
5 Nisan İstanbul Barosunun 148. yıl dönümü. Yasalarda o kadar olmasa da devlet ve devletten daha devletçi hakim ve savcılar avukatı öyle görüyor. Son yirmi beş senedir avukatların önemli bir bölümü de savunmayı artık gereksiz görüyor olmalı ki; artık "silahların eşitliği", "Savcıların adliyenin dışında çalışma ofislerinin olması", "jüri sistemi", "Hakim ve savcıların seçilmesi ve görevden alınması", "Delillerin önceden toplanması ve tek celsede karar", "Savunmanın delil toplayabilme hakkı", "İddia makamının topladığı delilleri en kısa zamanda savunmaya iletmesi", "Hakimler Savcılar Kurulunun (HSK) lağvedilmesi", "Barolar Birliğinin kaldırılması", "Adli kolluk kurulması" vb. konuları bırakın yüksek sesle talep etmeyi, konuşmayı bile unuttular. Demokratik bir yargılama sistemi olmadan adil yargı olmaz. Sanki mevcut sistem içinde adil yargılama mümkünmüş gibi "adil yargı" diye haykırıp duruyoruz. Böyle bir sistemde tek adam aynı zamanda savcı, hakim ve temyiz makamıdır. Bazıları da bütün hakim ve savcılar böyle değil her kurumda olduğu gibi bu kurum içinde de çok iyi hakim ve savcılar var diyor. İstanbul 148 yıl önce avukat ile savunma hakkını kazanmış ama hâlâ adil ve demokratik bir yargı hakkı kazanamamış.
Kaynak: Evrensel
07 Nisan 2026 00:13
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Deniz Göktaş'ın Babası
İstihbari bilgi şöyle: "Ölü Deniz adlı bir buçuk saatlik şovunda tam 26 kez bahsettiği ve 'Giderek benziyorum' dediği babasının, 57 kişinin hayatını kaybettiği 'Çorum Olayları'nda sahada olduğu ve terör örgütüne yardım ve yataklıktan yıllarca hapiste yattığı öğrenildi. Deniz Göktaş'ın, 'İşçi memur eylemlerinde hak arayan bir devrimci' olarak lanse ettiği babası Kemal Göktaş'ın, 1980'li yıllarda, Marksist-Leninist çizgide olan, Che Guevara tarzı silahlı mücadele ve gerilla savaşını benimseyen marjinal sol terör örgütü THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) içerisinde faaliyet gösterdiği belirtildi." İmran Deniz isminden Deniz'in babasının siyasi düşüncelerini tahmin etmek zor değil. Yalnız Deniz olsa belki biraz zordur ama bir diğer isim de İmran ise baba bir dönem "Halkın Kurtuluşu" olarak da bilinen işçi sınıfının devrimci partisinin taraftarı olduğu anlaşılır. Gelelim "Çorum Olayları"na. Askeri istihbaratçılar sık sık Çorum'a gelmeye başladı. 19 Mayıs törenlerinde kızların kıyafetlerinden ötürü bildirilerle halk kışkırtılmaya çalışıldı. 29 Mayıs'ta faşistler Çorum'da Alevi ve solcu olarak bilinen kişilerin evlerine ve iş yerlerine saldırmaya başladı. 27 Mayıs'tan 6 Temmuz'a kadar faşistlerin saldırısı ve devrimcilerin savunması devam etti. 40 günün sonunda 57 Alevi, solcu, demokrat Çorumlu öldü, 200'den fazlası yaralandı. Zaten 2 ay sonra da 12 Eylül Faşist Darbesi gerçekleştirilir. İmran Aydın da Ankara' da polis işkencesi ile 1991 yılında öldürülen TDKP taraftarı işçidir.
03 Temmuz 2026 17:22

Gözdağı Tutuklaması
TEMA Gönüllüleri 3 Haziran 2026 tarihinde Nallıhan bölgesinde doğayı koruma ve endemik (yöreye özgü nadir) türleri inceleme amacıyla düzenlenen bir geziye katılmışlar. İktidar buna "önlem tutuklaması" diyor. Bilirsiniz uzun yıllar her 1 Mayıs öncesi Aziz Nesin, Asım Bezirci gibi yazarlar ve TKP' liler gözaltına alınır, 1 Mayıs' tan sonra da bırakılırdı. Yıllar önce, Kenan Bilgin' in gözaltına alınıp kaybedilmesi davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) ilgili daire hakimleri Ankara Adliyesi Kütüphanesinin duruşma salonuna çevirmiş tanık dinliyordu. Bilgin ailesinin avukatlarının, emniyet müdürüne sorduğu sorulardan biri de şuydu (Gözaltı ve tutuklamaların hukuka aykırılığını kanıtlamak için): "Aynı zamanda on farklı ilde onlarca insanı gözaltına aldınız. Bunu hangi delillere dayanarak yaptınız?" Müdürün cevabı şöyleydi: "Biz devlet olarak komünistler devletin soluğunu hissetsin diye altı ayda bir operasyon yaparız. Gözaltına aldıklarımızın yüzde yetmiş beşini emniyet ve savcılık aşamasında bırakırız. Geri kalanları da tutuklar yargılarız. Yargılanırken de çoğu bırakılır. Böylece komünistler, teröristler faaliyet gösteremez, baskı altında çalışırlar." Hakimler, tercümanlık yapan Sinema Sanatçısı Serra Yılmaz birbirine şaşkınlıkla bakmıştı. Devlet hep böyle çalışıyor. ABD'yi, İngiltere'yi, Fransa'yı, NATO'yu herkes biliyor.
30 Haziran 2026 00:13

Bkö
Başlıktaki harflerin açılımı Beyaz Kanat Örgütü. Kapitalizm savunucuları insanlar mal üretip satamayacak mı, üretim yapmak ve serbest pazarda satmak suç mu diye feryat ettiler. Ticaret ve sanayi odaları, rekabet kurulları, Ticaret Bakanlığı gibi kurumlar İktidarla aralarını bozmamak için sessiz kaldılar. Sözleri açıktan duyulmayan birileri ne yapıyorsunuz, tavukçuların içinde AKP'liler de var, hatta AKP yönetiminde görev almış patronlar da var dedi ve herkesin duymadığı bu son itirazla birlikte suç örgütü operasyonunda geri adımlar atıldı, gözaltına alınanlar serbest bırakıldı, kayyım kararları kaldırıldı. Ama bizim ve diğer kapitalist ülkelerin kanunlarında bize göre suç olan işçi sınıfını sömürmek, örgütlenmesini engellemek, kölelik koşullarında çalıştırmak, açlığa ve yoksulluğa mahkum etmek suç değildir. Bunlar sosyalist ülkelerde suçtur. Kendileri ile rekabet etmek isteyen küçüklere karşı önce fiyatları düşürüp onları iflas ettirirler, sonra onları satın alıp düşürdükleri fiyatları aşırı arttırarak fiyat düşürmekle kaybettiklerinin iki mislini kazanırlar. Telekomünikasyon firmaları, şehirlerarası otobüs firmaları, büyük market zincirleri, havaalanlarındaki yandaş firmalar, büyük konfeksiyon firmaları, otomobil firmaları, lastik firmaları say sayabildiğin kadar. Evet beyaz et fiyatları yüksektir, kırmızı et fiyatları da, sebze ve meyve fiyatları da yüksektir ve bütün bu alanlarda tekelleşme, kartelleşme vardır.
23 Haziran 2026 00:13

Şimdi Sıra Sende
"Susma sustukça sıra sana gelecek" sloganı, her gün hayat tarafından doğrulanıyor. Sıra şimdi CHP'de. Belediye yasasına, hakkında terör örgütü üyeliği iddiası ile dava açılan belediye başkanı yerine kayyım atanır, belediye meclisi çalıştırılmaz; hakkında örgütlü suç iddiası ile dava açılan belediye başkanı görevden alınır vb. maddeleri eklenirken ses çıkarmayan ya da yeterince muhalefet yapmayan CHP; şimdi bu maddelerle felç ediliyor. Hukuki bilgisi zayıf ya da olayları çarpıtmayı marifet sanan bazı yorumcular televizyonlarda, 'Tayyip Erdoğan da belediye başkanı iken yargılandı ama tutuksuz yargılandı, kayyım atanmadı' falan diyorlar; ama Erdoğan yargılanırken bu yasa maddeleri yoktu. '"Terörsüz Türkiye süreci" sürerken, Ahmet Türk de beraat etmişken niye hâlâ Mardin Belediye Başkanlığına dönemiyor?' diyorlar. Yasa değişirse, yukarıda belirttiğimiz iki düzenleme kaldırılırsa sadece Ahmet Türk değil DEM Parti'li ve CHP'li belediye başkanları görevlerine döner. "Mutlak butlan" olayı da aynı. Ama 25 senedir bu iki yasa değişmez.
16 Haziran 2026 00:20

Devlet Aklı
Ama devlete göre o yüzde birlik patronlar hiçbir zaman düşman olmaz. O yüzden bir Türkiye Metal Sanayicileri Birliği Sendikası (MESS) başkanı, Özal'a çantalar dolusu para verir, komando kamplarını finanse eder, Darbe Lideri Kenan Evren'e mektup yazarak neler yapması gerektiğini anlatır, 12 Eylül darbesinden sonra şimdiye kadar işçiler güldü artık gülme sırası bizde der, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) militanlarını fabrikalarına güvenlik olarak alır, CIA tarafından kurulan tarikatları ve komünizmle mücadele derneklerini finanse eder, işçi sınıfını uyutmak için futbol kulüplerine milyonlar akıtır… O yüzde bir her zaman düşman dedikleri ABD, Avrupa Birliği (AB), İsrail, Rusya, Çin vb. ile çalışmıştır. Bize "Moskova' ya gidin' derler ama biz sınır dışına adım atmamışken onlar çoktan Moskova'daki yüzde bir ile iş birliğine başlamıştır bile. Ne ABD ne Rusya ne de Çin her şey Türklük için derken onlarla ortaklık, bayilik, ticaret anlaşmaları yapmışlardır bile. Devlet aklı, yüzde bir en çok 15-16 Haziran, bahar eylemleri, Zonguldak yürüyüşü, Gezi direnişi, bir türlü bitirilemeyen sosyalistler, direnerek kazanılan grevlerden korkmuştur. CHP' den korkmaz ama "Toprak işleyenin, su kullananın", "Ne ezilen ne ezen insanca halkça bir düzen" sloganlarından korkar. Bizim de devlet aklına, yüzde birin aklına karşı halk aklı, işçi sınıfı aklımız vardır. Yüzde birin aklı ile bitmez tükenmez bir mücadelemiz vardır.
09 Haziran 2026 00:13

Rüşvetin Belgesi
Rüşvet ülkemizde hiç bitmedi. ANAP iktidarı zamanında yine bir rüşvet olayında rüşvet alan bankacı rüşvet aldığına dair iddialara karşı belgesini gösterin deyince rüşvet veren sinirlenmiş ve "Rüşvetin belgesi mi olur pe…venk!" demişti. Çünkü rüşvet almak kadar rüşvet vermek de geleneksel bir yöntem olmuş. Zeytinburnu'daki 16 katlı iki bina ve Ankara' daki TOGO Kuleleri bu sistemin en bilinen örnekleridir. İnşaat ve ihale sektöründe rüşvet yapısal bir sorundur. AKP' nin CHP' li belediyelere karşı başlattığı operasyonda birinci suçlama rüşvet. Fakat açılan davalarda ya da iddianamelerde rüşvet kanıtlanamıyor. Bu sistemle rüşvet önlenmez.
02 Haziran 2026 00:08

Mutlak Adil Değil
Mutlak butlan kararı da öyle. İki cümle özetlersek; bir ceza davası açılmış, iddianamede Kılıçdaroğlu yerine Özel'i seçtirmek için İmamoğlu liderliğinde oluşturulan suç örgütü delegelere para, cep telefonu, tablet, ev ve araba vermiş, ceza davasındaki delillerden suç sabit olmuştur diyor. Karar kesinleşinceye kadar Kılıçdaroğlu başkandır diyor. Yargıtayda karar verme süresi ortalama 2 ile 6 sene arası. CHP'yi bitirme kararı veren mahkeme kararı Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) göndererek kararımı icra et diyor. Mahkemeye göre YSK, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi kararına göre, CHP 38. Kongresinde seçilmiş başkan, bütün yönetim ve disiplin kurulu üyelerinin mazbatalarını iptal ettim, önceki başkan, yönetim ve disiplin kurullarının mazbatalarını da güncelledim diyecek. Onlar yönetici ve disiplin kurulu üyesi; Kılıçdaroğlu ve o dönemdeki yönetici ve disiplin kurulu üyelerinin mazbatası yok. Ama mazbatası olmayan Kılıçdaroğlu Ankara valisine bir dilekçe göndererek CHP Merkez binasını boşalt diyor, Valilik de Fatih' in İstanbul surlarını yıkıp Konstantinopolis' e girer gibi CHP Merkez binasına giriyor. Bir yurttaş, Av. Hüseyin Cimşit Ankara 33. Asliye Hukuk Mahkemesine dava açtı bile. Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi kararı Mahkemenizi bağlar diye de yazmıştır muhtemelen.
26 Mayıs 2026 00:13

Chp'nin Gölge Adalet Bakanı
O bölgede görev süresi 5 yılsa, 5 yılı dolmadan tayini çıkamayacak. Hakim terfilerinde en büyük kriter AİHM ve AYM kararlarına uymak olacak. Hakimler yalnızca kendi dosyasındaki AİHM ve AYM kararlarını değil, başka dosyalardaki emsal nitelikteki AİHM ve AYM kararlarını da uygulamak zorunda olacak. Doğru ve ileri düşünceler gibi görünüyor ama 44 yıl öncesinden daha ileri değil. Halbuki 1982 Anayasası öncesi Adalet Bakanı yine Yüksek Hakimler Kurulunda vardı ama oy hakkı yoktu. Gölge Bakan buna da karşı değil. Demokratik hukuk savunucuları 44 senedir adalet bakanı ve müsteşarının, yani yürütmenin yargı kurullarında olmaması gerektiğini savunuyor. İnsan hak ve özgürlükleri ile ilgili İnsan hakları Mahkemesi (Ya da AYM'nin bu konudaki görevleri) dışında CHP'nin gölge bakanının önerileri ya da yapmayı vadettikleri 1961 Anayasa'sındaki yargı ile ilgili hükümler ve uygulamalardan geri. Yani gölge bakan 65 yıl öncesinden daha geri bir yargı erki öneriyor bize.
19 Mayıs 2026 00:14

Aihm'nin Yasak Kararı
Siyasi gündeme göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Can Atalay kararlarının neden uygulanmadığını, derhal uygulanması gerektiğini sık sık söylüyoruz ama uygulanmayan o kadar çok AİHM kararı var ki; say say bitmez. Binlerce dosya için bundan sonra referans olacak bir karar ve binlerce mağdurun bundan sonra AYM ve AİHM başvurularında dayanacağı bir karar. Yasak Kararı'nda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 7. ve 3. maddesinin ihlal edildiğine karar verildi. AİHS'nin 7/1. maddesi: "Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez" diyor. 3. maddesi ise: "Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye veya cezaya maruz bırakılamaz." 7. madde ihlalinde Büyük Daire davaya konu olan mahkumiyet kararı ile ilgili olarak; şahsi sorumluluğun tespiti zorunludur, kusur yoksa ceza verilemez, suç kastı somut olarak ispatlanmalıdır, manevi unsur bireyselleştirilerek tespit edilmelidir, faaliyetlerin zamansal bağlamı dikkate alınmalıdır, yasal faaliyetler terör suçunun otomatik delili sayılamaz, varsayımla değil somut delille hüküm kurulmalıdır, hiyerarşik konum belirlenmeden kusur tayini yapılamaz, genel değerlendirmelerle suç kastı ispat edilemez diyor. AİHS 3. maddesi ihlali için ise başvurucunun aşırı kalabalık koğuşlarda yatırılması, yataksız ya da bir yatağı birkaç kişi ile paylaşma durumu işkence veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza sayılmış.
12 Mayıs 2026 00:13

Yasama, Yargı Ve Yürütme Erki
Adalet Bakanının açıklamasına göre faili meçhul dosyaların aydınlatılması amacıyla Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Faili Meçhulleri Araştırma Daire Başkanlığı kurulmuş. Bakan diye düşünmüştür herhalde. Demek ki, birkaç dosyayı alıp Gülistan Doku dosyasındaki gibi gündem yapacaklar, "Türkiye'de adalet yok" fikriyatını seçimler sırasında değiştirmeye çalışacaklar. Suç dosyaları savcılar tarafından incelenir, faili meçhul dosyalar ya da "soğuk dosyalar" denilen dosyalar için her ilde bir savcı ya da birkaç savcı çalıma yapabilir ama bunu Bakanlıktaki bir daire yapmaz. Her işi yapan polisler 1-2 sene gibi periyodlarla cinayet büroda çalışıyor. Bir de işin içinde jandarma var. Bunlar polis bile değil. Bu da yetmedi artık İstanbul'da dahi jandarma adli polis rolüne geçiyor ve delil toplayıp savcıya dosya hazırlıyor.
05 Mayıs 2026 00:13

Cezasızlık
Delilleri gereği gibi toplamıyorlar, bazı delilleri saklıyorlar, muhtemel suçluları koruyorlar. Literatürümüze "cezasızlık" diye bir kavram yerleşti ve çok kullanılmaya başlandı. Bunlardan Demirel'in "Ben polisimin elini soğutmam", "Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz"; Özal'ın "Benim memurum işini bilir" ve Çiller'in "Devlet için kurşun atan da kurşun yiyen de şereflidir" sözleri en ünlüleri. 12 Eylül'de işkence yapılan insanların katilleri yargılanmadı, yargılanan çok azı ise ya zaman aşımı ile kurtarıldı ya da aldığı cüzi cezaları çekmediler. Ülkemizde cezasız kalmış suçların çoğunda en az Gülistan Doku olayındaki kadar delil vardır. Suçluların yargılanması talebi onun için bizde adil yargılanma talebinden de önce gelir her zaman.
21 Nisan 2026 00:05

Linç Ve Teşhir
Yargılama halka açık yapılmalıdır denir. Son yıllarda KCK operasyonu, CHP operasyonları, fuhuş ve uyuşturucu operasyonu, çete operasyonu gibi isimler verilen yargı süreçlerinde şüpheliler elleri önden ya da arkadan kelepçeli, polislerin arasında uzun sıralar halinde TV ve basında teşhir edildi. Şüpheliler hakkında bir mahkumiyet kararı verilmeden linç edilerek mahkum edildiler. Yargılama sonunda teşhir edilen, linç edilen, yargılanmadan mahkum edilen şüphelilerden çoğu beraat etti. O da mağdurlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) gitmesin diye. Üniversiteler, barolar, hukukçular, siyasilerin büyük kısmı, aydın ve sanatçıların büyük kısmı "Ne oluyor kardeşim?" diye haykırmıyor. Yargılamada "Yüz yüzelik esastır, nedir bu gizli tanıklar, kimse yüzlerini görmüyor, kim olduğunu bilmiyor, in midir cin midir, bu ne haldir!" demiyor. 15 Temmuz' da ayaklanmaya katıldılar diye 8 senedir tutuklu yargılanan sekiz er beraat etti diye şimdi o sekiz seneyi onlara kim nasıl telafi edecek diye. Böyle adil yargılama olmaz.
14 Nisan 2026 00:13