
"Ben yoruldum hayat, gelme üstüme!" diye feryad eden sitemkâr ruhlar bir teselliye muhtaç. Her insan kendini, çevreyi ve Yaratıcısını tanımak, sevdikleriyle birlikte nezih bir hayat geçirmek istiyor. Gözle hissedilen güzellik, kulakla hissedilen güzellikle bir değildir. Sonsuz güzel olan Esmâ-i Hüsnâsının güzellikleri de ayrı ayrı oluyor, mevcudatta tecelli güzellikleri farklı farklı oluyor. Hayatın ve ruhların şuur dili şiir sanırım. Göz ise, şiir avcısı ruhun bu âlemi seyrettiği pencere. İman gözlüğüyle, kendimizi, ruhumuzu, şefkâtli olan Rabbimizi tanıdığımızda hadiselerin iç yüzü bize görünmeye başlayacak. Her insan yanlış ve hata yapabilir. Ruhumuzu bir 'bakımdan' geçirmek lazım.
Kaynak: Yeni Asya
06 Temmuz 2026 00:36
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Bir Vefa Bestesi Veya Pamuk İpliğindeki Salıncak
Şair "Kuşlar ölür, sen uçuşu hatırla!" derken; Bilge "Yiğitler ölür, sen duruşu hatırla!" diyerek, ona nazire yapıyordu batan güneşin kızıllığında. *** "Yaz" diye ısrar ettiniz ama; şimdi size de yazık etmek istemem, depresif kelimelerimle.. Çünkü ağaçlar ayakta ölür/dü... "Gelen ölümse, gülümse dostum!" demek kolaymış. Sonra "o iyi insanlar, o güzel atlara binip gittiler bir bir." *** Sonra boynunu büktü masum güller, güneş gözlerini kapattı. Şimdi derin bir musikî var şehrin kulaklarında; "Lâ uhibbü'l âfilîn" diye fısıldıyor bütün sokaklar.. Gören görüyor, duyan duyuyor.. Yine'o mahur beste' çalıyor ve bulutlar ağlaşıyordu. "Yiğitler ölür, sen duruşu hatırla!" Ey ölüm, ey güzel ölüm! "Zindan-ı dünyadan, bostan-ı cinana" götürensin. Sûra üflenmek üzereyken kapandı zaman tünelim. Yakarıştı Kimsesizler Kimsesine... Asla ümitsiz değiliz. *** Ey ümit, ey vefa ve sen, ey sevda! Kuşların kanadına tutun da gel. Rahmet yüklü bulutlar umudun olsun.
29 Haziran 2026 00:24


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Belirsiz Bir Veda Ve Muhasebe
'Uçarı Yazılar' Ağustos 2017'de 'Zor Zamanda Konuşmak' başlığı ile merhaba demiş muhterem okuyucularımıza. Bugün bir değerlendirmeyle veda etmek istiyoruz. Evvela tahdis-i nimet olarak şunları ifade edelim: * Yeni Asya'da yazmanın hem mazhariyet, hem de mesuliyet olduğunu idrâki içinde olduk her zaman. * İnsanın kendini tanıma ve gerçekleştirme çabaları, kimi zaman kalbimize dokunan edebiyat denemeleri, düş ve gerçeklik yansımaları derken zaman akıp gitmiş. * Bu süre içinde eleştiri ve katkılarıyla bizi yalnız bırakmayan kıymetli okuyucularımıza teşekkür ediyoruz. * Okuyucularla ilgili şöyle bir şikâyet vardır genelde: "Bizim insanımız para verip gazetesini alır, okur. Kimini beğenir, kimine kızar, bazen çok iyi bildiği bir konuda yapılan hatayı görür, ama görüş, düşünce ve hislerini paylaşmak zahmetine katlanmaz. Okuyucunun katkıları gazetelerde eksikliği hiç giderilemeyen bir boşluktur." Haklılık payı olsa da; Yeni Asya farklıdır. Yazarın önemli bulduklarını önemsiz, önemsiz bulduklarını ise önemli bulmak gayet tabiîdir. * Yazar, okuyucu seçme lüksüne sahip değildir; ancak okuyucular okumak için yazı veya yazar seçebilirler. Okuma ve yazma faaliyetine yoğunlaşmak için okuyucularımızdan izin istiyoruz. Yine de "Allah bilir" demek en iyisi. * Son olarak, bizi okuma zahmetine katlanan, yalnız bırakmayan muhterem okuyucularımıza bir kez daha teşekkür ediyoruz.
09 Şubat 2026 09:36

Ümidi Diri Tutmak Veya Cehalete Teslim Olmak
Hız ve haz çağında daha da çetinleşen imtihan. Bütün çabası "hevesatını tatmin." İletişim çağında iletişimsizlik had safhada. "Bazılarımız iyileşmek istemeyiz, çünkü iyileşenler hastalardan daha yalnız." Düşünmeye fırsat tanımayan bir hız, ayrıştırılmasına izin verilmeyen veri bombardımanı, yeterince hissedilmesine izin vermeyen bir duygu seli.. Sonra düşmanlıkları besleyen bir nefret dili... "Bu nesil, bilginin cezalandırıldığı ve cehaletin saadet olduğunu öğrenerek yetişiyor. Bir sonraki nesil cahil olduklarını bile bilmeyecek; çünkü bilginin ne olduğunu bilmeyecekler" diyor Ursula Le Guin. Cehaletin verdiği bir özgüvenle kendi kıyametini hazırlayan körlük.. Çok karamsar bir tablo!. Ama insanın şeref ve haysiyetine yakışan davranış budur. Bütün şer, ifsad ve zındıka komiteleri son model silâhlarıyla hücuma geçse de; 'felek her türlü esbabını cefasını toplayıp' gelse de, cehalet ve ümitsizliğe asla teslim olmayacağız inşallah.
02 Şubat 2026 00:38

Said Nursî, Felsefe Ve Hikmet
"Müslüman filozof kendini tanımalı, düşünce ve davranışlarında Hz. Peygamber'in (asm) ahlâkını esas almalıdır. Onu örnek aldığında ulaşabileceği en yüksek mertebe sıddıkiyettir" diyor, Faslı mütefekkir Taha Abdurrahman. Bediüzzaman'ın Risale-i Nur ile düşünce dünyasında büyük bir inkılâp yaptığını vurguluyor: "'İnsanın düşünce dünyası sabit olamaz. Düşünce dünyası hem kendi ekseni etrafında döner, hem de vahiy güneşinin etrafında döner' diyerek insan düşüncesinin olması gereken asıl yerini tesbit ediyor, aklı yalnızlık ve karanlıktan kurtararak aydınlatıp rahatlatıyor." Fas entelektüel camiasının Said Nursî ve Risale-i Nur külliyatıyla tanışmasına 1999'da Rabat V. Muhammed Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ile İstanbul İlim ve Kültür Vakfının birlikte düzenlediği "Hicri 14. Yüzyılda İslâm Düşüncesinin Yenilenmesi: Bediüzzaman Said Nursî" konulu konferans vesile olmuş. Çağımızın tanınmış filozofu Prof. Taha Abdurrahman 1944 doğumlu. Felsefeyle bu kadar derinlemesine ilgilenince, elbette yolu Said Nursî ile kesişmiş. Nur dergisinde yayınlanan uzun makalesini, Yakup Çetinkaya tercümesiyle Pınar Yayınları "Said Nursî, Felsefe ve Hikmet" adıyla yayınlamış. Belki de; "felsefeyi hikmete dönüştürmüş, felsefî düşünceyi tecdid" görevini ifa etmiştir. "Said Nursî, Eski Said tâbir ettiği gençliğinde felsefede çok ileri gitmiştir. Garbın Sokrat'ı, Eflâtun'u, Aristo'su gibi hakikatli feylesofları ve Şarkın İbni Sinâ, İbni Rüşd, Fârâbî gibi dâhî hükemâlarından felsefe ve hikmette Kur'ân-ı Hakîm'in feyziyle çok ileri geçmiş ve Kur'ân'dan başka halâskâr ve hakiki rehber olmadığını dâvâ etmiş ve Risâle-i Nur eserlerinde ispat etmiştir." (Sözler, Konferans) Bediüzzaman toptan kabul veya red yerine; felsefeyi ikiye ayırmıştır. "Allah, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar." (Bakara Sûresi: 269)
19 Ocak 2026 00:46

Bizi Ümitsiz Bırakma Allah'ım!
"İnsanlar ne tuhaf, bedeni ölene ağlıyorlar da; gönlü ölene ağlamıyorlar" diyor şair. Neylerse güzel eyler." Şefkatini merhamet-i İlâhiyeden daha ileri sürme! Sen doğru, adil, istikamet üzere olduğun sürece başkalarının dalaleti sana zarar vermez. Unutma "zarara kendi rızasıyla girene şefkat edilmez." Elbette zalimlerin zulümlerini "müsbet hareket" düsturuyla haykıracağız. Mazlûmlara ve masumlara yardım ve duâ ederek hizmetimize devam edeceğiz. Ancak Kur'ân'ın bizlere gösterdiği çizgiyi aşmadan ve taşmadan, istikameti takip ederek. Bir günbatımı kızıllığı, bir çocuk öksüzlüğü, akşamın kimsesizliği ve sessizlik! Yalnızlık yanı başımızda ise, bir fincan kahve veya bir bardak çayımız ve bir kitabımız varsa elimizde… Gözden geçirelim, temize çekelim hayatımızı. Umutlarımızı, aşklarımızı, pişmanlıklarımızı… Gönlümüzün feraha, kalbimizin sevgiye, ruhumuzun huzura ihtiyaç duyduğu rikkatli, firkatli zaman dilimlerindeyiz. "Gizlice ve sessizce duâ" vakti. (A'râf, 55) "Yıllar sonra öğrendim ki; bağırıp çağırmana gerek yok! Sesini duymak isteyene, bir fısıltı bile yeter" diyor Farid Farjad. Önce keman sesi gibi ince bir hüzün.. sonra pişmanlık sızısı.. sonra yeniden gelen bahardaki tatlı heyecan... sonra yazın ısındıkça uzayan öğle ve güzel ikindi vakitleri gibi bir rüya, sonra firak! Rüzgâr gibi geçen ömür. Hayatın özeti, sonsuzluğun susuzluğu, ebediyet arzusu... Rahmet yetişiyor imdada sonra. Gizli günahların karanlık ateşinden kurtarıp rûhumuzu sağaltıyor, tefekkür ve nedamet damıtıyor, ferahlatıyor. İnsanın içi huzurla doluyor, hüzün şifaya dönüşüyor. Kendimizle ve Rabbimizle baş başa kaldığımız vakitlerde, duâ bir terapi oluyor, ruhumuzu dinlendiriyor. Kâinattaki varlıkların düşman olmadıklarını, bilâkis dost ve kardeş olduklarını hissediyoruz. Evet; insan sessizliğe kulak kesilince, kâinat bir orkestra oluyor. "Kulaktaki zar, nur-u îmân ile ışıklandığı zaman, kâinattan gelen mânevî nidâları işitir." Yeter ki, günlük gürültü ve kirlerden ruhumuzu biraz uzaklaştıralım.
12 Ocak 2026 00:19

Elmaya Aldanmak Veya 'Kızıl Akıl'
Sühreverdî "Kızıl Akıl" adlı eserinde,"insan aslının nurlar âlemine ait olduğunu, Hazret-i Âdem'in yasak elma sebebiyle nurlar âleminden maddî âleme kovulduğu" söylüyor. "Böylece nurlarla hür iken, beden kafesine hapsoldu ve nuranî yanını kaybetti." Hz. Âdem yasak ağaca yaklaştığında, nura madde bulaştığını, güneşin doğuş ve batış anındaki ışığı gibi, nuranî olan aklın kızıl akla dönüştüğünü izah ediyor. Hz. Âdem'in Cennetten çıkarılmasını Bediüzzaman'ın, "Allah'ın isimlerinin tecellisi ve imtihan için vazifelendirme" olarak nitelediğini görüyoruz. Bediüzzaman'a göre "insanın en kıymettar cihazı akıldır. Akıl, hayatın süzülmüş en safi hülâsasıdır, hayatın ziyasıdır. Hakikatlerin bütün inceliklerine nüfuz eder."(Sözler, 423) Aklın insana veriliş sebebi, vazifesini güzelce yapıp tekrar nurlar âlemine dönmesi, "ebedî hayatın esasatını, uhrevî saadetin levazımatını tedarik" etmesi içindir. "Tefrit mertebesi gabâvettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur. Vasat mertebesi ise, hikmettir ki; hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, içtinap eder." (İ. (Sözler, 437.) Farabî'nin sıralaması özetle şöyle; Akl-ı mücerret, soyut akıldır. Yani teyid edilmiş gerçek akıl. Bir de, "akıl ile nakil çatışırsa; aklın esas alınıp naklin tevil olunması" meselesi var. Son sözü Hz. Mevlânâ söylesin: "Ey gönül; sen galiba işin farkında değilsin! Asıl şehrinden sürülmüşsün; burada gurbettesin! Geldiğin aslî vatanına (nurlar âlemine) dönüş için gayret sarf et!"
05 Ocak 2026 00:27

"Asla Düşünme, Sadece İtaat Et!"
Bediüzzaman "Her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz, mihenge vurunuz" derken; İzzetbegoviç "Mümkün olsa, Müslüman Doğu'daki tüm mekteplere 'eleştirel düşünme' dersleri koyardım" diyor. "Dersi geçmek istiyorsan, düşünme, soru sorma, ezberle. Şık'lardan birini işaretle ve imtihanı geç!" Öğrenileni ölçer, ama sorgulatmaz. Özetle şöyle deniyordu notta: "Düşünme! 'Evet' de. Çünkü bu İslâmın beka meselesi... İstanbul düşünce Mekke, Medine, Kudüs düşer." Nurları da bilen dostumun buna inanmasına üzüldüm. (Hucurât, 6) Aradım ve uzunca konuştuk. Üstad "Hatta, benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip, tamamını kabul etmeyiniz, mihenge vurunuz" diyordu. Ayrıca, "Allah dilerse kâfir, münafık ve fasık bir adamın eliyle de dinine hizmet ettirebilirdi." İstanbul seçimi kaybedilirse; Mekke, Medine, Kudüs düşmezdi. Üstad, benzer soruyu 116 yıl önce Münazarat'ta cevaplandırmıştı: "Sual: Dine zarar olmasın, ne olursa olsun?" "Cevap: İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir, göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar." Çünkü "İnkilâb-i siyasî cihetiyle dininden havf eden adamın, dinde hissesi, beytü'l-ankebut gibi zayıf düşmüş cehalettir, onu korkutur; taklittir, onu telâşa düşürttürür." Yani, siyasî bir değişim olunca veya itimat edilen halife çürük çıkınca din elden gidecek diye korkan (dinin bekasının birilerinin iktidarda kalmasına bağlı olduğunu zanneden) adamın dindeki hissesi, örümcek ağı gibi zayıf düşmüş bir cehalettir ki; onu korkutur ve taklitçiliktir ki; onu endişelendirir. Hani "doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu" gösterecektik!
29 Aralık 2025 00:21

Kendi Zamanına Entegre Olmak
Taha Abdurrahman "İslâm dünyasındaki problemleri çözmek için, ortaya çıkan bütün siyasî hareketler küçük ve cüz'idir. Fikrî, ilmî ve ahlâkî hareketler ise, büyük ve küllîdir" diyor. Ona göre "İslâm ümmetini, siyasetten başka bir değişim yöntemi olduğuna ikna etmek imkânsız gözükse de; bu imkânsızı başarmaktan başka bir çaremiz yoktur." Mutlaka topuz yerine nur göstermek zorundayız. "Topuzlar, siyaset cereyanlarıdır. Nurlar ise hakaik-i Kur'âniyedir." *** Taha Abdurrahman'a göre, Kopernik, yeryüzü ve güneş arasındaki anlayış biçiminde nasıl bir devrim yaptıysa; Bediüzzaman da, Risale-i Nur ile düşünce dünyasında, felsefe ve hikmet anlayışında benzer bir inkılâp yaptı. 1 Bediüzzaman, varlığa mânâ-yı harfîyle bakılması gerektiğini söyler. Fas'ın büyük mütefekkirlerinden biri olan Taha Abdurrahman, Said Nursî'yi bir sempozyum vesilesiyle tanır. Akif: "Doğrudan doğruya Kur'ân'dan alıp ilhamı/Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm'ı" diyor. Taha Abdurrahman'ın tanımıyla; "Müslüman filozof kendini tanımalı, düşünce ve davranışlarında Hz. Peygamber'in ahlâkını takip etmelidir. Müslüman bir filozofun Hz. Peygamber'i örnek alarak ulaşabileceği en yüksek mertebe 'sıddıkiyettir'." Bir Peygamber vârisi olan Said Nursî'nin tesiri yalnızca Türkiye ile sınırlı değildir.
22 Aralık 2025 01:06

Yalnız Yaşar Ve Yalnız Ölürdü İnsan
"Dar kapılardan ve sarp yokuşlardan" geçerek ömrünü tüketenler... Gazetelerde taziye ilânları: "Büyük kaybımız, biricik annemiz..." Bazılarına bu bile nasip olmazdı. Merhum her ne kadar; "her cihetle faziletli, hür fikirli, geniş bilgili, çok nezaketli, şahsına hürmet telkin ettirmiş ve dostları tarafından çok sevilmiş bir zat" olsa bile, yalnız yaşamış ve yalnız ölmüştür. Abdülhak Şinasî'ye göre; "İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibidir. Kendi hususî boşlukları içinde dönüp dururlar. Hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır. Bir yıldız sönünce ondan uzaktakiler bir şey duymaz. Hayatın ve ölümün ehemmiyeti hep nispî ve izafidir." Rilke, yalnızlığı yağmura benzetir. "Yükselir akşamlara denizlerden/ Ve kentin üstüne yağar yağmurlar gibi." Niyazî-i Mısrî'nin feryadı ise yürek yakıcı: "Dil bekası, Hak fenâsı istedi mülk-ü tenim,/ Bir devâsız derde düştüm, âh ki, Lokman bîhaber." Yalnızlık deyince akla yaşlılar gelse de, gençler de yalnızdı kendi dünyalarında. ''Bana yalnızlık sevdirildi" diyor Peygamberimiz (asm). Yalnız kaldığı vakitlerde, kendini buluyordu insan. Bilerek, isteyerek seçilmiş, kaliteli, sırlı bir yalnızlık bu. İnsanı geliştiren, büyüten, yücelten, ulu çınarlar gibi muhteşem yalnızlık... Kimsesizlikten doğan yetimâne yalnızlık değil, üretken bir yalnızlık.. dolu dolu.. hayatın tâ kendisi. "Madem sonunda kabre yalnız gireceğim; Yalnızlığa alışmak için, şimdiden yalnızlığı ihtiyar edeceğim" diyen Bediüzzaman hep yalnızdır. Ona göre ölüm ise dostlara kavuşmaktır: "Biz gidiyoruz; aldanmakta fayda yok. (....)bütün dostlarımıza kavuşmak âlemidir." *** Evet; kâinatın en mühim hadisesi, insanın kendi ölümüydü aslında. Ancak, o bundan habersiz yaşıyordu. Tâ ölüm gelinceye kadar. Şanı, şöhreti kabir kapısında sönüyor; dostları, yakınları, malı mülkü onu bırakıp dönüyordu. O, şimdi yapayalnızdı. "Yaptıklarının ve yap/a/ madıklarının hesabını" verme telâşındaydı.
15 Aralık 2025 00:40


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Tevekkül Mü, Tembellik Mi?
Şikâyete başlıyoruz Oysa Allah Âdildir; yarattıklarına adaletle davranır. Allah'ın verdiğine kanaat eder, haset etmez. Sebeplere teşebbüs ettikten sonra Allah'a tevekkül eder. Ama, neticeyi sebeplerden değil, Allah'dan bekler; duasını, niyazını, şükrünü ancak O'na yapar. Müslüman, dünya hayatını daha da müreffeh kılmak arzusuyla, meşru sebeplere tam olarak teşebbüs eder, ama şunun da farkındadır: Bu dünya zevk ve lezzet yeri değil, ancak imtihan meydanıdır ve âhiretin tarlasıdır. İmtihanda, tarlada, sıkıntı olabilir. *** Tevekkül insanın kendine yüklenen bütün görevleri yaptıktan sonra işin sonucunu Allah`a bırakması, O`nun yaratacağı neticeyi güven ve rıza ile karşılayıp, insanlardan bir beklenti içerisinde olmamasıdır. Rızkını kazanmak için çalışıp çabalamak, elinden geleni yapmak; sonra Allah'ın bütün yarattıklarının rızkını verdiği hakikatine iman edip, sabırla neticeyi beklemek tevekküldür. *** Hadis-i Şerif fiil ve hâli birleştirir: "Çalışmak âdetim, tevekkül hâlimdir." Bediüzzaman Hazretleri çalışmayı fiilî dua olarak görür: "Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbabı dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek ve esbaba teşebbüs ise bir nevi dua-yı fiilî telâkki ederek, müsebbebatı yalnız Cenab-ı Hakk'dan bilmek, neticeleri O'ndan istemek ve O'na minnettar olmaktan ibarettir." (Sözler, s. 351.) İnsanın önünde çok menziller var.
08 Aralık 2025 00:36

Hâkimler, Savcılar Ve Türk Yargı Etiği Bildirgesi
Peş peşe "Yargı Paketleri" hazırlıyoruz. Mecelle'ye göre "Hâkim; hakîm (bilgin), fehîm (zeki), müstakîm (doğru), emîn (güvenilir), mekîn (temkinli) ve metîn (dayanıklı) olmalıdır." (1792. madde)1 Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği meslek kuralları esas alınarak Hâkimler Savcılar Kurulu'nca hazırlanmış olan "Türk Yargı Etiği Bildirgesi"nin bazı başlıklarına birlikte göz atalım. * Hâkimler ve savcılar insan onuruna saygılıdır, insan haklarını korur ve herkese eşit davranırlar. * Hâkimler ve savcılar tarafsızdırlar. * Hâkimler ve savcılar mesleğe yaraşır şekilde davranırlar. * Hâkimler ve savcılar bilgili ve tecrübelidir ve mesleklerinde dikkatli davranırlar. Son olarak Anayasa'nın hükmünü de hatırlayalım: "Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz" (138. madde) Aksi halde "Yapmadığınız ve yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?" (Saff sûresi, 2) ikazına muhatap oluruz. 1- https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/221020251353 turk-yargi-etigi-bildirgesi-rehberipdf.
01 Aralık 2025 00:34

Huzurlu Bir Toplumun Temeli: Ahlâk Ve Adalet
"Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim" buyuran bir Peygamberin (asm) ümmetiyiz. Kur'ân'ın dört esasından biri adalet. Ahlâk ve adalet değişmez gündemimiz olmalı. *** Asya Medeniyet ve Kültür Derneği ile Yeni Asya İstanbul Okuyucuları bu hafta sonu (30 Kasım Pazar günü) huzurlu bir toplum inşasına katkı sunmak için ahlâk ve adaleti gündeme taşıyan bir panel düzenliyor. 60'dan fazla araştırmacı hazırladıkları tebliğleri Panelden bir gün önce 5 masa çalışmasıyla müzakere edecek.
24 Kasım 2025 01:19