×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Allah'ın Nizamı İslâm -51-

İslâm'ın Anayasası Kur'ân'dır. İslâm; Tevhid, Hak, Adalet, Liyakât, Emniyet, Ehliyet, Şûrâ, gibi temel kavramları esas almıştır. Peygamber'in Dinî ve siyasî otoriteyi birleştirerek toplumsal hayatın bütün alanlarına şamil bir sistem kurması, İslâm'daki siyasi düşüncenin temelini teşkil etmiştir. Esasen, Kur'ân ve Sünnet (Hz. c- Devlet Başkanı olarak Hz. Peygamber(sav) *Hz. Kur'ânı tebliğ, talim ve hayata tatbik eden Hz. Resulellah'tır. Bu maksatla Hz. Peygamber Akabe bey'atlarıyla (Bî'at) kuracağı devletin temellerini atmıştır. Hz. Peygamber, İslâm'ı insanlara tebliğ edip, onların Din'e uymasını istemiş de, Kendisini bundan muaf tutmuş değildir. Hz. Resulellah, bizzat Kendisi herkesten ziyade Allah'a itaât etmiştir. Hz. Peygamber, madem insanlardan Allah'a itaât etmede bey'at (sadakât yemini) almıştır, Kendisi de Allah'a itaâtte sadakât yemini etmiş demektir. Hz. Resulellah, Kur'ân Anayasasına göre İslâm Devleti'ni yönetmiştir.

Köşe Yazarı

Kaynak: Yeni Akit

07 Temmuz 2026 02:16

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Allah'ın Nizamı İslâm (55)

Hz. Peygamber, devlet işlerinde; akrabalık, sosyal statü ve hatır-gönülden ziyade, liyakât ve ehliyete önem verirdi. Hz. Peygamber devlet yönetiminde, bir kişiyi göreve getireceği zaman; o kişinin o göreve uygun, lâyık, ahlâklı, adaletli ve o makamı hak edip, etmediğini araştırır (liyakâtini) ve ona göre karar verirdi. Hz.Peygamber'in devlet yönetiminde dayandığı temel umdesi; Allah'ın, 'Emanetleri ehline veriniz' buyruğudur(1). Hz. Resûlellah, yönetimde Allah'ın ölçülerini esas aldığındandır ki, Bizans sınırındaki Şam bölgesine gönderilen orduya komutan olarak, genç yaşta (20'li yaşta) olmasına rağmen, liyakatine güvendiği Usame bin Zeyd'i görevlendirmiştir. Halbuki, bu ordu da Hz. Ebubekir ve Ömer gibi tecrübeli ve sahabilerin önde gelenleri de vardı(2). Hz. Peygamber aynı şekilde, Mekke'yi fethedince Kureyş kabilesinin çeşitli ailelerinde bulunan bazı vazifeleri yeniden düzenlemiş, bir kısmını kaldırmıştı. Hz. Resûlellah'ın amcası Hz. Abbas bu göreve talip oldu. Hz. Peygamber, 'emanetleri ehline veriniz' ayetinin gelmesiyle, Osman bin Talha'nın bu iş için daha ehil olduğunu düşünerek, görevi Amcası'na vermeyip, Osman'da kalmasını uygun gördü (3). Hz. Resûlellah(sav), ehil olmayan kişilerin göreve getirilmesini Kıyamet alameti olarak görmüştür (4,5). 1- "Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…'' (Nisa-58). 2- Buhârî, Fezâ'ilü's-Sahabe-18. İbn Sa'd, II,190 c- Devlet Başkanı olarak Hz.Peygamber (sav) 4- Hz.Peygamber Liyakât ve Ehliyete önem verirdi *Hz. Resûlellah (sav) liyakât ve ehliyete çok önem verirdi. Hz. Peygamber, devlet işlerinde; akrabalık, sosyal statü ve hatır-gönülden ziyade, liyakât ve ehliyete önem verirdi. Hz. Peygamber devlet yönetiminde, bir kişiyi göreve getireceği zaman; o kişinin o göreve uygun, lâyık, ahlâklı, adaletli ve o makamı hak edip, etmediğini araştırır (liyakâtini) ve ona göre karar verirdi. Aynı şekilde; kişinin o görevi edâ edebilecek gerekli teknik bilgi, beceri ve eğitiminin olup, olmamasına (ehliyetine) da çok dikkat ederdi. Hz.Peygamber'in devlet yönetiminde dayandığı temel umdesi; Allah'ın, 'Emanetleri ehline veriniz' buyruğudur(1). Hz. Resûlellah, yönetimde Allah'ın ölçülerini esas aldığındandır ki, Bizans sınırındaki Şam bölgesine gönderilen orduya komutan olarak, genç yaşta (20'li yaşta) olmasına rağmen, liyakatine güvendiği Usame bin Zeyd'i görevlendirmiştir. Halbuki, bu ordu da Hz. Ebubekir ve Ömer gibi tecrübeli ve sahabilerin önde gelenleri de vardı(2). Hz. Peygamber aynı şekilde, Mekke'yi fethedince Kureyş kabilesinin çeşitli ailelerinde bulunan bazı vazifeleri yeniden düzenlemiş, bir kısmını kaldırmıştı. Kâbe'nin anahtarları görevini henüz Müslüman olmayan Osman bin Talha yapıyordu. Hz. Resûlellah'ın amcası Hz. Abbas bu göreve talip oldu. Hz. Peygamber, 'emanetleri ehline veriniz' ayetinin gelmesiyle, Osman bin Talha'nın bu iş için daha ehil olduğunu düşünerek, görevi Amcası'na vermeyip, Osman'da kalmasını uygun gördü (3). Hz. Resûlellah(sav), ehil olmayan kişilerin göreve getirilmesini Kıyamet alameti olarak görmüştür (4,5). *Hz.Peygamber, kayırmacılığı (nepotizm), iltiması (torpili), dalkavukluğu yönetimde istememiştir. Aynı şekilde, ısrarla görev isteyenlere de itibar etmezdi. Nitekim Amcası Abbas'ın ısrarla bir görev talebini, sorumluluğunu taşıyamayacağını ileri sürerek reddettiği bildirilmektedir (6). Hz.Resûlellah, şayet seçilen kişi/ kişiler görevi hakkıyla ifâ edemezse onu/onları vazifeden azleder, yerine daha liyakâtli olanı görevlendirirdi. * Hz. Resûlellah, mala-mülke, servete-zenginliğe, makama-mevkiye düşkün ve hırslı olanları da göreve getirmezdi. Göreve getirilenlerde böyle haller görülürse de, onları derhal azlederdi. Nitekim bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur; 'Bir koyun sürüsüne saldıran iki aç kurdun, o sürüye verdiği zarar, mala ve mevkiye düşkün bir adamın dinine verdiği zarardan daha büyük değildir.' (Tirmizî, Zühd-43). Hz. Peygamber, hırslı ve mala-mevkiye düşkün olanları aç kurtlara benzetmiştir. Bu benzetme çok ibretlidir. Zira kurt tabiatı icabı yırtıcı bir hayvandır. Bir de aç olursa varın anlayın sürüye yapacağı tahribatı… Aynen bunun gibi hırslı ve dünyalığa düşkün kimseler devletin bir makamına-mevkiine getirilirse, onlar hiçbir ahlâkî değer tanımadan miri malını talan ederler. Böyle kimseler en yırtıcı hayvandan daha tehlikeli hale gelebilirler. Bu yüzdendir ki, tasavvufta; dünya hırsı, mal-makam düşkünlüğü kötü huyların kaynağı olarak görülmüştür. Dindar olan insanlar, kendi nefislerini (egolarını) tatmin etmekten ziyade, başkaları için ferâgat ve fedakârlık yaparlar. Çünkü Allah, mü'minlerde 'İsâr hasleti'(kendinden ziyade başkalarını düşünme) görmek ister. Her zaman ve her yerde, 'Din'i (İslâm'ı) kullanarak dünyalık peşinde koşan sahtekârlar bulunmuş ve bulunmaya da devam edegelmiştir. Böyleleri, İslâm'ı tetkik etmemiş olanların Din'den uzaklaşmalarına sebep olurlar. Müslüman görünümlü bu gibi sahtekârlar Din'e zarar vermede 'aç kurtlardan' daha tehlikelidirler. En şerli insanlar 'Din ticareti' yapanlardır. *Tarih boyunca insanların huzur ve mutluluğu, devlet yönetiminde 'liyakât-ehliyet ve hukuk-adaletin hakim olmasına bağlı kalmıştır. İşler ehline verilmediği ve adaletin hakim olmadığı devletlerde, halk cehennemî bir hayat yaşamıştır. Hz. Peygamber, tatbikatlarıyla kendinden sonra gelecek devlet yöneticilerine nasıl idare edeceklerine dair güzel bir örnek model bırakmıştır. Huzur ve rahat, Hz. Peygamber'in örnek yönetim modelinin uygulanmasına bağlıdır, vesselam... Devam edecek... 1- "Allah size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…'' (Nisa-58).

16 Temmuz 2026 04:36

Köşe Yazarı

Allah'ın Nizamı İslâm (54)

c- Devlet Başkanı olarak Hz. Peygamber(sav) 2b-Hz. Peygamber (sav) İstişâreye çok önem verirdi *İstişare bir tavsiye değil, tıpkı namaz, oruç vs. gibi Allah'ın farzlarından (emirlerinden) biridir. Allah'ın 'meşveret edin' emrine göre; Devlet idaresinde de her kademede (devlet başkanından muhtara kadar) istişare esas olmalıdır. Hiçbir zaman ne Hz. Resulullah ve ne de ashabı bâtıl peşinde koşmuştur. Hz. Peygamber'in uygulamalarını ve Allah'ın 'istişâre edin' emrini bütün Müslüman idarecilerin de uygulamaları gerekmektedir. 3- Hz. Peygamber (sav) şeffaf bir yönetim sergiledi *Hz. Çıkar ağzından onu' diyerek müdahale etmiştir(1). Hz. Peygamber bu davranışıyla, Kendisinin ve O'nun soyundan gelenlerin (Ehl-i Beyt) devlet malından (Beytü'l mal) maddî çıkar elde etmesinin iyi olmadığını göstermek istemiştir. Allah'ın Resûlü, zekât dışındaki devlet gelirlerinden pay alırken de kendisinden ziyade halkı düşünmüş ve asgari geçim şartlarını esas almıştır. Kamu malına göz dikenlerin, haksız olarak kamu malı yiyenlerin ağır bir vabal yüklendiklerini söylemiştir(2).

14 Temmuz 2026 00:59

Köşe Yazarı

Allah'ın Nizamı İslâm(53)

Hz. Peygamber, istişâre edeceği konuyu açıklar ve kendi görüşünü de bildirdikten sonra, istişâre heyetini dinlerdi. Hz. Peygamber istişâre edilen zevata çekinmeden, korkmadan serbestçe fikirlerini ifade etmelerine imkân vermiştir. Hz. Peygamber bir hüküm bildirdiği zaman, sahabe O'na sorardı; 'Ya Resûlellah! Bildirilen Allah'ın emriyse, bu bağlayıcıdır ve buna kimse itiraz etmezdi. Yok, Kur'ân emri değil de Hz. Resûlellah'ın kendi görüşüyse, o zaman sahabe ihtisaslarına göre düşüncelerini söylerdi. Söylenen gerekçeli ise, Hz.Peygamber de kendi görüşünden vaz geçer ve onların görüşüne uyardı. Hz. Peygamber işlerin yürütülmesinde hem kendisi ashabı ile istişâre etmiş ve hem de ashabının istişâre yapmasını tavsiye etmiştir(2). Hz.Peygamber, Bedir harbinde karargâhını Bedir kuyusunun yakınına kurdu. Sonra ashabıyla istişare etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber, 'Ey Hubab senin görüşün daha isabetli' diyerek kendi görüşünden vazgeçip karargâhı Hubab'ın bildirdiği yere nakletti(3). Hz. Peygamber'in kendisi işleri hep şurâ ile yürütmüştür.

12 Temmuz 2026 02:35

Köşe Yazarı

Allah'ın Nizamı İslâm(52)

Peygamber(sav) üstün ahlâk sahibiydi *Hz. Resûlellah(sav) hem Dünya hayatını ve hem de Ahiret hayatını içine alan bir vazife ile vazifelendirileceği ve Kıyamete kadar gelecek insanlara örnek olması için O, Allah tarafından terbiye edilmiştir(1). Hz. Resûlellah çok mütevazı idi. Öyle ki, O'na düşmanlık yapan Ebu Süfyân ticaret için gittiği Suriye'de Bizans imparatoru Heraklius'un Hz. Peygamber hakkındaki sorusu üzerine şöyle demek zorunda kalmıştır; 'O, doğru, iffetli, emanete riayet eder ve ahde vefâ gösterir.' (Buhârî,Bedü'l-vahy-7). Hz. Resûlellah, Allah'ın emrine uyarak hep barış taraftarı olmuştur(4). Hz.Resûlellah son derece nazik ve samimi davranırdı. (1): "İçinizden Allah'ın lütfuna ve â hiret gününe inananlar ve Allah'ı çokça ananlar için hiç şüphe yoktur ki, Res û lullah'ta (sizin için) güzel bir örneklik vardır.'' (Ahz â b-21). "(Biz) Seni ancak â lemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiy â -107). "(Res û lüm) Sen elbette üstün bir ahl â ka sahipsin" (Kalem-4). (2): "…Onları affet. (3): " Kendisi Cehennem ateşine, Cehennem ateşi de ona haram olan kişiyi size bildireyim mi? Cana yakın, yumuşak huylu ve vakarlı kimsedir." (Tirmizî,Sıfatü'l Kıyâmet-15). (4) "….Sulh (barış ve anlaşma) daha hayırlıdır..." (Nisâ-128). (5): Vâkıdî, II.450 Allah'ın Nizamı İslâm(52) Prof.Dr.Yusuf Özertürk c- Devlet Başkanı olarak Hz.Peygamber(sav) 1-Hz.

09 Temmuz 2026 02:56

Köşe Yazarı

Allah'ın Nizamı İslâm(50)

Devlette şeffaflık, devlet icraatının ve kamu kaynaklarının, nasıl ve nerelere kullanıldığının topluma açık olmasıdır. Devletin maliye politikaları, maliye hedefleri, kamu bütçeleri, harcama kalemleri, denetleme raporları açık ve şeffaf olmalı ve kamu kesimi hesapları kamuoyuna açık olmalıdır. Devlet memurları, yaptıkları işlerden dolayı hem yasalarla belirlenmiş mercilere ve hem de kamuoyuna hesap vermelidirler. İktidarda olanlar vatandaşa, sivil toplum kuruluşlarına ve açık medyaya hesap vermelidir. *Devlet sadece halka hesap vermek durumunda değildir. Devletin kurumları da, denetleme görevi olan yasal devlet kurumlarına hesap vermelidir. TDV Ansiklopedisi, cild:37,294-299 2-Muhammet Kırılmaz, Filiz Atak. Kamu mali yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik araçları. Sayı;3 3-Hale Biricikoğlu, Serdar Gülener. Hesap verebilirlik anlayışındaki Değişim ve Türk Kamu Yönetimi. Kamu yönetiminde yeniden yapılanma Arayışları ve hesap verme Sorumluluğuna etkileri. Sayı; 85 İslâm'da, devlette ve devleti yönetenlerde (iktidar ve memurları) şeffaflık ve hesap verebilirlik temel bir kaidedir.

05 Temmuz 2026 02:01

Köşe Yazarı

Allah'ın Nizamı İslâm (49)

İslâm'a göre, devlet yönetiminde ve işleyişinde her alanda adâlet esas alınacaktır (1, 2). Allah, 'birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin! *İslâm devlet sisteminde devlet başkanlığından en küçük makam sahibine kadar her meselede liyakât esas alınmıştır(2) Hz. Resûlellah liyakâte çok önem vermiştir. Halbuki ordu içinde Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ebu Ubeyde, Hz. Sa'd bin Ebi Vakkas gibi meşhur Sahâbîler ve kumandanlar vardı(8). (1): "Allah, her hususta kati olarak Adâleti emrediyor…"(Nahl-90). (2): "Muhakkak Allah, size emanetleri ehline (liyakâtli olana) vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da, adaletle hükmetmenizi emretmektedir. Allah, size en güzel bir şekilde öğüt vermektedir. Şunu kesin olarak bilin ki, Allah her şeyi işiten ve görendir" (Nisa-58). (3): "Aranızda birbirinizin mallarını haksız sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını haram olarak (haksız olarak) yemek için o malları hakimlere (rüşvet olarak) vermeyiniz" (Bakara-188). (6): "Bir topluluk içinde Allah'ın razı olduğu (işin ehli olan) bir kişi bulunduğu halde, bir başkasını göreve getiren kimse, Allah'a, Resulü'ne ve mü'minlere ihanet etmiş demektir" (Hakkim, 1V-92-93) (8): İbnü'l-Cevzî, Ṣıfatü'ṣ-ṣafve, I, 521-522 *Adalet, İslâm'ın temel meselesidir.

02 Temmuz 2026 02:03

Köşe Yazarı

Allah'ın Nizamı İslâm (48)

İslâm ıstılahında bu heyete 'Ehlü'l hal ve'l-Akd' adı verilmiştir. Ehlü'l hal ve'l akd heyetinin sayısı hakkında Ne Kur'ân'da ve ne de Sünnet'te bir kayıt ve sınır yoktur. Hz. Peygamber, Akabe biatlarında, Medine'ye geldiğinde ve Mekke'nin fethinden sonra kadınlardan da biat almıştır (2, 3). Hz. Ebubekir, 'Sakifetü Benî Sâide yurdunda 'Ehlü'l hal ve'l-akd' (ihtisas erbabı) tarafından değil, normal bir cemaat (Ensar) tarafından seçilmiştir. Hz. Ömer'in seçilmesi, Hz. Ebubekir'in Sahabe'nin (Hz. Hz. Osman'ın seçilmesi, Özel bir Şûrâ-danışma meclisi (Ehlü'l hal ve'l-akd'-ihtisas erbabı) tarafından yapılmıştır. Bu uygulamalara bakıldığında; İslâm devletinde Şûrâ-danışma- meclis esastır. Birisi genel, halkın oyları ile seçilenlerin teşkil ettikleri meclis (Millet meclisi-Temsilciler meclisi), diğeri de Ehlü'l hal ve'l-akd'-ihtisas erbabının teşkil ettikleri 'Senato'dur. İslâm'da Şûrâ-danışma meclis esastır ve ikili sisteme (Temsilciler meclisi ve Senato) daha çok uygundur. 1- (1): "…(Resulüm) İş hususunda onlarla (ashabınla) müşavere et (danış)…" (Âl-i İmran-159). "…Onların işleri aralarında hep istişaredir (danışma)…"(Şura-38). 4- Abdülhamid İsmail Ensârî, Ehlü'l hal ve'l-akd. 10. cild; 539-541 * Allah, Hz. Resûlellah'a ve dolayısıyla da bütün Müslümanlara genel bir hüküm olarak istişareyi (danışmayı) emretmiştir(1).

30 Haziran 2026 02:17

Köşe Yazarı

Allah'ın Nizamı İslâm(47)

Allah-ü Teâlâ, devlet işlerinden ferdî işlere kadar her hususta meşvereti (istişare etmeyi-danışmayı) emrediyor(1). Allah bizzat Hz. Peygamber'e, Vahy'in dışındaki diğer bütün işlerinde bilenlerle istişare etmesini emrediyor(2). Hz.Peygamber de işlerin yürütülmesinde hem kendisi ashabı ile istişare etmiş ve hem de ashabının istişare yapmasını tavsiye etmiştir(3). Nitekim Hz. Resûlullah, Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında ve daha başka olaylarda hep, ashabıyla istişare neticesinde alınan kararlara göre hareket etmiştir. Hz. Peygamber, Bedir harbinde karargâhını Bedir kuyusunun yakınına kurdu. Sonra ashabıyla istişare etti. Bunun üzerine Hz.Peygamber, 'Ey Hubab senin görüşün daha isabetli' diyerek kendi görüşünden vazgeçip karargahı Hubab'ın bildirdiği yere nakletti(4). Hendek gazvesinde de Hz. Resûlullah, Selman-ı Farisi'nin Medine etrafına hendek kazma teklifini ashapla istişare ederek kabul etmiştir. Hz. Resûlullah hep ashabıyla istişare etmiş ve kendi kararına değil, istişare sonucunda çıkan karara uymuştur. Hz. Peygamber'in yolunu takip eden Hulafâ-i Râşidin'in (Hz. (1): "….İşleri de hep aralarında danışmadır(işlerini bilenlerle istişare ederek yaparlar…" (Şura-38) (2): "..(Resûlüm)İş hususunda onlarla müşavere et.." (Âl-i İmran-159). (3): Hz. Ebû Hüreyre de 'Hz. (Tirmizî, Cihâd-35) (5): Vâkıdî, I, 209-214; İbn Hişâm, III, 67-68). TDV İslâm Ansiklopedisi, 39. Cild; 230-235 * İslâm'ın, biri Kur'ân ve diğeri de Hz. Resûlellah'ın (sav) tatbikatı-sözleri (Hadis-i şerif) olmak üzere iki temel kaynağı vardır.

28 Haziran 2026 02:46

Köşe Yazarı

Allah'ın Nizamı İslâm (46)

*İslâm'da Anayasa Kur'ân olunca, devlet de dinî esaslara dayanır. Yani Din ile Devlet birbirinden ayrı düşünülemez. Müslüman, Allah'ın koyduğu kuralların devlette kabul edilmemesini kabul edemez. Çünkü Laik devlet, Din'i devlet işlerine karıştırmaz. İslâm devleti, 'Batı'nın anladığı mânâda da bir teokratik devlet değildir. Teokratik devletin aksine, İslâm devlet anlayışında; devlet başkan ı(halife) iktidarını 'Allah'tan almaz ve Allah'ın yeryüzündeki gölgesi' de değildir. Halife, Allah'ın koyduğu hükümlerin dışına çıkamaz ve Kur'ân Anayasasına uymak zorundadır. Varlığım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bu suçu kızım Fâtıma dahi işleseydi, onun da elini keserdim' diyerek ricacıları tariz etmiştir (Buhârî,Hudud-11-12). Devlet başkanının azli, Hz.Peygamber'in şu hadisine dayandırılır; 'Meşru olmayan hususlarda kimseye itaat edilemez.' (Müslim, İmâre-39. Bu durumlardan anlaşılacağı üzere, İslâm devletinde devlet başkanının yetkileri sınırlıdır.

25 Haziran 2026 02:36

Köşe Yazarı

Allah'ın Nizamı İslâm (45)

Şayet Anayasası kapsayıcı ve adil hükümleri ihtiva ediyorsa, devletin rejiminin (sultanlık-krallık, başkanlık-yarı başkanlık vs-vs. Devletin adil olabilmesi için, dayandığı (meşruluğunu aldığı) Anayasa'nın adil hükümleri ihtiva etmesi elzemdir. * İslâm Nizamında devlet vardır. Kur'ân'nı vaaz eden Allah'tır. Kur'ân'da; Tevhid, Hak, Adalet, Liyakât, Emniyet, Ehliyet, Şurâ gibi temel kavramlar esas alınmıştır. Kur'ân, devletin şekliyle ilgilenmez. Kur'ân, Anayasa'yı tarif etmiştir. İslâm nizamında, devletin Anayasası Kur'ân'daki temel prensiplere uygun olarak yapılacaktır. İlk iki kaynakta bulunan hukukî esaslar devletin esas teşkilâtı ile ilgili olsun veya olmasın temel kanun, bir nevi anayasa veya temel prensipler olarak görülür. Hz. Resûlullah (sav) hicretten sonra Medine şehir devletinin ilk Anayası olan Medine Vesikası'nı Kur'ân'ın temel kurallarına uygun olarak düzenlemiştir.

23 Haziran 2026 02:35

Köşe Yazarı

Allah'ın Nizamı İslâm(44)

İslâm Hukuk sistemi; İslâm'ın ana kaynaklarında (Kur'ân ve Sünnet) yer alan hükümler ve bu hükümlerin maksatlarına aykırı olmamak şartıyla ortaya çıkan ihtiyaçları karşılayacak yeni hükümler çıkarılmasına imkan veren dinamik bir hukuk sistemidir. İslâm hukukunun (Fıkıh) temel kaynakları başlıca; 1-Kur'ân 2-Sünnet (Hz. Peygamber'in uygulamaları) 3-İcmâ ve 4-İctihad olarak söylenebilir. 1-Kur'ân: İnsanın dünya hayatı ile ilgili hukuki düzenlemelerin temel kaynağı, Allah'ın ilâhî vahyi olan Kur'ân'dır. Hukukun her alanını düzenleyici kanunlar Kur'ân Anayasasına dayanır. 2-Sünnet: Hz. Resûlellah'ın Kur'ân'ın hükümlerini uygulamaları, sözleri ve Sahabe tarafından yapıldığında reddetmeyip, onayladığı davranışların bütünüdür. Sünnet, Kur'ân'dan sonra İslâm hukukunun ikinci kaynağıdır. 3-İcmâ: Herhangi bir dönemde yaşayan İslâm âlimlerinin (müctehidlerin) dinî bir meselenin hükmü üzerinde Kur'ân ve Sünnetteki delilleri veya ilkeleri değerlendirerek ortak bir sonuca (fikir mutabakatına) varmasıdır. 4-İctihat: Kur'ân ve Sünnet'te açık ve kesin hüküm bulunmayan meselelerde, Müctehidlerin (İslâm âlimleri) dinî delillere dayanarak selim akıl (ilme-bilgiye dayanan) yürütme yoluyla yeni hükümler çıkarması işidir. Müctehidler, Kur'ân ve Sünnet'te, hakkında açık bir hüküm bulunmayan yeni meselelere çözüm getirirler. Bunlar Kur'ân'da sayılmamıştır. TDV İslâm Ansiklopedisi 23. cild, sy;15-23. 2-Muhammed Hamidullah, İslâm'ın Hukuk ilmine yardımları (Salih Tuğ) İstanbul 1962. *İslâm, insanın sadece mânevî hayatını düzenlemekle kalmaz, dünya hayatını da düzenler.

21 Haziran 2026 02:29

Köşe Yazarı

Allah'ın Nizamı İslâm (43)

'Batı Şehir Devleti anlayışı', etnik, dinî ve aristokrat (imtiyazlı) sınıfsal farklılaşmayı esas alırken, İslâm Devlet anlayışı, İslâm'ın temelini teşkil eden; Tevhid, hukuk- adalet, liyakât ve şeffaflığı ve hesap verebilirliği esas almıştır. Bu hükmün esası Kur'ân'ın şu hükmüne dayanmaktadır; "(Resûlüm) De ki, sizin dininiz size, benim dinim de bana" (siz sizin hukukunuza, ben de benim hukukuma tabiyim.) Kâfirun-6. Kendi hukuk sistemiyle meseleleri çözememişlerse, o zaman çatı hukuk sistemine mesele götürülür (yani MV ve uygulayıcısı devlet başkanına). MV, Hz. Resûlellah'ın adil ve bâsîretli uygulamasıyla Ortaçağı aşan bir devlet anlayışı getirmiştir. 1-Ahmet Güneş, Medine Vesikasının İslâm Hukuku Açısından kaynak değeri. Ekev Akademi Dergisi, Erzurum-2008, 12;34. 2-Ahmet Akgündüz, Eski Anayasa hukukumuz ve İslâm Anayasası. 3-Ahmet Yaman, Tarihi ve hukuki yönüyle Medine Sözleşmesi/ Vesikası. 4-Mustafa Özkan, Medine Vesikası. TDV İslâm Ansiklopedisi, ek 2. cild, sy;212-215. *Hz.

18 Haziran 2026 02:41

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha