
"Ne sitem etti ne karşılık bekledi. Onun için aile olmak, sözle değil özde yaşanırdı." Bazı insanlar hayatımıza gürültüyle girmez; sessizce yerleşir ama en sağlam izleri bırakır. Bekir eniştem, yeğenlerine hiçbir zaman sadece "amca" olmadı. Çünkü onun için aile olmak, sözle değil özde yaşanırdı. Sıddık kardeşinin Aralık 2006'da geçirdiği beyin kanaması, ailemiz için ağır bir imtihandı. Bekir eniştem bu sorumluluğu da sessizce omuzladı. Yıllar boyunca aynı yerde, aynı ciddiyetle çalışmak; işine sadakatle bağlanmak herkesin yapabileceği bir şey değildir. Ama şunu kayda geçirmek gerekir ki: Bekir eniştem, ailesi için sadece bir birey değil, bir denge, bir dayanak, bir emek ömrüdür.
Kaynak: Türkiye
12 Temmuz 2026 02:35
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Gördüğüne Göre Öfkelenmek!
Metrobüs durağında kapı hizasında bekleyen genç kız, gelen metrobüse binmekle binmemek arasında kararsız duruyordu. Metrobüsün kapısını tıkadığının farkında değildi. Ama acelesi de vardı. Yolcu, bu durumu anlayınca son bir gayretle kapıya yöneldi ama kapı kapanmaya başlamıştı. Kapanmaya çalışan otomatik kapı ister istemez kapanmakta zorlandı. Sadece "özür dilerim" dedi. Amaç bu kaba duruma düşmek değildi.
17 Temmuz 2026 02:26

"Beni Gazeteye Abone Yap"
"Ben senin inanarak içten teklifine ve isteğine hayran olduğum için abone oldum." Babamla ilgili hatıramı anlatmaya bugün de devam ediyorum... İlk rehberim, ilk hocam babam olmuştu. Güzel dinimizi ve "İyi bir insan nasıl olmalı?" diye bana önce o anlatmıştı, üstelik tam da delikanlılık çağımda. Daha sonra aynı caddenin arka sokağındaki dükkânlarda çalışırken fark etmeden aynı mağazanın bu sefer arka kapısından girip yine aynı kişiye gazetemizi anlatmış; o adam babamın bu hâline ve gayretine daha da önemlisi samimiyetine şaşırmış ve "beni gazeteye abone yap" demiş, babam bu söze ne çok sevinmişti. Adam, "Bak kardeşim, bana ikinci defa anlattın. Çünkü mağazamın iki kapısı var ve sen ne beni ne de tekrar aynı mağazada olduğunu fark ettin. Ben senin inanarak içten teklifine ve isteğine hayran olduğum için abone oldum" demiş... Bir başka akşam yine bir kahvehanede konuşma yaparken "Ehl-i sünnet âlimlerinin bu kitaplarını alıp okuyanlar dünya ve ahiret saadetine kavuşur" diyecekken heyecanla "Dünyadan ahirete kavuşur" deyince adamın biri, "ne yani, biz şimdi bu kitapları satın alınca ölecek miyiz?" demiş; herkes gülmekten kırılmış...
16 Temmuz 2026 02:15

Cömertliğinin Sınırı Yoktu
"Hayat rüya gibi geçmiş, 14 Temmuz gecesi babamın ebedî âlem yolculuğu başlamıştı..." Hatırama bugün de devam ediyorum... Hatırlıyorum, 12 yaşındaydım. Hem kendisinin manevi bir huzura hem de insanların din ve dünya saâdetine kavuşması için çalışma arzusuna, Resul İzmirli Bey ve onun hediye ettiği Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye kitabı vesile olmuştu. Sonrasında ise ilk defa onun tanıştırdığı Türkiye Gazetesi Ege Bölge Müdürü rahmetli Ziya Yalçın Bey'i tanımak, hayatının en unutulmaz günlerinden biri olmuştu. Babamı hep görüp gözeten ve her ihtiyaç duyduğunda yardımına koşan, gerçek iki güzel dost olan Bekir ve Dr. Zeynel beyler ona kardeş; benim de gerçek amcalarım gibi olmuşlardı... Babamın bu fâni dünyadan ayrılıncaya kadar sevdikleriyle beraberlikleri 45 yıl sürmüştü.
15 Temmuz 2026 02:26

En Derin Baba Sevgisi
Şair bir şiirinde; "Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü, kör oldum" diyor!.. Hatırlıyorum, 10 yaşında çocuktum. Ortaokul ikinci sınıftayken 1960 ihtilali milletimize ağır bir darbe olurken benim de eğitim hayatıma mal olmuştu. Çünkü bana "eğer okula devam edeceksen para ödeyeceksin" demişlerdi. Bırakın para ödemeyi, ayağıma kara lastik alacak bile param yoktu." Babam için eğitim, artık hayal olunca, 15 yaşında, bir daha dönmemek üzere gurbete çıkmış.
14 Temmuz 2026 02:17

Şefkat Öyle Bir Dildir Ki...
"Hayattan çok büyük beklentisi olmayanın, çok büyük derdi de olmazmış" derler... "Belki başkalarının işine yarar" düşüncesiyle aldığım yere götürdüğümde oradaki yaşlı kişi elemanlarının gözü önünde hakarete varan sözler etti. Öte yandan Amerika'da (ABD) bir kadın elli yıl önce aldığı ayakkabıyı geri vermek istediğinde mağaza yöneticisi talimatı vermiştir: "Hemen geri alalım. Geri almazsak, gider elli yerde konuşur biz de ayağımıza sıkmış oluruz" demiştir. Asla unutamadığım bir olay da yaşlı babama sonbaharda grip aşısı için iki yüz metre ilerimizdeki aile hekimliğine müracaat ettiğimizde oradaki hekim "baban ölüyor mu, komaya mı girdi?" gibi sözlerden oluşan uzun bir hakaret oluşturmuş, sonunda da "baban benim hastam değil" deyivermişti. Babam o sırada 93 yaşındaydı. Doktor "bugün hangi plaja gideceksin" diye soranlara "Hurmadibi plajı ne güne duruyor tabii ki oraya gideceğim" diye espri yapıyor.
13 Temmuz 2026 02:23

Biraz Ağır Alınan Ders
"Bak teyzem, bu mısır koçanlarını ödünç aldım. Onları tarlaya ekmek için gidiyorum." Biri Balkan Savaşı biri Birinci Dünya Savaşı biri de Kurtuluş Savaşı olarak üç savaşı görmüş yaşamış insanların ibretlik hatırasını anlatmaya bugün de devam ediyorum... Dedemin altı yaş küçük kardeşi Ayşe halam yaşadıklarını anlatırken o günleri âdeta yeniden yaşıyor gibiydi... Hepi topu üç koçan mısır alıp eve geliyor. Ayşe hala da diyor ki: -Bak teyzeciğim, bu mısır koçanlarını ödünç aldım. Kadın yüzüme çok sert baktı: -Seni Allah'a havale ediyorum! Akşama doğru eve geldiğimizde ortanca ve küçük kızımız birisi bir köşede diğeri diğer köşede yarı baygın yatıyordu. Şaşırdık, babaanneleri ise ağlıyor "bunlara böyle ne oldu?" diye feryat ediyordu. Ben dersimi biraz ağır aldım, dedi.
10 Temmuz 2026 02:08

Üç Koçan Mısır İçin
"O yere gittim. Sağ olsun üç koçan verdi. Eve geldim ki orta yaşta bir kadın var kapıda..." Hatırama bugün de devam ediyorum... Kurtuluş savaşı yıllarında kapımıza gelen ihtiyar, Hanife nineye diyor ki: Hanife nine de "Ekmekler fırından çıkmak üzere, şurada beş dakika otur ben seni doyuracağım" diyor. Gelinlerine de "Evin önünde yaşlı bir dede var. O pişen bir ekmeği çıkarıp ben ona götüreyim. Siz kalanları çıkarıverin" diyor. Bir fakir kadın gelip "Fatma abla, giyecek bir elbisem yok" dediğinde, ikinci elbisesi varsa onu, yoksa üzerindeki çıkarır verirdi. Ağabeyine "Aga" diye seslenirdi. Nisan ayında havalar yağmurdan sonra açınca eşim bana; -Çocuklara anam baksın, seninle yazlık mısır ekmeye gidelim, dedi. Dediği yere gittim. Tam eve geldim ki orta yaşlarda bir kadın kapıda duruyor.
09 Temmuz 2026 02:18

Veren El Olabilmek...
"O zamanlarda fakirlik, gariplik ülkenin koca imparatorluğunun her yerinde mevcuttu." "İnsan için yalnız kendi çalıştığının karşılığı vardır." İslamiyet'te kimseye muhtaç olmamak için çalışmak, helal kazanç sağlamak ibadet sayılmış; el emeği ile geçinmek birçok yerde övülmüştür. Cenabı Allah Rezzak'tır. Toplumumuzda çalışmayacak durumda olan yaşlı, engelli, iş bulamayan, muhacir, yardıma muhtaç insanlarımız vardır. Allah devlete dirlik düzenlik, millete bol kazançlar nasip etsin. Çocukluğumda Birinci Dünya Harbi, Balkan Harbi ve Kurtuluş Savaşından sonra mağdur kalanlarla karşılaşıyordum. O zamanlarda fakirlik, gariplik ülkenin, imparatorluğun her yerinde mevcuttu. Bir akşam dedelerimin her ikisi de gelmişti.
08 Temmuz 2026 02:29

İşte O Kişi Bendim
"Çakırkeyif" adam hiç kesmeden efendi ve kibarca dinledikten sonra bana dedi ki: "Evet" dedim. Adam hürmetle ayağa kalktı ve ellerini havaya kaldırarak ceplerini gösterdi ve dedi ki: "Biraderim bir tane alayım çocuklar okur evde. Ama ben alkollüyüm, sen cebimdeki paraları çıkar, ne kadar ise içinden al sonra da o kitabı şu karşıdaki rafa yüksekçe bir yere bırakıver. Ben ayılınca alırım..." Bu hatıramı anlatırken bir baktım ki o en çok müteessir olduğunu düşündüğüm arkadaşımız birden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. "Lisan-ı hâl lisanı kalden entaktır" sözü yani (beden dili konuşmaktan daha etkilidir) böyle olsa gerekti... O gündür bu gündür nerede olsalar onlara iştirak etmeye çalışırım..." O gözyaşlarını silmeye devam ederken ben ne diyeceğimi bilemez hâlde idim.
07 Temmuz 2026 02:18

Bu Milletin Mayası Çok Temiz
"Benim dikkatimi çeken ise oradaki arkadaşlardan birinin her hatıra sonraki yüz hâli idi..." Dünya hem çok küçük hem de taaccüp edici hadiselere gebe. Geçtiğimiz günlerde hasta babamı ziyaret için Aydın'ın şirin ilçesi Söke'ye gitmiştim. Bu arkadaş grubu her cuma günü bulundukları yer veya yakın ilçelerde bir cami tespit edip bağışçı veya sponsorlar vasıtasıyla satın alıp topladıkları dinî ve tarihî kitapları o caminin cemaatine namaz çıkışı bila ücret (ücretsiz) hediye ederler. Yakındaki bir ilçeye gidildi. Tespit edilen iki camide cuma namazı sonrası tüm kitaplar camiden çıkan cemaate hediye edildi. Hep birlikte gidildi. Bir müddet sonra ben de 90'lı yıllarda yine böyle bir kitap faaliyeti ile ilgili küçük bir hatıramı anlatmaya başladım. DEVAMI YARIN Ünal Bolat'ın önceki yazıları...
06 Temmuz 2026 02:22

"Bu Dünkü Misafirimiz Değil Mi?"
"O zaman meşveret nedir, söz dinlemek nedir bilmiyordum, öneminden habersizdim." Yıl 1968, ocak ayının son haftasıydı. O zamanlar meşveret nedir, söz dinlemek nedir bilmiyordum. Duygularım nefsime yenildi ve dedim ki içimden: "Zaten iki günüm yolda geçti, söz de dinlemedim. Öyleyse bu açlığı hak ettim." Ama durum tahmin ettiğim gibi olmadı. Cehcah el-Gıfârî şöyle anlatıyor: "Kavmimden İslam'a girmek isteyen bir toplulukla beraber Medine'ye gittim. Resûlullah (aleyhisselâm) akşam namazını kıldırıyordu. Namaz bitince Eshabına'Herkes yanındakini evine götürsün' buyurdu. Ben iri ve uzun boylu idim. Beni de Peygamberimiz evine götürdü. Bana bir keçiden süt sağdı. Onu içtim. Yemek hazırladı, onu da yedim. Bir keçiden daha süt sağdı, onu da içtim. Böyle tam yedi keçiden süt sağdı. Hepsini de içtim. Sabah olunca yine mescitte toplandık. Herkes kendine yapılan ikramı anlatıyordu. Ben de anlattım. Bazıları bu kadar çok yiyip yine de doymadığıma çok şaşırdı. Peygamber Efendimiz o gün, gün boyunca bize İslâmiyet'i anlattı. Akşam üzeri de huzurunda Müslüman oldum. Akşam olunca yine Resul-i Ekrem'in arkasında akşam namazı kıldık. Namazdan sonra yine 'Herkes misafirini götürsün' buyurdu. Resûlullah yine beni mübarek hanelerine götürdü. Bir keçiden süt sağdı. Onu içtim ve doydum. Ümmü Eymen: -Ya Resûlullah! Bu bizim dünkü misafirimiz değil mi? dedi. Server-i âlem de 'Evet' buyurdu ve devamla: "O, bu gece besmele çekerek yemek yedi." Ünal Bolat'ın önceki yazıları...
05 Temmuz 2026 02:30

"Madem Biliyordun Neden Sakladın!"
Babası hariç herkesi soruyordu annesine "O nasıl, bu nasıl?" diyerek. Sonunda gönülsüzce onu da sordu: Anne cevapsız bıraktı bu soruyu... -Hayır, anne ben böyle iyiyim. Delikanlı pastayı alırken annesine: -Anne ne olur ısrar etme gelmeyeceğim. "Peki, oğlum sen bilirsin. Anlaşılan çok kararlısın, gelmeyeceksin ama baban dedi ki: Son bir haftadır arkadaşlık etmeye başladığı o çocuktan uzak dursun, o çocuk ona zarar verecektir. Önceki arkadaşıyla barışsın." Bu kez çocuk donakalmıştı. "O benim canımdır ya canım" dedi. Elleriyle gözlerini silerek kapıyı açmaya gitti anne.
03 Temmuz 2026 02:31