
"Allahü teâlânın gâib hazînesinde senin bilmediğin hususlar vardır..." Şeyh Alâeddîn Harezmî hazretleri büyük velîlerdendir. İmâm-ı Yafiî şöyle naklediyor: "Minâ'da bulunduğum sırada yanımda bir mikdâr et vardı. Bizimle birlikte yemesi için Alâeddîn Harezmî'ye ısrâr ettik, yemedi. Ancak şiddetli ısrârımız karşısında dayanamayıp bizi kırmamak için çok az bir parça yedi." Anadolu taraflarına da geldi. İmâm-ı Yâfiî, Şeyh Alâeddîn Harezmî'nin şöyle naklettiğini bildirdi: -Anadolu sâhillerinden bir yerde idim. Bu zât nereden girdi diye kendi kendime düşündüm. Ben kendi kendime; "Bayram günüdür, bu zâta ne ikrâm edeyim!.." diye düşünürken, bana yönelip dedi ki: "Ey Alâeddîn! Benim için düşünme. Allahü teâlânın gâib hazînesinde senin bilmediğin hususlar vardır. Eğer yanında su varsa getir" dedi. O ise bir veya iki bâdem yedi. Kendi kendime; "Bu zât büyük bir kimsedir. Onunla kardeş olmayı isteyeyim" dedim. Daha bir şey söylemeden; "Acele etme, inşâallah yine geleceğim" dedi ve birden kayboldu.
Kaynak: Türkiye
15 Haziran 2026 02:25
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

"Ey Oğlum! Cömert Ve Güler Yüzlü Ol..."
"Herkese ihsan ve iyilikte bulun. Allahü teâlânın yarattıklarına eziyet ve sıkıntı verme..." Halvetî Alâeddîn Efendi Osmanlı âlim ve velîlerindendir. Sana Allahü teâlânın kitâbına, Resûlullah Efendimizin sünneti seniyyesine uymayı, îtikâdını evliyâullahın da bağlı olduğu, Ehl-i sünnet vel cemâat âlimlerinin bildirdikleri doğru îtikâda göre düzeltmeni tavsiye ederim... Başkalarına ihsan ve iyilikte bulun. Bütün ihtiyaçlarında Allahü teâlâya tevekkül et, güven. Çünkü Allahü teâlâ, kendisine sığınanları mahrum etmez. Şeytanın silâhı gaflet yâni Allahü teâlâyı unutmak; ona karşı tedbîr, Allahü teâlâyı anmak ve hatırlamak, O'nun büyüklüğünü düşünmektir. Zikir, Allahü teâlâya kavuşmakta en kısa yoldur. Fayda vermesi Allahü teâlâ için yapılmaya bağlıdır.
14 Haziran 2026 02:18

Resûlullah'ın Ağlaması Da Gülmesi Gibi Hafif İdi...
1526) senesinde İstanbul'da doğdu. 1600) senesinde İstanbul'da vefat etti. Bu eserinde buyuruyor ki: Fahr-i kâinâtın "sallallahü aleyhi ve sellem" mübârek yüzü ve bütün âzâ-i şerîfesi ve mübârek sesi, bütün insanların yüzlerinden ve âzâsından ve seslerinden güzel idi. Mübârek yüzü, bir miktar yuvarlak idi. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", gündüz nasıl görürse, gece dahî öyle görürdü. Mübârek kirpikleri uzun idi. Mübârek kaşları ince idi. Kaşları arası açık idi. Mübârek burnu gâyet güzel olup, orta yeri bir miktar yüksek idi. Mübârek başı büyük idi. Mübârek dişleri beyaz idi. Fahr-i âlem "sallallahü aleyhi ve sellem" güler yüzlü idi.
13 Haziran 2026 02:30

"Allahü Teâlâ Câhili Dost Edinmez..."
1544) senesinde Kayseri'de vefat etti. Bu mübarek zat, sohbetlerinde şunları anlattı: "Âhirette her incinin bir sedefi vardır. Her şeyin kendi hâline göre bir şerefi, değeri vardır. İnsanoğlu da kendisinde ilim bulunan bir sedeftir. Onun şerefi de ilim iledir. İlmi olmayan kimse, câhillik içinde kalır, muhabbet kadehini içemez, vilâyet libâsını giyemez. Allahü teâlâ câhili kendine dost edinmez." "İlim, çok tekrar ve fazla müzâkere ile ele geçer. Ayrıca bunun için az uyumalı ve Allahü teâlânın yardımını talep etmelidir. Âlemlere rahmet olan Resûlullah Efendimiz buyuruyor ki: "Geceleyin Allahü teâlânın korkusundan ağlayan göze ateş dokunmaz." Bir kimse, 40 gün Allah için ihlâsla sabahlasa, hikmet pınarları zâhir olup, kalbinden lisânına akar. Peygamber Efendimiz; "Mümin, gece çok ağlar, gündüz çok tebessüm eder" buyurdu. "Her denizin kenarı, sonu, her günün gecesi vardır. Bu mânâdan dolayı, Kur'ân-ı kerîmde İslâm ve îmâna şükür ismi verilmiştir." "Cimrilikle, iyilik beraber bulunmaz." "Şehvet (arzu ve isteklere düşkünlük), fazla obur ve hırsı olmakla, sıhhat bir arada bulunmaz." "Kötü ahlâkla, şeref beraber bulunmaz." "Hırsla beraber, haramdan sakınma olmaz." "Haset eden kimse için rahat yoktur." "Meşvereti terk ile, doğru bulunmaz." "Müslümanlıktan daha yüksek bir şeref yoktur." "Veradan (şüphelilerden kaçmaktan) daha sağlam bir kale yoktur." "Tövbeden daha kazançlı bir şefaatçi yoktur." "Akıl azlığından daha kötü bir hastalık yoktur." "Dilini neye alıştırdı isen, devamlı onu ister." "Şeref; akıl ve edeb iledir, soy ile değildir."
12 Haziran 2026 02:21

"Gariplerin Yol Arkadaşı Olmaktan Çekinme..."
"Gönlü kırık, zavallı ve garip birini görürsen, yarasına merhem ol..." Celvetî Abdülkerim Efendi Osmanlı dönemi şeyhlerinden fazilet ve irfan sahibi bir zat olup İstanbulludur. Bu mübarek zat, bir sohbetinde şunları anlattı: "İnsanoğluna verilen mükellefiyet ve mesuliyet, mahluklardan hiçbirine verilmemiştir. İnsanın, bâzı ibâdet ve tâatleri yapmasıyla iş bitmez. Bunlarla berâber, kulluğa sımsıkı sarılmak, söz söylemekte, yemek yemekte, hattâ etrâfına bakınmakta fevkalâde dikkati gerektirir. Çünkü, her söz ve hareketinden mes'ûldür, hepsinden Allahü teâlâya hesap verecektir." Sık sık şöyle derdi: "Allahü teâlâdan gâfil olmayan, O'nu unutmayan Cennet'tedir." "İçinde hakîkî aşk acısı bulanmayan kimseye, bu yolda ilerlemek nasip olmaz." "Allahü teâlânın velî kulları, meclislerinde bulunan kimseleri mânevî yönden faydalandırırlar." "Gönlü kırık, zavallı ve garip birini görürsen, yarasına merhem ol. Onun yoldaşı ve yardımcısı olmaktan çekinme." "Nefsin hastalıklarını tedâvî eden şeylerin aslı beştir: 1) Az yemek, mîdeyi fazla doldurmamak, 2) Başa gelen işlerden Allahü teâlâya sığınmak, 3) Fitne yerlerinden kaçmak, 4) Devâmlı istiğfâr ve Resûlullah Efendimize salat ve selâm okumak, 5) Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmeye, rızâsını kazanmaya çağıran kimse ile berâber olmak." Zamânımızdaki insanlar şu beş şeye tutulmuşlardır: 1) Cehâleti, ilme tercih etmek, 2) İşlerde kızmak, 3) Mânevî perdelerin hemen açılmasını istemek, 4) Bidati (dinde sonradan ortaya çıkan şeyleri), sünnet-i seniyyeye tercih etmek, 5) Nefsin arzu ve isteklerine göre hareket etmek... "Kulun Allahü teâlâyı sevmesinde samîmi olup olmadığı, başına belâ ve musîbet geldiği zaman ortaya çıkar. Bela ve musîbet geldiğinde sabır ve sükûn hâlini muhâfaza edebiliyorsa, o gerçekten Allahü teâlâyı seviyor demektir. Musîbet ve fakirlik zamânında sebat gösterebilmek bu sevgiye delil ve alâmet yapıldı. Birisi Peygamber Efendimize; 'Ben seni seviyorum' deyince; (Fakirlik için bir elbise hazırla) buyurdu. Bir başkası gelip Peygamber Efendimize; 'Ben Allahü teâlâyı seviyorum' deyince; (Belâ için elbise hazırla) buyurdu." Vehbi Tülek'in önceki yazıları...
11 Haziran 2026 02:32

İnsan Aklı Noksan Olduğu İçin Doğru Yolu Bulamaz
Halvetî Şeyhi Alâeddîn Halvetî hazretlerine mürid oldu. 1496'da İstanbul'da vefât etti. Bu mübarek zat, bir dersinde şunları anlattı: Allahü teâlâ kullarına acıdığı için peygamberler "aleyhimüssalevâtü vetteslîmât" gönderdi. Allahü teâlâ, insanlardan bazısını peygamber olarak seçtiği gibi, meleklerden de bazılarını, peygamber olarak ayırmıştır. Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğu buyurdu ki: "İnsanların büyükleri, meleklerin büyüklerinden daha üstündür" İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Mâlik ve Şeyh Muhyiddîn-i Arabî; "Meleklerin büyükleri, daha üstündür" dedi. Peygamberlik yolundan gelen üstünlük, evliyâlık yolundan kavuşulan yükseklikten, kat kat daha üstündür. Sözün doğrusu, Ehl-i sünnet âlimlerinin çoğunun dediğidir. Allahü teâlâ, onların çalışmalarının mükâfatını, bol bol ihsân eylesin!
10 Haziran 2026 02:23


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Duânın Belâyı Defetmesi, Kaza Ve Kaderdendir...
"Kader, tedbir ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabul olan duâ, o belâ gelirken korur." Karahisârlı Kara Hoca Osmanlı âlim ve velîlerindendir. 1397 (H.800)'de İznik'te vefât etti. Bu mübarek zat, bir dersinde şunları anlattı: Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki: "Kader, tedbir ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabul olan duâ, o belâ gelirken korur." Duânın belâyı defetmesi de, kaza ve kaderdendir. Bir hadîs-i şerîfte; "Kazâ-i muallakı, hiçbir şey değiştiremez. Yalnız duâ değiştirir ve ömrü, yalnız, ihsân, iyilik arttırır" buyuruldu. "Ecel-i kazâ"yı da, iyilik etmek geciktirir. Fakat, "Ecel-i müsemmâ" değişmez. Ömer (radıyallahü anh) yaralanınca, Ka'b-ül-ahbâr buyurdu ki: "Ömer (radıyallahü anh) daha yaşamak isteseydi, duâ ederdi. Zîrâ onun duası elbette kabûl olur." İşitenler şaşırıp; "Nasıl böyle söylüyorsun? Allahü teâlâ (Ecel, bir an gecikmez ve vaktinden önce gelmez) buyurdu" dediklerinde "Evet, ecel hazır olduğu vakit gecikmez. Fakat, ecel hazır olmadan önce, sadaka ile, duâ ile, amel-i sâlih ile, ömür uzar. Zîrâ Fâtır sûresinde; (Herkesin ömrü ve ömürlerin kısalması hep yazılıdır) buyurulmaktadır" dedi.
09 Haziran 2026 02:34

Evliyâyı Ziyâret Edenlerin Kalpleri Temizlenir...
Haftada bir, hiç olmazsa, bayramlarda ziyâret edilir Muhammed İbnü'l-Hac Billifıki hazretleri Mâliki fıkıh alimidir. Perşembe veya Cuma veya Cumartesi günü ziyâret edilir. Cuma günü daha sevaptır. Enes bin Mâlikin bildirdiği hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Âyet-el-kürsî okuyup, sevabı meyyitlere gönderilince, Allahü teâlâ, bunu bütün meyyitlere ulaştırır.) Diri iken ziyâret edilen âlimleri, vefâtından sonra ziyâret etmek için uzak yerlere gitmek de câizdir. Hayızlı ve cünüp iken de ziyâret câiz ise de abdestli olmak sünnettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir müminin kabrini ziyâret edip, 'Allahümme innî es-elüke bihakkı Muhammedin ve âli Muhammedin en lâ-tü'azzibe hâzelmeyyit' deyince, meyyitin azâbı ref' olunur.) (Ana-babasının veya bunlardan birinin kabrini her Cuma ziyâret eden bir kimse affolunur) buyuruldu. Büyük zâtların kabrini ziyâret için uzak memleketlere gitmemek, başka bir işi için gidilince ziyâret etmek iyi olur.
08 Haziran 2026 02:22

"Arkadaşında Kusur Aramayı Bırak, Sen Zarar Görürsün!"
"Gariplere merhamet etmek, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetidir..." Ebû Nasr bin Ziyâd hazretleri Tâbiînin büyük velîlerdendir 712 (H.94) senesinde Basra'da vefât etti. Alâ bin Ziyâd hazretleri ona; "Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen; (Ey [günah işlemekle] nefislerine karşı haddi aşmış kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidi kesmeyiniz." (Zümer sûresi: 53) (Bütün haddi aşanlar [müşrikler] da cehennemliktirler.) (Mü'min sûresi: 43) buyururken, ben insanları nasıl ümitsizliğe düşürebilirim! Allahü teâlâ Muhammed aleyhisselâmı kendine itâat edenleri Cennet'le müjdelemek, karşı gelenleri de Cehennem azâbı ile korkutmak için göndermiştir" buyurdu. Ebû Nasr bin Ziyâd hazretlerinin sık sık söylediği sözlerinden bazıları: "Herkes, kendinin ölmek üzere olduğunu ve bu sırada Rabbinden günâhlarının af ve mağfiret edilmesini istediğini, Rabbinin de affettiğini düşünmeli, sonra ibâdet ve taatten geri durmamalıdır." "Aranızdaki düşük ve bayağı kimselere ikrâm ediniz, onlara hediyede bulununuz. İnsan, utanılacak ve âteşe düşmeye sebep olan şeyleri onlarda görerek, bunlardan kendisini korur." "Allah'ım! Artık, yatıp kalkarken onun yoldaşı şeytandır." "Gariplere merhamet etmek, Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) sünnetidir.
07 Haziran 2026 02:35

"Bir Söze Sabretmeyen Çok Söz İşitir..."
Bu mübarek zat buyurdu ki: "Ben şu hususlara çok dikkat ederim. Bunları, istifade edeceklere söylerim. Başkasına değil. Birincisi; beni aralarına almak istemeyenlerin aralarına girmem. İkincisi; beni çağırmayan makam ve mevki sahiplerinin kapısına gitmem. İnsanların muhtaç oldukları şeyi bana bağışlamalarını uygun görmem." "Size, sıkıntısı ve zorluğu olmayan, övülecek bir şey söyleyeyim mi? Güzel ahlâk, çirkin ve beğenilmeyen şeyi terk etmek. En kötü hastalık da; alçak ve düşük ahlâk, çirkin sözleri söylemektir." "Şerefli ve asil kimse, sözünde durur. Akıllı olan, yalan söylemez. Mümin olan, gıybet etmez." "Edep ve fazîlet sahiplerine göre; babalar, çoluk çocuğuna, ölüler dirilere, sırf Allahü teâlânın rızâsı için, iyi ve faydalı şeyler hazırlamaktan daha üstün bir şey bırakmamıştır." "Çok gülmek, heybeti; çok şaka, vakar ve şahsiyeti giderir. İnsan ne ile beraberse, onunla bilinir. Mesela bir kimse çok güler ve şaka yaparsa, hafîf olarak bilinir." "Bizim bulunduğumuz yerde kadınlardan, yiyecek ve içeceklerden konuşmayınız. Çünkü, en sevmediğimiz kimse, avret yerlerinden ve yiyip içtiğinden bahsedenlerdir." "Kişinin, sevdiği yemeği terk edebilmesi, ağırbaşlılık ve şahsiyet yüksekliğindendir." "Bir kimse bana düşmanlık etse, ben ona şu üç hâlden biriyle karşılık veririm. Bu kimse benden yaşlı ise ona saygı duyar, karşılık vermem. Benden küçük ise onun için kötü muâmele yapmaya tenezzül etmem. Akranım ise ona af ve iyilikle muâmele ederim." "Bir söze sabretmeyen çok söz işitir." "Hasetçi kimse için rahat yoktur." "Mürüvvet; güzel dostluk, doğru konuşmak, her yerde ve her an Allahü teâlâyı hatırlamaktır." "Nice kınanan kimse vardır ki, günahsızdır." "Edebin başı akıllıca hareket etmektir. Yapılmayan, yerine getirilmeyen sözde hayır yoktur. Cömertlik olmayınca malın, vefâ olmayınca arkadaşın hayrı yoktur." "Hilm, yumuşaklık bana insanlardan daha çok yardımcıdır." Vehbi Tülek'in önceki yazıları...
06 Haziran 2026 02:27

İslâm Dîni, Hep Faydalı Şeyleri Emretmektedir
Allahü teâlâ, canlı cansız bütün varlıkların düzenli, hesaplı olmalarını dilemiş ve dilediği gibi yaratmıştır. 1390 (H.793) senesinde orada vefat eti. Her canlıyı, hattâ canlı cansız her varlığı, hesaplı, düzenli ve faydalı olarak yaratmıştır. Hâlık, Bârî, Musavvîr, Bedî ve Hakîm sıfatları ile, varlıkların hepsini, çok düzenli, çok güzel yaratmıştır. Allahü teâlâ, insanların yaşamalarının da, düzenli ve faydalı olmasını dilemektedir. İrâdenin, dileğin iyi olması için, Allahü teâlâ, onlara (Akıl) vermiştir.
05 Haziran 2026 02:11

Fıkıh Ve Tasavvuf İlmi Hakîkate Kavuşturur...
Şihâbüddîn Zerrûk hazretleri: "Fıkıh ile tasavvufun her ikisinden de pay almalıdır." Şihâbüddîn Zerrûk hazretleri Mâlikî mezhebi fıkıh âlimi ve büyük velîlerdendir 1442 (H.846) senesinde Fas'ta doğdu. 1493 (H.899) senesinde Libya'da Tekrîn nâhiyesinde vefât etti. Bu mübarek zat buyurdu ki: "Hakka kavuşmak için, yeryüzünün doğusunu ve batısını gezip dolaştım. Allahü teâlânın rızâsına ermek için, nefsin terbiyesinde bilinen her sebebe yapıştım. Mümkün olan her yola başvurdum. Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için her neye sarıldıysam, beni Allahü teâlâdan uzaklaştırdı. Nihâyet her hususta Allahü teâlâya sığındım. Sonunda gördüm ki; sebeplere güvenmemek, mutlak olarak Allahü teâlâya teslim olmak lâzımdır." Tasavvuf sarhoşluğu ile söylenen sözler hakkında bir soru sorulduğunda buyurdu ki: "Vecd ve hâl sâhipleri kendilerinden geçip şuurlarını kaybederlerse, sözlerinde ve işlerinde mazur olurlar. Fakat bu tasavvuf sarhoşluğu kendiliğinden olmayıp, akılları başlarında ise şuurları yerinde ise, mazur olmazlar ve günaha girerler. Şuursuz oldukları zaman, ibâdetleri kaçırmaları günah olmaz ise de, akılları başlarına gelince, kaçırdıkları ibâdetleri hemen kazâ etmeleri lâzımdır. Çünkü bu şuursuzluğa, akıllarının başlarından gitmesine kendileri sebep olmuştur. Böyle tasavvuf sarhoşlarının, dîne uymayan sözlerine ve işlerine başkalarının uymaları câiz değildir. Kendileri günaha girmezlerse de bunlara uyanlar günaha girerler." Bir sohbeti esnâsında ilimler hakkında şöyle buyurdu: "Akâid ilmi ile imân bilgileri, fıkıh ilmi ile dînin emir ve yasakları öğrenilir. Tasavvuf ilmi ile ise, kalbi kötü düşüncelerden temizleyerek ihsan mertebesine kavuşulur. İhsân, Allahü teâlâyı görür gibi ibâdet etmektir. İmân bilgileri öğrenildikten sonra, önce fıkıh bilgileri öğrenilir. Bununla iktifâ edip, mânevî hâllerden ve ilimlerden mahrum kalınmaz. Bunun için kalbi kötü düşüncelerden kurtaracak ve temizleyecek tasavvuf bilgileri öğrenilir. Fıkıh ile tasavvufun her ikisinden de pay almalıdır. İmâm-ı Mâlik "Fıkıh öğrenmeyip, tasavvuf ile uğraşan dinden çıkar.
04 Haziran 2026 02:16

"Kendini Hiç Kimseden Faziletli Zannetme"
"Oğlum! Selâmeti, kurtuluşu istikâmet ve doğruluktan başka bir şeyde arama..." Şeyh Zâhid bin Süleymân hazretleri büyük velîlerdendir. 1417 (H.820) senesinde Mısır'da vefât etti. Selâmeti, kurtuluşu istikâmet ve doğruluktan başka bir şeyde, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmayı Resûlullah efendimize tâbi olmak, ona uymaktan başka bir yolda arama. Birisi senin hakkında nemmâmlık, koğuculuk ve hasetçilik yaparsa, ona mâni olmak için kendini zahmete sokma, onun işini Allahü teâlâya bırak. O hâlde sakın sakın elinde bulunan vaktini mâlâyâni, dünya ve âhirete faydası olmayan Allahü teâlânın râzı olmadığı, beğenmediği şeyler ile zâyi etme. İçinde bulunduğun anda Allahü teâlânın râzı olduğu beğendiği şeylere sarıl... Evliyânın büyükleri; "Allahü teâlâ ile beraber olunuz. Buna gücünüz yetmezse, Allahü teâlâ ile beraber olanlarla olunuz ki, sizi Allahü teâlâya kavuştursunlar" buyurmuşlardır.
03 Haziran 2026 02:25