×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Bu Halk Onu Çok Sevdi

Mehmet Metin, Bediüzzaman'ı ziyaret etmek için Isparta'ya gitti. Kâtip Osman ise ısrar ederek, "Nur bahçesinin mahsulüdür dersin" diyerek sepeti mecburen aldırdı. Mehmet Metin, Emirdağ'da "Çalışkanların dükkânı"na gitti. Mehmet Metin, kutuyu ve sepeti ona verince, sepeti almadı ve "Üstad'ın bir şey almadığını bilmiyor musun kardeşim?" dedi. Mehmet Metin: "Ne olursunuz, karşıdan bari göreyim" dedi. Zübeyir Gündüzalp, "Günlerdir ziyaret için bekleyenler var" dedi. Israrına devam edince, "Tamam" diyerek onu odasına götürdü. Anladığı tek şey, "Hastayım, dua edin." sözleri idi. Dışarıda Mehmet Metin, Zübeyir Gündüzalp'a, "Üstad cuma namazına çıktığı zaman nerede namaz kılar? Bugün ben de onun kıldığı yerde cuma namazını kılmak istiyorum." dedi. Zübeyir Gündüzalp: "Camide yukarı mahfile çık. Üstad sağ taraftaki bölmenin yanında namaz kılar." dedi. Birkaç saat önce ölüm döşeğinde gördüğü hasta, sanki o kişi değilmiş gibi, 40 yaşlarında zinde ve sıhhatli biri hâlinde merdiven başında göründü. Mehmet Metin de Bediüzzaman'ın arkasında safa durdu.

Misbah Eratilla

Kaynak: Yeni Asya

21 Nisan 2026 00:48

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Misbah Eratilla

Ölüm Saati

Bediüzzaman, Denizli Cezaevi'nden tahliye edildikten bir süre sonra iki talebesini yanına çağırdı ve şöyle dedi: "Atalar Mahallesi, Serdar Geçidi'nde Hasan Feyzi beni çok görmek istiyor. Onu bana getirin." Bu sırada Hasan Feyzi de Bediüzzaman'ın talebelerinin evine doğru yola çıktığını hissetti. Hanımına: "Birazdan kapı çalınacak. Hazırlanıp hemen geliyorum. Beklemelerini söyle" dedi. Hasan Feyzi, talebelerle birlikte Bediüzzaman'ın yanına gitti. Bediüzzaman ona şöyle dedi: "Burada fazla kalamayacaksın. Seni Sarayköy'e sürecekler. Orada da seni rahat bırakmayacaklar. Sonra hasta olacaksın. Kendine dikkat et." Ardından Bediüzzaman, takkesini Hasan Feyzi'ye hediye etti. "Vefatına on beş dakika kala takkeyi başına tak" dedi ve dualarla onu uğurladı. Hasan Feyzi de Bediüzzaman Denizli'den ayrıldığında bir şiirinde: "Dahi nezrim bu ki canım sana kurban olacak" diyerek onun uğruna ölme arzusunu dile getirmişti. Rüyadan sonra vefat edeceğini anlayınca askerde bulunan oğlu İlhan'a bir mektup yazdı: "Şu tarihte öleceğim. İzin al, gel." İlhan, komutanına babasının yazdıklarını anlatarak izin istedi. Komutan: "Oğlum, bu nasıl iştir? Madem baban öleceğini biliyor, saatini de bildirsin" dedi. Hasan Feyzi, Bediüzzaman'ın kendisine hediye ettiği takkeyi istedi. Tarih, 13 Kasım 1946 Çarşamba günüydü.

04 Temmuz 2026 00:56

Misbah Eratilla

Babası İçin

Meslek lisesinden mezun olduktan sonra, sınıf arkadaşlarının dershaneye kayıt yaptırdıklarını duyunca babasına: "Ben de dershaneye gitmek istiyorum" dedi. Babası: "Tamam" diyerek Davut'un dershaneye kaydını yaptı ve ücretini ödedi. Davut babasına: "Bu yıl da dershaneye kaydımı yaptır, mutlaka kazanacağım" dedi. Sonra adam, Davut'un babasına döndü: "Senin oğlun ne yaptı?" dedi. Davut'un babası: "Kazanamadı" dediğinde birden küçüldü ve un ufak oldu. Davut, babasının "kazanamadı" sözünü söylediğini duyduğunda onu izliyordu. Birden çocuğu üniversiteyi kazanan adam, Davut'un babasına zafer kazanmış bir edayla: "Boş ver, seneye kazanır inşallah" dedi. Birden içinden bir ses: "Utanmaz Davut, sende hiç mi vicdan, merhamet yoktur? Baban kazandığı birkaç kuruşu da dershanene verdi. Peki sen ne yaptın? Dershaneye pikniğe gider gibi gittin. Dershaneye gitmeseydin bile bu iki yıl aldığın puanı alabilirdin. Babanı arkadaşlarının arasında küçük düşürmeye; parasal, psikolojik olarak yıkmaya, sağlığını bozmaya ne hakkın vardır? Sen gerçekten işe yaramaz, beş para etmez birisin" dedi. Davut, birden içinden şimşek gibi aydınlık bir ses duydu: "Davut, ayağa kalk ve derslere çalışmaya başla. Artık bahane zamanın bitti. Öyle bir çalış ki herkes babana 'gözün aydın' desin. Babanı o mahcubiyetten kurtar, onu sevindir" dedi. Davut: "Çok çalışacağım" diye saatlerce yeminler etmeye başladı. Davut sınavı kendisi için değil, babası için kazanmıştı.

28 Haziran 2026 00:54

Misbah Eratilla

Hacı Hüseyin Efendi'nin Korkusu

25 Kasım 1925'te Şapka Kanunu'nun yürürlüğe girmesinin ardından birçok şehirde protesto gösterileri düzenlendi. Diyarbakır'da ise 1925'te yaşanan Şeyh Said Hadisesi ve ardından gelen Şapka Kanunu, halkı derinden sindirmiş; korku, bütün ağırlığıyla yüreklere çökmüştü. "Başındaki sarığı çıkar!" dedi. Hüseyin Efendi sakin bir şekilde, "Sarığı niye çıkarayım?" diye karşılık verdi. Hüseyin Efendi sükûnetini koruyarak, "Git yavrum, benimle uğraşma." dedi. Hüseyin Efendi tutuklandı. Mehmet Kayalar sohbet sırasında şöyle dedi: "Ben korkuyu karşıma aldım, alnının ortasına kurşunu sıktım; öldürdüm." Bu sözler, Hacı Hüseyin Efendi'nin içindeki korkunun bir nebze olsun hafiflemesine vesile oldu. Mehmet Kayalar'ın iman hizmetini duydukça Diyarbakırlılar, Hacı Hüseyin Efendi ile birlikte Risale-i Nur derslerine severek ve isteyerek katılmaya başladılar. Hacı Hüseyin Efendi, yıllar sonra yaşadığı bu manevî uyanışı şöyle anlatacaktı: "Ben Şark'ta çok meşayihin ziyaretine gittim. Ekserisiyle görüşmeden geri döndüm. Fakat Mehmet Kayalar'ın mahkûmiyet yılları hariç, yaklaşık 23 yıl boyunca her akşam evine sohbete gittim. Evli ve üç çocuk babası olmasına rağmen bir gün olsun kapıyı yüzüme kapatmadı. 'Hastadır', 'misafirleri vardır' veya 'şu an müsait değildir' gibi hiçbir mazeretine asla şahit olmadım. O da bir beşerdi. Fakat bu hâlin 23 yıl boyunca hiç değişmeden devam etmesi, takat üstü bir fedakârlıktır." O yıllarda Bediüzzaman'ın has talebelerinden birinin bir şehirde bulunması bile yeterli oluyordu.

20 Haziran 2026 00:59

Misbah Eratilla

Barla Hayali

Hatıra sayfaları arasında gezinirken birden kendimi hayalen 1930'lu yılların Barla sokaklarında buldum. Barla sokaklarında gezinirken Muhacir Hafız Ahmed'in (Ahmet Karaca) evine doğru gittiğini gördüm. Sokağın başına geldiğimde Sıddık Süleyman (Süleyman Kervancı), başı önünde, düşünceli düşünceli köyün dışına doğru gidiyordu. Birkaç adım daha yürüyünce Mübarek Süleyman'ı (Süleyman Köse) köyün yukarı kısmında biriyle sessizce konuşurken gördüm. Bediüzzaman, bir talebesine şöyle bir mektup yazdırıyordu: "Cenab-ı Hak, Sıddık Süleyman'ı ve Mustafa Çavuş'u, Muhacir Hafız Ahmed'i ve Abdullah Çavuş'u bana ihsan etti. Ben de Cenab-ı Hakk'a şükrediyorum. Bunlar bana yüzer dost kadar kıymettar göründüler; vatanımı bana unutturdular. Gurbet ve misafirlik elemini bana çektirmediler. Bunlar yüzünden ben bu köyün hayatta olanlarıyla da vefat edenleriyle de alakadar olup her zaman dua ediyorum." Mektubunu sesli bir şekilde tamamladı. Tam o sırada Sıddık Süleyman, Bediüzzaman'ın evinden çıkıyordu. Elinde yeni yazılmış bir risale vardı. On kilometre uzaklıktaki Bedre Köyü'nde bulunan Santral Sabri'ye yeni yazılan risaleyi ulaştırdı.

13 Haziran 2026 01:11

Misbah Eratilla

Telefondaki Ses

45 yıllık öğretmenlik hayatımda geçmişime dönüp artılarımı ve eksilerimi düşündüm. Vicdan terazimde, bıçak sırtı gibi bir hayattan geçtiğimi hissettim. İlk defa öğretmenlik mesleğine 1979 yılı Mart ayının başlarında başladım ve beşinci sınıfı okuttum. 45 yıllık bir çalışmadan sonra emekli oldum. Yarım asra yakın bir çalışmanın sonunda geçmişime bir yolculuk yaparak "Nerede yanlış yaptım?" diye düşündüğüm zamanlar oluyordu. "Neleri iyi yaptım, neleri kötü yaptım?" diye düşünüyorum. "Öğretmenim…" dedi ve kendini tanıttı. Telefondaki ses: "Öğretmenim, sen bizi seviyordun. Yüreğimde, yüreğimi incittiğin hiçbir güzel olmayan sözün yok. Hep sevgiyle seni kalbimde hissettim." dedi. Ben de 45 yıl geçmişe giderek ilk ders verdiğim sınıfa gittim ve on, on bir yaşındaki o saf, temiz çocukları hayal ettim. O körpe yürekleri, o temiz duyguları yeni fırından çıkmış taze ekmek gibi yaşıyor gibi hissettim. 45 yıldan sonra şunu öğrenmiştim: İster iyilik olsun ister kötülük, herkesin gönül kumbarasında bir yer alıyor.

08 Haziran 2026 01:23

Misbah Eratilla

Hacı Mirza Demir Ağabeyle

1974 yılında, Mersin Öğretmen Lisesi birinci sınıfının ikinci döneminin sonlarına doğru, bir çay sohbeti sırasında Risale-i Nurlarla tanışmıştım. Yaz tatilinde Batman'a döndüğümde sora sora Risale-i Nur medresesini bulmuş, sonraki günlerde vaktimin büyük kısmını orada geçirmeye başlamıştım. O yıllarda gazetelerin manşetlerinde sürekli "Said Nursî irtica" ve "Nurcular tutuklandı" gibi haberler yer alıyordu. Özellikle kadınların kendi aralarında söyledikleri "Dinî kitapları çok okuyanlar deliriyor" sözleri annemin kaygısını daha da artırmıştı. Bunun üzerine Hacı Mirza ağabey şöyle dedi: "Madem ailen bizi yanlış anlamış, biz de gelip kendimizi doğru anlatmak isteriz. Okuduğumuz kitapları, sohbetlerde neler konuştuğumuzu paylaşırız. Ayrıca ailene hak veriyorum. Anne babalar çocuklarının kimlerle görüştüğünü bilmek ister. Toplumda dinin kötü amaçlarla kullanıldığına dair söylentiler var. Bunları konuşursak üzerimizdeki şüpheleri giderebiliriz." Bir süre sonra Hacı Mirza Demir ve Hacı Mehmet Uçar ağabeyler, babamın hasta olduğunu duyunca geçmiş olsun ziyaretine geldiler. Hacı Mirza ağabey, çantasından küçük bir risale çıkarıp kısa bir ders yaptı. Gecenin sonunda şöyle dedi: "Biz, annesine babasına ve topluma zarar verecek bir gençlik yetiştirmiyoruz. Bizim de çocuklarımız var. Gayemiz, ailesine saygılı nesiller yetiştirmektir. Önce kendi nefsimizi ıslah etmeye çalışıyoruz. İnsanların gönüllerine hitap ediyor ve Risale-i Nurları bu amaçla okuyoruz." O gece babamla ağabeyler arasında çok samimi bir sohbet geçmişti. Güçlü hitabeti ve cesur üslubuyla, kim olursa olsun Risale-i Nur'dan ezberlediği cümleleri büyük bir samimiyetle aktarırdı.

24 Mayıs 2026 01:00

Misbah Eratilla

İşini Ne Kadar Seviyorsun?

Mehmet Esad bundan 300 yıl önce gücün ve şöhretin geçerli olduğu büyük bir şehirde dünyaya geldi. "Ne oldu?" diye annenin çığlığına koşanlar, çocuğun sağ tarafının tamamen felçli olduğunu görünce, çığlığın neden koptuğunu anladılar. Her gün onlarca kişi tebrik yerine "geçmiş olsun" demek için geldi. Bu çabasının sonucunda sonraki zamanlarda ona "Yesarî" (Solak) diye isim takıldı. Babası, Esad'ın istek ve çabasını görünce hat dersi aldırmak için onu ünlü bir hattata götürdü. O, Yesarî'nin felçli ve çolak olduğunu görünce "Bu işi yapamaz" diyerek, onu talebeliğe kabul etmedi. Babası, oğlundaki hat öğrenme aşkını görünce, Esad'ı başka bir hocaya götürdü. Hocası Esad'ı görünce ona karşı acıma hissi duydu. Ümitsizce ilk hat çalışması için ona bir yazı örneğini verdi: "Buna benzer yaz ve getir" dedi. Hoca yazıya baktı ve kızgın bir sesle: "Evladım sana verdiğim örnek yazıyı niye bana gösteriyorsun, kendi yazdığını bana göster" dedi. Esat, sessizce, "Hocam bunu ben yazdım" diyebildi. Hoca öğrencisinden emin olmak için "Gözümün önünde yaz" dedi. Artık ünü "Yesarî" diye duyuldu. Sonunda onu talebeliğe kabul etmeyen ilk hocası, Yesarî'nin başarılarından haberdar olunca "Allah, bu çocuğu bizim kibrimizi kırmak için gönderdi" diyerek, pişmanlığını dile getirmekten geri durmadı.

19 Mayıs 2026 00:38

Misbah Eratilla

Seyyar Medrese

Yalvaçlı Mustafa Akansu adında cesur ve korkusuz bir esnaf vardı. Bediüzzaman, korkusuz ve fedakâr talebesi Mustafa'nın bu hizmetini duymuş ve ona "seyyar medrese" ünvanını vermişti. Mustafa gittiği her yerde "Seyyar medrese geldi, kitap almayacak mısınız?" diye seslenirdi. İfadeleri alınırken polis, "Bediüzzaman'ın mezarı nerede?" diye sorar. Sıra Mustafa'ya geldiğinde, "Ben biliyorum" der. Mustafa, polisin kulağına eğilmesini ister ve "Toprağın altında" diye cevap verir. Bunun üzerine Mustafa şu anlamlı sözleri söyler: "Dirisinden korktunuz, ölüsünden de mi korkuyorsunuz? Biz onun şahsına değil, ona verilen ilme bağlıyız." Bu sözler karşısında polis şaşkınlık yaşar ve bir süre sonra hepsi serbest bırakılır. Mustafa Akansu'nun bu cesur ve samimi hizmeti, onun neden "seyyar medrese" olarak anıldığını açıkça göstermektedir. Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor 5, 2011, s. 120.

10 Mayıs 2026 02:05

Misbah Eratilla

Ahmet Güvenç'e Tenbih

Bediüzzaman, Barla'ya sürgün olarak geldiğinde Ahmet Güvenç henüz beş yaşındaydı. Bediüzzaman, Barla Lâhikası'nda bu vefayı şu sözlerle ifade eder: "Ben hem garib, hem misafirim. Benim istirahatımı temin etmek köyün borcu idi. Bu köy namına Cenab-ı Hak onu (Sıddık Süleyman), Mustafa Çavuş'u, Muhacir Hâfız Ahmed'i ve Abdullah Çavuş'u bana ihsan etti. Ben de Cenab-ı Hakk'a şükrediyorum. Bunlar bana yüzer dost kadar kıymetdar göründüler; vatanımı bana unutturdular. Gurbet ve misafirlik elemini bana çektirmediler." Bediüzzaman, 21. Mektup'ta da Mustafa Çavuş'un şahsiyetine dikkat çeker: "Ahiret kardeşlerimden Mustafa Çavuş isminde bir zat vardı. Dininde ve dünyasında muvaffakiyetli görüyordum, sırrını bilmezdim. Sonra anladım ki, o muvaffakiyetin sebebi, ihtiyar peder ve validelerinin haklarını anlaması ve o hukuka tam riayet etmesidir. Onların yüzünden rahat ve rahmet bulmuş; inşallah ahiretini de tamir etmiştir. Bahtiyar olmak isteyen ona benzemelidir." Bu ifadeler, Mustafa Çavuş'un hem ahlaki hem de manevi yönünü açıkça ortaya koymaktadır. Bediüzzaman, getirilen sudan içerken durumu fark eder ve "Suya su katmışsın" der. Bunun üzerine Bediüzzaman, eksik de olsa doğru olanın getirilmesi gerektiğini tembih eder.

02 Mayıs 2026 01:06

Misbah Eratilla

Tebessümün Ardındaki Güven

Harun karanlık dünyasından babasının "Hazırlan okula gidiyoruz" sesiyle uyandığında içindeki buz daha da soğuyarak anlamadığı bir titremeye tutuldu. Müdür yardımcısı onları ayakta karşıladı "Hoş geldiniz" dedi. Babası "Mahalleye yeni taşındık çocuğumu kaydetmek istiyorum" dedi. Müdür yardımcısı bilgisayarın başına geçti bir süre bir şey arar gibi baktı ve babasına döndü "Harun'u 3/c sınıfına götürebilirsiniz" diyerek ona bir kâğıt uzattı. Babası 3/c sınıf kapısını çalıp içeri girdiğinde öğretmen "Hoş geldiniz" diyerek onları karşıladı ve gülümseyerek baba ile tokalaştı. Öğretmen kâğıda bakarak "Harun hoş geldin" dedikten sonra sınıfa dönerek, "Çocuklar bu arkadaşınızın ismi Harun sınıfımıza yeni geldi, hoş geldin diyelim" dedi. "Sınıfta güvende miyim? Öğretmen sınıftaki çocukları dövüyor mu? Teneffüslerde birkaç çocuk birleşip beni döver mi? Yanlış yaptığımda öğretmen bana kızarken çocuklar benimle alay eder mi? Ders çalışmadığım, anlamadığım veya bilmediğim konuları öğrenmeye çalıştığımda öğretmenim babaannem gibi beni kırmadan incitmeden söyler mi?" O gün ders zili Harun'a bir gün gibi kadar uzun gelmişti. Birden öğretmen "Harun, nasıl sınıfı sevdin mi" demesi üzerine içindeki buz, bedenindeki teri silen bir iyileştirici gibi etrafını aydınlattı ve öğretmenin gülen yüzüne bakarak çok sevindi.

25 Nisan 2026 00:38

Misbah Eratilla

Seyit Ahmet De Bu Dünyadan Göçtü

1959 yılı Eylül ayının son günlerinde, Siverekli Hüseyin, atın sırtında taşıdığı bir sandıkla Seyit Ahmet Bulut'un marangoz dükkânına geldi. Hüseyin, kitabın bir sayfasını açarak, "Seyit, bu kitaplar Bediüzzaman Said Nursî'nin kitaplarıdır. İhtiyacı olanlara verirsin. Parasını bir sonraki gelişimde alırım" dedi. Eline aldığı kitaptan okumaya başladı: "Birinci Söz. Bismillah her hayrın başıdır!" Birinci Sözü okuduğunda Seyit Ahmet çok duygulandı. Hemen arkadaşı, bakkal Mehmet Çiftçi'nin yanına gitti: "Çabuk ol Mehmet, dükkâna gelmen gerekiyor!" dedi. Bakkal Mehmet, şaşkın bir şekilde: "Seyit, ne var ki böyle acele ediyorsun?" diyerek dükkânın kapısını kilitledi ve peşine düşüp hızlı adımlarla uzun ve geniş marangoz dükkânına geldi. Seyit, büyük iş masasının altına yerleştirdiği sandığın içinden bir kitap çıkararak: "Mehmet, baksana bunlara," dedi. Bakkal Mehmet, kitaplardan birini aldı ve kapağındaki yazıyı yüksek sesle okudu: "Sözler." Ardından sandıktan teker teker çıkardığı kitapların isimlerini söyledi: "Mektubat, Lem'alar, Şuâlar ve Zülfikar." Seyit: "Mehmet, sen askerde okuma yazma öğrenmiştin; hadi bana bu kitaplardan biraz oku" dedi. Bakkal Mehmet, elindeki kitaptan rastgele bir yer açtı: "Yedinci Lem'a!" diyerek okumaya başladı. Seyit: "Mehmet, bunlar ne güzel kitaplar," dedi.

11 Nisan 2026 00:38

Misbah Eratilla

Bu Âlemden Bir Derviş Göçtü

Derviş Yalçın, Mardin'in Savur ilçesine bağlı Soylu (Dêrîş) köyünde doğdu. 1966 yılında askerlik sonrası Batman'da TPAO'da işçi olarak çalışmaya başladı. 1970 yılının başında Risale-i Nurlarla tanıştı ve ömrünün son nefesine kadar sadakatle, ihlasla ve sebatla bağlı kaldı. Onu tanımam 1974 yılı yaz tatilinde oldu. O yıllarda TPAO'da çalışan çok sayıda işçi Nur talebesi vardı. Özellikle ikindi namazından sonra yapılan Risale-i Nur derslerine genellikle herkes katılırdı. Batman'da çok sayıda Nur talebesi oluştuğundan medrese dar geliyordu. "Bu kerpiçten medrese bize yakışmıyor" diyerek yeni bir medrese inşaatı başlattılar. Önce kerpiç medrese yıkıldı, sonra inşaat başladı. Gençlik yıllarımdaki samimî talebelerden biri de Derviş Yalçın'dı. Her zaman gönlümde dürüst ve örnek bir ağabey olarak kaldı. Ramazan ayında, Perşembe günü, öğle saatlerine yakın, güneşli bir günde dünyadaki görevini tamamlayıp Rabbine kavuştu.

04 Nisan 2026 00:53

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha