×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

"Aldı Nemçe Bizim Nazlı Budin'i"

Osmanlı Devleti, 1526 Mohaç Meydan Savaşı'ndan sonra Macaristan topraklarının büyük kısmını ele geçirdi. Kanunî'nin, sarayın duvarına kendi el yazısıyla şu beyiti yazdığı söylenir: "Gâziler meskenidir beyim bunda gayr olmaz Burda zulmeyleyenin âkıbeti hayr olmaz" Caaanım Muhibbî, beyitin altına, şu hadis-i şerifi de kazımış: "Bir saatlik adalet, yetmiş yıllık ibâadetten iyidir" Avusturya kralları, Osmanlının adil yönetimi altında bir buçuk asır huzur içinde yaşayan Budin'den, hiç vazgeçmediler. Macaristan'da 12 Nisan 2026'da yapılan seçimi, neredeyse Macarlar kadar heyecanla bekledik. Konuyla ilgili 13 Nisan 2026'da Refrattario e controcorrente'de Fabrizio Burattini tarafından kaleme alınan makalede (çevirisi biamagcumartesi'de mevcut) şöyle diyor: "Orban'ın yenilgisinin aynı zamanda Donald Trump, Benjamin Netanyahu, Giorgia Meloni, Matteo Salvini, Marine Le Pen, AfD, Javier Milei ve onların tüm neo-faşist çevresi için de ağır bir yenilgi olmasıdır. Bu satırların yazıldığı sırada, Macar müttefiklerini açıkça ve oybirliğiyle desteklemiş olan küresel aşırı sağın neredeyse tamamen sessizliğe bürünmesi tesadüf değildir." Bu sessizlik, bizim ülkemizde de oldu. "Macaristan'da onlarca yıldır kurulu olan (ve elbette sadece bu ülkeyle sınırlı olmayan) yağmacı kapitalizme alternatif bir perspektif sunan -ister temkinli bir sol, ister daha radikal bir yaklaşım olsun- her seçenek, tamamen oyun dışı kalmıştır. Bugün tüm ilerici ve demokrat Macarlar (ve biz de onlarla birlikte), bir yarı-faşisti yenmiş olduğu için bir ultra-muhafazakârın zaferine sevinmek zorunda kalıyor. Bu durum, varsayımsal olarak, Marina Berlusconi ve Antonio Tajani'nin partisinin, Giorgia Meloni'ye karşı çıkmaları durumunda olası bir zaferine sevinmek zorunda kalmamıza benziyor… Bu gerçekten de zamanın ruhunu ve solun içinde bulunduğu felâketi gösteriyor." Bu zorunlu sevinç, bizim ülkemizde de oldu. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, 2 günlük sessizlikten sonra bu sevinci şöyle eleştirdi: "Bu seçim sonuçları üzerinden Türkiye ile Macaristan arasında zorlama paralellikler kurmaya çalışan CHP zihniyetini de ibretle takip ediyoruz. Macaristan'daki değişimi referans alarak Türkiye'de de benzer bir sonucun çıkacağını hayâl edenler, bu basiretsiz mukayeseleriyle Türk siyasî gerçeklerinden ne kadar kopuk olduklarını bir kez daha kanıtlamışlardır. CHP yönetimindeki bu zeminsiz ve alakasız yaklaşım, mizah dergilerini aratmayacak bir düzeye ulaşmıştır. Madem Macaristan seçimleri onlar için bu kadar hayatî bir referanstır, kendilerine tavsiyemiz CHP'den ayrılıp siyasî kariyerlerine Macaristan'da devam etmeleridir. Zira orada, kendileri için daha sağlıklı bir zemin bulabilirler." Tamam CHP'nin, tüm ilerici ve demokrat Macarlar gibi, bir ultra muhafazakârın zaferine sevinmiş olması, normal değil.

Köşe Yazarı

Kaynak: Karar

03 Mayıs 2026 00:01

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Fotoğraf Çektirmeme Hürriyeti

Vaktiyle "geleceğin filozofu" diye gördüğüm bir akademisyen tanımıştım. Doktora yapıyordu ve evli değildi. Darbelerin ve yolsuzluk söylemlerinin atbaşı gittiği bir seçimde "Boş mu atsak?" dediğimde, "Oy pusulasına, 'Darbeye de yolsuzluğa da karşıyım.' yazalım." demişti. "Yazık oldu. Bir filozof doğacaktı, düşük yaptı." diye meseleyi anlattığım bir büyüğüm, "Gözünde büyütmüşsün. Felsefeyi kim kaybetmiş de o adam bulsun?" dedi. Bir taraf, "Dâvân varsa âilen olmamalı." diyordu. Çünkü onların iyiliği için pes etmek vardı. Bu fikrin karşısında olan ise, "Âilen olmazsa dâvânı sürdürecek kimse olmaz." tezini savunuyordu. Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümünün diploma töreninde, çap yaparak alnının akıyla diplomasını almaya hak kazanan bir öğrenci, sırf birlikte fotoğraf çektirmeyi reddettiği için diplomasını vermemeye kalkan felsefe hocasından, söke söke diplomasını aldı. "İki ay sonra rektörlükten al!" demiş, çekiştirirken. O diplomayı iki ay içinde alıp alamayacağını Allah bilir. Bilmem hatırlar mısınız, 28 Şubat rüzgârının estiği yıllarda törenlerde el sıkışmak istemeyen kız öğrencilerin zorla elini sıkan hocalar olurdu. Mezkûr akademisyen için Boğaziçi'nde paraşütçü diyorlarmış. Erken mürüvvet tehlikelidir. Böyle bir mürüvveti ziyan etmek olmaz.

07 Temmuz 2026 00:01

Köşe Yazarı

İsmi Lazım Değil, Yezid

Muharremin onuncu gününde arka sayfada bahsedilen hadiseler şöyleydi: Hz. Adem'in tövbesinin kabulü, Nuh'ungemisinin tufandan kurtuluşu, Hz. Musa ve İsrailoğulları'nın Firavun'un zulmünden kurtuluşu, Hz. Yunus'un balığın karnından kurtuluşu… Hepsi böyle miydi bilmiyorum, Kerbela faciası yazmazdı. Kerbelâ faciası, Emeviler döneminde oldu. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Külliye'deki Muharrem iftarında yaptığı konuşmada Kerbela hüznünden, Ehli Beyt sevgisinden bahsetti. Hz. Hüseyin'i, "Serdar-ı Şehidan" diye andı. Yezid'den bahsetmekten imtina etti. O Yezid öyle bir Yezid ki iktidarını korumak için sınır tanımadı. Gençlik yıllarımda, elimde "meded ya şah-ı şehidan" hüsn-i hattını gören birinin nasıl bir fitneye alet olduğum uyarısında bulunduğunu hatırlıyorum.

28 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Kurulmuş Bahçeye Misâfir Olmak

Geçen sene Feridun Andaç'ın, "Bir Bahçe Kurmak" başlıklı köşe yazısından alıntılar yaparak, Kocaeli'nin bir köyünde kurduğum bahçe hakkında yazmıştım. "Bir bahçe kurmak, aynı zamanda insanı kıvandıran bir şeydir. Tek bir ağacınızın bile olması bambaşka bir duygu yaşatır size. Bir zeytin, bir ceviz, bir incir ağacı örneğin; ya bir ahlat, ardıç, meşe..." diyordu yazar. İstanbul'da tanıştığım bir hanım, bahçe kurmanın rûha şifâ olduğundan bahsettiğimiz birgün, "Sizi çok iyi anlıyorum. Eşim bunun için yaptı bahçeyi." dedi. O da Nâbi'nin dediği misal, toprağa yönünü çevirmiş: "Kendinizi emânet edebileceğiniz bir dostunuz gibi görmelisiniz bahçenizi." diyor Feridun Andaç. Adam, kendini emânet etmiş dostuna. "Öyle köylü işleri yapmıyoruz." gibi bir cevap vermişti. Bahçe kuramıyordu bir türlü. Emânet gibi oturmuş; "Ben olsam neler yaparım" diye hayâl etmiştim. "Kiraz zamanı toplamaya adam lâzım olursa haber verin." diye dâvet ettirdim. "Estağfirullah yemeğe beklerim." dedi. Geçen hafta, "Bekliyorum" deyince fesi sâhilde bıraktım. Lamartine, "Tabiatla insanlar arasında bir çeşit akrabalık vardır." demiş. "Sizin bahçeler ne durumda?" diye sordum. "Gidip gelmiyoruz pek. Bakımsız durumdalar." Sebebi tahmin ettiniz belki. Bu yazıyı okuyunca, "E tabi maddî gücü olan yapar. Masrafını da karşılar." mâzeretine sığınmayın derim. Bahçeyi kurmak, birinci adım. O zaman kendiliğinden büyüyor bahçe.

21 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

Şûle: Kol Kırılır Yen İçinde Kalır

Önce Emine Erdoğan'ın, 25 Kasım 2019'da Dünya Kadına Şiddetle Mücadele Günü kapsamında yaptığı konuşmada geçen bazı ifadeleri hatırlatmak istiyorum. "Erkekler, kadınları mülk edinemezler. Üstünlük iddia edemezler." "Söz konusu olan şiddetse kol kırıldığında yen içinde kalamaz!" "Mahrem alan, şiddetin uygulanmasına zemin olduğu anda, insan hakları ihlâli başlamış demektir." O zaman bu konuşmanın arkasından kaleme aldığım yazıda rahmetli Şûle Yüksel'in, iki eşinden de mahrem alanda gördüğü fiziksel şiddetin dava uğruna yok sayıldığına dikkat çekmiş; erkeklerin bunu yapmasını anladığımı ama kadınların bu konudaki sessizliğini anlayamadığımı ifade etmiştim. Maalesef Şûle Yüksel'in takipçileri olan hanımlar, özellikle de eli kalem tutanlar, bu konuya yıllarca girmediler. Böyle bir travma yaşayan birçok kadın, tesettürü terk edip, İslâmî kesime "bay bay" derdi. Şûle Yüksel hayattayken çekilen ve TRT Avaz'da yayınlanan belgeselde ilk evliliği hakkında tek cümle var: "32 yaşındayken tiyatrocu Abdullah Kars ile yaptığı mutlu evlilik ne yazık ki beş yıl sürer." Mutlu denilen evlilik, beş yıl boyunca şiddet gören kadının susmasıydı. Geçtiğimiz günlerde Şûle Yüksel'in hayatını anlatan "Şûle: Senin Hikâyen" dizisi TRT'nin dijital platformu "tabii" de yayınlandı.

14 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

"Sivil Toplum" Denilen Heyula Uyuşmuşsa

"Pekâlâ bacağına sıkabilir, omzuyla düşürebilir, başka şeyler yapabilirdi o baba evladını öldürmek yerine. Ama anladığım kadarıyla o noktada hiçbir 'keşke'si kalmamış o babanın. Bin kere yazdım uyuşturucu konusunda, bin kere daha yazarım. 'Sıktı artık!' deseniz de yazarım. Çünkü çocuklarımız her gün ölüyor ve daha da berbat bir manzara olarak babalar, artık çocuklarını öldürüyor." Mezkûr yazar, çözüm teklifi sunuyor. İkinci olarak, adına "sivil toplum" dediğimiz o heyulayı ne yapıp edip harekete geçirmek, uyuşturucuyla mücadeleyi kalıcı, sürdürülebilir, etkili şekilde yürütmek lazım geldiğini ifade ediyor. Yazarın bir teklifi daha var. "AK Parti'nin, CHP'nin, MHP'nin ve meclisteki diğer partilerin gençlik kolları 'uyuşturucu ile mücadelede topyekûn bir hareket planı' açıklayıp alana çıksalar bir umut doğabilir. İslâmî STK'larla seküler STK'lar ortak bir 'eylem planı' üzerinde anlaşsa bir şey olur." Çok güzel bir teklif ama imkânsız. 2019 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi'nde, "Uyuşturucuyla Mücadele Komisyonu" kurulması hakkında verilen teklif, AK Parti ve MHP'li üyelerin oylarıyla reddedildi. Hoca, verilen önerinin, aslında uyuşturucuya özendirdiğini şöyle anlattı: "Bu mesele, bence basit bir ihtiyaç değil. Çok ciddi bir zihniyet farkı var. Şunu fark etmiyor CHP zihniyeti. Çıplak gerçeklik, politik kolektivizm tamam doğru ama uyuşturucu dediğiniz zaman teşvik ediyorsunuz, mücâdele etmiyorsunuz." dedi. Çünkü TBMM'nde Uyuşturucu Madde Bağımlılığı Araştırma Komisyonu var.

07 Haziran 2026 00:01

Köşe Yazarı

"Ey Benim Ceylan Bakışlı Hünkârım!"

"Hoca Sâdeddin Efendi, muhasaraya katılan bahar ordusunu şöyle anlatır: Benefşe, eline şeşperini almış; süsen, incecik beline kılıcını kuşanmıştır; karanfil, yeşil mızrağının üzerine bir baş dikmiştir. Tanyeli öncü, nergis gözcüdür. Ak sancak taşıyan ise zanbak. Ve çınar, ellerini açmış şöyle dua etmektedir: Tanrım, cihan padişahına dilediği fethi ver! Elini, İstanbul şehrinin fethine eriştir!" (Güller Kitabı, sh. 33) Mehmed Han, baharla ve gülle yolu kesişen bir hünkârdır. Eşlerinin adları, Gülşah, Gülbahar ve Çiçek'tir. Nisan başında surların önüne gelir ve gül ayının sonunda çiçek yağmuru altında İstanbul'a girer. Dedesi Osman Gazi'nin vasiyetine uyarak İstanbul'u gülzar eyler. Bir bahar günü geldiği dünyaya, yine bir bahar günü, 1481 yılının 3 Mayıs'ında veda eder. Nezihe Araz'ın Fatih sevgisini özetleyen seslenişini, fethin 573. yılı münasebetiyle sizlerle paylaşmak istiyorum: Ey benim ceylan bakışlı Hünkârım! "Noel Baba'ya Mektuplar" kitabının orijinalinde geçiyormuş. Roksan Çağlar, kitabı 2005 yılında, 16 yaşında çevirdi. Şimdi kitabın çevrildiği 2005 yılından geriye gidelim. On bir dalda Oscar alan ve dünyada milyonlarca insanın seyrettiği; üstelik tüm zamanların en iyi filmlerinden olan "Yüzüklerin Efendisi" film serisini hatırlayalım. Filmdeki kötülük diyarı Mordor'un Anadolu; orklar'ın ise Türkler olduğu yorumları yapıldı o yıllarda. Fatih'in ordusuna "gulyabaniler" diyen birisinin bunu yapması gayet sıradan bir iş. Doğu'nun zenginliği için yollara düşen aç, sefil, yağmacı, çapulcu haçlı sürüsünü gözünüzün önüne getirin. Yine de kısa bir süre İstanbul'a yerleşmelerine engel olamadı (1204-1261 Latin Krallığı).

31 Mayıs 2026 00:01

Köşe Yazarı

Kekik Kokulu Bir Mayıs Günü

Kasım günleri bitti. Tevfik Fikret, mayıs ayını, "sâf u dilber şûh u sevdâkâr bir köylü kızdır" diye târif ediyor. O hâlde bu köylü kızının en saf hâli, kırda bayırda, hattâ yaylada görülür. Çok şükür bu sene yol boyunca su sesi geliyor. Hele tomurcuklarının güzelliğini anlatamam. Eskiden İstanbul'da, Anadolu'nun kuşburnusuna "nesrin" derlermiş. Böyle yapınca hep İlhan Berk, aklıma geliyor. Nasıl bir koku anlatamam. Sonra bir çoban çeşmesinde durup su doldurduk. İstanbul'da yaşayan bir arkadaşıma bu çeşmenin suyundan götürüp, "Çay yaparsın" demiştim. Suyun tadına bakınca, "Kıyamam çay yapmaya. Bu ne güzel su!" diye hayret etmişti. Bu su, bizim dibimizde ama yaşadığım yerde hâlâ marketten su alanlar var.

24 Mayıs 2026 00:01

Köşe Yazarı

Haşılı Pisletenler

Birden canı yanınca, "İçine ettiğim, elimi acıttın!" diye söylenmiş. Bunu duyan kocası, ağzına küfredip "haşılı pislettin!" diye kızmış. Bizde, birbirine sövüp sayan, sonra utanmadan oturup birlikte yiyip içenlere, "Haşıla şey edenler" derler. Kütahyalı'nın geçmişte birlikte yiyip içtiği, birlikte darbe müjdesi verdiği arkadaşlarından biri olan Cem Küçük, Kütahyalı gözaltına alınınca parayı sevdiğini söyledi. "Cem'e, aleyhinde yazı yazdırırım." demiş. 2017 yılında Rasim Ozan Kütahyalı'nın Beyaz tv ekranında Boşnaklar hakkındaki iğrenç sözlerine tepki gösteren bir yazar, Kütahyalı'nın, hemen her kapıyı "reis" adına açıp, tasarrufu altına alabilme yeteneğinden bahsetmişti. "Cem'e yazdırırım." diyor. "Benim değil" dedi. Firma da "Yok, o değil" dedi. Firma da muhalif basına böyle bir haber yaptırıp, "Seni rezil ederim!" sinyali verdi.

17 Mayıs 2026 00:01

Köşe Yazarı

Yeter! Yıldırımhan'ı Çok Yordunuz!

1957 Ekim ayında, Ruslar Sputnik uydusunu fırlattığı zaman, Amerika halkı topluca bunalıma girdi. 18 Aralık 2012'de, yazılımı tamamen bize âit Göktürk-2 uydusunun Çin'den fırlatılışı için ODTÜ'de tören düzenlendi. Fırlatma Kampanyası Sorumlusu Emir Serdar Aras, "Fırlatma anında tarifi mümkün olmayan bir heyecan yaşadık. Tüm Türkiye'nin, büyük bir heyecan yaşadığına inanıyoruz." dedi. Sadece yapmanın değil, fırlatmanın da önemli olduğunu ve ROKETSAN'ın fırlatma yöntemleri üzerinde çalıştığını da ifade eden Gül, çok mühim bir tespitte bulundu: "Biz, bu psikolojik sınırı aşmış olacağız. Çocuklarımız, artık Türkiye'de kendi uydusunu yapabiliyor. Fırlatma işlemi tamamlandığında 'uzaya fırlatabiliyoruz' diyeceğiz. Bu, çok önemli." Ecdadımız, rüyalar görerek medeniyet inşa etti. "Sen uçamazsın!" diyenlerin karşısına, "Geçmişte uçmuştuk; gene uçarız." özgüveniyle dikilmek. Millî Savunma Bakanlığı (MSB) AR-GE Merkezince laboratuar test sonuçları başarıyla tamamlanan, saha testleri devam eden Yıldırımhan füzesi, geçen hafta SAHA 2026 Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarı'nda sergilendi. İnternette bir imam da, "Camiler sabah namazında dolunca İsrail'i yeneceğiz." diyordu. Hanımına, "Bunu sakla! Üç tane daha bulunca at alırız. Bütün işlerimizi atla yaparız. Oduna atla giderim." demiş. Hanımı da çoşmuş: "Ben de çarşıya, pazara, düğüne derneğe atla giderim." Adam, hanımına bir tokat atmış. "Yeter be! Atı çok yordun!" Bu tokat, bazı yandaş yazarlara da atılmalı. Osmanlı padişahları içinde hangisinin cesaretine hayran olduğum sorulsa tereddütsüz "Sultan Yıldırım Bayezıd" derim. Tarihin gördüğü en muhteşem süvarilerden birisi olan 4. Osmanlı padişahı 1. Bayezıd Han, 1389-1402 yılları arasında hüküm sürdü. Bir rivayete göre Anadolu ve Rumeli arasında hızlıca gidip gelmesi sebebiyle Emir Sultan, "Bayezıd'ım, sen yıldırım oldun." dedi. Sebep her ne olursa olsun, 1. Bayezıd Han, at sürmede çok hünerli bir komutandı. 1396 yılında İstanbul'u kuşattığı zaman haçlıların Niğbolu Kalesi'ne doğru ilerlediğini haber alınca kuşatmadan vazgeçip ordusunun başına geçti ve Niğbolu'ya doğru yıldırım gibi at sürdü. Sultan, atına atladığı gibi haçlıların arasından geçerek surların dibine kadar gitti ve "Yettim bre Doğan!" dedikten sonra yine haçlıların arasından yıldırım gibi at sürerek ordusunun yanına döndü. Fakat böylesine cesur bir komutan olan Yıldırım, Timur tehlikesini değerlendiremedi.

10 Mayıs 2026 00:01

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Anzaklar Neyimiz Olur?

Yine bir 25 Nisan, yine Anzak torunlarından Şafak Ayini…. Modern Pierre L'Ermiteler, dokuz asır evvel olduğu gibi sömürge topraklarında dolaşarak şöyle seslendiler: "Barbar Türklere dersini vermeye gidiyoruz. Medeniyet nedir, insanlık nedir bilmeyen, Hırıstiyanlığın ve Hristiyanların can düşmanı, Türklere haddini bildireceğiz. Türk kızları ile tatlı mâcerâlar yaşayacaksınız. Hayatınızda unutamayacağınız tatlı maceralar.." Bu sözlerin büyüsüne kapılarak gönüllü yazılan Anzaklar, Mısır'da eğitildikten sonra, 25 Nisan 1915'de Çanakkale cephesinde savaşmaya başladılar. 1915'de geçilemeyen Çanakkale, 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası işgâl edildi. Ziyaret esnasında, bizim şehitliğin bakımsız hâlini ve buna karşın düşman kuvvetlerinin diktiği abidelere canı sıkılan Atsız, Conk Bayırı'nın en hâkim yerindeki Yeni Zelant Abidesi'ni görünce esef ederek şöyle der: "Bu yabancılara niçin abide dikiliyordu? Uzak yerlerden geldikleri için mi? Bunlar bir zafer mi kazanmışlardı? Her yerde gördüğümüz irili ufaklı İngiliz mezarlarının üzerinde, onların ebedî hatırasından bahsolunuyordu. Hâlbuki onlar buna lâyık mı idi?" Cumhuriyet'in ilk çeyreğinde devletin Çanakkale'ye koyduğu mesafe, Atatürk'ün Anzak annelerine hitaben yazdığı taziye ile başka bir boyut daha kazandı. "Bu memleketin topraklarında kanlarını döken kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz! Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır." (1934) Taziyede görüldüğü gibi her ne hikmetse, toplumun bir kesiminde, Anzaklar'a karşı aşırı bir hoşgörü var. Gelibolu savaşlarının kendilerine bir millet olma kimliği kazandırdığına inanan Avustralyalılar, kendi ülkelerinde bir bayram havasında kutladıkları 25 Nisan'ı, Çanakkale'de de Şafak Ayini şeklinde kutlamayı millî bir gelenek hâline getirdiler.

26 Nisan 2026 00:01

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Dokunmayın Bakanıma!

Matematik öğretmeni Ayla Kara. 15 Nisan'da, Ayser Çalık Ortaokulu'nda dersteyken aynı okuldan bir öğrenci tarafından vuruldu. Saldırganın hedefindeki öğrencilerine kendini siper ederek şehid oldu. Biri şehid, biri muvazzaf (belki sürgün) iki öğretmen. "Nihayet aklı başına gelmiş" derken yazının devamında, "Dokunmayın bakanıma!" savunmasını görünce acı acı güldüm. Mezkûr yazar, 4+4+4 sisteminin acilen değişmesini istemiş. Evet şimdi bu sistemi değiştirmek isteyen Bakan, o zaman müsteşardı ve "Kararlılıkla devam edeceğiz." demişti. "5. sınıflara yazık oluyor, ergenlerin arasında mahvolacaklar." eleştirisine kulaklarını tıkamıştı. Bir tarafta, öğrencilerine bir şey olmasın diye kurşunların önüne atlayan Ayla Kara ve yine öğrencilerine bir şey olmasın diye nüfuzlu velinin çocuğunu adım adım takip eden Alpaslan Yıldırım.

19 Nisan 2026 00:01

Köşe Yazarı

Bir Akademisyenin Üç Hali

"Ben, bu işi iyi biliyorum. İtiraz istemem!" kıvamındaydı. "Siz uyuyun uyuyun!" diye tahfif etti. 5-6 kişi yemek yiyorduk. Söz, 16 Nisan referandumuna geldi. "Ne yapacağız, ne edeceğiz?" konuşmaları olunca mezkûr akademisyen, "Bir dakika! Merkeze sorayım." dedi. Telefonu kapatınca aynı on yıl önceki "itiraz istemem" edâsıyla, "Arkadaşlar, evet oyu veriyormuşuz." dedi. "Ama hocam siz...." diyemedim. Dolayısıyla "Hocam, siz, ilmî bir toplantıda MHP'ye sorarak oyunuzu açıkladınız." diyemedim. Sevgili akademisyenimiz, Bahçeli'nin Erdoğan'ı nasıl hizaya sokup devlet yönetmeyi öğrettiğini anlattı. Erkekler, kıvırır, azarlar veya "Yalan söyledim" der ama kadınlar öyle bir ciyaklar ki hatırlattığınıza bin pişman olursunuz. Yine karşılaşırsak, yazdıklarıma kızarsa, "Ben öyle şeyler yazmam." der geçerim.

12 Nisan 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha