
"Allah'ın işine karışılmaz" atasözünün açıklamasına baktığımızda, şunu görüyoruz; isanların aklı Allah'ın yaptıklarını algılamaya yetmez. Aşağıdaki hikâyeyi birçoğunuz biliyordur: Adamın biri; "Ya Rabbi, her yaptığın iyi, hoş da, şu Mayıs böceklerini niye yarattın? Bunlar neye yarar?" diye içinden geçirmiş... Ama çare bulamamış, sonunda bir ihtiyar kendisine: "Mayıs böceklerinden toplayıp kaynatarak, bunları macun yap, kırk gün aç karnına birer kaşık yut" demiş. Yoksa ümmî olduğum için mi bu işi beceremiyorum" der. Bediüzzaman da Molla Hamid'e cevabî şöyle bir mektup yazar: "Kardeşim senin dokunaklı acıklı mektubun bizi derinden yaraladı ve ağlattı. Senin mektubun Van'ı, Şam ve Mısır'a tercih ettirdi." Özetle anlamamız gereken; "Üzerimize düşeni (vazifemizi) yapıp sonucu Allah'tan beklemektir."
Kaynak: Yeni Asya
04 Temmuz 2026 00:32
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İhtiyaçlarımız
Toplumumuza baktığımızda olması gereken bazı şeylerin olmadığını yani onlara her zaman veya bazı anlarda ihtiyacımız olduğunu (veya kaybettiklerimizi) gündemi takip eden her okuyucumuz hemen bana hak vereceklerdir. Bunları şöyle sıralayabiliriz; faydalı ve verimli eğitim, adalet, hak-hukuk, liyakat, vicdan, merhamet, eşitlik, hürriyet, gerçek demokrasi, sevgi, saygı vs. Bunlardan başka, Müslüman milletimizin güzel millî hasletlerinin başlıcalarından doğruluk, meşveret, hürmet, cesaret, nezaket, vefakârlık, fedakârlık, iyilik, yardım etmek, dayanışma, helal-haramlara dikkat vb. sayabiliriz. 1000 yıldır İslâm'ın bu değerlerini yaşamış ve bu konuda âdeta bayraktarlık görevini yapmıştır. Veya fıkradaki durum gibi farklı yerlerde yani olmaması gereken yerlerde arıyoruz gibi gözüküyor. Mesela, Mevlana diyor ki; "Başkalarının kusurunu örtmekle gece gibi ol. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol. Hoşgörülükte deniz gibi ol." İslâm'ın emrettiği şekilde hayatımızda hiçbir değişiklik yapmadan, kendi aklımıza, nefsimize güvenerek yaşayarak bulacağımızı sanıyoruz.
23 Haziran 2026 00:08

Sizin Cevabınız Ne Olurdu?
"Bir firmada yönetim, işe girmek isteyenlere bir soru sormuş ve soruya en uygun cevabı veren kişiyi işe almışlar. Bu soruda doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok sadece düşünce sistemi önemli. Soru şu: Karanlık yağmurlu bir gece yağmur yağıyor fırtına var gök gürlüyor ve siz sabaha karşı 02.00′ de tek başınıza ıssız bir yolda araba ile gitmektesiniz. Arabanız iki kişilik. Biraz ilerde otobüs durağında 3 kişi bekliyor. Birincisi bir doktor, sizi daha önce geçirdiğiniz kalp krizinden kurtarmış. İkinci kişi, çok yaşlı ve hasta neredeyse ölmek üzere olan birisi. Üçüncüsü, hayatta her zaman tanışmak için can attığınız bir yazar. Hava gittikçe kötüleşiyor ve arabanızda sadece bir kişiye yer var. Böyle bir durumda ne yapardınız? Soruyu iyice düşünün ve en iyi cevabı verin." Alıntıya devam etmeden şöyle bir düşünelim. İkinci olarak vefa duygusu ağır basar ve hasta adamı alırdım. Alıntıya devam edelim; "Görüşmecilerden bazılarının cevabı şöyle olmuş: A. Hasta adamı en yakın hastaneye götürürdüm. B. Doktor daha önce hayatımı kurtardığına göre onu alırdım. C. Manen düşünürsem, tabiî ki hasta adamı alırdım, fakat kendi geleceğim ve hayatım için her zaman tanışmak istediğim büyük yazarı alırdım." Burada doğru veya yanlış cevap diye bir şey yok sadece her bir kişinin durumu algılayışı ve ele alışı var. Bu görüşmede cevapların % 90′ ı "yaşlı adamı alırdım" olmuş; ama sadece bir kişiyi işe almışlar.
16 Haziran 2026 00:23

Virüsler Ve Hayata Etkisi
Üstad Said Nursî bir eserinde şöyle der: "İ'lem ey mağrur, mütekebbir, mütemerrid nefis! Sen öyle bir zâfiyet, acz, fakirlik, miskinlik gibi hallere mahalsin ki, ciğerine yapışan ve çok defa büyülttükten sonra ancak görülebilen bir mikroba mukavemet edemezsin; seni yere serer, öldürür." (Mesnevî-i Nuriye, s. 100) O zamanlarda birçok şeye alıştık. Bu gibi virüs olaylarında, "Allah, yarattığı her şeyi güzel yarattı" (Secde Suresi: 7) ayeti hükmüyle, "Her şeyde, hatta en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsün ciheti vardır. Evet, kâinattaki her şey, her hadise ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denilir. Veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir. Bir kısım hadiseler var ki, zahirî çirkin, müşevveştir. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var." (Sözler, 18. Söz) Yukarıda saydığımız çirkinlerin aksine güzelliklerin ve faydaların bir kısmını da şu şekilde sıralayabiliriz: Hava kirliliğinin azalması ve bunun sonucu ozon tabakası tamir olmaya başlaması, trafik kazalarının ilk anlarda azalması, evlerdeki sohbetlerin artması, eğlence sektörünün eskiye nazaran sekteye uğraması ve dolayısıyla safahatın azalması, eğitimlerin ve işlerin çoğunlukla evlerden devam etmesi, dershanelerde yapılamayan derslerin evlere kaydırılarak çoğaltılması ve internetten yapılarak daha geniş kitlelere ulaşılması, temizliğin artması ve israfın azalması, evde kalarak okumalarımızın artması, insanların hırslarının ve tamah duygularının törpülenmesi, insanlar ve toplumlar arasında yardımlaşma duygularının harekete geçmesi, dijitalleşmenin artması... Demek, "Her şeyde, hatta en çirkin görünen şeylerde, hakikî bir hüsün ciheti vardır" ayetinin hükmü böylece açıkça otaya çıkmış oluyor.
07 Haziran 2026 00:39

Üstad'ın 100 Yıl Önceki Sürgünü (2)
Said Nursî'nin 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı sonrası Batı Anadolu'ya (önce Burdur, sonra Isparta/Barla) sürgün edilmesi sonrası özellikle Barla hayatı esnasında ortaya çıkan Barla Lâhikası hakkında bazı şeyler söylemeden önce Barla Lâhikası kitabının Takdim kısmındaki tanımı arz ediyorum; "Risale-i Nur'un Barla'da telif edildiği ve kalemle istinsah edilerek neşre başlandığından Eskişehir hapsi zamanına kadar olan devrede Nur'un ilk müştak talebelerinin, Nurların hemen telifi zamanında, ilk okuyup yazdıklarında duydukları samimî hissiyat, kalbî ve ruhî istifade ve istifâzalarını dile getiren fıkralarını ve Hazret-i Üstadın da bazı mektuplarını ihtiva etmektedir." Sürgün hayatının en önemli meyvesi olan eserler (Külliyat), sadece dinî metinler değil; aynı zamanda dönemin sosyolojik yapısını ve bir "sivil itaatsizlik" modelini yansıtan tarihi belgelerdir. Özellikle bu dönemi temsil eden Barla Lâhikası ve eserlerin genel yapısı hakkında detaylara baktığımızda şu özellikleri görürüz. Edebî üslubu, klasik Osmanlı Türkçesi ile o günün halk dilinin harmanlandığı, akıcı ve yüksek enerjili anlaşılabilir bir dildir Buna göre özellikle "Barla Lâhikası", bir haberleşme ve sosyoloji belgesi olarak kabul edilmeli. Bu dönem (1926 sonrası süreç) aynı zamanda "Sivil ve Pasif Direniş"in zirvede olduğu bir süreçtir. Sivil itaatsizlik: Yasaklara rağmen eser üretmeye devam etmesi, ancak bunu yaparken asayişi bozacak hiçbir eyleme izin vermemesi, Türkiye toplumunda "pasif ama kararlı bir duruş" örneği olarak kabul edilir. Özetle söylemek gerekirse, 1926 sürgünü, Said Nursî'yi fiziksel olarak Barla'ya hapsetmiş olsa da, zihinsel olarak onu tüm Anadolu'ya yayılan bir kütüphanenin tek ve başyazarı haline getirmiştir.
15 Nisan 2026 00:29

Üstad'ın 100 Yıl Öncesi Sürgünü (1)
Said Nursî'nin 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı sonrası Batı Anadolu'ya (önce Burdur, sonra Isparta/Barla) sürgün edilmesi, Türkiye'nin yakın tarihindeki en çok tartışılan konulardan birisidir. İlk olarak devletin bakış açısından yani güvenlik odaklı yaklaşım açısından baktığımızda; Cumhuriyet'in henüz çok genç olduğu (2. yılı) ve devrimlerin başladığı bir dönemde bahsedilen Şeyh Said isyanı patlak vermişti. Said Nursî'nin cevabı şöyle olmuştu: "Yaptığınız mücadele, kardeşi kardeşe öldürtmektir ve neticesizdir. Çünkü Türk-Kürt birdir, kardeştir. Türk milleti bin senedir İslâmiyet'e bayraktarlık etmiştir. Dini uğrunda milyonlarca şehit vermiştir. Binaenaleyh, kahraman ve fedakâr İslâm müdafilerinin torunlarına kılıç çekilmez ve ben de çekmem!"1 Said Nursî, Şeyh Said Hâdisesi dolayısıyla takındığı tavır net olduğu halde, yine adaletsiz bir şekilde, yüzlerce insanla birlikte sürgüne gönderildi. 2 Aslında Said Nursî, siyasî bir mücadeleden ziyade iman odaklı bir tecdit (yenilenme) hareketini savunuyordu. (Devam edecek) 2- https://sorularlarisale.com/bediuzzaman-said-nursî-ile-seyh-said-ve-said-molla-farkli-kisiler-midir
12 Nisan 2026 00:31

Bayram Hayattır
Bir aylık bir arınma süreci sonunda bayram bazıları için bir sevinçtir. Bayram hüzündür, Gazze'deki, Pakistan'daki, Irak'taki, Filistin'deki, Sudan'daki Müslüman için. Onları düşünen diğer Müslümanlar için de hüzündür bayram. Bayram zevktir, şevktir, lütuftur. Bayram ağlamaktır, bayram gülmektir yeri geldiğinde. Çocuk için bayram sevinçtir, şekerdir, oyundur, paradır, el öpmektir, hediyeleşmektir, kısaca bayram hayattır. Bayram tatlıdır, şekerdir, yemektir dostlarla sohbetle geçirene. Bayram özellikle bu bayram bir yakınlaşmadır, kurbiyettir Allah'a, dostlara.
20 Mart 2026 00:29

Rahman Aynası
Rahman; Allah'ın bir sıfatı, İbranice ve Aramice "merhamet," fiil olarak sevme, acıma, merhamet etme, bağışlama, rahmet anlamlarına gelir. Besmelede ve Kur'ân-ı Kerîm'in ilk sûresi Fatiha'da kendisini Rahman ve Rahîm olarak tanıtan Allah, kullarına nimet veren, acıyan ve onları bağışlayandır. Rahm (akrabalık) kelimesinin Sen'in Rahman isminden geldiğini bildiren bir kudsî hadis-i şerifte şöyle buyuruyorsun: "Kim akraba haklarını yerine getirirse, Ben de o kimseye iyilik ve lütufta bulunurum. Bunu yapmayana da iyilik ve lütufta bulunmam."1 Biz de, buna ve sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (asm) söylediği şu tavsiyeye uyuyor ve akrabalarımıza iyi muamelede bulunuyoruz; "Kim rızkının bol ve ömrünün uzun olmasını arzu ederse, akrabalarına iyi muamelede bulunsun." 2 Nefislerimizin lezzet aldığı cismanî gıdaların ve bedenî lezzetlerin tamamı Sen'in Rahmaniyet hakikatinin cilvesidir. Bu vücudun bir organı rahatsız olursa, diğer organlarda acı çekip uykusuz kalırlar, Ya Rahman, Ya Rahîm. Ya Rahman, bu isminden aldığımız dersle bize yansıyan, fakirlere yardım, cahillere ilim öğretme ve günahkârlara da merhametle dua ediyoruz, Ya Rahman, Ya Rahîm.
11 Mart 2026 11:27

Ramazan Aynası
Rahman; Allah'ın bir sıfatı, İbranice ve Aramice "merhamet," fiil olarak sevme, acıma, merhamet etme, bağışlama, rahmet anlamlarına gelir. Besmelede ve Kur'ân-ı Kerîm'in ilk sûresi Fatiha'da kendisini Rahman ve Rahîm olarak tanıtan Allah, kullarına nimet veren, acıyan ve onları bağışlayandır. Rahm (akrabalık) kelimesinin Sen'in Rahman isminden geldiğini bildiren bir kudsî hadis-i şerifte şöyle buyuruyorsun: "Kim akraba haklarını yerine getirirse, Ben de o kimseye iyilik ve lütufta bulunurum. Bunu yapmayana da iyilik ve lütufta bulunmam."1 Biz de, buna ve sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (asm) söylediği şu tavsiyeye uyuyor ve akrabalarımıza iyi muamelede bulunuyoruz; "Kim rızkının bol ve ömrünün uzun olmasını arzu ederse, akrabalarına iyi muamelede bulunsun." 2 Nefislerimizin lezzet aldığı cismanî gıdaların ve bedenî lezzetlerin tamamı Sen'in Rahmaniyet hakikatinin cilvesidir. Bu vücudun bir organı rahatsız olursa, diğer organlarda acı çekip uykusuz kalırlar, Ya Rahman, Ya Rahîm. Ya Rahman, bu isminden aldığımız dersle bize yansıyan, fakirlere yardım, cahillere ilim öğretme ve günahkârlara da merhametle dua ediyoruz, Ya Rahman, Ya Rahîm.
11 Mart 2026 00:33

Bereket Ve Rahmet
Bir ayette Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Allah'a ve Resûlüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir." 1 Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyuruyor: "Birbirinizle ilgi ve alâkayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize haset etmeyin. Ey Allah'ın kulları! Kardeş olun." 2 Bediüzzaman, 22. Mektubun başında; "Mü'minlerde nifak ve şikak, kin ve adâvete sebebiyet veren tarafgirlik ve inat ve haset, hakikatçe ve hikmetçe ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetçe ve hayat-ı şahsiyece ve hayat-ı içtimaiyece ve hayat-ı mane-viyece çirkin ve merduttur, muzır ve zulümdür ve hayat-ı beşeriye için zehirdir" diyor. Bunun önemli olduğunu bir hadis-i şerifte şu şekilde fark ediyoruz: "Mü'minin mü'mine bağlılığı, parçaları birbirini tutan bina gibidir."3 "Mü'minler ancak kardeştirler"4 ayetinin anlamını aramızda gerçekten yaşatabildiğimiz sürece karşımıza çıkacak sıkıntı ve musibetlere karşı zafer elde eder ve bereket ve rahmete kavuşabiliriz. "Rabb'im bizlere böyle Allah sırf için kurulan dostluklar nasip eylesin, ümmet-i Muhammed'e (asm) birlik, beraberlik nasip eylesin ve kalbimizden nifak tohumları varsa bizleri Kuddüs ismi temizlesin, çıkarsın ve Rahîm ismiyle kalbimize uhuvvet, muhabbet, şefkat tohumları eksin ve hidayetten, sırat-ı müstakîmden ayırmasın amin..."
01 Mart 2026 00:51


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Dostum Yeni Asya'm
Her Nur grubu gibi bizler de Risale-i Nurlar'ı okuyup bu hizmetin bir ucundan tutmuş gidiyoruz. Üstad neşriyatın önemini şu cümlesiyle anlatır: "Risale-i Nur, bu mübarek vatanın manevî bir halaskârı olmak cihetiyle, şimdi iki dehşetli manevî belâyı def etmek için matbuat âlemiyle tezahüre başlamak, ders vermek zamanı geldi veya gelecek gibidir zannederim." (Emirdağ Lâhikası, 62. mektup, s. 133) Yeni Asya'nın niçin yayın hayatına başladığını hatırlayalım. Bilindiği gibi, Yeni Asya, Üstad Said Nursî'nin üç hayat devresine de sahip çıkarak, başta Risale-i Nurların neşri olmak üzere, içtimaî, siyasî ve sosyal meselelerde Nur talebelerinin nasıl davranması gerektiğini dost ve düşmanlara fiilen göstermekte ve ispat etmektedir. Yayın hayatında 57. yılına giren Yeni Asya'nın Nur talebelerine layık bir gazete olduğunu biliyor ve dosta da düşmana da gösteriyor ve anlatıyoruz vesselam…
21 Şubat 2026 00:48

Orası Daha Güzel
Bu güzellikler, etrafımıza dikkatle baktığımızda ve kalbimizi açtığımızda her an karşımıza çıkabilir. Canlılara baktığımızda, onların çeşitliliği, mesela, bir kelebeğin kanadındaki desenden bir kar tanesinin eşsiz kristal yapısına, bir çiçeğin açışından bir kuşun cıvıltısına kadar canlılar âlemi güzellikler âlemidir. Ama orası muhakkak ki daha güzeldir. Hâlbuki "Ehl-i iman için ölüm sonrası hayat daha güzel, daha tatlı, daha mutlu ve daha zevklidir." Herhalde bu yüzden Hz. Yusuf (as), hayatının en güzel ve en mutlu anında ölmeyi istemiştir. Çünkü dünya hayatında yukarıda saydığımız güzellikler yanında, sıkıntı, zahmet, keder ve elem vardır. İmanlı kimse için ölüm; "Zindan-ı dünyadan bostan-ı cinâna [Cennet bahçelerine] seyahattir." Cenab-ı Hak Kur'ân'da şöyle buyuruyor: "İman eden ve güzel işler yapanları müjdele: Altlarından ırmaklar akan Cennetler onlarındır. O Cennetlerden rızık olarak bir meyve yediklerinde, 'Bu daha önce yediğimiz rızıktandır' derler. Rızıkları, dünyadakine benzer şekilde kendilerine sunulur. Orada onlar için ter temiz eşler vardır. Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır." 1
15 Şubat 2026 00:24

Kardeşliği Tavsiye Eden Eser
1930'lu yıllarda yazılan Bediüzzaman Said Nursî'nin Uhuvvet Risalesi, Risale-i Nur Külliyatı'nın önemli bir parçasıdır ve temelde mü'minler arasındaki kardeşlik ve birlik konularını işler. Kardeşliğin (uhuvvetin) önemi: Bediüzzaman'a göre muhabbet, uhuvvet ve sevmek, İslâmiyet'in mizacı ve rabıtasıdır. Tesanüd ve ittihad ile hizmetin başarılı olması için mü'minlerin omuz omuza vermesi, birlik ve beraberliği tam sağlaması gerektiği belirtilir. Birbirinde fânî olmak: Risale-i Nur mesleğinde özel bir prensip olan "tefânî" düsturu önemlidir. Her doğruyu her yerde söylememek: Önemli bir düstur olarak, "Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu demek doğru değildir" prensibi belirtilir.
08 Şubat 2026 00:27