
Normalde Ankara'nın NATO'yla ilişkisi konuşulurken akla Türkiye'nin Rusya'yla dengesi, S-400, İsveç'in üyeliği veya Erdoğan'ın pazarlık siyaseti gelirdi. Bu zirvedeyse sahnenin merkezinde bir "Türkiye krizi" değil, NATO'nun kendi krizi var. Unutulan bir nokta, Türkiye'nin güçlü bir "Antiamerikan geleneğe" sahip olması. Bu kezse asıl amaç başka gibi: "Trump'ın masayı devirmeden, ittifakı bir kez daha aşağılamadan ve mümkünse erken ayrılmadan zirveyi tamamlaması." Bir yanda "daha güçlü Avrupa, daha güçlü NATO" cümleleri var. Bu zirvedeyse Türkiye, "Batı'nın kendi iç krizini sahnelediği yer". Ankara zirvesi, bir "birlik gösterisi" olmaktan çok, Batı ittifakının yeni gerçeğini ilan ediyor: Avrupa daha fazla para ödeyecek, Amerika daha az garanti verecek. İspanyol La Vanguardia'dan, Ankara Zirvesi'ne dair bir yazının altındaki bir okur yorumu: "Avrupalıların yapması gereken ilk şey, Meloni'nin arkasında kenetlenmek ve bu eğitimsiz haydut Trump'ın İtalyan Başbakanı'nı veya Avrupa'daki herhangi birini gücendirmesine izin vermemektir." Bu da El Pais'ten: "Bu bir zirve değil, bir tarafın fiyatı belirlediği ve diğerlerinin imzaladığı bir sahnelenmiş etkinlik. Avrupa kendi hakkını savunmuyor."
Kaynak: Posta
08 Temmuz 2026 07:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Netanyahu Gidici Mi?
İsrail'de 27 Ekim'de genel seçimler yapılacak. Resmi devlet kuruluşu Channel 12'nin son araştırmasında, "Başbakanlığa daha uygun kim?" sorusuna cevap verenlerin yüzde 43'ü eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot'u, yüzde 34'ü Netanyahu'yu tercih etti. Savunma harcamaları 2022'de millî gelirin yaklaşık yüzde 4,2'siyken 2026'da yüzde 8 dolayına çıktı. Oysa bu, İsrail'in yalnızca "en gürültülü ve dünyaya en fazla yansıyan" yüzü. Aynı ankette seçmenlerin yüzde 38'i 7 Ekim'den sonra sağa kaydığını, yalnızca yüzde 7'si sola yöneldiğini söylüyor. Bu "öteki İsrail" tek parça değil. Netanyahu'nun en büyük rakibi olan Eisenkot, Netanyahu'nun "klasik anlamda savaş karşıtı" alternatifi olarak değerlendirilemez. Bu kez seçim yalnız siyasilerin değil "görünmeyen İsrail"in kaderini de belirleyecek.
16 Temmuz 2026 07:00

Nato Zirvesıindeki Liderlerin Eski Sözleri
Onun geçmişindeki ilginç eski söz: "İngilizcemi Michael Jackson hayranı olduğum için derinleştirmiştim." Fransızca'yı "dekadan" şairler sayesinde sevdiğini, İspanyolca'yı çocukken babası Kanarya Adaları'nda yaşadığı için "mecburen kaptığını" anlatan Meloni, zirvenin en çok dil bilenlerinden biri olsa gerek. Zirvedeki ABD'ye ve İsrail'e açıktan kafa tutabilen belki de tek önemli lider olan Sánchez'in ilginç eski cümlesiyse, bugünkü eşi Begoña Gómez'e dair: "Diş fırçamı daha ilk günden onun evinde bırakmak istedim." Görev süresinin sonuna yaklaşmakta olan İngiliz Başbakanı Starmer da çok sezdirmemekle birlikte esprili bir kişi. Onun eski bir polemiği: İngiliz ana muhalefet lideri Kemi Badenoch, 16 yaşında McDonalds'ta çalıştığı dönemi anlatırken, orta sınıf bir ailede büyüdüğünü ama McDonalds'tayken "işçi sınıfı" konumunda olduğunu söylemişti. Starmer da Pinewood Studios'ta yaptığı bir konuşmada bu söze takılmıştı: "Badenoch birkaç vardiya McDonalds'ta çalışınca işçi sınıfından olunabileceğini düşünüyor. Bu mantıkla ben de buraya gelmeye devam edersem, belki bir sonraki James Bond olurum." Hollandalı Mark Rutte ise masanın moderatörüydü. Rutte'nin eski Hollanda günlerinden gelen mizahi bir yorumu ise NATO ruhuna epey ters düşüyor: "Vizyon, manzarayı kapatan fil gibidir."
14 Temmuz 2026 07:00

Biz Eskiden Nato'ya…
Cyrus Vance, 1966 yılında ABD Savunma Bakan Yardımcısı olarak Ankara Esenboğa Havalimanı'na indiği zaman biz oradaydık. 1966 Kasım ayında ODTÜ öğrencileri ABD aleyhtarı büyük bir mitinge öncülük etti. 1969'da ise ABD Büyükelçisi Robert Komer'in makam arabasını Ankaralı gençler ateşe verdi. 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın Türkiye'yi "Küçük Amerika" yapma projesi çok konuşulmuştur. 12 Eylül askeri darbesinin ABD tarafından hazırlanıp tezgâhlandığına dair ülkemizde yaygın bir kamuoyu kanaati de vardır. Türkiye'deki "her taşın altında ABD arayan" anlayışı ise sağlıklı bulmuyorum. Ancak unutmayalım ki İsrail'in Ortadoğu'yu yakıp yıkan askeri gücünün arkasında ABD var. Bu kezse "soruna çare bulan" bir rol oynamak istiyor.
10 Temmuz 2026 07:00

Batı Basınından Ankara Zirvesi Değerlendirmeleri
Normalde Ankara'nın NATO'yla ilişkisi konuşulurken akla Türkiye'nin Rusya'yla dengesi, S-400, İsveç'in üyeliği veya Erdoğan'ın pazarlık siyaseti gelirdi. Bu zirvedeyse sahnenin merkezinde bir "Türkiye krizi" değil, NATO'nun kendi krizi var. Unutulan bir nokta, Türkiye'nin güçlü bir "Antiamerikan geleneğe" sahip olması. Bu kezse asıl amaç başka gibi: "Trump'ın masayı devirmeden, ittifakı bir kez daha aşağılamadan ve mümkünse erken ayrılmadan zirveyi tamamlaması." Bir yanda "daha güçlü Avrupa, daha güçlü NATO" cümleleri var. Bu zirvedeyse Türkiye, "Batı'nın kendi iç krizini sahnelediği yer". Ankara zirvesi, bir "birlik gösterisi" olmaktan çok, Batı ittifakının yeni gerçeğini ilan ediyor: Avrupa daha fazla para ödeyecek, Amerika daha az garanti verecek. İspanyol La Vanguardia'dan, Ankara Zirvesi'ne dair bir yazının altındaki bir okur yorumu: "Avrupalıların yapması gereken ilk şey, Meloni'nin arkasında kenetlenmek ve bu eğitimsiz haydut Trump'ın İtalyan Başbakanı'nı veya Avrupa'daki herhangi birini gücendirmesine izin vermemektir." Bu da El Pais'ten: "Bu bir zirve değil, bir tarafın fiyatı belirlediği ve diğerlerinin imzaladığı bir sahnelenmiş etkinlik. Avrupa kendi hakkını savunmuyor."
08 Temmuz 2026 07:00

Dünya Kupası Ve Güç Dengeleri
Kazanmasını istediğim takımlar arasında Muhammed Salah'ın Mısır'ı, Kanada'yı eleyen Fas, Messi'nin Arjantin'i ve Haaland'ın Norveç'i de vardı. "Son 16" tablosuna bakınca futbolun dünya haritası hâlâ önemli bir oranda eskisi gibi. Kanada, Fas, Paraguay, Fransa, Brezilya, Norveç, Meksika, İngiltere, Portekiz, İspanya, ABD, Belçika, Arjantin, Mısır, İsviçre ve Kolombiya son 16'ya kaldı. İlk 16'da hiç Asya ülkesi olmaması ve 16'dan 14'ün Avrupa-Amerika ülkelerinden oluşması, futbol statükosunun o kadar da değişmediğini düşündürüyor. 2026 Dünya Kupası şunu söylüyor olabilir: Atlantik merkezli futbol düzeni ve dünya düzeni, hâlâ canlı. "Futbol ülkelerin (ve şehirlerin de) aynasıdır" demek mümkün. Ancak hem Fas ve Mısır'ın başarıları hem de Afrika kökenli oyuncuların Avrupa futbolunda artan ağırlığı, dikkat çekici. "Almanya yenilince biz de yenilmiş sayıldık" diye bir klişe vardır.
07 Temmuz 2026 07:00

Kadir İnanır'la Son Derin Sohbetimiz
Nihat Durak'ın 2019 yılında yönettiği, senaryosunu Filiz Üstün Durak'ın yazdığı Kapı, Mardinli Süryani bir ailenin dramını konu alır. Tabii ben Kadir İnanır filmografisinin daha çok "toplumsal ağırlığı ve sosyolojik mesajı yoğun" tarafına odaklıyım. Örneğin Kadir İnanır'ın "ticari amaçlı" olarak tanımladığı film ve dizilerinde de şaşırtıcı noktalar, deneysel tatlar, film tekniği açısından ilginç boyutlar görebilirler. "Bütün yaşam unsurlarının ne kadar birbirine bağlı olduğu belirgin hale geldi. İnsanları barışa ve ortaklaşmaya çağırırken haklı olduğumuz da ortaya çıktı" dedi. İstatistiki raporlar okuduğunu ve dünya silah sanayiini araştırdığını belirten İnanır, "Silah sanayii niye var? Referans kitapları buldum. Notlar çıkarıyorum. Bu konuda bilgi sahibi olmamız gerekiyor. Çok fazla şey silah sanayiine bağlı" dedi o konuşmamızda. Kadir İnanır'a, "Bazıları karantinadan sonra daha barışçı bir dünya geleceğini söylüyor, bazıları ise dijital diktatörlüğe doğru gittiğimizi düşünüyor" diye sorduğumda ise şu yanıtı verdi: "İkinci savın yaşama şansı yok. Benim savunduğum tek bir gerçek var. Bir ev düşünün; yaşam kaynağı olan para ve gıda girmediği sürece hiçbir düzen ayakta kalamaz." 2020'deki bu konuşmamız, onunla son konuşmamız olmasa da herhalde son yıllardaki en derinlemesine sohbetimizdi.
01 Temmuz 2026 07:00


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Kadir İnanır
Bütün bu karakterlerin ötesinde, o Kadir İnanır'dı: Türkiye'nin ruhunda ayrı bir yeri temsil eden büyük bir oyuncuydu. Çocuğu yoktu ama "Türkiye'nin bütün çocukları benim, bizim. Hiçbirisi ölmeyecek, ölmemeli!" diyordu. 15 Nisan 1949'da Ordu'nun Fatsa ilçesinde doğdu. Kadir İnanır'ın tarzı sertti ama bu doğal, hayatın içinden bir sertlikti. "Erkekliği" takım elbise, kas, stil, lüks araba üzerinden değil; bakış, susma, gurur, acı çekme, haksızlığa kafa tutma üzerinden şekilleniyordu. Oynadığı karakterler çoğu zaman kaba olabilseler de kendilerini "adalet", "namus", "emek", "sadakat", "söz" gibi kavramlarla ifade ederlerdi. Gençliğinde "mahalledeki ortalama Türk erkeği"nin iç dünyasını sahneye taşıyarak öne çıkan Kadir İnanır, yaşı ilerledikçe daha siyasi ve entelektüel bir karaktere dönüştü. Selvi Boylum Al Yazmalım, Bodrum Hakimi, Dila Hanım, Devlerin Aşkı, Utanç, Katırcılar, Yılanların Öcü ve Tatar Ramazan gibi filmlerle Yeşilçam'ın en güçlü yüzlerinden biri oldu. 1973'te Utanç ile Adana Altın Koza'da, 1986'da Yılanların Öcü ile Antalya Altın Portakal'da En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı. Son filmi 2019 yapımı Kapı oldu. "Barış için konuşmayanlar, savaşın tarafı olurlar" diyordu. Bir başka konuşmasında, "Ellerimizi birleştireceğiz, kalplerimizi kucaklaştıracağız ve büyük barışı mutlaka sağlayacağız" sözleriyle Türkiye'ye duyduğu inancı ifade etti. "Ben her felaketi sakin karşılayan biriyim" derken, bunu sadece söz değil, davranışıyla da gösterirdi. Mahkeme salonunda Jülide'nin yanı başında Kadir İnanır vardı. İlk konuşmayı yapan Jülide Kural "Ben Burada Sadece Susmak İsterdim" dedi. "Büyük barış, bir gün mutlaka sevgilim."
30 Haziran 2026 07:00

Memurluk Almanya'da Da Tartışma Konusu
Almanya'da, hem artan hayat pahalılığı hem de ekonomide yaşanan genel değişim, "özel sektör-kamu sektörü tartışması"nı alevlendirdi. Bu görüntünün arkasında son derece büyük, güçlü ve cazip bir kamu sektörü de var kamu sektörü, bir süre önceye kadar, Almanya'nın "sosyal devlet" kimliğinin temelini oluşturması nedeniyle genelde olumlu karşılanıyor veya en azından "sorun edilmiyordu". Almanya'da 5.5 milyon kişi kamu hizmetinde çalışıyor. Bunun 1.8 milyonu memur statüsünde. Bunun bir sonucu da "aşırı bürokrasi", ki bu da sadece Almanya değil tüm Avrupa Birliği bağlamında eleştiri konusu. Almanya'da memurluk sadece "devlete hizmet" değil aynı zamanda düzenli gelir, iş güvencesi, öngörülebilir kariyer, güçlü emeklilik ve aile yardımları anlamına geliyor. Özel sektördeki koşullar zorlaşınca, bu "koruma alanı" daha "göze batar" hale geliyor.
26 Haziran 2026 07:00

Hollandalılar
Hafta sonunu Hollanda'da geçirdim. Amsterdam'a 40, Utrecht'e 30 kilometre uzaklıkta, orman içinde bir otelde kaldım. Sıcaklık Hollanda ölçülerinde (neredeyse bir "rekor hissi" yaratacak kadar) yüksekti: 30 derece. Hollanda tipik bir Avrupa ülkesi. 1990-1992 yılları arasında ailece Hamburg'daydık. Zaten katıldığım seminerin ana konusu, "karşındakini anlamak" üzerine kurulmuştu. "Kritik konuşma" adı verilen bu anlama pratiği, bilimsel bir çalışma haline dönüşmüş: "Biz hepimizin içinde iyilik olduğuna inanıyoruz. Öğrendiğiniz becerilerin, içinizdeki bu iyiliği açığa çıkarmanıza ve onu ifade etmenize yardımcı olacağını umuyoruz." Hafta sonu bizim Milli Takım hayal kırıklığı yarattı ve elendi. Hollanda 5-1 kazandı. Gündüz seminerde dinlediğimiz, bakanlıktan Erik'e, "Hani bayrak?" diye sormuştum. "Hani bayrağınız? Neden bayrak sallamıyorsunuz?" diye sorduğumda yüzüme garip garip baktılar. İçlerinden biri sonunda gülerek, "Birazdan gidip alacağız" cevabını verdi. "Batı çöküyor", "Avrupa çürüdü" tezlerinin savunucuları; gerçek Batı kültürünü ve özgürlükçü kültürü düşman gördükleri için, Batı'yı doğruları ve yanlışlarıyla anlamak yerine çoğu zaman onu karikatürleştiriyorlar.
24 Haziran 2026 07:00

Çözüm Sürecinde Dil Ve Davranış Tıkanıklığı Nasıl Aşılabilir?
Konu: "Hassas konularda diyalog." Daveti, Hollanda Dışişleri Bakanlığı ile Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) yaptı. Amsterdam'da Amsterdam'da sıcaklık 30 derece. Hollanda Dışişleri Bakanlığı Avrupa Direktörü Erik Weststrate, "Hassas Konuşmalar: Diyaloğu Ustaca Yürütmek" gibi bir alanda uzman. Konu başlıkları, ne kadar yeni bir alan üzerinde çalıştığımızı göstermesi bakımından çarpıcı: 1. Etkileşim için amaçların belirlenmesi ve ortak zeminin ortaya konması. 2. Diyalog için uygun ortamın oluşturulması; farklı bakış açılarını dinlemeyi ve anlamayı öğrenmek. 3. Ortak amaçların belirlenmesi ve ortak adımlara doğru ilerlemek. DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan'a gelişmeleri nasıl yorumladıklarını sordum: "Biz siyasetin yargı eliyle düzenlenmesine karşıyız." "PKK'nın tamamen silah bırakması bir zaman işidir. Belli bir zaman içinde tamamen silahtan arınacaktır. İşin gerçeği, PKK adım attı. Devletten ise tatmin edici bir çıkış henüz ortada yok." "Bunca olaya rağmen şimdi frene basmak yerine harekete geçseler, yine de yeni adımlar atılabilir." Dönüş Umudu yitirmemek ve çözüm için çaba sarf etmek gerekiyor.
23 Haziran 2026 07:00

Kürtlerin Yeni Arayışları
Bu tepkisellik kısmen iktidara yönelik gibi görünse de asıl hedefin Öcalan'ın yeni çizgisi olduğunu düşünmek mümkün. Kürtlerin bir kısmı, "Öcalan'a eleştiri" temelinde kendine yeniden bir kimlik arıyor. Öte yandan bazı Kürtler içindeki "heyecansızlığı" da anlamaya çalışmak lazım. Ne olursa olsun, Ekim 2024'te Bahçeli'nin çıkışıyla başlayıp TBMM'de komisyon kurulmasına kadar uzanan süreç, olumlu yanları ağır basan bir süreç oldu. Ki "Kürtlük diye bir resmi kimlik olamaz. Türkiye'de yaşayan herkes resmi kimlik olarak Türk'tür" diyen cahil fanatizm hâlâ tamamen silinmiş değil. Ekim 2024'te Devlet Bahçeli'nin çıkışı, Öcalan'ın ona cevabı ve PKK'nın kendini feshiyle başlayan süreç, TBMM'de bir komisyon kurulmasıyla devam etti. Kürtlerle özgürlük üzerinde anlaşırken "laik Türkler"in mağdur edileceğini sanmak da doğru değil.
19 Haziran 2026 07:00

Kürtlerin Kafalarındaki Soru İşaretleri…
Şöyle soruyorlar: "Bunca acının, bunca haksızlığın karşılığı olarak sıfır elde var sıfırla bu defter kapatılacak mı?" PKK'nın silah bırakması bir siyasi tercih veya zorunluluktu. "Kürt yoktur" iddiaları büyük ölçüde ortadan kalktı. Öte yandan son zamanlarda Kürtler arasında çözüme yönelik adımları "uzlaşmacılık" olarak görüp eleştiren, çekingen bir dilde konuşan bir eğilim de ortaya çıktı. Onlara göre hareket devlete güvenmekle hata etti: "Selahattin Demirtaş, cezaevinde çürüyor. Mahkeme kararına rağmen hapiste tutulmaya devam ediyor. Yüzlerce hasta, bakıma muhtaç tutuklu ve hükümlü hukuka aykırı gerekçelerle tahliye edilmiyor." Bazıları da özetle şunu söylüyor: "Bir şey kazanmadık. Her şeyi teslim ettik. Amerikan'nın oyununa geldik." PKK'ya, DEM Parti'ye güvensizlik ifade eden eğilim alttan alta kendini hissettiriyor. "Kürtler hak sahibi olmasın ama Araplar hak sahibi olsun" anlayışından şikayet ediyorlar. "Afrin'in yüzde 95'i Kürt ama şehri Araplar yönetiyor" diyen genç Kürtlerde, liderlere bir güvensizlik söz konusu. Kürtler adına gelişen uluslararası tabloyu bir "kangren" olarak tanımlayanlar da var.
17 Haziran 2026 07:00