "çokuluslu NATO kolordusu" nun kurulma kararı, MSB'nin açıklamasına göre 2023'te alınmış. Barış Terkoğlu'nun haberini verdiği kolordunun adında geçen "çokuluslu" ifadesi, NATO'nun ona en çok finans sağlayan ABD'nin askerî varlığının ve çıkarlarının görünürlüğünü azaltmıyor. Çünkü "NATO" demek, "ABD" demektir. Üstelik İncirlik, Kürecik gibi "Türk üslerinin" ABD askerlerince barış zamanında dahi kullanımının açıklaması yok! Bu, onaya bağlı olsa da bir "egemenlik devri". Yani istemediği kararlara "dolaylı çekilebilir." Türkiye'de bir NATO kolordusu kurulması bir karargâh tan ötesidir; yabancı güçlere bir lojistik merkezi, planlama üssü, operasyonel sıçrama tahtasıdır.
30 Mart 2026 11:50


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Abd'den Ayrılmak İstersen!
30 milyonu aşan nüfusuyla ABD'nin en kalabalık eyaletlerinden ikincisi Teksas. Tartışmalarla geçen dokuz yılın ardından ABD'nin 28. eyaleti oldu. Senato tarafından onaylanmadığı gerekçesiyle bu birleşmeyi " gayrı meşru " olarak niteleyen ve Teksas'ın bağımsız bir devlet olduğunu savunan, liderliğini Richard Lance McLaren'ın yaptığı " Teksas Cumhuriyeti " grubu, 1995'te ABD yönetimine başkaldırdı. " Yurttaş-egemen " bir sistem öneriyordu. İç Savaş'tan doğan tazminat olarak belirledikleri 93 trilyon doları talep ederek federal hükümete dava açtılar. Kendisine 99, yardımcısına 50 yıl hapis cezası verildi. Daniel Miller öncülüğündeki " Teksas Milliyetçi Hareketi " de eyaletin ABD'den ayrılması düşüncesini, Birleşik Krallık'ın AB'den çıkmasını ifade eden " Brexit "e bilinçli bir göndermeyle " Tex(as) + Exit " birleşiminden türetilen " Tex-it " sözcüğüyle özetliyor. Başka ülkelere sözde demokrasi götürme iddiasında olan Amerikan devlet aklı, kendisine gelince " ayrılıkçı fikri " tartışmaya kapatıyor. Ev baskınındaki birkaç ayrılıkçıya " terörist " diyen ABD yönetimi hemen büyük bir operasyon düzenlemişti. Dolayısıyla; ABD Başkanı Trump'ın buradaki sesi olan " emlak yatırımcısı " büyükelçi, satır arasında Türkiye'nin toprak bütünlüğüne ilişkin alt mesajı da vermiş oluyor. Demokrasi bazıları için "Texit… Texit…"
26 Mart 2026 11:29


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Sana Helal Bize Haram, Sana Yasal Bize Yasak: Nükleer Silah
Resmi anlatıya göre, 1968'de imzaya açılan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT), nükleer silahlanma yarışını sınırlamayı, nükleer enerjinin barışçıl kullanımını güvence altına almayı, bir daha Hiroşima ve Nagazaki benzeri felaketler yaşanmasını önlemeyi amaçlıyordu. Anlaşmada, 1 Ocak 1967'den önce nükleer bir silah ya da patlayıcı araç yapıp patlatmış olan devletler yani nükleer silah denemesi yapmış ABD, SSCB, Birleşik Krallık, Fransa ve Çin; uluslararası sistem tarafından "nükleer silah sahibi devlet" olarak kabul edildi. Bu devletler "tanımlı hak" sahibi kılınırken, diğer devletler anlaşmada yazana uymak zorundaydı: nükleer silahlara ve tesislere sahip olmayacaklardı. Antlaşma, nükleer silahsızlanmanın müzakere edilmesini öngörüyordu. Fakat bu yükümlülük, bağlayıcı bir takvim ya da düzenleme içermiyor; "ayrıcalık" tanınmış ilk gruptaki devletlerin nükleer cephaneliklerini ortadan kaldırmasını da talep etmiyordu. İran kısıtlamaları kabul ettiği halde, "geçinmeye gözü olmayan" Trump 2018'de anlaşmadan çekildi. Dahası, İran Savunma Bakanlığı'nın araştırma ve inovasyon biriminin başında bulunan, Netanyahu'nun işaret ettiği, programın kilit ismi, nükleer bilimci Muhsin Fahrizade suikastta hayatını kaybetti Şubat 2026'da ABD ve İran arasında İsviçre'de gerçekleştirilen nükleer görüşmelerinde İran, yaptırımların kaldırılması karşılığında atom bombası üretimini engelleyecek sınırlamaları kabul etmişti. Negev Çölü'ndeki gizli Dimona Nükleer Tesisi'ni ortaya çıkaran eski bir teknisyen, "vatan haini" sayılarak yıllarca tek kişilik hücrede tutuldu. Pek çok uluslararası araştırma kurumu, İsrail'in 90 kadar nükleer başlığa sahip olduğu değerlendirmesi yapıyor. Trump yönetimi, "İran'ın asla nükleer silahı olmayacak!" derken İsrail'deki Dimona Nükleer Tesisi'yle ilgili herhangi bir şeffaflıktan ya da kısıtlamadan söz etmiyor.
23 Mart 2026 04:00

18 Mart'tan Anafartalar'a: Çanakkale Mustafa Kemal'siz Anlatılamaz
1915'te dünyanın en güçlü filosu, sanayileşmiş imparatorlukların çelik zırhlılarıyla Çanakkale Boğazı'na yüklendiğinde onlara komuta edenlerin amacı açıktı: Boğazlar aşılacak, İstanbul düşürülecek, Osmanlı galiplerce paylaşılacaktı. İngiliz Savaş Bakanı Kitchener, ondan kara ordusuna ilk önce "Konstantinopolis Seferi Kuvvetleri" demişti. Çanakkale sularına demirlediğinde sabahın 8'i, tarih ise Mart'ın 8'i. 9 Kasım'dan beri çalışıyordu Nusret. Beş hatta, 159 mayın döşemişti Çanakkale Boğazı'nda. Fransız "Bouvet Zırhlısı" hemen, İngiliz "Irresistible" ve "Ocean" ise gün sonunda battı. Sofya'da ataşemiliterlik görevini sürdüren Yarbay Mustafa Kemal, ısrarlarıyla 19. Tümen Komutanlığı'na atanıp cepheye dönmese; 18 Mart Zaferi sayesinde denizden Anadolu'ya çıkamayan işgal orduları, bunu kara harekatları ile yapabilecekti. Üstün liderlik vasıfları ve askerî stratejisiyle inisiyatif kullanarak Alman komutasından bağımsız hareket eden Mustafa Kemal, askerlerine "taarruzu değil, ölmeyi emrederek" Çanakkale Destanı'nı yazdı. 8,5 ay süren Çanakkale Kara Savaşları'nda Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa, cephede 9 ay 13 gün kaldı. Bunların arasında Nusret de vardı. 1962'de ise "Kaptan Nusret" adıyla sivil yaşamdaydı. Nusret, yoğun bir bakım ve onarıma alınarak "anıt müze" haline getirildi. Geminin yeniden inşasına karar veren Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Preveze Deniz Zaferi'nin yıl dönümüne atfen 27 Eylül 2010'da yeni adıyla TCG Nusret'i denize indirdi. 18 Mart 2011'den beri "yüzer müze" olarak Çanakkale Savaşı'nın zafer anılarını yaşatıyor.
18 Mart 2026 09:57