×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Biri Bizimle Dalga Geçiyor…

"Nisan ayı sanayi üretim verisini" değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, küresel ekonomide artan belirsizliklere ve zorlu dış koşullara rağmen takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretiminin Nisan'da yıllık yüzde 6 arttığını söyledi. Şimşek, "Yüksek katma değerli yatırım ve üretimi teşvik eden politikalarımızla Türkiye'yi küresel bir üretim merkezi haline getirmek için çalışmalarımıza devam ediyoruz." ifadelerini kullandı. Sakın gülmeyin.: Vallahi asparagas haber değil, resmen bunları söylemiş. "Sermaye malı üretimi yükselmişmiş..." "Yüksek teknoloji üretimi güçlenmişmiş..." "Türkiye küresel üretim merkezi oluyormuş..." Bir an kendimi Norveç'te zannettim. Çünkü Mehmet Bey'in anlattıklarıyla vatandaşın yaşadıkları arasında alaka yok. Mehmet Bey, farkında mısınız bilmem ama politika faizi yüzde 37, ticari kredi faizleri yüzde 50'lerde geziyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği verilerine bakıyorsun... Sen istediğin kadar "üretim artıyor" naraları at. Piyasadaki gerçek değişmiyor. Üretim resmen bitmiş durumda. Merkez Bankası bile son karar metninde açık açık "iç talep yavaşlıyor" diyor. Ocak-Nisan döneminde üretim sadece yüzde 1,3 artmış. Yani ortada üretim patlaması değil, iflas patlaması var. "Enflasyon düşüyor" diyorsun... "Ekonomi güçleniyor" diyorsun... "Üretim artıyor" diyorsun... "İhracat yükseliyor" diyorsun... Başaramadınız, bari komik olmayın Mehmet Bey…

Köşe Yazarı

Kaynak: Yeni Çağ

17 Haziran 2026 00:01

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Boş Yapma Mehmet Bey…

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek sonunda sözümüze geldi. "Gıda enflasyonunu sadece para ve maliye politikasıyla çözemeyeceğimiz ortada. O nedenle kalıcı çözüm arz yönlü, yani yapısal dönüşümden geçiyor. Tarımın desteklenmesinden, üretimin artırılmasından geçiyor." dedi… "Faiz artacak..." "Talep düşecek..." "Enflasyon gerileyecek..." İşin daha kötü tarafı ise olaylara bu kadar sığ bakan Mehmet Bey ve şürekasının yıllardır iş başında olması. Ve ne yazık ki bu uzun süreler boyunca Mehmet Bey, hep üretimi yok sayıp finans monşerlerine çalışmış. Dolayısıyla "aynı kafa, aynı tavırla" devam edecek. daha ötesi vatandaş olduğunu ısrarla göz ardı edip, para ve faiz politikalarıyla "Londralı tefecilere" kıyak yapmaya devam edecek. Tarımı yok saymaya devam edecek. Nitekim Mehmet Bey'in bu söylemi bile niyetini ayan beyan ortaya koyuyor. "2026 yılında tarıma 938 milyar liralık destek verdik." diyor. Oysa destek belli: Yıl toplamında sadece 168 milyar lira. Dolayısıyla açıklanan rakamın "gerçekten ihtiyacı olan çiftçi" ile hiçbir alakası yok. Bir tarafta domatesi tarlada zararına satan çiftçi... Diğer tarafta aynı domatesi markette kilosu katlanmış fiyatlarla almak zorunda kalan vatandaş.

06 Temmuz 2026 00:01

Köşe Yazarı

Topyekûn Çöküşün Resmi

Her ne kadar birileri "her şey muhteşem" dese de işin gerçeği öyle değil. Artık fabrikalar da tamamen köşeye sıkışmış durumda. Oysa biz tam 27 aydır küçülen sanayiden bahsediyoruz. Böyle bir yapının ayakta kalması mümkün değil. Endeks 47,1'e çakılmış durumda. Bu endeks 50'nin altında kalıyorsa üretim daralıyor demektir. Eğer 27 aydır bu eşiğin altında kalıyorsa fabrikalar batıyor demektir. Bugün Mısır'a, Romanya'ya, Fas'a, Sırbistan'a, Vietnam'a yatırım yapan çok sayıda şirketin ortak gerekçesi aynı: "Türkiye'de üretmek artık çok zor." Çok da haksız sayılmazlar. Her ne kadar bizimkiler "işsizlik tek haneye indi" masalını anlatmaya devam etse de işin gerçeği o değil. Yüzde 31'e ulaşan atıl işsizlik oranına bakın, ne demek istediğimi çok daha iyi anlarsınız. Üretim olmadan yatırım olmaz. Yatırım olmadan istihdam artmaz. Elbette bunun sonsuza kadar sürmesi mümkün değil. Bir ülkenin gerçek gücünü oluşturan üretimi geri plana atan, yatırım yapan sanayiciyi, ihracat için pazar arayan girişimciyi ve üretim ekonomisini yok sayan bir kafayla bu iş devam etmez. Tek kelimeyle "ayıptır".

03 Temmuz 2026 00:01

Köşe Yazarı

Altın Ne Olacak? Al Sana Cevabı

Çünkü artık değişen piyasalar değil, küresel para sisteminin ta kendisi. Resmi Para ve Finans Kurumları Forumu'nun yayınladığı son anket tam olarak bunu söylüyor. Dünyada 10 trilyon doların üzerinde rezerv yöneten 90 merkez bankası ve kamu fonunun katıldığı araştırmaya göre, önümüzdeki on yıl içinde merkez bankaları rezervlerindeki doların payını azaltmayı, buna karşılık altın, euro ve kısmen yuanın ağırlığını artırmayı planlıyor. Elbette bu, "dolar devri bitiyor" demek değil. Bugün küresel döviz rezervlerinin yaklaşık yüzde 57'si hâlâ dolar cinsinden. Resmi Para ve Finans Kurumları Forumu' nun tahminine göre bu oran on yıl sonra yaklaşık yüzde 52'ye gerileyecek. Altının birkaç yılda, 1.800 dolardan 5.600 dolara yükselmesi de bu yüzden. Geçen yıl ankete katılan merkez bankalarının yüzde 71'i fiziki altın rezervine sahipken, bu yıl bu oran yüzde 82'ye yükselmiş. Bu, merkez bankalarının rezerv anlayışında yaşanan köklü değişimin en net göstergesi. Hiçbir merkez bankasının bastığı para değildir. Bu nedenle ons altın düştükçe merkez bankaları toplamaya devam ediyor. Bu da merkez bankalarının euro rezervlerini artırmasını sağlayabilir. Son yıllarda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da altın rezervlerini artıran ülkeler arasında yer aldı. Sonuç olarak bugün yaşanan gelişmeleri yalnızca "dolar biraz pay kaybediyor" şeklinde okumak yanlış olur.

02 Temmuz 2026 00:01

Köşe Yazarı

Pazarda Fiyat Değil Umut Etiketi Değişiyor

Ama pazarda insanlar yarım kilo domates hesabı yapıyor. Bakın haberde vatandaş ne diyor: "Yarım kilo aldım. Yarım kiloyla ne pişireceksin?" Bu cümle aslında milyonların ortak çığlığıdır. Çünkü bugün Türkiye'de insanlar doymayı değil idare etmeyi öğreniyor. Ve en acısı şu: Bütün bunlar artık normalleşmeye başladı. Bakın bir başka vatandaş ne diyor: "Köşkte oturmaya benzemiyor bu işler." Aslında bu söz ekonomi yönetimine verilmiş çok ağır bir mesajdır. Ama sokağa indiğinizde başka bir Türkiye ile karşılaşırsınız. Bugün Türkiye'de emekli maaşıyla sağlıklı beslenmek neredeyse imkânsız hale geldi. Bir kilo etin fiyatı ortada. Zeytinyağı olmuş 500 lira. Kirazın kilosu 250 lira olmuş. Bugün Türkiye'de insanlar maaş aldığı gün fakirleşmeye başlıyor. Ekonomik engelli parkurunda ayakta kalmaya çalışıyor. Çünkü bu kriz artık sadece bugünü değil geleceği de yemeye başladı. Orada mesele artık sadece ekonomi değildir. 1929 Büyük Buhran döneminde de insanlar önce mutfakta çöktü. 2001 krizinde de toplum önce pazarda fakirleşti. Bakın bugün pazarda yaşanan mesele sadece sebze fiyatı değildir. Türkiye şu anda tam o aşamada. Ve en tehlikeli taraf şu: Hayat pahalılığı artık insanların karakterini bile değiştirmeye başladı. İnsanlar daha gergin. Ve o raporda yazan şey çok net: Türkiye'de artık insanlar sadece geçinmeye çalışmıyor…

29 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

"Sıkı Duruş" Diye Diye Milletin İçinden Geçtiler

Biz sıkıldık, ekonomi yönetimi aylardır aynı cümleyi kurmaktan sıkılmadı. "Dezenflasyon süreci devam ediyor…" "Sıkı para politikası sürecek…" "Vatandaşı enflasyona ezdirmedik…" İyi güzel de… Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan son açıklamasında yine "sıkı duruş" mesajı verdi. Küresel gelişmeleri anlattı. Kısacası abiler her bir şeyi doğru yapmış bütün suç "dış güçlerdeymiş…" Valla hep aynı bahaneleri dinlemekten yorulduk. Türkiye'de bugün yaşanan ekonomik krizi enerji fiyatlarına bağlayanlar gözümüzün içine baka baka dalga geçiyor. Hatırlayın ikibinlerin başında dünyadan Türkiye'ye oluk oluk para akıyordu. Bakın bu sadece ekonomik bir kriz değil. Alenen sosyal kriz. Ve bütün bunlar olurken ekonomi yönetimi hâlâ "sıkılaşmadan" bahsediyor. Türkiye'de vatandaşın en büyük öfkesi de burada başlıyor. "sıkı duruş" dediğiniz şeyin sokaktaki karşılığı şu: İşsizlik hızla artıyor… Ve Türkiye yeniden çok sert bir kur baskısıyla karşı karşıya kalabilir. Acilen fabrika ayarlarına yani Cumhuriyetimizin başında uygulanan ve başarılı olan Milli Ekonomi Modeline geri dönülmeli. 1997 Asya krizi… 2001 Arjantin çöküşü… 1990'ların Latin Amerika krizlerine bakın ne demek istediğimi anlarsınız… Hepsinde ilk başta "istikrar programı başarılı" denildi. Ekonomi yönetimi rakamlarla oynayarak olmaz.

26 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Milleti Korkutmayın…yoksa Bedeli Ağır Olur...

Eskiden insanlar bankaya parasını güvenlik için koyardı. BDDK'nın son operasyonu IBAN kısıtlamaları bunun en net göstergesi. Bu sisteme göre eski kimlik kullanan vatandaşlar gece 22.00'den sonra IBAN üzerinden para transferi yapamayacak. Unutmayın Türkiye'de milyonlarca insan, özellikle yaşlılar hâlâ eski kimlik kartı kullanıyor. Ama sistem sana: "Kimliğin eskiyse bekle" diyecek. Çünkü ekonomik kriz büyüdükçe devletler genelde iki şeyi daha fazla kontrol etmeye başlar: Bunlardan ilki para'dır… 2001 krizinde Arjantin'de insanlar bankadan para çekemez hâle gelmişti. Çünkü sistem sıkıştığında finansal özgürlükler de daralmaya başlar. Ama insanlar "Ne oluyor?" diye soruyor. "Bugün gece transferine sınır getiren, yarın başka ne yapar?" diyor. Ama insanlar ekonomiye tam güvenmediğinde paraya erişim konusunda da tedirgin oluyor. "Param var ama gerçekten ne kadar benim kontrolümde?" diyor. İnsanlar sisteme güvenirse parasını bankada tutar. İnsanlar sürekli değişen ekonomik kurallardan yoruldu. Özellikle yaşlı insanlar için… 70 yaşındaki bir emekli gece oğluna para göndermeye çalışıyor ama sistem hata veriyor. İnsanlar sisteme güvenmezse kayıt dışına kaçar. Kayıt dışı büyüdükçe devlet daha fazla kontrol ister. Bir ülkede insanlar bankadaki parası konusunda tedirgin olmaya başlarsa kriz katlanarak büyür. Vatandaş korkarsa parasını sistemin dışına çıkarmaya çalışır. Ekonomik krizlerin en sert dönemleri çoğunlukla markette pazarda değil, bankalarda başlar.

24 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

500 Milyar Dolar Resmen Kaçıyor

Bugün Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik bağlar son derece güçlü. Otomotivden beyaz eşyaya, tekstilden makine sanayisine, kimyadan demir çeliğe kadar birçok sektörde üretim zincirleri iç içe geçmiş durumda. Bakın dünya değişti. Üretim merkezleri değişti. Bir zamanlar Avrupa için Türkiye benzersiz bir üretim üssüydü. Avrupa'ya birkaç günlük mesafedeydi. Doğu Avrupa ülkeleri var. Mesele "Türkiye olmazsa yerine kim gelir?" meselesi. Bir zamanlar Türkiye'ye gelmesi beklenen birçok yatırım başka ülkelere yöneldi. Aylarca Türkiye konuşuldu. Bugün Türkiye'de üretim yapan birçok uluslararası şirketin önünde artık alternatifler var. Eğer "Made in EU" benzeri uygulamalar Türkiye'nin aleyhine işlerse… Önce bir üretim hattı gider. Çünkü fabrika dediğiniz şey sadece bina değildir. Fabrika döviz demektir. Fabrika vergi geliri demektir. O nedenle mesele Avrupa'nın bizi dışlayıp dışlamaması değildir. Çünkü ekonomide kimse vazgeçilmez değildir. Bugün Avrupa Çin'e bağımlılığı azaltmanın yollarını arıyor. Bugün Avrupa alternatif kaynaklar oluşturuyor. Dünya yeni üretim merkezleri kurarken Türkiye eski avantajlarını hızla kaybediyor. Ama Türkiye'nin Avrupa alternatifi o kadar da fazla değil.

22 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Piyasalar Yanlış Yere Bakıyor: Fed'de Faiz İndirimi Hikâyesi Bitmedi, Piyasalar Yine Klasik Hatasını Yaptı

FED toplantısından çıkan birkaç şahin cümleyi gördü... Faiz artışı ihtimaline odaklandı... Ve hemen şu sonuca vardı: "Faiz indirimleri rafa kalktı." Oysa bana göre tablo tam olarak öyle değil. Çünkü Kevin Warsh'ın başkanlığındaki ilk Fed toplantısından çıkan mesajlar dikkatle incelendiğinde, ortada yeni bir faiz artırımı döngüsünden çok, gelecekteki faiz indirimlerinin altyapısını hazırlamaya çalışan bir yaklaşım görülüyor. Warsh göreve gelir gelmez piyasalara "rahat olun, faizleri indireceğiz" mesajı veremezdi. Bazı üyeler bu yıl içinde faiz artırımı öngörüyor. Yani Fed içinde ortak bir "faiz artırma zorunluluğu" görüşü oluşmuş değil. Tarih bize şunu gösteriyor: Fed faiz artırımlarını enflasyon yükseldiği için yapar. Çünkü yeni Fed Başkanı sadece bugünün rakamlarına bakmıyor. Enflasyon baskısının azalması ise Fed'in elini rahatlatır. Bir başka dikkat çekici konu da Warsh'ın kendi faiz tahminini açıklamaması oldu. Çünkü Warsh aslında şunu söylüyor: "Ben piyasaya söz vermeyeceğim. Verilere göre hareket edeceğim." Bu yaklaşım Fed'i önceden belirlenmiş bir faiz patikasına mahkûm etmiyor. Bugün Fed'in önündeki en büyük risk belki de artık enflasyon değil. Ekonomik büyümede yaşanabilecek sert bir yavaşlama. Bu nedenle ben Fed toplantısının özeti olarak şu cümleyi kuruyorum: "Faiz indirimi hikâyesi bitmedi." Sadece piyasanın beklediği kadar hızlı olmayacağı mesajı verildi. Bana göre Fed bugün faiz artırmaktan değil, yarın faiz indirebilmek için güven inşa etmekten bahsediyor.

19 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Emekliye Memura Dev Müjde...

Her yıl olduğu gibi yine aynı manşetler dolaşımda. "Memura tarihi zam…" "Emekliye dev müjde…" "Vatandaşı enflasyona ezdirmeyeceğiz…" Oysa millet artık bu cümleleri ezbere biliyor. Mesele maaşa yapılan zam değil. Türkiye'de maaşlar kâğıt üzerinde sürekli artıyor. Ama alım gücü büyümek bir yana, her geçen gün biraz daha küçülüyor. Tamam, emekli maaşı birkaç yıl öncesine göre arttı. Sormazlar mı adama; "Öyleyse vatandaş neden hâlâ geçinemiyor?" diye... Mesele, o maaşın kaç gün dayanabildiği. Bugün aynı aile markete girdiğinde sadece temel ihtiyaçları almak için bile sepet küçültmek zorunda kalıyor. Oysa vatandaş markette, pazarda, kirada, faturada bambaşka bir enflasyon yaşıyor. Bugün İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de hatta Anadolu'daki birçok şehirde ortalama kira bedelleri asgari ücretin tamamını tek başına yutuyor. Yani vatandaş sadece markette, pazarda, kirada değil, hayatın her alanında ezim ezim eziliyor. Milyonlarca insan yıl sonuna kadar aynı maaşla yaşam mücadelesi verecek. Üstelik mevcut asgari ücret artık birçok hesaplamaya göre açlık sınırının neredeyse 10 bin lira altında kalmışken. 114 bin liralık yoksulluk sınırı ise yapılacak zamlarla bile yakalanmayacak. Yani mesele artık düşük ücret değil. 25-30 yıl çalışmış… Ülkeye katkı sağlamış insanlara bugün adeta "harçlık alan çocuk" muamelesi yapılıyor. Verdikleri 3-4 bin liralık fark bırakın refah yaratmayı, bir market torbasını bile doldurmuyor. Bugün Türkiye'de milyonlarca emekli yeniden çalışmak zorunda kalıyorsa bunun nedeni "aktif kalmak istemeleri" değil. Ekran, gazete ve sosyal medya mecralarında "dengelenme", "dezenflasyon", "program çalışıyor" monşerliği ile vatandaşı oyalaması. "Bu ay nasıl ayakta kalırım?" diye düşünüyor.

15 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Merkez Bankası'nın Satır Aralarındaki Gerçek: Talep Çöküyor, Faiz Yerinde Sayıyor

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası politika faizini beklendiği gibi yüzde 37 seviyesinde sabit bıraktı. Piyasalar açısından bakıldığında sürpriz bir karar değil. Merkez Bankası da artık bunu saklamıyor. Merkez Bankası'nın enflasyonla mücadelede kullandığı temel yöntem de zaten bu. Türkiye uzun süredir kur kaynaklı, enerji kaynaklı ve maliyet kaynaklı bir enflasyonla mücadele ediyor. Nitekim Merkez Bankası da karar metninde bunu kabul ediyor. Tam da bu nedenle Merkez Bankası faiz indirimi konusunda acele etmiyor. Merkez Bankası, enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma olması halinde para politikasının yeniden sıkılaştırılabileceğini söylüyor. Sonuç olarak Merkez Bankası'nın bugünkü kararı bize şunu söylüyor: Ekonomi yavaşlıyor. Bu nedenle faizler yüksek kalmaya devam ediyor. Ve görünen o ki Merkez Bankası, bu dengeyi koruyabilmek için bir süre daha frene basmaya devam edecek.

12 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Vatandaş Soruyor: Biz Fakirleşirken Rus Ve Çinli Neden Zenginleşiyor?

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yeni bahanesi hazır. Mehmet Bey'e göre savaş olmasaymış, enflasyon en az 5 puan daha az olurmuş ve yüzde 20'nin altına bile düşermiş. Bakın Mehmet Bey vatandaş bugün hayat pahalılığı ve fakirlikle boğuşuyor ise bunun sebebi savaş değil, Siz'siniz. Eğer sizin "Kolaycı ve Miyopik" bakış açınız olmasa biz de bu süreci Rusya ve Çin gibi kolayca atlatırdık. Eğer siz, para politikası kolaycılığını bir ekonomi politikası gibi satmaya çalışmasaydınız, Duyun-u Umumiye Temsilcisi gibi Milleti vergilerle boğmasaydınız; enflasyon bu kadar kırılgan hale gelmemişti. Mehmet Bey her ne kadar inkâr edip bahane üretmeye çalışsa da vatandaşın yaşadığı hayat pahalılığı ABD-İsrail-İran savaşıyla başlamadı. Vatandaş markete gittiğinde fiyatların neredeyse her gün değiştiğini yıllardır görüyor. "Tampon oluşturduk, rezerv biriktirdik." diyor. Enerjide dışa bağımlıyız. Yüksek teknolojide dışa bağımlıyız. Petrol fiyatı 3 cent arttığında en ağır bedelleri biz ödüyoruz. Ekonomi yönetiminin sıkça kullandığı bir başka ifade de "çoklu şoklar" söylemi. Vatandaş savaşın neden olduğu petrol fiyatlarını değil, marketteki etiketi görüyor. Vatandaş jeopolitik risk primini değil, ödediği kirayı görüyor. Vatandaş rezerv büyüklüğünü değil, cebindeki paranın satın alma gücünü görüyor. Ve vatandaş soruyor: Savaş sadece mevcut kırılganlıkları görünür hâle getirdi. Ancak o zaman enflasyon gerçekçi bir şekilde düşer ve ancak o zaman vatandaş zenginleşir. Aksini yapıp mazeret üretmek ise kolaycılık ve miyopik olmaktır.

10 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Fed Bize 50 Milyar Dolar Verecekmiş: Vay Be Yaşadık O Zaman

Bir süredir ekonomi kulislerinde, borsa koridorlarında, kahve sohbetlerinde ve sosyal medyanın o çok bilmiş ses odalarında bir laftır dönüyor: "Duydun mu, bizim Merkez Bankası ile FED kapı arkasında el sıkışmış, 50 milyar dolarlık devasa bir swap hattı açılıyormuş." İnsanın içinden şöyle derin bir "Hadi inşallah" demek geçiyor… Düşünsenize, Merkez'in kasasına bir kalemde 50 milyar dolarcık taze, gıcır gıcır likidite girecek. Demişler ki: "Türkiye son dönemde makro dengelemede rasyonel adımlar atılıyor, faiz politikası düzeliyor ve Batıyla ilişkiler yeniden rayına oturtuluyor. Tıpkı geçmişte Meksika'ya, Arjantin'e yapıldığı gibi, Fed Türkiye için de bir dolar swap hattı oluşturabilir." Ama tekrar ediyorum bu bir "senaryo"... Bu teorik analizi allayıp pullayıp, "Hayırlı olsun, anlaşma tamam" diye servis ediyor. FED dediğiniz kurum, küresel finans sisteminin nihai nakit veznesidir ve öyle canının her istediğine, sadece "Aferin, politikalarını düzeltiyorsun" diye milyar milyar dolarları bi çırpıda ateşlemez. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelere ancak küresel bir yangın çıktığında (2008 büyük finans krizi ya da 2020 pandemisi gibi) geçici ve yangın söndürme amaçlı pencereler açar. Ekonomi diplomasisinde "balon uçurma" diye bir taktik vardır. Merkez Bankası'nın brüt ve özellikle hepimizin pürdikkat izlediği "swap hariç net rezervleri" bir anda makyajlanır, algı muazzam güçlü bir hale gelir. Piyasaya "Bu ülkenin arkasında dünyanın en likit parasını basan Fed var" sinyali gidince, Türkiye'nin temerrüt riskini fiyatlayan CDS primleri hızla aşağı çakılır. Döviz kuru üzerindeki o spekülatif baskı bıçak gibi kesilir, Türk lirası varlıklara olan küresel talep artar ve uluslararası dev fonlar "Güvenli liman onaylandı" diyerek ülkeye sıcak para akıtmaya başlar. Dışarıdan gelen bu devasa ve zahmetsiz likidite, bizde her zaman tehlikeli bir "reform rehaveti" yaratır. "Nasılsa para geldi, kasa doldu" rahatlığıyla; acı reçeteleri, yapılması gereken vergi reformunu, iş gücü piyasası düzenlemelerini ve üretimde yerlileşme hamlelerini yine halının altına süpürürüz. 50 milyar dolarlık FED swapı şu an için sadece tatlı, cazip bir piyasa rüyasından ibaret.

08 Haziran 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha