×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Bir Topluluğu Ayakta Tutan Nedir?

Dış tehditlerden korkan bir topluluk, tedbir alır, kenetlenir, varlığını korumaya çalışır. Çünkü bir topluluğu asıl ayakta tutan şey sayısı değildir; hangi hakikate yaslandığıdır. Eğer bir topluluk, uğruna yaşadığı hakikati kaybetmemişse, parçalanmak onu bitirmez. Her dağılma diriliş değildir. Eğer bir topluluk kendi içinde ihtilafı besliyor, hakikati şahıslara feda ediyor, adaleti merkeze almak yerine tarafları kutsallaştırıyorsa; orada "ölüm" sadece bir dönüşüm değil, gerçek bir çöküştür. Çünkü hakikat zedelenirse, o topluluk büyüse bile küçülür. O yüzden mesele "ayakta kalmak" değildir. 1- Said Nursî, Eski Said Dönemi Eserleri, YAN, 2010, s. 243.

Köşe Yazarı

Kaynak: Yeni Asya

21 Haziran 2026 00:33

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Yapay Zekâ Çağında İnsan Kalmak (5) - Kuvvet Kimin Eline Geçiyor?

Bugün ise başka bir eşiğin içindeyiz: Kuvvet giderek bilgiye geçiyor. İnsanlığın âhirzamanda ulûm ve fünuna döküleceğini, bütün kuvvetini ilimden alacağını ve hüküm ile kuvvetin ilmin eline geçeceğini ifade eder. Fakat aynı bahis içinde yalnızca ilme değil, sözün tesirine de dikkat çekilir. Bediüzzaman, âhirzamanda insanların fikirlerini kabul ettirmek ve hükümlerini icra ettirmek için "en keskin silahını cezâlet-i beyandan" ve "en mukavemetsiz kuvvetini belâgat-ı edadan" alacağını söyler5. İnsanlar artık yalnızca bilgi üretmiyor; aynı zamanda dikkat üretiyorlar. Bu yüzden mesele yalnızca daha fazla bilgi sahibi olmak değildir. Yapay zekâ çağında sıkça "Gelecekte hangi meslekler ayakta kalacak?" sorusu soruluyor. Çünkü kuvvet gerçekten ilmin eline geçiyor. —Devam edecek— 5- Said Nursî, Sözler, s. 296,297.

10 Temmuz 2026 00:47

Köşe Yazarı

Yapay Zeka Çağında İnsan Olmak (3) - Akıl Bir Bağdır

"Akıl" kelimesinin kökü dikkat çekicidir. Arapçada "akl", devenin dizini bağlamak için kullanılan ip anlamına gelir. Çünkü akıl yalnızca düşünme kabiliyeti değildir. Akıl aynı zamanda bağ kurma kabiliyetidir. Bediüzzaman'ın Kur'ân için kullandığı tariflerden biri bu noktada dikkat çekicidir: "Sutûr-u hâdisatın altında muzmer hakaikin miftahı…3" Yani yaşadığımız hâdiselerin satırları altında gizlenmiş hakikatlerin anahtarı… Bediüzzaman'ın şu sözü bu yüzden derindir: "Akıl ve nakil tearuz ettikleri vakitte akıl asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat o akıl, akıl olsa gerektir.4" Çoğu zaman ilk kısmı konuşulur; hâlbuki düğüm son cümlededir: "Fakat o akıl, akıl olsa gerektir." Çünkü hevânın emrine girmiş bir zekâ, kendini merkeze koymuş bir zihin, önceden verdiği hükme delil arayan bir akıl hakikati aramaz; kendi nefsine avukatlık yapar. Çünkü akıl, yalnızca hesapladığında değil; insanı hakikate bağladığında akıl olur. 2- Said Nursî, İşârâtü'l İ'caz, s. 39. 3- Said Nursî, Sözler, s. 271. 4- Said Nursî, Muhakemat, s. 27.

08 Temmuz 2026 00:53

Köşe Yazarı

Yapay Zeka Çağında İnsan Olmak (2) - Ateşin Parlaklığı Mı, Toprağın Sırrı Mı?

Hazret-i Âdem kıssası anlatılırken genellikle insanın üstünlüğü üzerinde durulur: talim-i esmâ, meleklerin acziyetlerini kabul edişi ve secde emri… Fakat aynı sahnede çoğu zaman gözden kaçan başka bir taraf daha vardır: İblis'in secde etmeyişi. İblis'in itirazı basit görünür: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu topraktan yarattın." Fakat bu cümlenin içinde derin bir yanlış vardır. İblis, Âdem'e bakar ama Âdem'i göremez. Çünkü artık yazı yazan, resim çizen, ses üreten ve veri analiz eden sistemler karşısında insan şu soruyla yüzleşiyor: "Eğer makine benden daha hızlı düşünüyorsa, benim farkım ne?" Bu soru yanlış değildir. Çünkü aynı mantık bugün başka cümlelerle kurulabilir: "Ben daha hızlıyım, daha çok bilgiye sahibim, yorulmam, daha verimliyim." Elbette yapay zekânın kendisini İblis yerine koymak doğru olmaz. Bu yüzden mesele yalnızca "Yapay zekâ ne yapabilir?" sorusu değildir. İblis'in ateşi yükseliyordu; fakat secde etmiyordu. Âdem'in toprağı aşağıdaydı; fakat secde ile yükseliyordu.

07 Temmuz 2026 00:31

Köşe Yazarı

Yapay Zeka Çağında İnsan Olmak (1) - Yapay Zekâ Çağında Talim-i Esmâ

Fakat aynı gelişmeler özellikle gençlerin zihninde şu soruyu da büyütüyor: "Eğer makineler birçok işi bizden daha iyi yapacaksa, bizim yerimiz neresi olacak?" İnsanlık bu korkuya ilk defa yakalanmış değil. Cenab-ı Hak, yeryüzünde bir halife yaratacağını haber verdiğinde melekler insanın fesat çıkarma ve kan dökme ihtimaline işaret ederler. İnsan ise daha yaratılış sahnesinde zaaflarıyla birlikte görünür. Fakat Cenab-ı Hak onların görmediği bir hakikate işaret eder: "Ben sizin bilmediğinizi bilirim." Ardından Hazret-i Âdem'e esmâ öğretilir. Melekler bu isimleri haber vermekten aciz kaldıklarında, insanın farklılığı da görünür hâle gelir1. Risale-i Nur'da talim-i esmâ, insanın bütün ilimlere, sanatlara ve keşiflere açılan istidadıyla birlikte okunur. İnsan aynı zamanda anlamlandıran bir varlıktır. Hâlbuki Kur'ân'daki sahne başka bir noktaya işaret ediyor. Bir doktor insan bedenine baktığında yalnız organları görmez. İnsan çoğu zaman o mesafede insan olur. İnsan isimleri öğrendikçe eşyayı tanır.

06 Temmuz 2026 00:33

Köşe Yazarı

Kuvvet Vardı, İstikamet Yoktu

Ortada bir menba vardır, bir maden vardır; besleyen, büyüten, hayat veren bir akış… Neticede ortada belki bütünüyle bir kuraklık yoktur; ama hayat da yoktur. Her milletin, ortak fayda için malından fedakârlık edebilme kabiliyeti vardır. Fedakârlık vardır, ama meyve veren bir zemine ulaşmaz. Bir de cesaret-i milliye vardır. Kuvvet birleşmez, kırılır. Geriye eksik bir kuvvet değil; yanlış yerde tükenmiş bir kuvvet kalır. Mesele aslında hiç değişmez: Kuvvet vardır, ama istikamet yoktur. Bugün yapılacak şey sadece yeni bir kuvvet aramak değildir.

29 Haziran 2026 00:21

Köşe Yazarı

Sözün Yükü

Fakat gariptir ki, değişen sadece söz olmaz; o sözün dolaştığı kalpler de değişir. İnsan çoğu zaman kendini hakikatin peşinde zanneder. Resul-i Ekrem'in de buyurduğu gibi; "Her duyduğunu söylemesi kişiye yalan olarak yeter!" Çünkü yanlış bir sözün vebali açıktır; fakat doğru olduğu zannedilen bir sözün, yanlış bir zeminde dolaşması da ayrı bir mesuliyettir. Bir söz doğru olabilir. Ama o sözün söylenme zamanı, zemini ve maksadı doğru değilse; ortaya çıkan netice yine zarar olabilir. Üstelik bazen bu zarar, tek bir kişide kalmaz. Zira zaman, hakikatin en sessiz şahididir. Ve çoğu zaman hakikat, en çok konuşulan yerde değil; en çok korunan yerde ortaya çıkar.

15 Haziran 2026 00:18

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Bir Vasiyet Yazdım, Hayatı(mı) Gördüm

Ecelin gizli oluşu, vasiyet yazmayı sünnet kılmış. Kalemi elime aldığım anda bunun sadece bir yazı olmadığını fark ettim. "Ben öldükten sonra…" diye düşünerek cümleler kurmaya başladım. Nihayet metni bitirdim, zarfın üzerine "M. Said Bayraklılar'ın vasiyetidir, öldüğünde açınız" diye yazdım ve kapattım. "Vasiyet" dediğimde kızım bunun için erken değil mi diye sordu. Ardından ecelin gizli olduğu gerçeğini fark etti ve "O zaman şimdiye kadar niye yazmadın?" dedi. Daha sonra zarfı eşime verdim ve "Ölünce açarsın" dedim.

09 Haziran 2026 00:26

Köşe Yazarı

İnsanı Mı Büyütüyorsun, Hizmeti Mi?

"Sizi çok çok övenlerin yüzüne toprak saçın" Hadis-i Şerif'i çoğu zaman eksik anlaşılır. Meseleye dikkatle bakıldığında, aslında yasaklanan şeyin "takdir" değil, ölçüsüz ve abartılı övgü olduğu görülür. Ancak buradan "öyleyse hiç takdir etmeyelim" sonucu çıkmaz. Çünkü takdir ile övgü aynı şey değildir. Takdir ise yapılan hizmeti, ortaya konulan emeği ve güzel hasletleri görünür kılar. Bu nedenle takdir, nefsin şişmesine değil, hayrın devamına hizmet eder. Günümüzde yaygın bir problem de tam burada ortaya çıkar. Oysa bir iyiliği fark etmek ve bunu ifade etmek, sadece karşı tarafı motive etmekle kalmaz; aynı zamanda insanın kendi nefsini de terbiye eder.

02 Haziran 2026 00:17

Köşe Yazarı

Kim İsterse Beraber Dinlesin

Bediüzzaman, Sözler'in başında şöyle der: "Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim Sekiz Sözü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin." Burada Bediüzzaman, önce Kur'ân'dan aldığı dersi nefsine uzunca söylediğini; daha sonra ise aynı hakikatleri kısaca ve avam lisanıyla tekrar nefsine söyleyeceğini ve isteyenlerin de buna kulak verebileceğini ifade ediyor. Yani uzunca söylediklerini nefsine has kılmışken, kısasını avam lisanıyla söylerken başkalarının da dinlemesine müsaade etmektedir. Zaten "dinlesinler" değil, "dinleyebilirler" denilmektedir. Hiçbir peygambere "Seni dinlemediler, vazifeni yapamadın" diye bir kınama yöneltilmediği gibi, o peygamberler de "Kimse beni dinlemiyor" diyerek anlattıklarının hakikatinden şüphe etmemiş ve şevklerini kaybetmemişlerdir.

22 Mayıs 2026 00:40

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Hazmedilmiş Hakikat

Bediüzzaman Sözler'ine başlarken "Ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum" der. Hatta en çok ihtiyaç hisseden Bediüzzaman olduğundan, bu manalar ona ilham edilmiştir. Risalelerin yazıldığı zamanlar dikkatle incelendiğinde, ihtiyaç anında ve ihtiyaca binaen yazıldığı açıkça görülür. Bu zamanda en çok ihtiyacı hisseden Bediüzzaman olduğundan, onun eliyle bizlere ulaşmıştır. Yani Bediüzzaman gibi hastalık çeken, Hastalar Risalesi'ni en iyi anlayacağı gibi; onun gibi ihtiyarlık hâlini yaşayan da İhtiyarlar Risalesi'ni daha iyi anlayacaktır. Zaten en ön saftaki talebelerine bakıldığında, üstadlarına benzer hayatlar yaşadıkları görülür. Zira mürşid, kuş gibi değil koyun gibi olmalıdır.

14 Mayıs 2026 00:43

Köşe Yazarı

Nefsimle Beraber Dinle

Üstad Hazretleri Sözler'e başlarken şöyle der: "Sen bir asker olduğun için, askerlik temsilâtıyla, sekiz hikâyeciklerle birkaç hakikati nefsimle beraber dinle." "…asker olduğun için askerlik temsilâtıyla…" Muhatabın anlamayacağı teknik terimler veya yabancı misaller üzerinden; "Bak, senin bilmediğin neleri biliyorum, o hâlde beni dinle" tarzında zımnî bir mesaj verilmemelidir. Böyle bir yaklaşım, muhatapta da "Demek ki o çok şey biliyor, ben ise bilmiyorum…" şeklinde menfî bir tesir uyandırabilir. Burada dikkat edilmesi gereken mühim bir incelik de şudur: "Seninle beraber nefsim de dinlesin" değil; "Nefsimle beraber sen de dinle." Zira "Ben oldum, sen ise hamsın; gel seni kurtarayım kardeş" tarzındaki bir yaklaşım, mesleğimize uygun değildir.

07 Mayıs 2026 00:47

Köşe Yazarı

Risale-i Nur'dan Bir Usûl Dersi

Üstad Hazretleri, Sözler adlı eserine "Ey kardeş!" diye başladıktan sonra; "Benden birkaç nasihat istedin" diyerek söze devam eder. Buradan önemli bir prensip çıkar: Talep olmadan nasihat edilmez. Talep etmeyene hakikat sunulmaz. Bu noktada "müşteri" benzetmesi dikkat çekicidir. Nitekim Risale-i Nur'un yaklaşımı da bu yöndedir: Risale-i Nur müşterileri aramaz; müşteriler onu aramalı, hatta yalvarmalıdır. Bu yüzden "komşularınızla okuyun" denilmez; "çok alâkadar komşularınızla okuyun" denir. Perşembe pazarında satılmaz. Ancak en az bunun kadar önemli olan bir şey daha vardır: usûl.

28 Nisan 2026 00:46

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha